Uluslararası kamuoyunun da yoğun ilgi gösterdiği OdaTV davasının ilk duruşmasına Türkiye basını tarafından pek ilgi gösterilmedi; duruşma sadece altı köşe yazısında kendine yer bulabildi.
11'i tutuklu 13 sanığın dün (22 Kasım) ilk kez hakim karşısına çıktığı OdaTV davasına, bugün yayımlanan gazetelerdeki köşe yazarlarından sadece altısı köşelerinde yer ayırdı.
Zaman ve Star gazeteleri OdaTV davasının ilk duruşma haberini hiç görmezken, baktığımız gazetelerden Hürriyet, Sabah, Cumhuriyet, Taraf ve Sözcü gazetelerinde hiçbir köşe yazarının Türkiye'de basın özgürlüğünü yakından ilgilendiren ve uluslararası basın yayın kuruluşları ve gözlemcilerin olağanüstü ilgi gösterdiği bu davaya yer vermemeleri dikkat çekti.
Peki ya diğerleri? Görebildiğimiz kadarıyla duruşma sadece Radikal gazetesinden Ezgi Başaran, Vatan'dan Ruşen Çakır, Mustafa Mutlu ve Ruhat Mengi, Akşam'dan Serdar Akinan ve Milliyet'ten Melih Aşık'ın köşelerinde yer bulabildi.
Belki de durumu Ece Temelkuran'ın bugünkü köşesindeki ifadeleri açıklıyordu:
"(...) Sorun onlara, on yıl sonra çocuklarına, 'Ben hapse atılan gazetecilerin yerine oturdum, gazetecilik yaptım' nasıl diyeceklermiş? Radikal gazetesine sorun. Ahmet Şık, haberleriyle o gazeteyi gazete yaptı. Aksini düşünen varsa, yüzüm burada, gelsin söylesin. Nerede meslektaşları? Radikal isminin üstüne oturanlar neredeydi dün duruşma esnasında! Milliyet'in genel yayın yönetmeni neredeydi? Niye o kadar az insan vardı? Korkuyorlardı. Benim de ödüm kopuyor, doğruya doğru."
Dünkü duruşmayı takip edenlerden Radikal gazetesi muhabiri Ezgi Başaran, köşesinde duruşma notlarını aktardıktan sonra yazısını şu sözlerle tamamlıyor:
* Özgür Gündem'in basıldığını, 48 avukatın KCK'dan gözaltına alındığını duyduğumda salona bir kez daha baktım.
* Henüz tutuklanmamış olan avukatlara, yanımdaki gazeteci arkadaşlarıma... Sonra tutuklu meslektaşlarıma.
* Sadece enseleri görünüyordu. Belki başka bir açıdan izleyicilere ayrılmış bölümde oturan biz gazetecilerin ve avukatların da görünüyordur. Başka bir yerden, mesafeden bakıldığında öyledir.
* Öyleyse ne yapacağız? Niyete kaldıysa işimiz? Karartmayacağız yine de o enseyi. Bu da bir özgürlüktür, asla engellenemeyecek cinsten olan.
Milliyet'ten Melih Aşık ise köşesinde "Avrupa'nın en büyük" adalet sarayına girerken yaşanan zorluklara değiniyor ve sonra "açık" olan duruşmaya insanların alınmamasından bahsediyor.
13 sanıktan sadece Yalçın Küçük'e konuşma şansı tanındığını, Soner Yalçın'ın konuşma metnini ise internetten okuyabildiğini söyleyen Aşık, Başbakan'ın gazetecilerin gazetecilik faaliyetinden tutuklanmadığı yönündeki sözlerine atıfta bulunarak iddianamede sadece gazetecilik ve kitap yazma faaliyetleri ile suçlandıklarını hatırlatıyor ve ekliyor: "Bu davanın hiçbir yanını mantıkla izah etmeye imkân yok zaten..."
Vatan'dan Ruşen Çakır da Adalet "Sarayı"nı eleştirenlerden. Kamuoyunda bu kadar geniş ilgi gören bir davanın ilk duruşmasında, esas olarak salonun yetersizliği nedeniyle bir dizi sorun ve tatsızlık yaşandığını hatırlatan Çakır, insanların onar, yüzer gözaltına alındığı bir ülkede "en büyük" Adliye'de "en büyük" salonun daha büyüğünün öngörülememiş olmasına anlam veremediğini söylüyor ve ekliyor:
"Evet bizler gerçekçi olmayı öğrendik ama Ahmet ve Nedim olayının iç ve dış kamuoyunda yol açtığı tepkilerden hareketle savcı, yargıç ve tabii ki polisleri de en az bizler kadar gerçekçi olmaya davet etmek hiç de yanlış olmayacaktır."
Vatan'dan Ruhat Mengi de OdaTV davasını eleştirenlerden. Diğer ülkelerden gazetecilerin Türkiye'deki düşünce ve ifade özgürlüğüne, basın özgürlüğüne, hukuka aykırı tutuklamalar, uzun tutukluluk süreleri ile ilgili yazdıklarını ve samimi endişelerini görünce kendi ülkesi için üzüldüğünü söyleyen Mengi, Uluslararası Basın Enstitüsü'nün (IPI) dosyasının savcılar, hakimler ve duyarsız gazeteciler tarafından okunmasını tavsiye ediyor.
Mustafa Mutlu ise dokuz aydır tutuklu bulunan gazetecilere savunma hakkı verilmemesine dikkat çekerek Soner Yalçın'ın yapamadığı savunmasından söz ediyor.
Akşam gazetesinden Serdar Akinan, "Hukuk mu, guguk mu?" başlıklı yazısında davanın turnusol kağıdı olduğunu ifade ediyor ve duruşma salonunda arkadaşlarını görememiş olmanın verdiği üzüntüden söz ediyor.
Tutuklu sanıklardan Soner Yalçın'ın savunmasını yapamadığını hatırlatan Akinan, avukatları aracılığı ile basına dağıtılan savunma metninden bir bölümü okurlarıyla paylaşıyor. (EKN)

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.
BİZE ULAŞIN