<?xml version='1.0' encoding='utf-8'?><rss version='2.0' xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' xmlns:content='http://purl.org/rss/1.0/modules/content/'><channel><title>bianet</title><link>https://bianet.org/</link><description>Son Haberler</description><language>tr-TR</language><ttl>300</ttl><lastBuildDate>Sat, 29 Aug 2026 01:11:10 +0300</lastBuildDate><image><title>bianet</title><url>https://static.bianet.org/logos/bianet-logo.svg</url><link>https://bianet.org/</link></image><atom:link rel='self' type='application/rss+xml' href='https://bianet.org/rss/bianet'/><item><title><![CDATA[Deniz Göktaş'ın avukatları: "Kişiyi ne olursa olsun cezaevinde tutma" anlayışı diriliyor]]></title><link>https://bianet.org/haber/deniz-goktas-in-avukatlari-kisiyi-ne-olursa-olsun-cezaevinde-tutma-anlayisi-diriliyor-322936</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/29/deniz-goktas-in-avukatlari-kisiyi-ne-olursa-olsun-cezaevinde-tutma-anlayisi-diriliyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/deniz-goktas-in-avukatlari-kisiyi-ne-olursa-olsun-cezaevinde-tutma-anlayisi-diriliyor-322936</guid><description><![CDATA[Deniz Göktaş'ın avukatları, müvekkilleri yeniden tutuklanırken kendilerine haber verilmediğini, açıkladı. Yeni suçlamanın tahliye kararından dakikalar sonra devreye sokulduğunu ifade eden vekiller, tüm itiraz haklarını sonuna kadar kullanacaklarını dile getirdiler.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Komedyen Deniz Göktaş’ın avukatları, müvekkillerinin tahliye kararının hemen sonrasında tekrar tutuklanmasıyla ilgili bir açıklama yayımladı. </p>
<h3>İtiraz kabul edilerek Göktaş için tahliye kararı verildi</h3>
<p>"Kamuoyuna" hitaben yayımlanan açıklamada, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 108. Maddesi uyarınca, otuz günde bir Deniz Göktaş'ın tutukluluk incelemesi yapıldığını; 24 Ağustos'ta gerçekleştirilen son tutukluluk incelemesinde tutukluluk hâlinin devamına karar verildiğini; ancak yapılan itirazın 28 Ağustos saat 17.03 itibarıyla İstanbul Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesince kabul edildiğini ve Göktaş'ın tutuklu bulunduğu "Cumhurbaşkanına Hakaret" ve "Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik" suçlarından  tahliyesine karar verildiği belirtildi.  </p>
<h3>Tahliye müzekkeresi yazılmadan yeniden tutuklama istendi</h3>
<p>Bu karardan sonraki gelişmeleri avukatlar şöyle özetledi: </p>
<blockquote>
<p>"Üzülerek ifade edelim ki, daha bu karara ilişkin olarak cezaevine tahliye müzekkeresi  yazılmadan,  müvekkilimiz  “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisinde Daltonlar çetesini övdüğü iddiasıyla “Suçu ve Suçluyu Övme” suçunu işlediği gerekçesiyle tutuklama talebiyle İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği’ne (ilk tutuklama kararı da bu hakimlik tarafından verilmiştir) sevk edilmiş, bu işlemler hakkında tarafımıza haber verilmeden Baro'dan bir avukat tayin edilmiş ve sonuç olarak müvekkilimiz tahliye edilmeden yeniden tutuklanmıştır."</p>
</blockquote>
<h3>Savcılık, tutuklama için mesai saati sonrası çalıştı </h3>
<p>Avukatlar açıklamalarının devamında savcılığın tahliye kararının heme sonrasında savcının mesai saatleri dışında çalışarak Göktaş'ı içeride tutma saikiyle suçlama yarattığını ileri sürdü: </p>
<blockquote>
<p>Savcılığın ikinci ayını tamamlayan soruşturmada, bu yeni suçlamayı tahliye kararından dakikalar sonra ve mesai saatleri dışında devreye sokması, 1970’li yıllarda ve 12 Eylül döneminde vücut bulan “Kişiyi ne olursa olsun cezaevinde tutma” anlayışının dirildiği kuşkusunu yaratmaktadır. </p>
</blockquote>
<p>Göktaş'ın avukatları, açıklamalarının sonunda, tüm itiraz haklarını sonuna kadar kullanacaklarını ve "adaletin tecelli etmesi maksadıyla hukukun sınırları içinde azami mücadeleyi yapmaya devam edece[klerini]" dile getirdiler. </p>]]></content:encoded><pubDate>Sat, 29 Aug 2026 00:12:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Almanya: Savunma Bakanı Pistorius ve Baden-Württenberg Başbakanı Özdemir'den "AfD'yi kapatın" çağrısı]]></title><link>https://bianet.org/haber/almanya-savunma-bakani-pistorius-ve-baden-wurttenberg-basbakani-ozdemir-den-afd-yi-kapatin-cagrisi-322935</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/28/almanya-savunma-bakani-pistorius-ve-baden-wurttenberg-basbakani-ozdemir-den-afd-yi-kapatin-cagrisi.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/almanya-savunma-bakani-pistorius-ve-baden-wurttenberg-basbakani-ozdemir-den-afd-yi-kapatin-cagrisi-322935</guid><description><![CDATA[İki siyasetçi özellikle Thüringen, Saksonya, Saksonya-Anhalt ve Brandenburg’daki AfD teşkilatlarının “etnik milliyetçi” karakterine işaret ettiler. Saksonya-Anhalt seçimleri öncesinde AfD’nin desteği yüzde 40'lara ulaştı. 1000'i aşkın hukukçu da ortak yasaklama başvurusu yaptı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal Demokrat Partili (SPD) Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ve Yeşil Partili Baden-Württemberg Eyalet Başbakanı Cem Özdemir, protofaşist Almanya İçin Alternatif'e (AfD) karşı yasaklama sürecinin “mümkün olan en kısa sürede” başlatılması çağrısında bulundu.</p>
<p>Pistorius ve Özdemir, Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung için kaleme aldıkları ortak yazıda, başvurunun özellikle Thüringen, Saksonya, Saksonya-Anhalt ve Brandenburg’daki “açıkça etnik milliyetçi” AfD eyalet örgütlerine odaklanmasını istediler.</p>
<p>İki siyasetçi, böyle bir sürecin “hukuken mümkün, delillerle desteklenen ve anayasa gereği" bir adım olacağını savundular ve nihai kararın Federal Anayasa Mahkemesi'nin bağımsız yargısınca verilmesi gerektiğini belirttiler. </p>
<h3>“Alman milliyetçisi" -“etnik milliyetçi” ayrımı </h3>
<p>Pistorius ve Özdemir’in AfD’nin tamamını aynı siyasal kategori içinde değerlendirmemeleri dikkat çekti. </p>
<p>Siyasetçiler, AfD'deki “Alman milliyetçisi” eğilimin bazı koşullarda Anayasa sınırları içinde kalabileceğini ve bu kesimle parlamentoda ve toplum içinde siyasal mücadele yürütülmesi gerektiğini belirttiler; buna karşılık “etnik milliyetçi” kanadın anayasal düzenin temellerini sorguladığını ve demokrasiyi küçümsediğini savundular.</p>
<p>Pistorius ve Özdemir, bu kesimle yalnızca siyasal tartışma yoluyla mücadele edilebileceği düşüncesini “safiyane" bulduklarını belirterek, AfD yönetiminin bundan sonra da partideki etnik milliyetçi kanadın niteliğini gizlemeye ve temsilcilerinin açıklamalarını yumuşatmaya çalışacağını ileri sürdüler. </p>
<h3>Neden dört eyalet örgütü  hedefte?</h3>
<p>Pistorius ve Özdemir’in adını andıkları doğu eyaletleri, AfD içindeki en radikal yapılanmaların güçlü olduğu bölgeler arasında. Saksonya-Anhalt, Thüringen, Saksonya ve Brandenburg’daki AfD teşkilatları eyaletlerin Anayasayı Koruma teşkilatlarınca aşırı sağcı yapılanmalar olarak sınıflandırıldı.</p>
<p>AfD’nin eski “Flügel” (Kanat) yapılanmasının kadroları, bu partinin resmen feshedilmiş olmasına karşın, AfD içinde etkilerini sürdürüyor. Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın raporlarında eski Flügel çevresinin parti içinde sıkı biçimde bağlantılı olduğu ve bazı alanlarda partiyi önemli ölçüde etkilediği belirtiliyor. Bu akımın en tanınmış temsilcisi, Thüringen AfD’sinin başındaki Björn Höcke.</p>
<h3>Seçime dokuz gün kala</h3>
<p>Çağrının zamanlaması Almanya’daki AfD tartışmasını daha da önemli hale getirdi. Saksonya-Anhalt’ta 6 Eylül’de eyalet seçimi yapılacak.</p>
<p>Kamu yayıncısı ZDF için araştırma kuruluşu Forschungsgruppe Wahlen tarafından 25-27 Ağustos arasında yapılan son araştırmada AfD'nin desteği yüzde 40, CDU'nunki ise yüzde 23 düzeyinde ölçüldü. Başka araştırmalarda AfD’nin desteği yüzde 41-43’e kadar çıkıyor. </p>
<p>AfD böylece eyalette açık farkla birinci parti konumunda. Parti eş başkanı Alice Weidel, Saksonya-Anhalt’ı AfD’nin ilk kez bir eyalet hükümetini ele geçirebileceği yer ve daha sonra federal iktidara uzanacak yolun başlangıcı olarak tanımlıyor. </p>
<p>AfD’nin eyalet başbakanı adayı Ulrich Siegmund da anketlerdeki desteğini korunması halinde Almanya’da savaş sonrası dönemde aşırı sağdan gelen ilk eyalet hükümeti başkanı olma olasılığı var. </p>
<h3>Binden fazla hukukçu "AfD kapatılsın" dedi </h3>
<p>Pistorius ve Özdemir’in çağrısı, AfD’nin yasaklanması tartışmasının hukuk çevrelerinde yeniden yoğunlaştığı bir döneme denk geldi.</p>
<p>Ağustos başında, aralarında avukatlar, yargıçlar, savcılar, kamu hukukçuları ve stajyerlerin de bulunduğu 1.051 hukukçu, federal hükümet ve Federal Meclis (Bundestag) üyelerine açık mektup göndererek AfD hakkında Federal Anayasa Mahkemesi’nde yasaklama süreci başlatılmasını istedi.</p>
<p>Çağrının dayanakları arasında, Gesellschaft für Freiheitsrechte (Özgürlük Hakları Derneği) tarafından hazırlanan hukuki değerlendirme öne çıkıyor. Çalışmada AfD siyasetinin Anayasa’nın insan onuru ve demokrasi ilkeleriyle çatıştığı savunuluyor. </p>
<p>Hukukçular, bir partinin seçimlerde yüksek desteğe ulaşmasının yasaklama şartlarının değerlendirilmesine engel oluşturamayacağını belirttiler. Benzer bir girişim 2024 sonunda 113 Federal Meclis üyesinin imzasıyla gündeme gelmiş, ancak yasama dönemi sona erdiği için teklif oylanmadan geri çekilmişti. </p>
<h3>Yasak kararını yalnızca Anayasa Mahkemesi verebilir</h3>
<p>Almanya Anayasası’nın 21. Maddesine göre bir siyasi partinin amaçları veya faaliyetleri, özgür ve demokratik temel düzeni ortadan kaldırmayı hedefliyorsa parti anayasaya aykırı ilan edilebiliyor.</p>
<p>Ancak hükümet veya parlamento bir siyasi partiyi doğrudan kapatamıyor.</p>
<p>Federal Anayasa Mahkemesi’ne başvurma yetkisi yalnızca Federal Meclis (Bundestag), Federal Konsey (Bundesrat) veya federal hükümete tanınıyor. Partinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve yasaklanmasına ise yalnızca Federal Anayasa Mahkemesi karar verebiliyor. </p>
<p>Bugüne kadar bu üç kurumun hiçbirinde AfD'ye karşı yasaklama başvurusu yapılmasını sağlayacak siyasi çoğunluk oluşmadı.</p>
<h3>CDU ve CSU karşı</h3>
<p>Özellikle Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Hrisitiyan Sosyal Birlik (CSU) yöneticilerinin önemli bir bölümü yasaklama girişimine karşı çıkıyor.</p>
<p>Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt (CSU), AfD’ye karşı uygulanması gereken yöntemi, “AfD’yi yasaklama yoluyla değil, iyi yöneterek siyasal olarak geriletmek gerekir” diye formüle ediyor. </p>
<p>CDU/CSU Federal Meclis Grubu Başkan Yardımcısı Günter Krings de yeterince güçlü bir hukuki dosya oluşturulmadan yapılacak başvurunun ters sonuç doğurabileceği uyarısında bulundu. Krings’e göre başarısız bir yasaklama girişimi “sonuçta yalnızca o partinin işine yarar.” </p>
<p>AfD ise partiye yönelik yasaklama girişimlerini demokratik siyasi rekabeti hukuk yoluyla ortadan kaldırma çabası olarak niteliyor.</p>
<p>(AEK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 22:53:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Deniz Göktaş tahliye olurken yeniden tutuklandı]]></title><link>https://bianet.org/haber/deniz-goktas-tahliye-olurken-yeniden-tutuklandi-322934</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/28/deniz-goktas-tahliye-olurken-yeniden-tutuklandi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/deniz-goktas-tahliye-olurken-yeniden-tutuklandi-322934</guid><description><![CDATA[“Ölü Deniz” stand-up performansı nedeniyle 3 Temmuz’da tutuklanan komedyen Deniz Göktaş, bugün verilen tahliye kararı yerine getirilmeden 4. Sulh Ceza Hâkimliği’nce aynı gösterideki “Daltonlar” şakası için sorguya çekildi ve “suçu ve suçluyu övme” suçlamasıyla yeniden tutuklandı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Komedyen Deniz Göktaş’ın tutukluluğuna yapılan itirazı değerlendiren İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi bugün tahliye kararı verdi. Ancak Göktaş, Çorlu’daki Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden salıverilmeden önce, kendisine yöneltilen başka bir suçlama kapsamında yeniden tutuklandı. </p>
<p>Bugün tahliye kararının infaz hakimliğine ulaşmasının ardından Göktaş, SEGBİS aracılığıyla İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği önüne çıkarıldı. Medyascope’un haberine göre sorgu Göktaş’ın avukatına haber verilmedi; hâkimlikteki işlemleri için barodan bir avukat görevlendirildi. </p>
<h3>Gerekçe “Daltonlar” şakasının onları övmek için yapıldığı vehmi</h3>
<p>İkinci tutuklama kararına, Göktaş’ın “Ölü Deniz” gösterisinde Türkiye’de tetikçi kiralamanın ucuzlaması ve Telegram üzerinden suç örgütlerine ulaşılabilmesi üzerine yaptığı şaka dayanak gösterildi.</p>
<p>Göktaş, gösteride ikinci sıra bilet gelirleriyle bir tetikçi tutulabileceğini söyleyerek Telegram’da “Daltonlar” yazılıp Bitcoin’le ödeme yapıldığına ilişkin mizahi bir anlatım kullanmıştı. </p>
<p>İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği, bu ifadeleri “Daltonlar Çetesi isimli bilinen suç grubunun suç içerikli eylemlerini öven, meşru gösteren ve suça ulaşılmasını kolaylaştıran ifadeler” olarak değerlendirdi ve Göktaş’ın “kaçma ve delilleri karartma şüphesi” bulunduğu gerekçesiyle tutuklanmasına karar verdi. </p>
<p>Göktaş ise savunmasında sözlerinin suç örgütünü övme amacı taşımadığını, Türkiye’de suç ve şiddetin ucuzlamasına ilişkin mizahi bir eleştiri yaptığını söyledi. </p>
<h3>Aynı gösteriden cümle cümle tutuklama gerekçesi </h3>
<p>Göktaş hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda sahnelediği ve daha sonra YouTube’da yayımlanan “Ölü Deniz” gösterisindeki sözleri nedeniyle soruşturma başlatmıştı.</p>
<p>Yurtdışında bulunduğu sırada soruşturmayı öğrendiğini açıklayan Göktaş, Türkiye’ye döneceğini duyurmuş; dönüşünde İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alınmış ve 3 Temmuz’da tutuklanmıştı. </p>
<p>Savcılık sorgusunda kendisine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ilişkin esprileri, dini göndermeleri ve haşema üzerinden yaptığı mizah dahil gösterinin çeşitli bölümleri soruldu. Göktaş, sözlerinin mizah kapsamında olduğunu, Cumhurbaşkanı’na hakaret veya dini değerleri aşağılama kastı taşımadığını savundu. </p>
<p>Göktaş, “diktatör” sözcüğünü de “siyasal bir tespit” olarak kullandığını belirtti; haşema ile ilgili bölümde ise dini değerleri değil, izleyicilerin önyargılarını hedef alan bir mizah yaptığını söyledi. </p>
<h3>Tahliye talebi daha önce reddedilmişti</h3>
<p>Göktaş’ın avukatları temmuz sonunda da tutukluluğa itiraz etmiş ancak İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi talebi reddetmişti.</p>
<p>Avukatlar, Göktaş’ın soruşturmayı öğrenir öğrenmez yurt dışından kendi isteğiyle Türkiye’ye döndüğünü hatırlatarak kaçma şüphesi bulunmadığını; ilk tutuklama kararında kullanılan “eylemin toplumda oluşturduğu olumsuz tepki ve duygular” gerekçesinin Ceza Muhakemesi Kanunu’nda karşılığının olmadığını savunmuşlardı. </p>
<p>28 Ağustos’ta ise tahliye kararı çıkmasına karşın, karar uygulanmadan yeni bir suçlama yöneltilerek ikinci bir tutuklama kararı verilmiş oldu.</p>
<h3>“Kuyu tipi” Karatepe Cezaevi’nde </h3>
<p>Göktaş, tutuklanmasının ardından kamuoyunda “kuyu tipi” olarak anılan Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na gönderilmişti. Cezaevinden avukatları aracılığıyla gönderdiği mesajlarda hem gözaltı hem de cezaevi koşullarını mizahi bir dille anlatmıştı.</p>
<p>(AEK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 22:07:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[MASAK "Narin Güran Belgeseli" soruşturmasında: 31 kişinin mali hareketleri araştırılacak]]></title><link>https://bianet.org/haber/masak-narin-guran-belgeseli-sorusturmasinda-31-kisinin-mali-hareketleri-arastirilacak-322933</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/28/masak-narin-guran-belgeseli-sorusturmasinda-31-kisinin-mali-hareketleri-arastirilacak.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/masak-narin-guran-belgeseli-sorusturmasinda-31-kisinin-mali-hareketleri-arastirilacak-322933</guid><description><![CDATA[Diyarbakır C. Başsavcılığı, Narin Güran cinayetinin ele alınışını eleştiren “Şeytantepe” belgeseliyle ilişkilendirdiği 31 kişinin tüm finansal hareketlerinin incelenmesini MASAK'tan istedi.  Belgeselde dile getirilen iddialar TBMM’ye de taşınmış, cezaevindeki Demirtaş da mahkûmiyet kararlarını “hukuk faciası” diye nitelemişti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Narin Güran cinayetini konu alan “Şeytantepe” belgeseline ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında Mali Suçları Araştırma Kurulu’na (MASAK) yazı yazarak 31 kişinin tüm finansal hareketlerinin incelenmesini istedi.</p>
<p>Adalet Bakanlığı’nın açıklamasına göre soruşturma Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı’nın şikâyeti üzerine başlatıldı. Başsavcılık, Narin Güran yargılamasına ilişkin “dezenformasyon faaliyetleri” yürütüldüğünün değerlendirildiğini belirterek soruşturmayı “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlaması kapsamında sürdürüyor. </p>
<p>MASAK’tan 31 kişinin mali hareketlerinin yanı sıra şüpheliler arasındaki bağlantıların ve “dezenformasyon faaliyetlerinin finansal boyutunun” araştırılması istendi. Savcılık, yeni delillere göre soruşturmanın ve hakkında işlem yapılacak kişi sayısının artabileceğini bildirdi. </p>
<h3><strong>Jandarmanın şikâyeti: Yargı ve kolluk hedef alındı</strong></h3>
<p>Soruşturma 26 Ağustos’ta Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı ile Jandarma Suç Araştırma Timi’nin (JASAT) başvurusu üzerine açıldı.</p>
<p>Şikâyette “Şeytantepe”nin Narin Güran soruşturması ve kovuşturmasını “itibarsızlaştırmaya yönelik olduğu”, kesinleşmiş yargı kararını, soruşturmada görev alan jandarma personelini ve adli makamları hedef aldığı ileri sürüldü. İlk açıklamada, belgeselin çekim, yapım ve finansman sürecinde rol alan kişiler ile aralarındaki para hareketlerinin inceleneceği belirtilmişti. </p>
<p>Savcılık ve Bakanlık bugüne kadar herhangi bir yasa dışı finansörün, örgütsel bağlantının ya da belirli bir para transferinin tespit edildiğini açıklamadı.</p>
<h3><strong>“Şeytantepe” neyi tartışmaya açtı?</strong></h3>
<p>140journos’un 11 Nisan 2026’da yayımladığı ve ağustos sonuna kadar yaklaşık 2,6 milyon kez izlenen “Şeytantepe”, Narin Güran cinayeti soruşturması ve yargılama sürecini ele alıyor.  </p>
<p>Belgeselde gazeteci İsmail Saymaz, Serbestiyet editörü Onur Erkan, adli bilişim uzmanı Tuncay Beşikçi, Narin’in babası Arif Güran ve bazı akrabaları ile sanık avukatları konuştu. Yapımda, kolluk ve medyanın erken aşamada Güran ailesini suçlu gösteren bir anlatıya yöneldiği; daraltılmış baz analizleri, kamera kayıtları ve Nevzat Bahtiyar’ın değişen ifadelerinin gerektiği ölçüde sorgulanmadığı savunuldu. </p>
<p>Onur Erkan belgeselde, Nevzat Bahtiyar tespit edildiğinde soruşturmanın “sıfırdan başlaması gerektiğini”, ancak jandarmanın geri dönemeyeceği bir çizgiye girdiğini ileri sürdü. </p>
<p>Bu iddialar mahkeme kararlarının resmî gerekçeleriyle örtüşmüyor. Yargı makamları mahkûmiyetleri yalnızca baz verilerine değil, HTS, kamera kayıtları, kriminal incelemeler, adli tıp bulguları ve diğer delillerin birlikte değerlendirilmesine de dayandırdı.</p>
<h3><strong>Çandar TBMM’de “Türkiye’nin Dreyfus davası” dedi</strong></h3>
<p>Belgeselin yayımlanmasından yaklaşık bir ay sonra, 7 Mayıs’ta, DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar Narin Güran dosyasını TBMM Genel Kurulu’na taşıdı.</p>
<p>Çandar davayı “Türkiye’nin Dreyfus davası” diye niteledi; anne Yüksel Güran, ağabey Enes Güran ve amca Salim Güran’ın mahkûm edilmesini “hukuk cinayeti” olarak değerlendirdi ve Narin’in bedenine temasının kanıtlandığını söylediği Nevzat Bahtiyar’ın yedi kez değiştirdiği ifadesiyle aile üyelerinin cezalandırıldığını savundu. Ayrıca Güran ailesinin kendisine ulaştığını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenmesini istediğini anlattı. </p>
<h3><strong>Demirtaş: “Ağırlaştırılmış müebbet kararları hukuk faciasıdır”</strong></h3>
<p>Tartışmaya daha sonra eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da katıldı.</p>
<p>Demirtaş, 30 Temmuz’da Adalet Bakanlığı’nın özel izniyle Edirne Cezaevi’nde Narin’in babası Arif Güran ile görüştü; ertesi gün yaptığı açıklamada görüşmeden önce dava dosyasını “hukukçu gözüyle” incelediğini söyledi. </p>
<a href='/haber/demirtas-bundan-sonra-narin-guran-dosyasinin-sahibi-benim-322119' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/07/31/demirtas-bundan-sonra-dosyanin-sahibi-benim-cubbemi-giyip-gercekleri-haykiracagim.jpg' alt='Demirtaş: Bundan sonra  Narin Güran dosyasının sahibi benim' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Demirtaş: Bundan sonra  Narin Güran dosyasının sahibi benim</h5>
<div class='date'>31 Temmuz 2026</div>
</div>
</a>

<p>Demirtaş, dosyadaki delillere göre “suçu somut delillerle ispatlanabilmiş tek ismin Nevzat Bahtiyar olduğunu” savundu; Yüksel Güran, Enes Güran ve Salim Güran’a verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarını ise<strong> </strong>“tam bir hukuk faciası” olarak niteledi. Kamuoyu baskısının mahkemenin karar sürecini gölgelediğini ileri süren Demirtaş, Adalet Bakanlığı’ndan dosyayı inceleyerek kanun yararına bozma talebiyle Yargıtay’a başvurulmasını istedi. </p>
<p>Arif Güran daha sonra Demirtaş’ın kendisine “Bundan sonra Narin Güran dosyasının sahibi benim,” dediğini aktardı. </p>
<h3><strong>Belgeselden MASAK’a </strong></h3>
<p>“Şeytantepe”nin yayımlanmasından MASAK incelemesine uzanan süreç dört buçuk ay içinde gelişti:</p>
<p>11 Nisan’da belgesel yayımlandı; 7 Mayıs’ta Cengiz Çandar dosyayı TBMM gündemine taşıdı; 30-31 Temmuz’da Selahattin Demirtaş, Arif Güran’la görüştü ve mahkûmiyet kararlarını eleştirdi; 26 Ağustos’ta jandarmanın şikâyeti üzerine belgesel hakkında soruşturma açıldı; 28 Ağustos’ta ise savcılık, MASAK’tan 31 kişinin tüm finansal hareketlerinin incelenmesini istedi. </p>
<p>Henüz Başsavcılığın belgeseldeki iddialarla mali hareketler arasında nasıl bir bağlantı kurduğu ve 31 kişilik listenin kimlerden oluştuğu konusunda kamuya açık bir bilgi paylaşılmadı.  <br><br>(AEK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 21:42:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[ABD Trump'a karşı oy hakkı için bir kez daha ayağa kalktı]]></title><link>https://bianet.org/haber/abd-trump-a-karsi-oy-hakki-icin-bir-kez-daha-ayaga-kalkti-322932</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/28/abd-trump-a-karsi-oy-hakki-icin-bir-kez-daha-ayaga-kalkti.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/abd-trump-a-karsi-oy-hakki-icin-bir-kez-daha-ayaga-kalkti-322932</guid><description><![CDATA[ABD’nin önde gelen siyah yurttaş hakları örgütleri, Latin kuruluşları ve sendikaların çağrısıyla, binlerce insan Yüksek Mahkeme'nin azınlıkları dışlayan seçim çevrelerinin yeniden belirlenmesi kararına karşı başkent Washington D. C.'de yürüyüşe geçti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Martin Luther King Jr.’ın 28 Ağustos 1963’te “Bir Hayalim Var” konuşmasını yaptığı Lincoln Anıtı önünde 63 yıl sonra binlerce kişi bu kez “March on Washington 2026: Defend the Vote – Washington Yürüyüşü 2026: Oyu Savun” çağrısıyla bir araya geldi.</p>
<p>Reuters ve Associated Press katılımı “binlerce” olarak bildirirken, yürüyüşü düzenleyen koalisyona 90’dan fazla ulusal ve yerel örgüt katıldı. National Action Network Başkanı Al Sharpton, özellikle güneydoğu eyaletlerinden binlerce sivil haklar aktivistinin otobüslerle Washington’a geldiğini söyledi. </p>
<p>Lincoln Anıtı’ndaki programın konuşmacıları arasında Vermont Senatörü Bernie Sanders, Temsilciler Meclisi üyesi Alexandria Ocasio-Cortez, Virginia Valisi Abigail Spanberger, New York milletvekili Yvette Clarke ile sivil haklar örgütlerinin yöneticileri yer aldı. </p>
<h3>“Oyu savunmak demokrasinin temelini savunmaktır”</h3>
<p>Yürüyüşün eş başkanlarından, Martin Luther King Jr.’ın oğlu Martin Luther King III, “Oyu savunmak demokrasimizin temelini savunmaktır” dedi; babasının konuşmasından 63 yıl sonra Washington’a yalnızca geçmişi anmak için değil, harekete geçmek için geldiklerini söyledi. </p>
