IMF Programının Sonucu: Gübre Kullanımı Düştü

Çiftçi gelirlerinin düşmesine karşılık IMF gübre desteklerinin azaltılmasını istedi. Sonuç: 2001de gübre kullanımında 2000e göre % 20lik bir düşüş yaşandı. Reform uygulamasının başlatıldığı 1999 baz alındığında düşüş yüzde 24e ulaşıyor.

Bursa - BİA Haber Merkezi
01 Eylül 2002, Pazar
Türkiye nüfusunun % 35'ini oluşturan 23 milyon çiftçinin geçimini sağladığı tarım sektörü "kara delik" ilan edildi. Uluslararası mali kuruluşlar Türkiye'nin tarımı desteklemesini istemiyorlar. Dünya Bankası'nca hazırlanan ve IMF'nin Türkiye'ye vereceği kredi için "önkoşul" olarak dayattığı reform programı destekleme alımlarının, tarımsal girdi ve kredi desteklerinin kaldırılmasını, tarımsal KİT'lerin tasfiye edilmesini, tarım satış kooperatiflerinin işlevsiz hale getirilmesini, bazı ürünlerin (tütün, fındık, şeker pancarı, çay) ekim alanları ile üretiminin azaltılmasını ve dünyanın hiçbir ülkesinde tek başına uygulanmayan doğrudan gelir desteği (DGD) sistemine geçilmesini kapsıyor. Çokuluslu şirketler bu programla Türkiye tarımını çökerterek AB ve ABD gibi metropol ülkelerin tarım/gıda stoklarına pazar yaratmayı amaçlıyorlar.

Reform uygulamaları meyvelerini vermeye başladı. Çiftçi gelirlerinin düşmesine karşılık IMF ve Dünya Bankası'nın dayatmalarıyla gübre desteklerinin azaltılması, 2001 yılında gübre kullanımında 2000'e göre % 20'lik bir düşüş yaşanmasına yol açtı. Sektör yetkililerinden edinilen bilgiye göre, 2000'de 5,3 milyon ton olan gübre tüketimi 2001'de 4.3 milyon tona geriledi. 1999'da tüketim 5.6 milyon ton idi. Buna göre gübre tüketimindeki azalış reform uygulamasının başlatıldığı 1999 yılı baz alındığında % 24'ü buldu.

Gübre, tarımda üretimi % 50 artırıyor

Bitkisel üretimde verimliliğin artırılabilmesindeki en etkin araçlardan birisi kimyasal gübrelerdir. Tarımsal ürün maliyetleri içindeki payı % 10-15 olan gübrelerin verim artışındaki payı koşullara göre değişse de, genel olarak % 50 dolayındadır. Yapılan araştırmalar gübreleme için yapılan masrafın aynı yıl sonunda 10.5 kat olarak geri döndüğünü ortaya koymaktadır.

Gübre kullanımı dünya ortalamasının altında

Türkiye'de gübre tüketimi dünya ortalamasının altındadır. Bitki besin maddesi olarak hektara gübre kullanımı Japonya'da 321, İngiltere'de 283, Fransa'da 240, Mısır'da 214, Meksika'da 204, İspanya'da 155, Pakistan'da 119, Yunanistan'da 115, Bangladeş'te 111 kg olmasına karşılık; Türkiye'de 85 kg dolayındadır. Bu miktar 116 kg olan dünya ortalamasının çok altındadır.

Gübre en çok Akdeniz'de kullanılıyor

Gübre tüketiminin tarım bölgelerine göre dağılımı incelendiğinde, toplam tüketim içerisinde en yüksek payı -sırasıyla- Akdeniz, Ortagüney, Ege ve Marmara Bölgelerinin aldığı görülmektedir.

Gübrenin yarısı buğdaya

Gübre tüketimi ürün grupları açısından incelendiğinde, tüketilen gübrenin % 45'lik bölümünün buğday üretiminde kullanıldığını, buğdayı sanayi bitkileri ile meyvelerin izlediği görülmektedir.

Gübre tüketiminde artış hızı giderek azalıyor

Gübre kullanımı 1960-70 döneminde 13 kat, 1970-80 döneminde 2 kat, 1980-90 döneminde 1.7 kat artış göstermiştir. 1990-2000 dönemindeki artış ise yalnızca % 6'dır. Gübre tüketimi ile çiftçinin alım gücü olarak ifade edilebilen gübre/ürün fiyatı dengesi arasında önemli bir ilişki bulunmaktadır. Tüketim artışındaki görülen duraklamanın en önemli nedeni, çiftçinin son yıllardaki düşük gübre alım gücüdür.

Gübre destekleri giderek azaltıldı

Çiftçinin alım gücünü hem ürün hem de gübre fiyatları belirlese de, en önemli etken gübreye yapılan devlet desteğinin oranıdır. Bu oran 1979'da % 81 iken 1995-97 döneminde % 50, 1998'de % 37, 1999'da % 27 ve Nisan 2000'de % 18 olmuştur. Destekleme alımları kaldırılıyor, ürün fiyatlarının ve buna paralel olarak çiftçinin alım gücünün düşürülmesine karşın gübre için çiftçiye verilen sübvansiyonlar göstermelik hale getiriliyor. Tüm bunların sonucunda zaten yetersiz olan gübre kullanımı daha da azalıyor.

