ROBER KOPTAŞ YAZDI

Anayasayı Konuşmak

"Bu yazı, çarşamba gece yarısına doğru kaleme alınıyor. Siz okur­ken, Dolmabahçe'deki toplantı çok­tan bitmiş olacak. Türkiye'nin gele­ceği açısından son derece kritik olan yeni Anayasa'nın tartışılacağı bu top­lantıda söylemek istediklerimi paylaşmak istiyorum."

İstanbul - BİA Haber Merkezi
05 Kasım 2011, Cumartesi

Okumuşsunuzdur. Meclis Başkanı Cemil Çiçek'in 3 Kasım Perşembe günü Dolmabahçe Sarayı'nda yeni Anayasa'yı gazetecilerle görüşmek üzere düzenlediği toplantıya, ulusal gazete ve televizyonların yanı sıra, Er­meni, Rum ve Yahudi toplumunun içinden çıkarak yayın yapan gazeteler de davet edildi. Cemil Çiçek'in siyasi kariyeri boyunca sergilediği perfor­mans hakkındaki düşüncelerimiz ma­lum olsa da, toplum iradesinin cisimleştiği yer olan Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'nın davetine icabet edece­ğiz şüphesiz. Geçmişte sesleri duyul­mayan kesimlerin muhatap kabul edilmesi önemli ve bu adımı karşılık­sız bırakmak doğru olmaz.

Agos'u Çarşamba geceleri bağlıyo­ruz. Bu yazı da, Çarşamba gece yarısına doğru kaleme alınıyor. Siz okur­ken, Dolmabahçe'deki toplantı çok­tan bitmiş olacak. Türkiye'nin gele­ceği açısından son derece kritik olan yeni Anayasa'nın tartışılacağı bu top­lantıda söylemek istediklerimi bura­da paylaşmak istiyorum.

* Öncelikle, bu toplantının BDP'nin Anayasa Komisyonu üyesi olan bir akademisyenin ve ömrünü daha özgür bir Türkiye için harcamış bir yayıncının cezaevine girdiği bir haftada gerçekleşmesinin, demokra­simiz açısından hiç de gurur duyulası bir vaziyet olmadığını akıldan çı­karmamalıyız. İnsanların katıldıkları toplantılardan, verdikleri derslerden, tuttukları notlardan dolayı cezaevine tıkılmadıkları bir ülkeyi inşa etmek için Anayasaya önemli bir rol düşer şüphesiz. Ama belki ondan da acil olan, mevcut bütün anti-demokratik yasaların kaldırılması.

* Türkiye toplumunun büyük bir çoğunluğu mevcut darbe anayasası­nın değiştirilmesini istiyor. 12 Eylül referandumundan çıkan yüzde 58 Evet oyu, bu arzunun dışavurumuy­du. Unutmayalım ki, Hayır oyu kul­lananların bir kısmı ve referandumu boykot edenlerin tamamı da, 82 Anayasası'ndan memnun değil ve demokratik bir Anayasa istiyor.

* Dolayısıyla, yeni Anayasa'yı ko­nuşurken, kendimize herhangi bir sı­nır, kırmızı çizgi koymamalıyız. Dar­be Anayasası'nın değişmesi teklif da­hi edilemeyen ilk üç maddesi dahil olmak üzere her konuyu ucu açık bir şekilde müzakere edebilmeliyiz. Öz­gür tartışmayı kısıtlayan ön şartlar, Anayasanın gerçekten "yeni" olması­nı engelleyecek, temele dokunmayıp sadece yüzeydeki bazı sorunları gi­dermeye hizmet edecektir. Bu kolay­cılığa düşmeyelim.

* Türkiye'deki pek çok sorunun kaynağı, bazı yurttaşlara ikinci sınıf vatandaş gözüyle bakılmasındadır. Yeni Anayasa'dan beklenen en önemli değişiklik de, tüm vatandaş­ların kâğıt üzerindeki eşitliğini haya­ta geçirecek yenilikçi bir ruhla yazıla­rak, eşitliği gerçekten güvenceye al­masıdır.

* Bu yolda, uluslararası demokrasi ve insan hakları standartları en temel başvuru kaynağı ve ulaşılması istenen ana hedef olmalı. Demokrasisi geliş­miş ülkelerin toplumsal barışı nasıl sağladığından çok şey öğrenebiliriz.

* Türkiye toplumu, çok kültürlü, çok dilli, çok dinli bir toplumdur. So­runlarımızın temelinde, bu toplum yapısına uymayan katı milliyetçi, sekter laik ve tek tipçi anlayış yatıyor. Karanlık geçmişle bir hesaplaşmaya girişilmeden, köklü bir dönüşümden söz edilemez. O halde, toplum yapı­sına uygun yeni bir toplumsal sözleş­meyi sağlamak için çok kültürlülüğü, çok dilliliği, çok dinliliği güvence altı­na alan anayasal düzenlemeler yap­manın da zamanıdır.