<p>King III ve Arndrea Waters King’in yönettiği, demokratik katılım ve ekonomik adalet alanında çalışan Drum Major Institute, yürüyüşün iki ana düzenleyicisinden biriydi.</p>
<p>Diğer ana düzenleyici, Rahip Al Sharpton tarafından kurulan ve oy hakkı, polis hesap verebilirliği ve ırk ayrımcılığı alanlarında çalışan National Action Network (NAN) oldu.</p>
<p>Sharpton, “Oy hakkı gücümüzün temelidir ve eyalet meclislerinde parça parça aşındırılıyor” dedi; “Oy zayıfladığında diğer bütün haklar da kırılganlaşır” ifadelerini kullandı. AP’ye de bu yıl ilk kez Yüksek Mahkeme’nin Oy Hakkı Yasası’nın temel korumalarından birini etkisizleştirmesinin ardından yürüdüklerini söyledi. </p>
<h3>Siyah, Latin ve emek örgütleri aynı platformda</h3>
<p>Yürüyüş koalisyonunda ABD’nin başlıca siyah yurttaş hakları kuruluşları yer aldı.</p>
<p>NAACP, 1909’da ülkenin  kurulmuş en eski ve en büyük siyah yurttaş hakları örgütlerinden biri. National Urban League, Afrikalı Amerikalıların eğitim, istihdam ve ekonomik hakları için çalışan ülke çapındaki en büyük ağlardan; National Council of Negro Women siyah kadınları temsil eden ulusal çatı örgütü, National Coalition on Black Civic Participation ise siyah seçmenlerin siyasal katılımına odaklanıyor.</p>
<p>Koalisyona ABD’nin en eski Latin yurttaş hakları örgütlerinden LULAC ile ülkenin en büyük Latin sivil toplum ağlarından UnidosUS de katıldı.</p>
<p>Emek hareketini ise yaklaşık 1,8 milyon üyeli American Federation of Teachers (AFT) ile federal kamu çalışanlarının en büyük sendikalarından biri olan American Federation of Government Employees (AFGE) temsil etti. Hukuk örgütleri, kiliseler ve yerel seçmen girişimleri de yürüyüşü destekledi. </p>
<h3>Talepler: Oy Hakkı Yasası’nın güçlendirilmesi</h3>
<p>Sivil haklar hukuk kuruluşu Legal Defense Fund’ın (LDF) Başkanı Janai Nelson, Kongre’den federal oy hakkı korumalarını güçlendirmeyi amaçlayan John R. Lewis Voting Rights Advancement Act tasarısını kabul etmesini istedi.</p>
<p>Nelson ayrıca eyalet düzeyinde oy hakkı yasalarının çıkarılması ve Yüksek Mahkeme için “bütünlük, hesap verebilirlik ve tarafsızlık” sağlayacak reformların gündeme alınması çağrısında bulundu. </p>
<p>NAACP Başkanı Derrick Johnson da Trump yönetiminin postayla oy kullanımına ilişkin düzenlemelerine karşı, “Halkın sesinin susturulmasına seyirci kalmayacağız” dedi. NAACP ile Lawyers’ Committee for Civil Rights Under Law ve Black Voters Matter, yönetimin postayla kullanılan oylara ilişkin düzenlemesine karşı yargıya başvuran kuruluşlar arasında yer alıyor. </p>
<h3>Louisiana kararı yürüyüşün merkezinde</h3>
<p>Yürüyüşün başlıca hedeflerinden biri Yüksek Mahkeme’nin nisanda verdiği Louisiana'ya karşı Callais kararıydı.</p>
<p>Karar, 1965 tarihli Oy Kullanma Hakkı Yasası'nın 2. Maddesindeki seçim çevrelerinin düzenlenmesinin kullanılabileceği alanı daralttı. Ardından Cumhuriyetçilerin yönettiği bazı Güney eyaletleri kasım ara seçimlerinden önce Kongre seçim çevrelerini yeniden haritalamaya başladı. </p>
<p>Louisiana’da siyahlar nüfusun yaklaşık yüzde 33’ünü oluşturuyor. Eyaletin altı Kongre bölgesinden ikisinin siyah çoğunluklu olması öngörüldüğü halde, Yüksek Mahkeme ikinci bölgenin oluşturulmasında ırka aşırı ağırlık verildiğine hükmetti. </p>
<p>Karardan etkilenen Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Cleo Fields, kendi bölgesinin parçalanması üzerine, “Yalnızca sınırları yeniden çizmekle kalmadılar" dedi ve yüz binlerce siyah aileye “söz ve karar haklarının her an ellerinden alınabileceği” mesajının verildiğini savundu. </p>
<p>Alabama milletvekili Shomari Figures de çoğunluğu siyah seçmenlerden oluşan bölgesinin yeniden bölgelendirme planlarının hedefinde olduğunu söyledi. Figures, Montgomery’de başlayan 1955 otobüs boykotundan Sivil Haklar Yasası ve Oy Hakkı Yasası’na uzanan mücadeleyi hatırlattı. </p>
<h3>Oy hakkının yanında ekonomik ve sosyal talepler</h3>
<p>Yürüyüşün resmî çağrısı oy hakkının yanı sıra fırsat eşitliğinin korunmasını ve ekonomik olarak onurlu bir yaşamı da temel hedefler arasında saydı.</p>
<p>Yürüyüşü düzenleyenler bu başlık altında adil ücret, ulaşılabilir konut, sağlık hizmetleri ve gıda güvenliği taleplerini sıraladı. Sharpton, Trump yönetiminin göç politikaları ile Sağlık Yardımı (Medicaid) ve Karşılanabilir Bakım Yasası'nın (Affordable Care Act) sağladığı sağlık sübvansiyonlarından yapılan kesintilerin de farklı toplumsal kesimleri yürüyüşte buluşturduğunu söyledi. </p>
<h3>Trump yönetimi “seçim güvenliği” diyor</h3>
<p>Trump yönetimi ve Cumhuriyetçiler seçim kurallarındaki değişiklikleri seçim güvenliğinin artırılması, seçmen kimliklerinin doğrulanması ve seçim sistemine güvenin güçlendirilmesi gerekçeleriyle savunuyor.</p>
<p>Cumhuriyetçi yönetimler, yeniden seçim çevresi davalarında bölgelerin oluşturulmasında ırkın belirleyici ölçüt hâline getirilmesinin Anayasa’nın eşit koruma ilkesine aykırı olduğunu ileri sürüyor.</p>
<p>Trump yönetimi ayrıca posta yoluyla oy kullanmanın seçim güvenliği açısından risk oluşturduğunu savunurken, sivil haklar ve seçmen örgütleri ise kitlesel posta oyu sahtekârlığına ilişkin kanıt bulunmadığını ve federal yürütmenin eyaletlerin seçim yetkilerine müdahale ettiğini belirtiyor. </p>
<h3>1963’te 250 bin kişi yürümüştü</h3>
<p>28 Ağustos 1963’te “İş ve Özgürlük İçin Washington Yürüyüşü”ne katılan yaklaşık 250 bin kişi Lincoln Anıtı önünde toplanmış, Martin Luther King Jr. burada ünlü “Bir Hayalim Var” konuşmasını yapmıştı.</p>
<p>Yürüyüşü izleyen dönemde ABD toplumsal ve siyasal tarihinin dönüm noktaları arasında sayılan 1964 Sivil Haklar Yasası ile 1965 Oy Hakkı Yasası kabul edildi.</p>
<p>2026 yürüyüşünün organizatörleri de 28 Ağustos tarihini bu tarihsel bağ nedeniyle seçtiklerini belirterek buluşmayı yalnızca bir yıl dönümü anması değil, oy hakkının korunmasına yönelik yeni bir seferberlik olarak tanımladı. </p>
<p>(AEK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 18:55:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Ekrem İmamoğlu’nun “Millet Şahidimdir” kitabına satış ve dağıtım yasağı]]></title><link>https://bianet.org/haber/ekrem-imamoglunun-millet-sahidimdir-kitabina-satis-ve-dagitim-yasagi-322931</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/28/ekrem-imamoglunun-millet-sahidimdir-kitabina-satis-ve-dagitim-yasagi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/ekrem-imamoglunun-millet-sahidimdir-kitabina-satis-ve-dagitim-yasagi-322931</guid><description><![CDATA[Ekrem İmamoğlu’nun savunmalarını bir araya getirdiği “Millet Şahidimdir” adlı kitap henüz baskı aşamasındayken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine dağıtılması ve satışa sunulması yasaklandı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve YENİ Parti'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun savunmalarını kitaplaştırdığı “Millet Şahidimdir”in satışı ve dağıtımı yasaklandı.</p>
<p>Kitap henüz baskı aşamasındayken İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine kitabın “dağıtılmasına ve satışa sunulmasının yasaklanmasına” karar verdi.</p>
<p>YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, kararı Kocaeli’deki temasları sırasında açıkladı.</p>
<p>Derince Belediyesi’nin Çenesuyu AŞ İdari Binası ve yeni yatırımlarının açılış törenine katılan Özel, burada yaptığı konuşmada İmamoğlu’nun savunmasını kitap aracılığıyla kamuoyuna ulaştırmak istediğini söyledi. Şöyle konuştu:</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>“Ekrem Başkan yaptırılmayan savunmasını kitap olarak bastırıp, kendini savunup millete derdini anlatmak istiyor. Ama o kitaba toplatma kararı aldılar, basımını durdurma kararı aldılar.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Geçmişte önce hâkim olan, bütün verdiği kararlar neredeyse Anayasa Mahkemesi'nde bozulan, sonra bakan yardımcısı olan, siyasetten tekrar başsavcılığa giden, sonra bu hukuk cinayetinden sonra ödüllendirilip Adalet Bakanlığı yapan birisi çıkmış dün diyordu ki: 'Efendim işte itirafçılar konuşuyor. Ekrem Başkan da sinirleniyor. Bir aralar diyorlardı ki: Canlı yayında yayınlansın. Şimdi olsa halen daha acaba ister mi' diyor. Buradan muhatabım o Adalet Bakanı değil, onu atayan Erdoğan'a söylüyorum: Bu Adalet Bakanı'nın bir hükmü varsa, senin geçmişte söylediğin sözün bir izzeti varsa hodri meydan, canlı yayınlayın mahkemeyi. Sözünden dönen namerttir.”</em></p>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/08/ekrem-imamoglu-kitap.jpeg" alt=""></p>
<p>(HA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 18:02:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[biamag'da bu hafta]]></title><link>https://bianet.org/haber/biamag-da-bu-hafta-322929</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/28/biamag-da-bu-hafta.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/biamag-da-bu-hafta-322929</guid><description><![CDATA[MAG'da bu hafta sanattan ekolojiye, toplumsal bellekten insan haklarına kadar geniş bir alanda kaleme alınmış yazıları bir araya getirdik.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://bianet.org/yazar/evrim-kepenek-116" target="_blank" rel="nofollow noopener">Evrim Kepenek’in</a> editörlüğündeki bu hafta MAG’da; edebiyatın kadim koridorlarından günümüz sosyo-kültürel dinamiklerine, toplumsal hafızadan ekolojik ve insani hak mücadelelerine uzanan zengin yazıları sizlerle buluşturuyoruz.</p>
<p><a href="https://bianet.org/yazar/nilgun-karatas-7905" target="_blank" rel="noopener">Nilgün Karataş,</a> James Joyce’un Homeros’un <em>Odysseia</em> destanını aynen kopyalamayıp onu sökerek modern dünyanın Dublin’ine ve sıradan bir insanın hayatına nasıl uyarladığını anlatıyor.</p>
<p><a href="https://bianet.org/yazar/hikmet-adal-5859" target="_blank" rel="noopener">Hikmet Adal</a>, kişisel bir kayıp üzerinden bir dostluğun hafızasını, Çerkes kimliğini ve toplumsal hafızanın bir köyde nasıl yaşatıldığını anlatıyor.</p>
<p><a href="https://bianet.org/yazar/malfono-yusuf-begtas-6829" target="_blank" rel="noopener">Malfono Yusuf Beğtaş</a>,  Süryanice "mbadqana" kavramı üzerinden dilin sadece aktaran değil; sorgulayan, araştıran ve hakikati açığa çıkaran yapısını vurguluyor.</p>
<p><a href="https://bianet.org/yazar/panayotis-petridis-8764" target="_blank" rel="noopener">Panayotis Petridis</a> hipotez ve deney adımlarını kullanarak güneş ve denizin insan sağlığı ile ruh hali üzerindeki etkilerini bir "vaka incelemesi" gibi inceliyor.</p>
<p><a href="https://bianet.org/yazar/selma-eroglu-6799" target="_blank" rel="noopener">Selma Eroğlu,</a> Özgürlük Parkın’daki organik pazarın Belediyenin "şikayet var" gerekçesiyle yer değişikliği kararını halka veya esnafa danışmadan, kolektif bir akıl yürütmeden ("oldu bitti" ile) almasını anlatıyor.</p>
<p><a href="https://bianet.org/yazar/emre-can-sancar-8774" target="_blank" rel="nofollow noopener">Emre Can Sancar, </a>Türkçe popun şarkıcı-şarkı yazarı geleneğinden algoritma ve veri odaklı günümüz müzik endüstrisine uzanan dönüşümünü; kültürel hafıza, edebiyat, sermaye ve sanatçı iradesi ekseninde tartışıyor.</p>
<p><a href="https://bianet.org/contentpreview/322919?Alias=CN7t5ZUT9GFbHq1S0ShsRA==" target="_blank" rel="noopener">Şeyhmus Diken,</a> barış sürecine dair umudunu yazıyor.</p>
<p><a href="https://bianet.org/yazar/rosalino-levantino-4027" target="_blank" rel="noopener">Rosalino Levantino,</a> Hélène Harder’in yönettiği <strong>“Fatna, Raşit adlı bir kadın”</strong> (<em>Fatna, une femme nommée Rachid / Fatna, a woman named Rachid</em>) belgeselini anlatıyor.</p>
<p><a href="https://bianet.org/yazar/burak-sari-6112" target="_blank" rel="noopener">Burak Sarı,</a> sağlamcılık üzerinden engelli haklarını anlatmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://bianet.org/contentpreview/322918?Alias=NVbPWRXg3aois2Gt5hlt5g==" target="_blank" rel="noopener">İbrahim Tekpınar,</a> Frantz Fanon'un sömürgecilik kuramı ile Amerikan kolonilerinde köleleştirilen, katledilen yerlilerin kaderini; günümüz Türkiye'sinde en temel insani imkânlardan (yol, elektrik, eğitim) yoksun bırakılan mevsimlik tarım işçilerinin yaşantısıyla anlatıyor.</p>
<p><a href="https://bianet.org/yazar/metin-v-bayrak-7541" target="_blank" rel="noopener">Metin V. Bayrak,</a> eleştirel ve önerilerle dolu yazılarına devam ediyor.</p>
<p><a href="https://bianet.org/yazar/evrim-kepenek-116" target="_blank" rel="noopener">Evrim Kepenek,</a> Gito Yaylası’nın gözünden, dünyayı anlatıyor.</p>
<div class="box-17">
<h3>Dinleme önerisi</h3>
<iframe title="YouTube video player" src="https://www.youtube.com/embed/PaNi6aWHlrY?si=nEnrWCW8_se9dp75" width="560" height="315" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="allowfullscreen" loading="lazy"></iframe>
<h3> İzleme önerisi - "Gelecek Uzun Sürer"</h3>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/08/gelecek.png" alt=""></p>
<h3>Okuma önerisi -"272" Mehmet Ali Başaran</h3>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/08/272.png" alt=""></p>
<p>“Mehmet Ali Başaran; insanı kalbinden ve zihninden birlikte yakalayıveren üslûbuyla mülteciliğin, sahipsizliğin, gurbetin, polisiyenin, hukûkun ve elbette vicdanın birbirine değen hatlarında gezinen bir eserle çıkıyor okuyanlarının karşısına." Ahmet Örs</p>
</div>
<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 17:08:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Aydın'da “Erdoğan vefat etti” haberine tutuklama]]></title><link>https://bianet.org/haber/aydin-da-erdogan-vefat-etti-haberine-tutuklama-322928</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/28/aydin-da-erdogan-vefat-etti-haberine-tutuklama.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/aydin-da-erdogan-vefat-etti-haberine-tutuklama-322928</guid><description><![CDATA[Aydın Denge Gazetesi’nin Gülşen Erdoğan adlı bir kişinin ölüm haberini “Erdoğan vefat etti” ifadesiyle duyurması üzerine gözaltına alınan dört gazeteci arasındaki İrem Delice tutuklandı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Aydın’da yayın yapan Denge Gazetesi’nin Gülşen Erdoğan adlı bir kişinin ölüm haberini 25 Ağustos'ta sosyal medyada “Erdoğan vefat etti” ifadesiyle duyurması üzerine başlatılan soruşturmada gazeteci İrem Delice tutuklandı.</p>
<p>Gazete, Gülşen Erdoğan’ın vefat haberini sosyal medyada “Erdoğan vefat etti” ifadesinin yer aldığı bir görsel ile paylaştı. Siyah fon üzerine büyük harflerle hazırlanan paylaşımda, gazetenin internet sitesindeki habere yönlendirme yapıldı.</p>
<p>Paylaşımda yalnızca “Erdoğan” soyadının öne çıkarıldığı iddiasıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hayatını kaybettiği izlenimi yaratıldığı gerekçesiyle yapılan ihbarların ardından Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı.</p>
<p>Gazetenin tüzel temsilcisi Emin Aydın, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Yeşim Ülker, muhabir İslam Keleş ve İrem Delice 26 Ağustos'ta "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (TCK 217/A)" suçlamasıyla gözaltına alındı.</p>
<p>Emniyetteki işlemlerinin ardından İslam Keleş serbest bırakıldı. Adliyeye sevk edilen Emin Aydın, Yeşim Ülker ve İrem Delice ise nöbetçi sulh ceza hakimliğince adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.</p>
<p>Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı, İrem Delice hakkında verilen adli kontrol kararına itiraz etti.</p>
<p>İtirazın ardından Delice, bugün tekrar gözaltına alındıktan sonra çıkarıldığı nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklanarak cezaevine gönderildi.</p>
<a href='/haber/erdogan-vefat-etti-haberi-nedeniyle-dort-gazeteciye-gozalti-322850' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/26/erdogan-vefat-etti-haberi-nedeniyle-dort-gazeteciye-gozalti.png' alt='“Erdoğan vefat etti” haberi nedeniyle dört gazeteciye gözaltı' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>“Erdoğan vefat etti” haberi nedeniyle dört gazeteciye gözaltı</h5>
<div class='date'>26 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<p>(HA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 16:56:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İHD'den NATO Zirvesi öncesi tutuklanan üyeleri için tahliye çağrısı]]></title><link>https://bianet.org/haber/ihd-den-nato-zirvesi-oncesi-tutuklanan-uyeleri-icin-tahliye-cagrisi-322924</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/28/ihd-den-nato-zirvesi-oncesi-tutuklanan-uyeleri-icin-tahliye-cagrisi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/ihd-den-nato-zirvesi-oncesi-tutuklanan-uyeleri-icin-tahliye-cagrisi-322924</guid><description><![CDATA[İHD, Ankara’daki operasyonlarda tutuklanan altı üyesine yöneltilen suçlamaların somut delile dayanmadığını belirterek, “İnsan haklarını savunmak ne suç ne de yargılama gerekçesidir” dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İnsan Hakları Derneği (İHD), Ankara’da NATO Zirvesi öncesinde düzenlenen operasyonlarda tutuklanan ve aralarında İHD yöneticilerinin olduğu insan hakları savunularının derhal serbest bırakılması çağrısı yaptı.</p>
<p>Yazılı bir açıklama yapan İHD, Ankara’da 7-8 Temmuz'da düzenlenen NATO Zirvesi evlerine yapılan baskında alınan İHD çalışanı ve Ankara Şube yöneticisi Tuğba Kahraman ile İHD Ankara Şubesi Gençlik Komisyonu üyeleri Hale Nur Çetin, Mert Ahmet Aldemir, Şevin Özden, Emirhan Gedik ve Zehra Camcı’nın tutukluluğunun sürdüğünü hatırlattı.</p>
<p>Hak savunucularının tutuklanmasına gerekçe gösterilen iddiaların somut delillere dayanmadığı belirten İHD, savcılığın “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin terörle anılan bir ülke olması gayreti içerisinde terör eylemleri gerçekleştirebilecekleri” yönündeki değerlendirmesinin soyut ve varsayıma dayalı olduğunu ifade etti.</p>
<p>İddianamede, tutuklu İHD üyelerinin katıldıkları barışçıl toplantı ve gösterilerin “yasadışı örgüt üyeliği” suçlamasına delil olarak gösterildiğini kaydetti.</p>
<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen İHD Genel Sekreteri Osman İşçi şunları söyledi:</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>“Türkiye’de insan hakları savunucularının barışçıl faaliyetleri nedeniyle öteden beri idari ve yargısal tacizin hedefinde. NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen tutuklamalar da bu politikaların uzantısı. </em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Tutuklamalar yalnızca Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi’ne aykırı bir durum oluşturmakla birlikte, aynı zamanda uluslararası sözleşmeler ve Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin ihlali anlamına geliyor.”</em></p>
<p>Tutuklu İHD üyelerinin duruşma tarihi beklenmeden derhal serbest bırakılması gerektiğini belirten İşçi, sözlerini <em>“Bir kez daha hatırlatmak isteriz ki, insan haklarını savunmak ne suç ne de yargılama gerekçesidir. Keyfi biçimde tutuklanan üyelerimiz derhal serbest bırakılmalı, insan hakları savunucularına yönelik baskı, tehdit ve yargısal taciz politikasına son verilmelidir</em>” diyerek bitirdi.</p>
<p>Tuğba Kahraman ile Hale Nur Çetin, Mert Ahmet Aldemir ve Şevin Özden’in ilk duruşması 29 Eylül’de Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Emirhan Gedik ve Zehra Camcı’nın ilk duruşmaları ise 2 Ekim’de Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.</p>
<a href='/haber/ispanyadaki-nato-karsiti-toplanti-nedeniyle-turkiye-de-tutuklu-322834' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/26/ispanyadaki-nato-karsiti-toplanti-nedeniyle-turkiye-de-tutuklu.jpg' alt='İspanya’daki NATO karşıtı toplantı nedeniyle Türkiye&#39;de tutuklu' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>İspanya’daki NATO karşıtı toplantı nedeniyle Türkiye'de tutuklu</h5>
<div class='date'>26 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<div class="box-1">
<div class="box-13">Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen NATO Zirvesi öncesinde, kentte olağanüstü hal koşullarını aratmayan önlemler alınmış, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 23 Haziran 2026 tarihinde başlatılan operasyon kapsamında en az 225 kişi ev baskınlarında gözaltına alınmıştı. Aralarında insan hakları savunucuları, gazeteciler ve avukatların da bulunduğu en az 178 kişi “silahlı yasadışı örgüte üye olma” suçlamasıyla tutuklanmış, 34 kişi hakkında ev hapsi kararı verilmişti.</div>
</div>
<p>(HA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 16:20:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Mazlum Abdi kimdir?]]></title><link>https://bianet.org/haber/mazlum-abdi-kimdir-322922</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/28/mazlum-abdi-kimdir.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/mazlum-abdi-kimdir-322922</guid><description><![CDATA[Suriye Cumhurbaşkanlığı danışmanlığına atanan Kürt siyasetçi ve askerî lider Mazlum Abdi, Suriye savaşı sırasında "Suriye Demokratik Güçleri Genel Komutanı" olarak IŞİD’e karşı mücadelede öne çıktı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı. Asıl adı Mustafa Halil Abdi.</p>
<p>25 Ağustos 2026’da SDG’nin feshedildiğini açıklayana kadar yaklaşık 11 yıl boyunca Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı olarak görev yaptı.</p>
<p>Fesihten birkaç gün önce Erbil merkezli Rudaw televizyonuna verdiği röportajda, Suriye’de savaşın ilk yıllarında sivil siyasi faaliyet yürüttüğünü, 2013’te askerî üniforma giydiğini anlatarak artık “onu çıkarma vaktinin” geldiğini söyledi. Yine kendi anlatımına göre, yeni dönemde Kürt siyasi güçlerini bir araya getirecek bir siyasi yapı üzerinde çalışmayı hedefliyor.</p>
<a href='/haber/suriye-mazlum-abdiye-cumhurbaskanligi-danismani-gorevi-322892' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/28/suriye-cumhurbaskani-sara-mazlum-abdi-yi-danisman-olarak-atadi-1.jpg' alt='Suriye: Mazlum Abdi’ye ‘Cumhurbaşkanlığı danışmanı’ görevi' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Suriye: Mazlum Abdi’ye ‘Cumhurbaşkanlığı danışmanı’ görevi</h5>
<div class='date'>28 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<h3>Şam’la müzakereler ve SDG’nin feshi</h3>
<p>2026 boyunca Şam yönetimiyle SDG’nin Suriye devletine entegrasyonuna ilişkin görüşmelerin başlıca muhataplarından biri oldu. Ocak ayında Suriye geçiş hükümetine bağlı güçlerle SDG arasındaki çatışmaların yeniden yoğunlaşmasının ardından “ateşkes ve entegrasyon anlaşması”nı kabul etti. Rakka ve Deyrizor’dan çekilme kararını “kan dökülmesini durdurmak” amacıyla aldıklarını söyledi. Ay sonunda varılan yeni mutabakatla SDG’ye bağlı güçlerin belirli askerî birlikler halinde Suriye ordusuna katılmasının önü açıldı.</p>
<p>Rudaw’a verdiği röportajda, 10 Mart 2025’te Şam’la imzaladıkları anlaşmanın uygulanması için yeterince çaba göstermemesini kendi açısından “en büyük hata” olarak değerlendirdi. Birkaç gün sonra entegrasyonun tamamlandığını, 25 Ağustos’ta ise SDG’nin bağımsız bir askerî yapı olarak faaliyetinin sona erdiğini duyurdu.</p>
<figure class="image"><img src="https://static.bianet.org/2026/08/mazlum-abdi-rudaw-agustos2026.jpg" alt="">
<figcaption><em>*Rudaw röportajında Mazlum Abdi, 22 Ağustos 2026. (Fotoğraf: Bilind T. Abdullah/Rudaw)</em></figcaption>
</figure>
<a href='/haber/sdg-ile-sam-anlasti-uc-tugaydan-olusan-askeri-tumen-kurulacak-316177' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/01/30/sdg-ile-sam-anlasti-uc-tugaydan-olusan-askeri-tumen-kurulacak.jpg' alt='SDG ile Şam anlaştı: Üç tugaydan oluşan askeri tümen kurulacak' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>SDG ile Şam anlaştı: Üç tugaydan oluşan askeri tümen kurulacak</h5>
<div class='date'>30 Ocak 2026</div>
</div>
</a>

<p>Şam’la yürüttüğü müzakerelerde başlangıçta, SDG’nin tamamen dağıtılarak mensuplarının orduya tek tek katılması yerine, örgütlü askerî birlikler halinde Savunma Bakanlığı bünyesine alınmasını savundu. Siyasi düzlemde ise Suriye’nin bütünlüğünü koruyan ancak yerel yönetimlere daha geniş yetkiler tanıyan ademimerkeziyetçi, laik ve sivil bir yönetim modelinden yana olduğunu söyledi. Bağımsız bir Kürt devleti ya da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi benzeri özerk bir yapı talep etmediklerini de vurguladı.</p>
<p>Bu yaklaşımın çerçevesi, 10 Mart 2025’te Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile imzaladığı sekiz maddelik anlaşmayla somutlaştı. Anlaşmayla Kürtlerin vatandaşlık ve anayasal haklarının güvence altına alınması ile SDG’ye bağlı askerî ve sivil yapıların devlet kurumlarına entegrasyonu konusunda uzlaşıldı. Sürecin 2025 sonuna kadar tamamlanması hedeflense de görüşmeler ertesi yıla sarktı.</p>
<figure class="image"><img src="https://static.bianet.org/2026/08/mazlum-abdi-sara-25agustos2026.jpg" alt="">
<figcaption><em>*Mazlum Abdi (ortada), İlham Ahmed’le (solda) birlikte, Ahmed eş-Şara’yla görüşüyor, 25 Ağustos 2026. (Fotoğraf: @SyPresidency/X)</em></figcaption>
</figure>
<a href='/haber/suriye-demokratik-gucleri-ve-sam-yonetimi-arasinda-anlasmaya-varildi-305303' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2025/03/10/suriye-anlasma.jpeg' alt='Suriye Demokratik Güçleri ve Şam yönetimi arasında anlaşmaya varıldı' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Suriye Demokratik Güçleri ve Şam yönetimi arasında anlaşmaya varıldı</h5>
<div class='date'>10 Mart 2025</div>
</div>
</a>

<h3>Esad sonrası dönemdeki pozisyonu</h3>
<p>Beşar Esad yönetiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesini “tarihî” bir gelişme olarak nitelendirdi; yeni dönemi demokrasi, adalet ve bütün Suriyelilerin haklarının güvence altına alınacağı bir sistem kurulması için fırsat olarak gördüğünü söyledi. İlk günlerden itibaren yeni yönetimle diyalog arayışına girdi ve SDG’nin yeni Suriye ordusuna katılmasına prensipte açık olduğunu, ancak bunun biçiminin müzakere edilmesi gerektiğini belirtti.</p>
<a href='/haber/abdi-demokrasi-temelinde-yeni-bir-suriyenin-insa-edilmesi-icin-onemli-bir-firsat-302506' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2024/12/08/abdi-demokrasi-temelinde-yeni-bir-suriyenin-insa-edilmesi-icin-onemli-bir-firsat.webp' alt='Abdi: Demokrasi temelinde yeni bir Suriye’nin inşa edilmesi için önemli bir fırsat' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Abdi: Demokrasi temelinde yeni bir Suriye’nin inşa edilmesi için önemli bir fırsat</h5>
<div class='date'>8 Aralık 2024</div>
</div>
</a>

<p>Mayıs 2026’da Süleymaniye merkezli Channel8’e verdiği söyleşide, Esad yönetiminin devrilmesine giden günlerde yeni yönetimin önde gelen isimlerinden Esad Hasan eş-Şeybani ile Halep’te güvenliğin korunması konusunda temas kurduklarını anlattı. Kendi anlatımına göre Ahmed eş-Şara daha sonra kendisine birlikte çalışmayı ve bir bakanlık görevi üstlenmesini önerdi, ancak önceliğinin Kürt siyasi güçleri arasında birlik sağlamak olduğunu belirterek bu teklifi kabul etmedi.</p>
<figure class="image"><img src="https://static.bianet.org/2026/08/mazlum-abdi-2.jpg" alt="">
<figcaption><em>*Mazlum Abdi, IKBY’de düzenlenen 6’ncı Ortadoğu Barış ve Güvenlik Forumu’nda, 19 Kasım 2025. (Fotoğraf: Duhok Kürdistan Amerikan Üniversitesi)</em></figcaption>
</figure>
<a href='/haber/mazlum-abdi-biz-suriyede-basat-bir-gucuz-turkiye-bunu-artik-gormeli-302644' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2024/12/13/mazlum-abdi-biz-suriyede-basat-biz-gucuz-turkiye-bunu-artik-gormeli.jpg' alt='Mazlum Abdi: "Biz Suriye’de başat bir gücüz. Türkiye bunu artık görmeli"' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h6 class='surheadline'>SDG KOMUTANI ÇÖZÜM İSTEDİ</h6>
<h5 class='headline'>Mazlum Abdi: "Biz Suriye’de başat bir gücüz. Türkiye bunu artık görmeli"</h5>
<div class='date'>13 Aralık 2024</div>
</div>
</a>

<h3>SDG’nin başında IŞİD’e karşı savaş</h3>
<p>2015’te Halk Savunma Birlikleri (YPG) ve Kadın Savunma Birlikleri’nin (YPJ) omurgasını oluşturduğu, Arap, Süryani, Ermeni ve Türkmen silahlı grupların da katıldığı SDG’nin Genel Komutanlığı görevini üstlendi. ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyonun IŞİD’e karşı yürüttüğü harekâtta SDG’nin başındaki askerî isim olarak giderek daha fazla öne çıktı. SDG’nin IŞİD kontrolündeki geniş bölgeleri ele geçirmesi ve Mart 2019’da örgütün Suriye’deki son toprak hâkimiyetinin Bağuz’da sona ermesiyle uluslararası kamuoyundaki görünürlüğü arttı.</p>
<div class="box-13"><em>IŞİD’e karşı ABD-SDG ortaklığının sürdüğü dönemde ABD Başkanı Donald Trump’la doğrudan temas kurdu. Trump, Ekim 2019’da kendisinden övgüyle söz ederek “cesareti” için teşekkür etti ve Kürt güçlerinin sahadaki rolünü takdir ettiğini açıkladı.</em></div>
<a href='/haber/sdg-isid-kesin-olarak-yenildi-206728' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/system/uploads/1/articles/spot_image/000/206/728/original/mr.jpg' alt='SDG: IŞİD Kesin Olarak Yenildi' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>SDG: IŞİD Kesin Olarak Yenildi</h5>
<div class='date'>23 Mart 2019</div>
</div>
</a>

<p>ABD ile kurulan askerî ilişkinin temelinde ise 2014-2015 Kobanî savaşı vardı. IŞİD’in Kobanî’yi kuşattığı sırada YPG’nin önde gelen askerî isimlerinden biriydi ve ABD öncülüğündeki koalisyonla kurulan temaslarda rol aldı. Channel8’e verdiği söyleşide, koalisyonla ilk temasların Süleymaniye üzerinden kurulduğunu, ABD desteğinin Kürt güçlerinin direnişinin ardından genişlediğini anlattı.</p>
<figure class="image"><img src="https://static.bianet.org/2026/08/mazlum-abdi-3.jpg" alt="">
<figcaption><em>*Mazlum Abdi, bir basın mülakat sırasında, 2020. (Fotoğraf: Zana Omer/VOA Kurdish)</em></figcaption>
</figure>
<p>ABD merkezli The New Yorker’a 2020’de anlattığı bir olay, Kobanî savaşının kişisel boyutunu da ortaya koyuyor. IŞİD’in çocukluğunun geçtiği mahalleye kadar ilerlediğini ve kendi evini birkaç kez ele geçirdiğini; son kez ele geçirildiğinde ise evin koordinatlarını ABD güçlerine vererek hava saldırısıyla vurulmasını istediğini anlattı. Kobanî’deki savaşın ardından ABD ile kurulan işbirliği, daha sonra SDG ile uluslararası koalisyon arasındaki ortaklığa dönüştü.</p>
<a href='/haber/kobane-nerede-ve-neden-onemli-159040' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/system/uploads/1/articles/spot_image/000/159/040/original/kobane_harita_510.jpg' alt='Kobanê Nerede ve Neden Önemli?' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Kobanê Nerede ve Neden Önemli?</h5>
<div class='date'>9 Ekim 2014</div>
</div>
</a>

<h3>Suriye savaşının ilk yılları</h3>
<p>Suriye’deki ayaklanmanın başlamasının ardından yeniden ülkeye döndü. Rudaw’a verdiği röportajda, 2011 ve 2012’de ağırlıklı olarak sivil ve siyasi faaliyet yürüttüğünü, çatışmaların yayılmasıyla 2013’te askerî görev üstlenmeye başladığını anlattı.</p>
<p>Savaşın ilerleyen yıllarında YPG içinde öne çıkan askerî isimlerden biri hâline geldi. “Mazlum Kobanî” ve daha önce kullandığı “Şahin Cilo” adlarıyla da tanındı.</p>
<div class="box-13"><em>2013, Ahmed eş-Şara’nın (Ebu Muhammed el-Culani) kurucusu olduğu El-Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi ile YPG arasındaki çatışmaların Serêkaniyê’de yoğunlaştığı döneme denk geliyordu.</em></div>
<figure class="image"><img src="https://static.bianet.org/2026/08/mazlum-abdi-abd-askerleriyle-2027.jpeg" alt="">
<figcaption><em>*Mazlum Abdi (sağda), ABD’li bir komutanla birlikte Suriye’nin kuzeydoğusundaki Karaçok Dağı’nda, 2017. (Fotoğraf: Rodi Said)</em></figcaption>
</figure>
<a href='/haber/suriyeli-kurtler-demokratik-ozerklik-istiyor-145164' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/system/uploads/1/articles/spot_image/000/145/164/original/5011.jpg' alt='"Suriyeli Kürtler Demokratik Özerklik İstiyor"' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h6 class='surheadline'>PYD'DEN ALAN ŞAMO</h6>
<h5 class='headline'>"Suriyeli Kürtler Demokratik Özerklik İstiyor"</h5>
<div class='date'>18 Mart 2013</div>
</div>
</a>

<h3>PKK yılları ve Öcalan’la ilişkisi</h3>
<p>Bundan önce uzun yıllar PKK bünyesinde faaliyet yürüttü. 2019’da The New Yorker’a verdiği söyleşide bir dönem PKK saflarında görev yaptığını kendisi de doğruladı.</p>
