Karakayayı Anma Davasında Tarihi Duruşma

Salihlide anne Karakayanın oğlunu mezarında anarak suçu ve suçluyu övmekten yargılandığı duruşmada bu olmadı. Yalanda uzlaşmazlık, böcek olmayı kabul etmezlik, etiyle kemiğiyle oradaydı. Gelecek duruşma Ertuğrulu kaybedişimizin 30uncu yıl dönümünde.

"... Ben 29 yıldır mezarını ziyarete gider gelirim. Oraya gidince sanki canımı görüyor gibi oluyorum. Beyim dayanamayıp 7 yıl önce öldü. Ben ağlaya sızlaya gözlerimi kaybettim. Dört, beş yıldır kim elimden tutarsa beni mezara o götürmektedir. Madem böyle bir adalet vardı da, beş yıldır gidip geliyorum, kapıcısı var, bekçisi var, orası eğlence yeri değil. Ana kuzuları yatıyor. Ciğeri yananlar ağlıyor. Askerde vurularak ölenin annesi olan arkadaşım var. Onlar da beni arabayla götürmektedir. Ben 73 yaşındayım. Gözlerim görmediği için bazen torunlarım, bazen komşularım götürmektedir. Bu suç mudur? Beraatımı istiyorum. Yasaksa kapıya yazsınlar."

Anne Ayşe Karakaya'nın "oğlunu mezarı başında anarak suçu ve suçluyu övmek" fiilinden sanık olarak yargılandığı Salihli 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nde, 9 Mart Cuma günü, ilk duruşmada ifade tutanağına geçen sözleri, bunlar.

"Yasaksa kapıya yazsınlar." Bu sözü akılda tutmalı.

Duruşma salonunda 19 sanık 20 avukat vardı.

Sanıklar istisnasız, ifadelerinde, Ertuğrul Karakaya'yı her 8 Haziran'da mezarı başında anmaya devam edeceklerini belirttiler. Onları buraya sanık olarak getiren zihniyeti kınadılar, suçladılar.

Avukatlar -genci de vardı yaşlısı da- çok iyiydiler. Çok iyi savunmalar yaptılar. Ortada bir suç olmadığından, buna "savunma" demek çok yerinde değil aslında. Yaptıkları şeyin faşizmin mükemmel bir teşhiri olduğunu söylemek daha doğru.

"Tarih, yalanlarda uzlaşmadır der, bir düşünür. 30 yıl sonra bir savcı, yalanda uzlaşmamızı istiyor" dedi genç biri.

"Yalanda uzlaşmak... Yalanda uzlaşmamızın istenmesi..." Bunları da akılda tutmalı.

"Bugün sizin mahkemenizin karşısında olanlar, böcek olmayı kabul etmeyenlerdir" dedi başka biri.

Savcının iddianamesine nazire, aydınlık, geniş ve ferah bir mekandı duruşma salonu. Böcek olmayı kabul etmeyenlerin yanındakilerle hınca hınç dolduruldu.

Duruşma, iki kere ara verilerek yaklaşık üç saat sürdü.

Bir süre sonra anlaşıldı ki, bu aslında bir Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) forumudur. Ertuğrul Karakaya'nın layıkıyla anıldığı, faşizmin lanetlendiği, 21 yaşındaki yeğeni Nurşen'den en kıdemli avukata kadar herkesin bilgece konuştuğu, analiz ettiği, sorguladığı bir ODTÜ forumu. Duruşmanın bu niteliği, Av. Ali Koç tarafından sunumu yapılan ve hukuki bir başeser niteliği taşıyan savunma dilekçesinde en belirgin halini aldı.

Şimdi aklımızda duruşmadan sözcükler uçuşuyor... Bunlar birbirine değiyor, bağlanıyor. Dönüş yolunda Ertuğrul'un en yakınındaki bir arkadaşı, bunları düşünüp düşünüp, arada sırada konuşuyordu:

"Buradan bir ceza çıkarsa, yani 'yasak' diye 'kapıya yazılırsa'... Vay canına bu ne demektir, biliyor musunuz arkadaşlar?

"'Sizin bir geçmişiniz yok, sizin bir tarihiniz yok. Biz onu suç ilan ettik. Onu anmayın. Onu hatırlamayın bile. Böylece bugününüz de yok, geleceğiniz de olmayacak' demektir."

Yani işte "yalanda uzlaşmamızın" istenmesiydi bu. "Böcek olmayı kabul etmemiz"di.

Salihli'de 9 Mart 2007 Cuma günü duruşmasında bu olmadı. Yalanda uzlaşmazlık, böcek olmayı kabul etmezlik, etiyle, kemiğiyle oradaydı.

Gelecek duruşma 8 Haziran 2007 tarihinde. Ertuğrul'u kaybettiğimiz günün 30'uncu yıl dönümünde. (HA/TK)

* Savunma avukatlarının savunma metnini görüntülemek için tıklayın. (MS Word metni, 75K)


Manisa - BİA Haber Merkezi

12 Mart 2007, Pazartesi

Haluk AĞABEYOĞLU