"Ticarileşen Suyun Faturasını Kadınlar Ödüyor"

"Suyun ticarileşmesiyle su fiyatları artıyor, kalitesi bozuluyor, hastalıklar artıyor" diyen Kocabıçak devletlerin ve sermayelerin kadının eve gelen suyla ona kalan boş vaktinde su faturasını ödemek için çalışacağından emin olduklarını söyledi.

Feminist Kolektif'in düzenlediği Yerel Seçimler ve Feminist Mücadele panelinde "Toplumsal Yeniden Üretim ve Suyun Ticarileştirilmesi" konusunda konuşan Ece Kocabıçak, "Kadınlar tarih boyunca suya köyün çeşmesinden ulaştılar, çeşmenin olmadığı durumlarda su aramaya çıktılar" diyerek kadın ve su arasında birebir bağlantı olduğunu söyledi.
"Günümüzdeyse artık su, çeşmelere takılan sayaç ve kartlarla temin edilir hale geldi. O karta para yüklemek zorunda olan kadının parası yoksa eğer suyun kaynağını koruyan güçler kadını kaynağa yaklaştırmıyorlar"

Kocabıçak suyun ticarileşmesinin şehirde nasıl cereyan edeceğiniyse şöyle anlattı.

"Suyun fiyatı çok yükselecek. Faturalar ödenmediğindeyse su aniden kesilecek. Elektriksiz veya az besinle yaşamak mümkünken susuz yaşamak değil."

Kocabıçak, dışarıdan sağlıksız temin edilen suyun yarattığı hastalıklarla da yine kadını mağdur ettiğini söyledi.

"Güney Afrika'da yaklaşık 10 milyon insan kirli kaynaklardan su temin ediyor. 400 bin kişiyse koleradan dolayı öldü. Göz enfeksiyonları, sarılık, körlük, grip, anemi, dizanteri hastalıkları daha çok ortaya çıkıyor. Kadın bedeni erkek bedenine göre doğurganlık özelliğiyle çok daha fazla hijyene ihtiyaç duyar. Suyun ticarileşmesiyle kamusal alanda özellikle tuvaletlerde kısıtlı su veya susuzluk başka çeşitli hastalıklara da neden oluyor. Kadınlar kamusal mekanlara gitmekten imtina ediyorlar. Örneğin Afrika'nın pek çok bölgesinde regl oldukları dönemden sonra kız çocukları tuvalete gitmekten sakınıyor. Çünkü hijyeni sağlayacak su yok. Hatta bu nedenle okula gitme oranları bile düşebiliyor."

Diğer yandan bir su bidonunun neredeyse 40 kilo olduğunu söyleyen Kocabıçak, "Kadınların omurgalarında ciddi hasarlar oluşuyor" dedi.

Dünyadaki uygulamalar

Kocabıçak'ın verdiği bilgiye göre Filipinler'de suyun ticarileştirilmesinin ardından su fiyatlarının yüzde 400, Fransa'da yüzde 150  arttı,  ancak suyun kalitesi bozuldu, Britanya'da fiyatlarda yüzde 450 artış oldu, hizmet kesintileri yüzde 150 arttı, dizanteri hastalığında altı misli artış görüldü. Arjantin'de  su fiyatları yüzde 82 artarken, en yoksul kesimin yıllık gelirinin yüzde 9'unu su faturalarına harcadı. Hindistan'da 103 farklı marka şişe suyu mevcut. Kocabıçak şişelenen suyun kalitesizliğinin de ciddi tehdit olduğunu belirtti.

Uganda ve Kenya'da yapılan çalışmalara değinen Kocabıçak "Kadınların yüzde 96'sı günde yarım ile altı saat arasında bir zamanı temiz su arayarak harcıyor" dedi ve ekledi:

"Kadınlar suyu para ile satın almaya başladıklarında o parayı ödeyebilmek için çalışmak zorunda kalıyorlar. Sebze ve meyveyi daha fazla sulamasının nedeni ürün satıp para kazanmak ve o parayla su satın almak."

Kocabıçak suyun evin yakınına gelmesiyle sebze-meyve üretiminde ve hayvancılıkta BM raporlarına göre "verimin" arttığını, ancak bu verimle elde edile gelire de erkeklerin el koyduğunu ifade etti.

Suyun ticarileşmesinin devletler ve sermaye kuruluşları olarak iki aktörü olduğunu söyleyen Kocabıçak, Bolivya'da, Nepal'de suyun ticarileşmesine karşı birebir kadınların direniş başlattığını, polisle çatıştığını söyledi.

Suyun ticarileşmesinin kadının karşılıksız emeğinin süresinin artmasına neden olduğunu söyleyen Kocabıçak "Kadının ev içinde yaptığı toplumsal üretim bu süreci yavaşlatıyor, kadınlar kapitalistlerin ayağına ciddi bağ olmayı başarıyorlar" dedi. (EZÖ)


İstanbul - BİA Haber Merkezi

16 Mart 2009, Pazartesi

Emine ÖZCAN