Bir şampiyonadan, o şampiyonada oynanılan birkaç maçtan, biraz dikkat çekmekten bu kadar büyük anlamlar çıkartmak, başka alanlardaki başarısızlığı örtme çabasından başka bir şey değildir.
Hangisinden başlamalı?
Deniliyor ki, Türk Milli Takımı şampiyonanın en dikkat çeken takımıydı.
Yok canım! Neden öyle olsun? 16 takımın katıldığı bir şampiyonada ilk dört takım arasına kalmak başarıdır, ama abartılmaması gereken bir başarı. Avrupa Futbol Şampiyonası’nda şampiyon olan İspanya ve onunla final oynayan Almanya dışındaki takımların büyük bir önemi bulunmuyor.
Deniliyor ki, Avrupa’da itibarımız yükseldi.
Futbolda alınan sonuçla genel itibarın ne ilgisi var? Kötü sonuçlar alan Fransa’nın itibarı bu nedenle azaldı mı? Tabii ki hayır! Ya şampiyonada varlık gösteremeyen İsviçre, aldığı bu kötü sonuç nedeniyle Avrupa’daki itibarını mı kaybetti? Tabii ki hayır!
İngiltere de varlık gösteremedi, ama bu nedenle bu ülkenin Avrupa ya da dünya genelindeki konumunda değişme beklenemez.
Bir futbol şampiyonasında alınan sonuç devletlerin arasındaki ilişkiyi etkilemez. İspanya şampiyon oldu. Bu şampiyonluk İspanya’nın Avrupa’da Almanya ya da Fransa’nın yerini almasını getirmeyecek.
Bizim için ise durum farklı: derin bir güvensizliğin, kompleksin sonucu olarak böbürlenmeden duramıyoruz. Kendimizi başkalarına kabul ettirmek için zorlama fırsatlar yaratmaya çalışıyoruz. Gerçek derdimiz ise kendimizi kendimize kabul ettirmek: Biz büyük milletiz! En büyük Türk, başka büyük yok! Ne çare ki, buna bizden başka inanan da yok!
Almanya’daki Türkiye kökenliler için durum daha da kötü. Bu ülkedeki üçüncü kuşak Türkiye kökenli gençlerin Alman milli takımını da desteklemeleri, onların bu ülkeye ne kadar uyum sağladıklarını gösteriyormuş!
Ne ilgisi var? Kendi takımlarını sonuna kadar tutan İspanyollar Alman düşmanı mı oluyorlar? Ya da Almanların ne yaptığıyla ilgilenmeyip sadece ülkelerini destekleyen İtalyan gençleri bu ülkeye daha mı az uyum sağlamış oluyorlar? Ya Portekiz kökenli gençler, onların durumu da aynı.
Bir şampiyonadan, o şampiyonada oynanılan birkaç maçtan, biraz dikkat çekmekten bu kadar büyük anlamlar çıkartmak, başka alanlardaki başarısızlığı örtme çabasından başka bir şey değildir.
Almanya’daki Türkiye kökenli gençlerin eğitim düzeyi oldukça düşük. Çoğu bırakın üniversiteyi, liseye bile gidemiyor. Herhangi bir meslekleri olmadığı için iş bulma şansları da çok az.
Avrupa Futbol Şampiyonası’nda birinci olsaydık bu durum değişecek miydi? Hayır!
Almanya’da yoksul kabul edilen insanların arasında çok sayıda Türkiye kökenlinin bulunması ortadan mı kalkacaktı? Tabii ki hayır!
Önemli olan kendimizi ajite etmek, kendimizi iyi hissetmekten ibaret galiba!
Bir de başkalarının da buna inandığını zannetmezsek gerçekten daha iyi olacak!(EE/EÜ)
BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.
BİZE ULAŞIN