Üretim azalıyor, ithalat artıyor

1990'da 4.3 milyon ton olan kimyasal gübre üretimi 2000'de 3.2 milyon tona düştü, yani % 27 oranında azaldı. Buna karşılık 1990'da 1.4 milyon ton olan ithalat 2.4 milyon tona çıktı, yani % 71 oranında arttı. 1990 yaklaşık 5 milyon ton olan tüketimin % 28'i ithalatla karşılanırken, 2000'de tüketimin neredeyse yarısı (% 46'sı) ithalatla karşılanır hale geldi. Reform uygulamalarının etkilerini iyice duyurmaya başladığı 2001 yılında ise gübre üreminde dramatik bir düşüş yaşandı; üretim 2000 yılına göre % 17, 1999'göre ise % 21 oranında azaldı.

Üretim ve dağıtımda aslan payı tekellerin

Türkiye'de gübre üretiminin % 90'ından çoğu 2'si kamu (TÜGSAŞ ve İGSAŞ), 4'ü özel sektör (Bagfaş, Ege Gübre, Gübre Fabrikaları TAŞ ve Toros Gübre) olmak üzere 6 kuruluş tarafından gerçekleştirilmektedir.1994-2000 yılları ortalamasına göre üretimin % 56'sı özel sektör, % 44'ü ise kamu gübre fabrikaları tarafından gerçekleştirimektedir. Dağıtımda özel sektörün payı % 40, kooperatiflerin payı % 30, kamunun payı ise % 19 dolayındadır.

Özelleştirme tekellere yarayacak

Uluslararası sermayenin tarım kesimine "reform", "yoksul çiftçiye yardım" kisvesi altında yönelttiği saldırılardan biri de kamuya ait gübre fabrikalarının özelleştirilmesidir. Özelleştirme kapsamında olan TÜGSAŞ ve İGSAŞ için 2000 yılında yapılan ihaleler kamuoyu tepkisinden çekinilerek iptal edilmiştir. Kamu gübre fabrikalarının özelleştirilmesi halinde;

*Sektörde kamunun fiyat düzenleyici işlevi sona erecektir. Böylece gübrede fiyat istikrarı bozulacak, üretici ucuz gübre sağlayamayacak ve gübre kullanımının düşmesine koşut olarak tarımsal üretim azalacaktır. Tarım kesiminin GSYİH içindeki payı daha da düşecek üreticinin gelir düzeyi gerileyecektir.

*Tekelleşme artacak, sektör kâr mantığına göre etkinlik gösteren bir yapıya kavuşacaktır. Kâr mantığının egemenliği ithalatı daha cazip duruma getirecek, bu nedenle üretim etkinliği gerileyecek, ithalat ise artacaktır. Üretimin düşmesi, buna karşılık ithalatın artmasına bağlı olarak döviz kaybı da artacaktır.

*Üretim -ithalat-depolama-dağıtım ve tüketim zincirinde özel kuruluşlar tekelci egemenlik kurarak, normal kârın ötesinde tekelci bir kâr elde etme olanağı bulacaklardır.

*İthalatın artması özel sektör kuruluşlarının yatırımlarını ertelemesine, işçi ücretleri ve çalışma koşulları üzerinde baskı yapmalarına yol açacaktır.

Reform çiftçiyi yıkıma sürüklüyor

Gerek IMF ve Dünya Bankası'nın yönlendirdiği program, gerekse bu programın neden olduğu Şubat 2001 krizi diğer sektörleri olduğu gibi tarımı da derinden etkiledi. Girdi kullanımı azaldı, üretim düştü ve tarım sektörü sabit fiyatlarla % 6.1 küçüldü. 2000'de 28 milyar dolar olan tarımsal katma değer % 31 oranında azalarak 19.4 milyar dolara düştü. Tarımda 2000'de 1261 dolar olan kişi başına milli gelir 1000 doları altına (878 dolara) geriledi. Tarım ve tarım dışı kesimler arasındaki gelir farklılaşması daha da büyüdü. Öte yandan bir zamanlar tarımda kendine yeterli 7 ülkeden biri olmakla övünen Türkiye yalnızca 4 ürünün (pamuk, ayçiçeği, soya ve mısır) ithalatı için neredeyse 1 milyar dolar ödüyor.

Çözüm kendi öz gücüne güvenmek

Bu çöküşten kurtulabilmek için başka çare yok. Türkiye, IMF ve Dünya Bankası'nın dayatmalarına, çokuluslu gıda ve tarım tekellerinin isteklerine göre değil, ülkenin gereksinimlerine ve doğal koşullarına uygun gerçek bir tarım reformu programı hazırlamalı ve uygulamaya koymalıdır.

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN