Bunca suça tanık olmuşluğun ortasında yaşanabilecek tek travma bu olabilir. Bir erkek dehşetine başka bir erkeklikle cevap vermektense; sevinçten titremektense travmayı yeğleyen bir erkek... Bu kimlikte; kimliksizliği yeğleyen bir kimlikte diyebileceklerim şimdilik bu kadar.
Hani, konvansiyonel olsun olmasın, herkesin hemfikir olup heyecanla söz ettiği belli bir film, kitap, müzisyen, dizi gibi şeyler vardır ve birini kaçırdığınızda çok şey kaybetmiş gibi hissedersiniz, değil mi? Kaçınılmaz ve dayanılmaz bir şekilde bir 'ortaklık' peşinde koşar ve bunun eksikliğini kapatmak için çabalarsınız.
Bunu hem kendi aktifliğiniz dışında hem de kendi iradenizle veya bu ikisi olmadan da yapabilirsiniz. Ancak bu aktiflik görsel-işitsel, yazınsal metinlere dair olur genelde; sokakta, gündelik hayatta ne olup bittiğine bazılarınız kulak vermek istemezsiniz.
Bir bencillik ve sessizlik söz konusudur burada: İçinde suç ortaklığına bulaştığınız, gündelik hayatta, evde, sokakta, asfaltta, üniversitede, medresede, bostandaki -ve en minimal halindeki- faşizm, soykırım, şiddet ve işkence söz konusu olunca sessiz kalırsınız.
Belki izlemişsinizdir, Michael Haneke Saklı (Caché, 2005) filminde içimizdeki şiddetin, faşizmin en mikro haline, sosyal alandaki en küçük izlenimlerine, belirsiz kodlarına işaret eder. Son zamanlarda buna en çok bulaştığınız 'cinayet' olaylarına; toplumsal cinsiyete, cinsel ve etnik kimliklere ilişkin cinayetlere tanığız.
Peki, ya belleğinizi, o en belirsiz ve kendini sürekli yeniden betimleyen ele avuca sığmaz şeyi kurcalarsanız neyle karşılaşırsınız? 'Hane'ye, 'aile'ye, 'kabahat'e atfedilen, sayıların ve mantığın anlamını yitirdiği bir dolu şiddet, cinayet... Bellek,,,, bellek? Haykıran, parçalayan, susturan, öldüren, tartaklayan, mühürleyen belleğinizi tekrar yoklayın lütfen. Muğlâk, bir duman alayı gibi değil mi? Ellerinizi uzatırsanız parmak uçlarınız kanlanır mı?
Geçtiğimiz günlerde, bu sene oldukça artan kadın ve trans cinayetlerine yönelik bir dizi etkinlik gerçekleşti, eylemler ve basın açıklamaları yapıldı; bunları engellemesi öngörülen yasa ve yasal düzenlemeler için çağrılar yapıldı. Feminist örgütler ve LGBTT örgütleri kendi sesleriyle, mücadeleleri ve dayanışma adına, duymayan kulaklara bar bar bağırdılar, bağırıyorlar; adalet istiyorlar.
Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenen "queer" ve transkimlik konferansında da akademiyle diyaloglar kurulmaya; trans bireylerin mücadeleleri ve deneyimlerine tanıklık için akademik bir başlangıç oluşturulmaya çalışıldı. Bu etkinliklerin sesleri hala yankılanmakta iken geçtiğimiz cuma gecesi de İzmir'de bir trans kadın cinayeti daha işlendi.
Pompalı tüfekle, başı kesilerek, onlarca bıçak darbeleriyle, döner bıçaklarla, polis şiddetiyle bu sene yüzlerce trans ve kadın tartaklandı, tecavüze uğradı, işkence gördü; resmiyete kavuşmayan yüzlercesi de öldürüldü.
