Türkiye'de yoksulluk konusunu tartışırken, yoksulluğun gelir dışı boyutlarının önemi vurgulanmalı. Soruna çözüm getirme iddiasındaki politikacılardan, hangilerinin kamu harcamalarını artıracağını hangilerinin kısacağını göz önüne almak gerekiyor.
Seçimler yaklaştıkça yoksulluk sorunu yeniden gündeme gelmeye başladı. Seçim dönemleri genellikle yoksulların hatırlandığı zaman aralıkları olarak öne çıkmakla birlikte, bu sıralar yoksulluktan her zamankinden fazla söz edilecek gibi görünüyor.
Bunda, Kemal Kılıçdaroğlu'nun daha önce Yurttaşlık Geliri/Hemşerilik Geliri gibi başlıklarla projelendirilen yaklaşımı Aile Sigortası adıyla yeniden gündeme getirmesinin önemli payı var. Ana muhalefet yıllardır ilk kez gerçek bir proje ile ortaya çıktı ve etkili oldu.
Başbakan "birinci boğaza üçüncü köprüyü yaptıktan sonra ikinci boğazı yapacağız" gibi tuhaflıklarla rol kapmaya çalışsa da, yoksulluk sorunundan kaçamayacak.
Öyle görünüyor ki, iktidar "hele bir pastayı büyütelim, ister istemez yoksulların da dilimi kalınlaşacaktır" şeklindeki klasik tavrı sürdürecek. Pastayı büyütecek beceri ve ustalığın kendilerinde olduğunu vurgulayacak ve zaman içindeki büyüme performansını delil olarak gösterecek.
Ana muhalefet de, hızlı büyümeye karşın yoksulluğun azalmadığını, uygulanan politikalarla büyümenin ne işsizliği ne de yoksulluğu giderebildiğini ortaya koyacak ve doğrudan sistematik gelir yardımı yapılmadıkça yoksulluğa son verilemeyeceğini savunacak.
Türkiye'nin ekonomik büyüme konusunda -sürekli olmasa bile çoğunlukla- başarılı sonuçlar elde ettiği doğru. Ancak, 2023'e ilişkin olarak konulan iddialı hedefler gerçekleşse bile yoksulluk sorununun çözülmeyeceği de doğru.
Bu bakımdan, yoksul nüfusa yurttaş olmaktan kaynaklanan bir hak olarak, doğrudan ve düzenli gelir yardımı sağlamak zorunlu. Ancak yoksulluk sorununu belirleyen tek konu gelir olmadığı gibi, sorunun çözümü için kullanılacak tek araç da gelir yardımı olamaz.
Yoksulluğun ortadan kaldırılması amacıyla, gelir yardımının yanı sıra hangi araçların kullanılacağını saptamak için Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi yol gösterici olabilir. Bu endeks Oxford Üniversitesi'nde Oxford Yoksulluk ve İnsani Gelişme İnisiyatifi tarafından geliştirilmiş ve 2010 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın İnsani Gelişme Raporu'nda yer almıştı.
Bu rapor basında, Türkiye'nin tahmin edilenden daha da yoksul olduğunu gösteren bir endeks olarak yer aldı. Ancak endeksin anlamı ve uluslar arası karşılaştırmaların sonuçları üzerinde pek durulmadı.
Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi eğitim, sağlık ve yaşam standartları olmak üzere üç grup altında toplanmış verilere dayalı olarak hesaplanıyor. Eğitim grubunda iki gösterge var; eğer ailede hiç kimse beş yıllık eğitimini tamamlamamışsa ve yaşı 1.-8. sınıflar arasında olan bir çocuk okula gitmiyorsa o hanehalkı yoksul kabul ediliyor.
Sağlık grubunda da iki gösterge bulunuyor; ailede bir çocuk ölümünün yaşanması ve çocuk veya büyük herhangi birinin düzenli beslenememesi yoksulluk göstergesi olarak alınıyor. Yaşam standardı grubunda ise altı gösterge var; bunlar evde elektrik olmaması; temiz içme suyunun yaşanılan konuttan 30 dakikadan fazla yürüyüş mesafesinde bulunması; uygun bir lağım sisteminin veya bağımsız tuvaletin bulunmaması; yaşanılan evin sağlıklı bir zemini olmaması; yemeklerin odun, mangal kömürü veya gübre ile pişirilmesi; ve son olarak varlıklar göstergesi ki bu da radyo, televizyon, telefon, bisiklet, motosiklet, buzdolabı, araba veya traktör gibi araçlardan en az iki tanesine sahip olunmaması olarak tanımlanıyor.
Endeksi oluştururken, Afrika'nın en yoksul ülkeleri dahil bütün dünyadaki durumu ölçebilmek için, hayli mütevazi göstergeler kullanıldığı görülüyor. Birçok ülkede bu göstergeleri karşılayamayan nüfus yok gibidir.
Zaten gelişmiş ülkeler araştırma kapsamına alınmamış bile. İşin kötü yanı, bu göstergeler kullanıldığında, Türkiye'nin çevresindeki ülkelerin çoğundan kötü durumda görülmesi.
Araştırma kapsamında Avrupa ülkelerinden Hırvatistan, Sırbistan, Bosna Hersek, Karadağ, Makedonya, Arnavutluk, Moldova, Ukrayna ve Rusya değerlendirilmiş. Türkiye'deki çok boyutlu yoksulluğun bu ülkelerin hepsinden fazla olduğu görülüyor.
Oysa Türkiye'nin 2009 yılındaki kişi başına milli geliri Hırvatistan ve Rusya hariç, bu ülkelerin hepsinden yüksek. Hatta Bosna Hersek, Makedonya ve Arnavutluk'un yaklaşık iki katı, Ukrayna'nın üç, Moldova'nın dört katı. Buna karşılık eğitim, sağlık ve yaşam standardı göstergelerinin hepsi de bu ülkelerin tamamından kötü.
Orta Doğu ülkelerinden yalnızca Suriye, Irak, Ürdün, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Yemen araştırma kapsamına alınmış. Sadece Yemen ve Irak'ın çok boyutlu yoksulluk göstergeleri Türkiye'den kötü görünüyor. Suriye, Ürdün, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri daha iyi durumda. Oysa Türkiye'nin kişi başına milli geliri Ürdün'ün iki, Suriye, Irak ve Mısır'ın yaklaşık dört katı düzeyinde.
Kafkas ülkelerinin üçünde de çok boyutlu yoksulluk Türkiye'nin altında. Oysa Türkiye'nin kişi başına milli geliri Azerbaycan'ın iki, Ermenistan ve Gürcistan'ın üç katı düzeyinde. Orta Asya ülkelerinden de yalnızca Tacikistan'da yoksulluk Türkiye'den fazla. Bu arada, Azerbaycan hariç Kafkas ve Orta Asya ülkelerinde gelire dayalı yoksulluğun (kişi başına günde iki doların altında geliri olanların sayısı) Türkiye'den kat kat fazla olduğunu da belirtmek gerekir.
Çok boyutlu yoksulluk endeksi, gelire göre tanımlanan yoksulluk kavramının yerine geçmek için değil, onu tamamlamak üzere düşünülmüş. Yoksulluğun gelir dışındaki boyutlarını ortaya koyuyor. Sadece Türkiye'de değil, birçok ülkede gelire göre tanımlanan yoksulluk ile çok boyutlu yoksulluk arasında ciddi farklar ortaya çıkıyor.
Bu farkın kaynağının kamu hizmetleri olduğu çok açık. Bazı ülkeler kamu sosyal harcamalarına ağırlık vererek, yoksul olmalarına rağmen, insanlarına hayatı katlanılabilir kılmaya çalışıyorlar. Bu ülkelerde gelire göre hesaplanan yoksulluk yüksek olmakla birlikte, görece nitelikli kamu hizmetleri nedeniyle çok boyutlu yoksulluk daha düşük çıkıyor, yani belli bir yaşam düzeyini tutturabiliyorlar.
Bazı ülkelerde de tersine, ülke geliri yurttaşların daha insanca yaşamasına olanak verdiği halde, kamu hizmetlerini kısarak, insanları fiilen daha yoksul bir yaşama sürüklüyorlar.
Türkiye'de yoksulluk konusunu tartışırken, yoksulluğun gelir dışı boyutlarının önemi vurgulanmalı. Soruna çözüm getirme iddiasındaki politikacılardan, hangilerinin kamu harcamalarını artıracağını hangilerinin kısacağını göz önüne almak gerekiyor. Ya da, kimin sosyal harcamalara, kimin askeri harcamalara ağırlık vereceğini sorgulamak. Lafa gelince pek beğenmediğimiz ülkeler hakkında atıp tutarken dikkat etmek, fena bir başlangıç olmayabilir. (BD/EÖ)

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.
BİZE ULAŞIN