SERPİL SANCAR'ın yorumu

Askeri Vesayetin Temelleri Sapasağlam Duruyor!

Türkiye’de askeri-militer sistemin olağan bir "güvenlik kurumu" yapısına dönüşmesi için uluslararası ve yerli koşullar çoktan sinyal vermekte. Ama bu değişimin bu zamanda ve bu siyasetçilerle olması da çok zor görünüyor.

Ankara - BİA Haber Merkezi
19 Eylül 2008, Cuma

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, önceki gün televizyon temsilcileriyle yaptığı toplantıda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 28 Şubat "post-modern darbe"sinni arkasında olduğunu belirtti ve "Hata varsa bırakın zaman değerlendirsin" dedi. Göreve geldiğinden bu yana askeri konulardan çok siyasete dair açıklamalar yapan Başbuğ'un sözlerini Prof. Dr. Serpil Sancar bianet için değerlendirdi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un “28 Şubat’ın arkasındayız" demesinin haber değeri olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bunda olağan dışı bir söz yok. Aslında Ergenekon soruşturmasına Genelkurmay Başkanlığı’nın ses çıkarmamış olması Türkiye’de ordunun siyasal konumunun değişmeye başladığına dair ilginç bir beklenti yarattı.

Bu beklentinin gerçekliğe dönüşüp dönüşmeyeceğini anlamak için Genelkurmay’dan gelen her sesin arkasına bakmak gerekmez ve anlamlı da değildir. Bunun yerine Türkiye’nin genel olarak askeri kurumlara tanıdığı ayrıcalıklı statüde meydana gelen somut değişimlere dair göstergelere bakarak analiz yapmak gerekir. Daha doğrusu Türkiye’de askeri-militer yapının sivil siyaset üzerindeki vesayetçi konumunu değiştirecek ve yasalarla garantilenmiş ayrıcalıklarını değiştirmeyi düşünen bir siyasal iradenin ortaya çıkmakta olup olmadığı tartışmak gerek.

Yapısal ayrıcalıklar

Sormak gerek; Ergenekon soruşturması kapsamında bazı muvazzaf ve emekli subayların gözaltına alınmış ya da tutuklanmış olması örneğin askeri personelin diğer kamu görevlilerinden farklı olarak sahip olduğu sivil yargıda yargılanmama ayrıcalığının ortadan kaldırılacağının işareti mi?

Elbette ki hayır. Aynı şekilde, Genelkurmay Başkanlığı’nın kamu hizmetinin yürütüldüğü esas birimler olan bakanlıklar düzeyinde bir kurum haline getirilmemesi, mali fonlar açısından kamu denetiminin dışında tutulması, zorunlu askere alma yetkisi nedeniyle oluşmuş muazzam silahlı gücün siyasal olarak dengelenmesini olanaklı kılacak hiçbir "fren-denge" mekanizmasının olmaması gibi temel yapısal unsurların değişmesi gerektiğine dair bir tartışma yok.

Dahası, Türkiye’de güvenlik politikalarının kararlaştırılması ve uygulanmasının tamamen kamuoyu, parlamento ve hatta Bakanlar Kurulu’nun dışında, yerli ya da uluslararası askeri kurumlarca belirleniyor olması ve güvenlik harcamalarının tamamen kamu ihale ve denetim yapısının dışında tutulmasını sağlayan hukuki ve kurumsal yapının değiştirileceğine dair bir işaret yok. 

Değişim algısı

Peki,  kamuoyunda Genelkurmay’ın siyasi çehresinin değişmekte olduğu izlenimi yaratan nedir?

Değişim algısı Türkiye’de ilk kez olağan sivil dönemde askerlerin askeri nitelikte olmayan –özellikle de siyasi niteliği ağır basan- suçlardan dolayı sivil mahkemelerde yargılanabilir hale gelmesinden kaynaklı.

Bu yeni durumun nereye kadar gidebileceğini şimdiden öngörmek zor. Ama yaşanan durumun askeri mekanizmanın mevcut yapısal ayrıcalıklarını daha rahat kullanabileceği bir "temizlenme" ve "normale dönüş"  amacına hizmet edebilecek bir mecraya akması dışında bir değişim yaratmaması da çok olası. Bu nedenle Genelkurmay Başkanlarının sözlerinden çok zorlama anlamlar türetmeye çalışarak olmayan "değişim iradesi"ni sorgulamanın yorucu ve boşa bir çaba olduğunu düşünüyorum.

Bu sözleri değişimin olanaksız olduğu anlamına söylemiyorum. Tersine Türkiye’de askeri-militer sistemin olağan bir "güvenlik kurumu" yapısına dönüşmesi için uluslararası ve yerli koşullar çoktan sinyal vermekte. Ama bu değişimin bu zamanda ve bu siyasetçilerle olması da çok zor görünüyor.

Bu değişimini kapılarını aralayacak çok sayıda esnetme, gevşetme ve çıkmazları açığa çıkartma deneyimi de yaşanacaktır elbette, aynı bugünlerde yaşadıklarımız  gibi. Ama güvenlik sisteminin yeniden yapılandırılması konusunda bunun ötesine geçen bir siyasi iradenin oluştuğuna dair belirtiler görmek zor. Bunun yerine yaklaşan seçimlerde mevzi kazanma hesapları ile temel sorunlara el atıyormuş gibi yapıp statükoyu sürdürme dışında dikkate alınacak bir dinamizmi ben göremiyorum.(SS/EÜ)

* Prof. Dr. Serpil Sancar, Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi.

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN