Cumhuriyet gazetesi köşe yazarı Özgentürk artık "Türkiye asla bir İran olmayacak" ifadesine katılamadığını söyledi.
Ertuğrul Özkök yazısında daha önce pek çok ülkede karşımıza çıkan bir gerçeklikten bahsediyor. Kılık kıyafetin kanunlarla düzenlenmediği ülkelerde -örneğin Malezya, Libya, Cezayir- dahi belli tavizler verilince kadınlar zorunlu olarak kapanmıştı.
Cezayir de bir kurtuluş savaşı verdikten sonra bağımsızlığa kavuştu. Kadınların bağımsızlığa kavuşmada çok önemli rolü vardı. On sene önce Cezayir'de bulunduğum sırada İslami baskı nedeniyle kadınların çok kötü durumda olduğunu gördüm.
Entellektüel çevrelere mensup bir sinema yönetmeninin Cezayir'de eşiyle dışarı çıkarken yanında evlilik cüzdanını taşıması gerekiyordu... Kadınların kapanmak zorunda bırakıldığı izlenimini edindim ve özellikle entellektüel gruplar bundan yakınıyordu.
İki kere İran'a gittim. İran'da varlıklı kesim, özellikle de yükselen taşra burjuvazisinin kadınları çarşaf giymiyor, türban takıyorlardı ve çok makyajlıydılar. İran'da yoksul kadınlar, üniversite öğrencileri ve işçiler çarşaf giyiyor. Bu emperyalist bir bilinçten kaynaklanıyor.
Türkiye'deyse bazı "durumları" kurtarmak için kapanma var. Kapananlar "bazı faydalar" elde etmeyi amaçlıyor.
Büyük Ada'da sevdiğim bir lokantada Ramazan ayında yemek yemeği düşündüğüm zaman telefon edip "açık mısınız, içki satışınız var mı" diye sormak durumunda kalıyorum. Taşra kentinde mahalli baskı insanları ne hale getiriyor daha da net görülebilir. Mesela Şanlıurfa'ya gidin... Türkiye muhafazakarlığa yatkın bir ülke.
Örneğin Ege kıyılarının ne olacağını bilemeyiz. En önemli girdisi turizm olan kıyılarda İran'dan ve İslami ülkelerden gelen turist sizi bir yere götürmez. Ege'deki turizm kapanamaz.
Eğer çok radikalse, şeriatı destekliyorsa kara çarşafla gezsin. Kafasını kapatıp dekolte ayakkabılar giyip, ojeli parmaklarla gezenler benim için hiçbir dini temsil etmiyor.
Şerif Mardin yerinde bir uyarıda bulunuyor. Tüm bunların demokrasiyle alakası yok. Resmi yerlere simgesel kıyafetle gitmeler başlarsa ben de çarşaf giyip parlementoya gideceğim...
Başörtülü olmayan kadınların kapanmak zorunda bırakılacağını düşünüyorum. Bunun örnekleri var. İnatla Türkiye'nin bir İran olamayacağını savunan bir yazarken artık ilk defa dini oligarşinin bizi kuşatmaya çalıştığına inanıyorum. Tüm bunlar Türkiye'de bilimin gerilemesine neden olup gelişime engel olacak. Örnekleri çok...
Faşizmle mücadele etmek dinle mücadele etmekten kolaydır. İşin içine din girdi mi her şey zorlaşır. Hep beraber tehlikeli bir yola giriyoruz...
Bugünleri hazırlayan 12 Eylül darbesi. Türkiye'nin en kıymetli kimlikleri yok edilerek toplum bugünkü kabul edişe sürüklendi. Türkiye yavaş yavaş pek çok şeye alıştırılacak. Yok edilmiş solun yeni projelerle ortaya çıkmasından başka toparlanma yolu göremiyorum. "İnsan dibe vurunca ardından toparlanma gelir" derler, umarım öyle olur. (GG)

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.
BİZE ULAŞIN