çağrı

Kızıltepe Olayında Yargısal Hoşgörü

Kaymazların öldürülmesine ilişkin dört polis hakkında açılan davada müdahil olan Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Tanrıkulu hazırlık soruşturmasında TBMM İnsan Hakları Komisyonunun raporunun dikkate alınmayışını ve polislerin tutuklanmamasını eleştiriyor.

Diyarbakır - BİA Haber Merkezi
30 Aralık 2004, Perşembe
Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Sezgin Tanrıkulu, Ahmet Kaymaz ve oğlu U.K.'nin Kızıltepe'de öldürülmesine ilişkin dört polis hakkında açılan davayı izleyeceklerini belirterek, "Biz Diyarbakır Barosu olarak müdahil tarafın yanında yer alacağız. Polislerin bir 'cezasızlık halinden yararlanamamaları' için gerekli hukuki çabayı göstereceğiz" dedi.

Kızıltepe Cumhuriyet Savcısı Pınar Haktanır Akkoç'un hazırladığı fezlekeye dayanarak Mardin Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan iddianame sonucu Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dört polis hakkında açılan davaya ilişkin bianet'e bir değerlendirme yapan Av. Tanrıkulu, hazırlık soruşturmasının sadece kamu görevlilerinden alınan bilgilere dayandırılmasını eleştiriyor.

İddianame otopsi raporu ile çelişiyor

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Hakları Komisyonu'nun olayda çatışma olmadığına ilişkin verdiği raporun aksine, iddianamede "baba-oğul Kaymaz'ların dur ihtarına uymayıp açtıkları ateş sonucu çatışma çıktığı" belirtiliyor.

TBMM İnsan Hakları Komisyonu raporunda, baba-oğulun dışarıya terlikle çıkmış olduğunu, kamyonda herhangi bir kurşun izi olmadığını belirterek çatışmaya yönelik bulgulara rastlanmadığını belirtmişti.

İnceleme heyetindeki Mersin CHP milletvekili Hüseyin Güler, çatışma olduğu şeklindeki iddianamenin otopsi raporu ile de çeliştiğine dikkat çekerek, U.K.'nin sırtına saplanan altı merminin sıralı halde vücuda girdiğini, bir çatışmanın söz konusu olması durumunda bunun mümkün olamayacağını ifade etti.

İddianamede anayasal bir kurum dikkate alınmadı

İddianameyi ve dört polis hakkında açılan davayı değerlendiren Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Tanrıkulu, "Biz öteden beri işkence ve kötü muameleyle suçlanan yani yaşam hakkına müdahale eden kamu görevlilerinin bir 'idari korumadan' ve yargılamada da bir hoşgörüden yararlandıklarını ifade ettik" diyor.

"Bu soruşturma ortaya koyuyor ki bir 'yargısal hoşgörü' halen devam ediyor ve maalesef halen, soruşturmalar, suçu işledikleri iddia edilen kurumların adliyeye intikal ettirdikleri bilgi kadar yapılıyor" diye soruşturmayı eleştiren Av. Tanrıkulu, "Savcılık makamlarının sadece suç işledikleri iddia edilen kurumların kendilerine ilettiği bilgiye dayanarak değil, doğrudan soruşturmayı kendileri yaparak iddianame hazırlaması gerekiyor" diyor.

"Kamuoyunda infial yaratan bu olay nedeniyle baştan itibaren sabıkalıların tutuklanmamış olması da yargısal hoşgörünün bir ifadesidir" diyerek eleştirilerini sürdüren Av. Tanrıkulu, TBMM İnsan hakları Komisyonu'nun anayasal bir denetim mekanizması olduğuna da dikkat çekiyor:

"Öyle gösteriyor ki savcılık makamı bu anayasal makamın raporundan da yararlanmamış."

Av. Sezgin Tanrıkulu'nun soruşturma ve iddianameye ilişkin eleştirdiği diğer noktalar şöyle:

* Bu soruşturma sonucunda yazılan iddianamede Türk Ceza Kanunu'nun 50 maddesine göre meşru müdafaanın aşılması maddesinin sanık polisler lehine gerekçe gösterilmesi, bir hukukçu olarak bana göre kabul edilemez bir şeydir.

* Olayda ölenler kaza kurşunu ile değil, 13 kurşunla öldürülmüş. Polisin görevi her şart ve koşulda zanlıları - ki bu olayda zanlı da değildirler - sağ yakalamaktır. Olayda bu yola gidilmemiş, sağ yakalama imkanları gözetilmemiştir.

* "Bu soruşturmada izlenen yöntem" ve özellikle soruşturmada gizlilik kararı verilmiş olması, sanıklar bakımından olumsuz sonuç doğurmamıştır. Asıl müşteki tarafın ifadelere ve dosyaya ulaşma hakkı engellenmiştir. Dolayısıyla bu gizlilik kararı ile adli yargılama ve tarafların eşitliği ilkesi de hazırlık soruşturması sırasında bizzat savcılık tarafından ihlal edilmiştir. (YS/EÜ)