Beklentilerimiz:

* Gayrimüslimlere gelince. Türki­ye'de yaşayan ve bu ülkenin yurttaşı olan gayrimüslimler, tıpkı Müslü­manlar gibi, yasalardaki her olumlu ya da olumsuz değişiklikten doğrudan et­kilenir. Dolayısıyla, gayrimüslimlerin sorunları, sadece azınlık hakları çerçe­vesinde ele alınamaz. Bu ülkenin tüm problemli alanlarından, gayrimüslim­ler de doğruda etkileniyor. Her alanda daha fazla demokrasi, onların da daha rahat nefes almasını sağlar. Anadilde eğitim, yerinden yönetimin güçlendi­rilmesi gibi önemli değişiklikler, doğ­rudan gayrimüslimlerle ilgili gibi gö­rünmese de, toplumun genel barışına katkı sağlayacağı için, gayrimüslimleri de rahatlatacaktır.

* Anayasa'nın, salt bir etnik gru­bun haklarını koruyan bir perspektif­ten uzak, etnik referanslardan arın­mış bir mantıkla kaleme alınması ge­rekli. Bu perspektif, tüm yasalar için geçerli. Örneğin Ceza Kanunu'nun daha geçenlerde AIHM tarafından mahkûm edilen, Hrant Dink'in ölü­müne neden olan ve bizzat Meclis Başkanı'nın da vebalini taşıdığı 301. maddesi gibi, sadece Türklüğü koru­yan değil, aksine tüm gruplar hak­kında ayrımcılık yapılmasını engelle­yen yasalara ihtiyaç var.

* Türkiyeli gayrimüslimlerinin hak­ları bugüne dek Lozan Antlaşması'yla güvenceye alındı; ancak Cumhuriyet tarihi boyunca bu antlaşma sistemli bir şekilde ihlal edildi, sözgelimi Süryani toplumunun haklarından yararlanma­sına izin verilmedi.

* Gayrimüslim top­lulukların varlığının, doksan yıl öncesi­nin hak anlayışını yansıtan Lozan yeri­ne, günümüzün insan hakları değerle­rini özümsemiş bir Anayasayla güven­ce altına alınması elzem. Hakların sü­rekli olarak Lozan'a referansla tartışılması, Türkiyeli gayrimüslimlerin ya­bancı ve öteki olarak algılanmasını ko­laylaştırıyor. Bu sorunu çözmek için, Lozan'ı fazlasıyla aşan hakların Türki­ye hukuk sistemi içinde yer alması ge­rekir.

* Devlet, gayrimüslimlerden sü­rekli şüphe duyan, onları denetleyen ve kontrol altında tutmaya çalışan yaklaşımları terk etmeli. Sayıca zaten azalmış olan ve topluluk olarak ölüm kalım mücadelesi veren bu grupların, var olabilmek için devletin kösteğine değil, desteğine ihtiyaçları var.

* Gayrimüslimlerin geçmişte uğ­radığı haksızlıkların telafisi için adımlar atılmalı, onların, kendilerini yeniden bu toprakların gerçek sahibi hissetmeleri sağlanmalıdır. Bunun için, gasp edilen vakıf mülkleri, dini yapılar, eğitim kurumlarının iadesi için uzun vadeli bir plan hazırlanma­lı, patrikhanelerin ve hahambaşılığın tüzel kişiliği tanınmalıdır. Ermeni toplumunun patrik veya eş patriğini seçmesine izin verilmemesi örneğin­de olduğu gibi, toplumun iç işlerine müdahale edilmesine bir son veril­melidir.

(BİR NOT: Madem ki, toplantıya "azınlık gazeteleri" başlığı altında Agos, Jamanak, Apoyevmatini ve Şa- lom da davet edildi, Ermenice Mar­mara ve Rumca İho'ya da davet git­mesi gerekirdi. TBMM Başkanlı­ğının bu iki gazeteyi unutması, şüp­hesiz ki art niyetten değil, ama muh­temelen bilgisizlikten ve ihmalden kaynaklanıyor. İster bilgisizlik ister ihmal olsun, bu durumun, devletin gayrimüslimlere bakışı konusunda bize söylediği epeyce şey var.) (RK/EKN)

* Bu yazı AGOS'un 4 Kasım 2011 tarihli 812. sayısından alınmıştır.

** Fotoğraf: Mete Yılmaz (Radikal)

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN