"Prof. Çeker ve TCK Tasarısı Aynı Zihniyetin Ürünü"

"TCK'de cinsel suçlarla ilgili değişiklik öngören tasarı geri çekilmeli; Prof. Çeker erkekleri dekolte giyen kadınlara taciz ve tecavüze tahrik ettiği ve kadınları cinsiyetlerinden dolayı aşağıladığı için yargılanmalı." Avukat Gülbahar, cinsel suçlarla ilgili yasa tasarısını ve Prof.Çeker'in sözlerini değerlendiriyor.

İstanbul - BİA Haber Merkezi
17 Şubat 2011, Perşembe

Avukat Hülya Gülbahar, "cinsel saldırı suçu ile çocuklara ve reşit olmayana tecavüzden yargılananların hadım edilmesini" öngören tasarıyı yorumlarken, "tecavüz suçunun sorumlusunun dekolte giyen kadınlar olduğunu" söyleyip "hangi kıyafetin tahrik edici sayılacağını belirlemek üzere de bir komisyon kurulmasını" öneren Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Anabilim dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Çeker'in alenen suç işlediği görüşünde.

Yeni TCK'de değişiklik öngören tasarının ise derhal geri çekilmesi gerektiğini düşünüyor. Çünkü tasarı kadınlara uygulanan cinsel şiddetin sosyal, kültürel, ekonomik boyutlarını, cinsel şiddetin toplumsal bir sorun olduğunu göz ardı ediyor; cinsel suçların cezalarının alt sınırını indiriyor; tedavi ve kimyasal cezayı birbirine karıştırıyor; sarkıntılık fiilini yeniden gündeme getiriyor; tecavüz suçlularının salıverilmesinin önünü açıyor; zorla evlendirme gibi ağır bir suça sembolik bir ceza öngörüyor.

Gülbahar'ın Prof. Çeker'in sözlerine ve yeni TCK'de değişiklik öngören yasa tasarısına ilişkin değerlendirmeleri şöyle:

"Hadım etme"yi de öngören tasarı derhal Meclis'ten çekilmeli

* Tasarı, tecavüz ve çocuk istismarının yanı sıra cinsel amaçlı herhangi bir vücuda dokunma eyleminde de kimyasal cezalandırmanın ve kısırlaştırmanın önünü açıyor.

* Cinsel şiddeti "hasta", "sapık" bireylerin işlediği marjinal bir suç olarak nitelendirirken  suça maruz kalan kadınların "makul olmayan tutumlarıyla", "dekolteleri" ya da "tahrik edici davranışlarıyla" tecavüzü hak ettiklerini söylüyor.

* Tedavi ile kimyasal cezayı birbirine karıştırıp hakimlere hekimlerin yerine tedavi kararı verme yetkisi tanıyor. Hekimlere ise infaz memuru misyonu yüklüyor.

* Cinsel suçlar ve çocuklara yönelik cinsel istismarın cezalarını artırıyor gibi görünürken aslında cezaların alt sınırını düşürüyor.

* Tecavüzcü ve istismarcıyı hasta ilan ederek aslında onlara hasta muamelesi yapılmasının ve belki de tedavi olmayı taahhüt eden suçluların salıverilmesine gidecek bir sürecin önünü açıyor.

* Eski TCK'da kalkmış olan sarkıntılık kavramını yeniden TCK'ya getiriyor.

* Tasarının nadir olumlu yanlarından biri, zorla evlendirmenin suç olarak düzenlenmesi. Ancak insan hayatına mal olacak kadar ağır bir suç olan, bazı kadınların intiharıyla sonuçlanan, bir çok kadının istemediği bir insanın seks kölesi ya da hizmetçisi olarak yaşamasına neden olan zorla evlendirme suçunun cezası herhalde bir yıldan başlamamalı.

* Bu noktada, iktidarın, yeni TCK tartışmaları sırasında bekaret kontrollerinin suç sayılması için verdiğimiz mücadele sırasında gösterdiği yaklaşımın aynen devam ettiğini görüyoruz. Ağır bir suça sembolik bir ceza verdiğinizde, o suçla gerçek anlamda mücadele etmiş olmuyorsunuz. Tecavüzcüye kimyasal ilaç vererek tecavüz sorunu çözülemeyeceği gibi, zorla evlendirme gibi son derece ağır bir suçu da sembolik cezalar vererek çözemezsiniz.

Çeker tecavüz suçunun cezasız kalmasını istiyor

* Prof. Çeker bir insanlık suçu olan tecavüzde "makul olmayan davranışları" ya da "kılık kıyafetleri" nedeniyle tahrik edici rol oynayan kadınların suçun yüzde elli ortağı olarak görülmesi gerektiğini söylüyor. Bu tür kıyafet ve davranışların hangi durumlarda tahrik indirimi gerekçesi sayılacağını saptamak üzere bir heyet oluşturularak kanunun buna göre yeniden düzenlenmesini istiyor. Bu tür davranışlar içinde olduğunu iddia ettiği kadınların taciz / tecavüze maruz kaldıklarında şikâyette bulunmalarının meşru olmadığını söyleyebiliyor. Dolayısıyla aslında kadınları suçun yüzde yüz sorumlusu ilan ediyor.

* Bu, cinsel suç mağdurlarının ancak yüzde 10'luk bir kesiminin şikâyetçi olduğu, bu yüzde 10'luk kesimin yüzde 40'ının şikâyetçi olurken bile korktuklarını ifade ettikleri bir ülkede, cinsel suçların tamamen cezasız kalmasını istemektir. (BB)

 

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN