Erol, 1970'lerde "en yetenekli baletlerimizden" diye nitelenirken devrimci mücadeleye katılan; baleyi ve mücadeleyi birlikte sürdürürken 12 Eylül sonrasında gitmek zorunda kaldığı Almanya'da bundan 21 yıl önce öldürüldü.
1956 yılında Erzurum’da bir ilkokul öğretmenin sekizinci çocuğu dünyaya gelir. Adını “karanlığa ve gericiliğe karşı” Aydın koyar babası. Devrimcilerle büyür. Deniz Gezmiş’in ikinci kuşaktan kuzeni, 27 Mayıs gençlik hareketi liderlerinden Tıp Fakültesi Öğrenci Derneği Başkanı Memduh Eren’in yeğenidir.
Çekirdekten devrimci, sanata, özellikle de baleye tutkuyla bağlıdır. İlkokulu bitirir; Devlet Konservatuvarı Bale Bölümü’ne birincilikle girer. Bale ile devrimciliğin el ele yürüdüğü bir hayat başlar. O yıllarda konservatuar öğrencisi olan Aydın’ın devrimci ağabeylerinden -1 Mayıs Marşı’nı Türkiye emekçilerine ve devrimcilere armağan eden- Sarper Özsan, şöyle anlatır onu:
“.. ilk tanıdığımda 11 yaşındaydı. 1967 Aralık’ında Ankara Devlet Konservatuvarında 14 gün süren bir yemek boykotu yapmıştık. … Işte bu süreç içinde Aydın, küçük yaşına rağmen bizim ve boykotumuzun bir parçası oldu. Ona birçok abla ve ağabeylerinden daha çok güveniyorduk. Kıvırcık saçları, gülen gözleri, aydınlık yüzü, saygılı ve sevgili tutumuyla hepimizin gerçek bir kardeşi olmuştu.”
Aydın’ın “faaliyet alanı” Devlet Konservatuvarı ile sınırlı değildir. O yıllarda Cebeci’deki anti-faşist mücadelenin odağı olan Ankara Tıp Fakültesi’nin kantininde, bahçesindeki yeşil çim sahada siyah boğazlı kazaklı, ta içinden gülen gözleriyle, attığı parendelerle coşkulu hareketleri, konuşmalarıyla çok kısa bir sürede devrimci ağabey ve ablalarının kalbini ve dostluğunu kazanır. O çocukluktan yeni çıkmış delikanlı, afacan ortaokul çocuğu, tüm toplantılara, yürüyüşlere ve hatta o günün coşkulu eylemlerine katılır, delikanlı yaşamını devrimci mücadelenin içine katar.
1975’de Ankara Devlet Konservatuvarı Bale Bölümü’nü bitirir; Devlet Opera ve Balesi’nde çalışmaya başlar. Gelişmesine büyük emek verdiği Devrimci Gençlik’in büyüyüp Devrimci Yol oluşunu emekçi bayramıyla birlikte 1977 1 Mayıs’ında arkadaşlarıyla coşkuyla kutlamak üzere Taksim Meydanı’ndadır. Bayram kana bulanır. 1 Mayıs katliamı, bütün ülkeye yayılacak faşist saldırı ve katliamların habercisidir.
Anti-faşist mücadelenin yükünü Devrimci Yol’da yürüyen arkadaşları ile birlikte üstlenen Aydın için iyi bir balet olmak iyi bir devrimci olmanın parçasıdır. “Estetikle bütünleşemeyen devrimci içeriklerin söylemlerin kuru ve itici olduğunu” düşünmektedir. Çeşitli opera ve bale temsillerinde rol alan Aydın’dan “en yetenekli baletlerimizden” diye sözedilmektedir. Sanatında ilerlemek için 1978’de Royal Ballet’den kazandığı üç aylık burs ile İngiltere’ye gider. Kraliyet balesinde eğitim görür. İngiltere günlerinin en güzel yanı Sovyet balet Nureyev ile kurduğu dostluktur.
İngiltere dönüşü baleye ve devrimciliğe dört elle sarılır. Devrimciler arasında yaşanan politik tartışmaların zaman zaman sertleştiği günlerde hangi siyasi gruptan olursa olsun bütün devrimcilerin sevdiği, saydığı biri olarak birleştirici bir rol oynar. Aydın’ı konservatuardaki çocukluk günlerinden tanıyan Özsan şöyle anlatır 70’lerin ikinci yarısındaki sıcak mücadele ortamında Aydın’ı:
“Sonra büyüdü gelişti, kaya gibi sağlam bir delikanlıydı artık insanın gözlerinin içine bakıp ve elinizi sağlam bir şekilde kavrayıp kuvvetle sıktı mıydı, güven duygusu kaplardı içinizi. Bu kişiden zarar gelmez, insanın dostu olursa böyle olsun derdiniz içinizden.. Eskisi kadar sık olmamakla birlikte konservatuvardan sonra da ilişkimiz sürdü. Ayrı siyasal görüşe sahip olduğumuzu sezinliyordum. O benim görüşlerimi biliyordu ama kendi görüşlerini açmıyordu. Ben de sormuyordum. Hangi görüşten olursa olsun o benim için sevgili Aydın’dı. Aynı düşünceyi o da benim için besliyor olmalıydı ki 12 Eylül öncesinin o hoşgörüsüz, düşmanlığa varan fraksiyon çatışmaları sırasında bile bana olan saygısını sevgisini bozmadı.”
