Berlin şehrini ve Almanya'yı 28 yıl boyunca ikiye bölen 156 kilometre uzunluğundaki Berlin Duvarı, 9 Kasım 1989'da tarihe karıştı.
Duvarın yıkılışı hem Almanya hem de Avrupa için yeni bir dönemin kapısını aralarken, Doğu Almanya'daki (Demokratik Almanya Cumhuriyeti - DDR) otoriter rejimin de çöküşünü hızlandırdı.
Tarihsel süreç
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından mağlup olan Almanya; ABD, İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği arasında 4 işgal bölgesine ayrıldı. 1949 yılında ABD, İngiltere ve Fransa kontrolündeki alan birleştirilerek Federal Almanya Cumhuriyeti (BRD) kuruldu. Sovyetler Birliği'nin hakimiyetindeki bölgede ise DDR ilan edildi. Ancak Doğu'da çöküşte olan ekonomi,1949-1961 yılları arasında özellikle nitelikli genç nüfustan oluşan yaklaşık 3 milyon kişinin Batı'ya kaçmasına yol açtı.
AA'nın derlemesine göre, DDR yönetimi bu toplu kaçışların önüne geçebilmek amacıyla 12 Ağustos 1961'de sınırı kapatma kararı aldı. 13 Ağustos sabahı Sovyet bölgesinin etrafı dikenli tellerle çevrildi; kaçışlar kesilmeyince de 17 Ağustos gecesi 3,6 metre yüksekliğindeki beton Berlin Duvarı'nın inşasına başlandı.
Soğuk Savaş’ın simgesi
Doğu'dan Batı'ya geçişleri kesmek için örülen bu beton hat, 20. yüzyılda Soğuk Savaş'ın en somut sembolüne dönüştü.
Yıllar boyunca duvarı aşmak isteyen 138 kişi hayatını kaybederken, 5 bin 75 kişi ise her şeyi göze alarak Batı'ya geçmeyi başardı.
Doğu ve Batı Almanya’nın resmen birleştiği 3 Ekim günü, her yıl devlet törenleriyle bayram olarak kutlanıyor. Duvarın açıldığı 9 Kasım tarihi ise, 1938'de Nazilerin Yahudilere düzenlediği "Kristal Gece" pogromuna denk geldiği için birleşme günü olarak kabul edilmiyor. Yıllarca "Demir Perde" adıyla anılan yapının kalıntıları bugün kentin muhtelif yerlerinde varlığını sürdürürken, bıraktığı psikolojik ve toplumsal izler tazeliğini koruyor.
Duvarın yıkılış yıl dönümü öncesinde kentin sembol alanlarından Berlin Duvarı Anıtı'nı ziyaret edenler duygu ve tanıklıklarını aktardı.
Anıtı tekerlekli sandalyesiyle ziyaret eden Andrea-Barbara Czeskleba, 1989'daki gelişmeyi dev bir sürpriz olarak tanımladı:
"İnanılmaz sevindirici bir anıydı. Geçmiş yıllarda DDR'de yaşayan insanlara ve oradaki akrabalarıma hep üzülürdüm. Yıkıldığını duyunca ilk başta inanamadım ama büyük bir memnuniyetle karşıladım."
Czeskleba, olaydan sonra Chemnitz'deki akrabalarını ziyarete gittiğinde hissettiklerini ve o dönemin yarattığı baskıyı ise şu sözlerle ifade etti:
"Gençliğimde Doğu'daki akrabalarımı ziyaret ettiğimde yiyecek ya da çarşaf almak için uzayan kuyrukları unutamıyorum. Bize ellerindekinin en iyisini sunmaya çalışırlardı. Ellerindeki parayı harcamak bile zordu çünkü dükkanlarda hiçbir şey yoktu. O adeta hapiste olma hissi anıta gelince tekrar canlanıyor. Sınır geçişleri korkunçtu. Bugün hala 'Duvar hiç açılmasaydı, keşke tekrar örülse' diyenler var; insanları bir yere hapsetmeyi savunmak gerçekten akıl alır gibi değil."
"Bir sorun olduğunu anladık"
Yıkılış gününde tesadüfen Doğu Almanya'da bulunan Berthold Just ise partinin gençlik kollarıyla gerçekleştirdikleri gezi sırasındaki havayı şöyle paylaştı:
"Meiningen'den giriş yaparken bir şeylerin eksik veya yanlış gittiğini sezdik. DDR'li rehberimiz otobüsün ön paneline vurarak 'Sınır açılamaz, bu devleti lağvetmek olur' diyordu. Ancak aynı günün akşamı televizyonda insanların duvarın üstünde dans ettiğini gördük. Süreç zaman zaman zorluklar getirse de genel olarak işlerin yoluna girdiğini söyleyebiliriz."
Dönemin Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti Bakanlığında çalışan Albert Harms da haberi otoyolda radyodan aldığını aktardı:
"Sarsıntıdan ne yapacağımı bilemeyip aracı otoparka çektim, sindirmesi imkansız bir haberdi. Nisan 1989'da Doğu'ya gittiğimizde bunun iki nesil boyunca gerçekleşmeyeceğini düşünüyorduk. İki taraf tamamen birleşti mi derseniz; eski Başbakan Willy Brandt'ın 'Birbirine ait olanlar birleşiyor' sözünün tam anlamıyla karşılık bulması sanırım bir nesil daha sürecek."
(EMK)