Ne kadar çoksesli biçimlerde değil mi? Cinsel kimlik çeşitliliğine dayanamayan iktidar normlarının bu cinayet çeşitliliğine her zaman söyleyecek bir şeyleri, açıklama yapacak araçları vardır. Ya sizin var mı? Bir şeyler söylemenin suç ortaklığına bulaşmak anlamına geldiğini düşünebilir misiniz?
Peki, kadınlar ve translar'ın düşünmesi, bedenleşmesi, yaşaması yoluyla düşünebilir, bedenleşebilir, yaşayabilir misiniz? Kendi düşünüş ve bedenleşme yolunuzla değil; onların düşünme ve bedenleşmesi yoluyla yapabilir misiniz bunu? Akıl sağlığınızı koruyarak yapmanız mümkün değil. Yapabilirseniz de genelde bedeni ortaya koyan şiddetin aklınızı da, belleğinizi de kapsadığını anlayabilirsiniz. Bu yaşanmışlıklardaki suça bulaşmışlığınızla yüzleşemediğiniz sürece sayıların ne kadar önemi olabilir ki? Özellikle erkekseniz.
Kadınlar ve translar -ve tüm etnik ve cinsel kimlikler- için her şey yorucu, yıpratıcı. Mücadeleleri belki tehlikeli de, ancak geleceği seçme gibi bir elzemleri, erdemleri var. İktidarlar, egemenler bundan nefret ederler; eşitsizliği yeniden üreten bir düzeni ve sessizliği isteler çünkü ancak böyle bir durumda kontrol politikaları arzuladıkları gibi işler.
Mücadeleyle ses duyurmaya çalışmak gerçekten zor ve sancılı. Katilleri bilerek, cinayetlere, şiddete, tecavüzlere, işkenceye, onlarca yıl haksızca suçlanarak geçen esaretlere, sürgünlere tanık olarak mücadele etmek, devam etmek, adalet istemek: 'Hep tanık olmak ve hala adalet beklemek!'... "Koca, baba, erkek kardeş, abi, sevgili, ayrıldığı eş, amca, dayıları tarafından katledilen kadınlar"[1] ve "Evlerinize, işyerlerinize, kafelerinize, otobüslerinize almadığınız... Yolda yanınızdan geçerken alay edip, güldüğünüz; bakışlarınızla taciz ettiğiniz"[2] trans kadınlar...
Geçmişin ve bugünün iktidar mekanizmalarının ve kodlarının, dilleri, düşünceleri ve bedenleri üzerinde biteviye işleyişine meydan okurken ve adalet beklerken örgüt ve dayanışma olmadan nasıl varlıklarını anlamlı kılabilir; bedenlerine, düşüncelerine ve 'ad'larına yönelik son sözü söyleyebilirler?
Birilerinden bir şeylere bakmayı, bir şeyleri görmeyi talep eden tali bir birey olarak; adı olmayan, 'ad'ı olsun istemeyen, erkek olmamayı yeğleyen; oyunu geleceğe yönelik bir ajandası olan anarşik bir belirsizlikten ve erkek olmamaktan yana kullanan bir erkek kimliğiyle bu konularda içeride olabileceğim kadar dışarıda olduğumun farkındayım.
Bunca suça tanık olmuşluğun ortasında yaşanabilecek tek travma bu olabilir. Bir erkek dehşetine başka bir erkeklikle cevap vermektense; sevinçten titremektense travmayı yeğleyen bir erkek... Bu kimlikte; kimliksizliği yeğleyen bir kimlikte diyebileceklerim şimdilik bu kadar. (TY/EÖ)
[1] "Kadın Cinayetlerine Karşı İsyandayız: 11 Kasım 2010 Tarihli Basın Açıklamamız", İstanbul Feminist Kolektifi
http://kadincinayetlerineisyandayiz.blogspot.com/
[2] "İzmir´de Bir Trans Kadın Cinayeti Daha!", Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği
http://www.pembehayat.org/detay.php?id=248

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.
BİZE ULAŞIN