Aydın Erol, yalnız Avrupalı devrimciler için değil Türkiyeli, Ortadoğulu devrimciler için de şaşırtıcı, tuhaf biridir. Onu, devrimcilerin Ortadoğu’da Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi’ni oluşturdukları günlerde Lübnan’daki Filistin Kampları’nda gece nöbetlerini tutarken Filistinlilerin şaşkın bakışları altında bale hareketleri yaparken gören devrimci arkadaşları karınlarını tutatak gülmüşlerdir.
12 Eylül faşizmine karşı direnişin örgütlenmesinde Yavuz kod adını alan Aydın Erol, yurtdışı örgütlenmesinin daha bilinçli şekilde dayanışma, destek, lojistik ve eğitim üssü haline getirilmesi, ilişkilerin kısa süre yurtdışından koordine edilerek, koordinasyonun yurtiçine taşınması gibi önemli görevler üstlenir.
Kırdaki arkadaşlarına lojistik destek için yurtdışındaki bütün imkanları harekete geçirmek için Yaşathak Arslan, Mahmut Memduh Uyan gibi arkadaşlarıyla insanüstü bir gayret sarfeder ama ne yazık ki çabaları, arkadaşlarının bir kısmının öldürülmesine, bir kısmının gelişigüzel bir şekilde şehirlere gelip yakalanmasına engel olmaya yetmez.
Arkadaş, yoldaş ölümleriyle umutsuzluğun, karamsarlığın karabasan gibi çöktüğü günlerde Yavuz, Cunta’ya şaka/nanik yaparak arkadaşlarının yüzünü güldürürür. Yaşathak Arslan anlatıyor:
“1982 sonları veya 1983 başlarında, İstanbul’da harika bir olay gerçekleşti. Tabii ki sevgili Aydın Erol’un (Yavuz’un) yeteneği ve büyük özverisi sayesinde. O tarihlerde akşam haberlerini izlemek için ekran başına geçen İstanbullular, Kenan Evren’in konuşmaya başlamasından kısa bir süre sonra sesinin kesilişine tanık oldular. Televizyondan duru ve gür bir ses yükseldi: 'Burası özgürlüğün sesi radyosu. Size Devrimci Yol savaşçıları sesleniyor.' Bu yayın sonra başka illerde de yapıldı. Birkaç yıl sonra, İstanbul’da rastladığım iki akrabam, bana o sesi işitince olağanüstü bir heyecan duyduklarını, insanların biribirlerini telefonla kutladığını anlattı.”
24 Ekim 1987 günü her zamanki gibi bisikletiyle ordan oraya koşturmakla geçer. Akşam saatlerinde çocukluk ve mahalle arkadaşı Taner Akçam’ın doğum günü kutlaması için Emek Lokantası’nın yolunu tutar. Gecenin ilerleyen saatlerinde bildiri dağıtmak üzere lokantaya gelen bir grupla Aydın ve arkadaşları arasında sözlü sataşmalardan sonra kavga çıkar; birileri silaha sarılır ve ateş sırasında Aydın Erol vurulur. Tüm devrimci gruplar tarafından sevilip sayılan ve cuntaya karşı birlik ve mücadeleye öncülük eden Aydın Erol gibi bir devrimci, bir devrimcinin kaza kurşunuyla hayatını kaybeder.
Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelen binlerce sürgün 1 Kasım 1987 Pazar günü Hamburg’ta Yavuz’u memleketine uğurlamak üzere toplanır. Yavuz, 4 Kasım’da memleketindedir. Karanlık bir Ankara gününde yüzlerce arkadaşına ağabeyi Aras Erol şöyle seslenir:
“Aydın, dürüst ve namuslu bir babanın haram lokma yemeden büyüyen bir çocuğuydu. Tahsilini yaptı, sanat alanında başarılı oldu. Yaptığı bir kareografiyi göremeden öldü. İnandıkları uğruna hiç sapmadan dürüst ve yiğitçe savaştı anısı ve mücadelsi onu sevenlerin yüreğinde yaşayacaktır.”
Arkadaşları yumruklarını kaldırarak saygı duruşunda bulunmak isterler ancak polis başka cenazeler olduğunu ileri sürerek kollarını indirmelerini ister. Yavuz’u bir devrimciye yakışır şekilde uğurlamakta kararlı olan arkadaşlarına polis saldırır. Bir cenazeye saldırma alçaklığını görüntülemek isteyen gazeteciler dövülerek gözaltına alınır. Fotograf makinelerine el konulur.
Aydın Erol, ışık patlamalarıyla dolu bir fonda sürdürdüğü dansını bundan yirmi bir yıl önce bitirdi. Şimdi bazılarına yirmi bin yıl öncesi gibi gelen o günlerde, Aydın Erol, sevgi ve yoldaşlık dolu soluğuyla bambaşka bir dünya için ter döküyordu. Onun üzerine düşen kanlı perde, yoksul sokaklar, sahipsiz çocuklar, yiten umutlar ve gittikçe kabaran düşmanlık dalgaları olarak hâlâ o uğursuz sahnede duruyor.
Onu hatırladığımız günlerde, Aydın Erol’un yorgun ama sevecen gülüşüyle bizi izlediğini düşünüp yalancı bir avuntuya sarınmak istiyorsak da, o zamansız ve haksız vurulmuş her kuğu gibi sessizliğin içinde dans ediyor.
Ve galiba bizler o dansa teklifsizce katıldığımız gün, hayata dair en temiz, en masum ve en dürüst adımımızı atacağız…(MG/EÜ)
* Murat Gültekin'in yazısı Birgün'ün 12 Ekim tarihli sayısında yayınlandı.

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.
BİZE ULAŞIN