<p>Channel8’e anlattığına göre, PKK’yi 1980’lerin başından itibaren destekledi ve partinin Suriye’de örgütlenmeye başladığı süreçte yer aldı. Abdullah Öcalan’la ilişkisinin yalnızca örgütsel olmadığını, ailelerinin de birbirini tanıdığını söyledi. Öcalan’ın Suriye’de bulunduğu dönemde bir süre Kobanî’deki aile evlerinde kaldığını da anlattı.</p>
<p>Daha sonraki yıllarda örgüt adına Avrupa ve Irak’ta faaliyet yürüttü.</p>
<div class="box-13"><em>Mazlum Abdi, “Ferhat Abdi Şahin” kod adıyla, Türkiye’nin “terör kapsamında arananlar” listesinde yer alıyor.</em></div>
<figure class="image"><img src="https://static.bianet.org/2026/08/mazlum-abdi-pkk.jpg" alt="">
<figcaption><em>*Mazlum Abdi (solda), yanında PKK’nin önde gelen isimlerinden Duran Kalkan, Bahoz Erdal ve Nurettin Sofi’yle. </em></figcaption>
</figure>
<h3>Halep’te öğrencilik ve ilk siyasi faaliyetleri</h3>
<p>Siyasi faaliyetlerinin ise daha erken yaşlarda başladığını anlatıyor. Channel8’e verdiği söyleşide, siyasi mücadelesinin Halep’teki lise yıllarında başladığını, üniversite döneminde Kürt meselesine ilişkin faaliyetleri nedeniyle dönemin Suriye yönetimi tarafından dört kez gözaltına alındığını söyledi. Bu gözaltılar nedeniyle üniversite öğrenimini tamamlayamadığını ve sonunda Suriye’den ayrılmak zorunda kaldığını belirtti.</p>
<p>Halep Üniversitesi’nde inşaat mühendisliği eğitimi gördü. Rudaw’a verdiği röportajda da eğitimini sürdürebilseydi mühendis olacağını belirterek üniversiteyi tamamlamadığını kendi anlatımıyla teyit etti. Aynı söyleşide, Halep Üniversitesi yıllarının örgütlü siyasi faaliyetleri açısından önemli bir dönem olduğunu söyledi.</p>
<p>Çocukluğuna ilişkin anlattığı anılar da Kürt kimliği etrafındaki siyasi faaliyetlerinin daha erken bir döneme uzandığını gösteriyor. Rudaw’a, ortaokula geçtiği dönemde bir arkadaşıyla birlikte Kobanî’deki okul tabelalarını bir gecede Kürtçeleştirdiklerini, olayın ardından Suriye istihbaratının devreye girdiğini ve bazı kişilerin gözaltına alındığını anlattı.</p>
<h3>Kobanî’de çocukluğu</h3>
<p>1967’de Kobanî yakınlarındaki Helinc (Halanj) köyünde Kürt bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası Dr. Halil Abdi, Kobanî’nin ilk doktorları arasındaydı ve Kürt siyasetiyle de ilgileniyordu. Annesi Xezne Hec Hisên’di. Üç kız ve beş erkek olmak üzere sekiz çocuklu bir ailede büyüdü. Annesi 2021’de, 87 yaşındayken Kobanî’de geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti ve Helinc köyünde toprağa verildi.</p>
<figure class="image"><img src="https://static.bianet.org/2026/08/ocalan-abdi.jpg" alt="">
<figcaption><em>*Bağımsız kaynaklarca doğrulanamayan fotoğrafta, Abdullah Öcalan’la birlikte yüzen çocuğun Mazlum Abdi olduğu ileri sürülüyor. (Kaynak: Habertürk, Eylül 2011)</em></figcaption>
</figure>
<p><em><strong>Kaynaklar:</strong> AP, Channel8, The New Yorker, Rudaw, Wikipedia.</em></p>
<p>(VC)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 16:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[“Sınırda Çocuk Var” diyerek Kapıköy’den Kilis’e yürüyecek]]></title><link>https://bianet.org/haber/sinirda-cocuk-var-diyerek-kapikoyden-kilise-yuruyecek-322915</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/28/sinirda-cocuk-var-diyerek-kapikoyden-kilise-yuruyecek.png'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/sinirda-cocuk-var-diyerek-kapikoyden-kilise-yuruyecek-322915</guid><description><![CDATA[Tanyel Süzer, çocukların savaşın nesnesi olmadığı, yoksulluğun kader sayılmadığı bir dünya talebiyle Türkiye’nin sınır hattında yüzlerce kilometre yürüyecek.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Davranış analisti ve çocuk gelişim uzmanı Tanyel Süzer, çocukların yaşam hakkına dikkat çekmek için Türkiye-İran sınırındaki Kapıköy’den başlayıp Kilis’e kadar uzanacak bir yürüyüşe hazırlanıyor. “Yaşam Hakkı Yürüyüşü” adını verdiği projeyle bölge illerinden geçecek olan Süzer, çocukların savaş, yoksulluk, şiddet, istismar ve eşitsizlik nedeniyle karşı karşıya kaldıkları hak ihlallerini gündeme taşımayı hedefliyor.</p>
<p>Süzer yürümeye Kapıköy’den başlayacak.</p>
<p>Van, Hakkari, Şırnak, Mardin, Urfa ve Antep üzerinden ilerleyerek Kilis sınır kapısında yürüyüşünü tamamlamayı planlıyor.</p>
<p>Yol boyunca her hafta çocuk haklarının farklı bir alanını gündeme getirecek; geçtiği illerde sivil toplum örgütleriyle bir araya gelmeye, yerelde yaşanan hak ihlallerini dinlemeye ve çocukların haklarına ilişkin çözüm önerilerini görünür kılmaya çalışacak.</p>
<p>Bu yolculuğun temasını ise üç kelimeyle anlatıyor:</p>
<p><strong>“Sınırda Çocuk Var.”</strong></p>
<p>Süzer, rotasını belirlerken sınır illerini bilinçli olarak seçtiğini söylüyor. Rota üzerindeki illerde çocuk nüfusunun yüksekliğine ve kırsalda yaşayan çocukların toplumsal yaşama erişiminde karşılaştıkları güçlüklere dikkat çekiyor:</p>
<p>"Bir taraftan çocuk nüfusu açısından çok kalabalık illerden oluşurken bir taraftan da kırsal bölgelerde çocukların toplumsal yaşama erişimi çok kısıtlı ve bir süre sonra çocuksuz, gençsiz kalan köyler var."</p>
<p>Komşu ülkelerde yaşanan savaşların beraberinde getirdiği göç ve yoksulluğun çocuklar üzerindeki etkilerinin de yürüyüşün çıkış noktalarından biri olduğunu anlatıyor.</p>
<blockquote>
<p>Dünyanın neredeyse tamamında sınırların her iki tarafında da hem kalan hem giden çocukların yaşadıkları hak ihlallerine dikkat çekmek amacıyla bir farkındalık eylemi gerçekleştirmek istedim.</p>
</blockquote>
<h3>Kapıköy’den başlayan sembolik rota</h3>
<p>Süzer için Kapıköy yalnızca yürüyüşün coğrafi başlangıç noktası değil.</p>
<p>İran’da yaşanan savaş sırasında bir okulun bombalanması ve kız çocuklarının yaşamını yitirmesine ilişkin haberlerin kendisini derinden etkilediğini söylüyor.</p>
<p>"Böyle katliamları unutmamam için İran-Türkiye sınır kapısı olan Kapıköy’den başlamanın anlamlı olacağını düşündüm."</p>
<p>Buradan başlayan yürüyüş boyunca Süzer yalnızca çocukların yaşadığı sorunları sıralamak istemiyor. Çocuk haklarının hangi yasal dayanaklarla güvence altında olduğunu ve hak ihlallerinin önlenmesi için neler yapılabileceğini de tartışmaya açmayı planlıyor.</p>
<blockquote>
<p>Her hafta farklı çocuk hakları ve ihlal alanlarına yönelik temaları gündeme getirerek hem bölgede yaşanan hak ihlallerini görünür kılmak hem de yasal dayanakları ve hak ihlallerinin çözümüne ilişkin örnekleri ve görüşleri paylaşarak çocuk hakları temelinde politikalar geliştirilmesi için kamuoyu oluşturabilmeyi umuyorum.</p>
</blockquote>
<h3>“Bir şey yapmam lazım, eylemde olmaya ihtiyacım var”</h3>
<p>Yaşam Hakkı Yürüyüşü fikrinin ardında Süzer’in uzun yıllara yayılan gönüllülük ve çocuklarla çalışma deneyiminin yanı sıra son yıllarda takip ettiği gelişmeler de var.</p>
<p>Lise yıllarında Babaeski Halkevi’nde bir izci kulübü kurarak başlayan gönüllülük hikâyesi, üniversite döneminde 1999 depremlerindeki arama kurtarma çalışmalarına destek vermesiyle devam etti. 2002’de okul öncesi öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çalıştı; arama kurtarma alanında köpek eğitimi üzerine gönüllülük yaptı. Daha sonra Düşler Akademisi ve Kızlar Atakta gibi projelerde yer aldı.</p>
<p>Engelli hakları, kız çocuklarının güçlendirilmesi, toplumsal cinsiyet eşitliği ve çocuk hakları alanlarında çalışan Süzer, son üç yıldır ağırlığını çocuk haklarına verdiğini söylüyor.</p>
<p>Ancak yürüyüş kararını yalnızca mesleki geçmişiyle açıklamıyor.</p>
<p>Türkiye’de çocukların şiddet, istismar, yoksulluk ve ihmalle karşı karşıya kaldığını; barınma, eğitim, sağlık, beslenme, oyun, kültür ve sanat gibi temel haklarının ihlal edildiğini belirten Süzer, çocuk işçiliği, suça sürüklenme ve cinsel istismar vakalarının kendisinde giderek büyüyen bir harekete geçme ihtiyacı yarattığını söylüyor.</p>
<blockquote>
<p>Sadece yazıp çizmek, bazen oturup ağlamak, bazen de sokaklara çıkıp öfkeyle haykırmak bana yetmiyor. Bir şey yapmam lazım, eylemde olmaya ihtiyacım var.</p>
</blockquote>
<figure class="image"><img src="https://static.bianet.org/2026/08/editorial-poster-2026-08-28t135331-514.png" alt="">
<figcaption>Tanyel Süzer ve Cüce</figcaption>
</figure>
<h3>“Sadece kendi çocuklarımızı korumak gerçek çözüm değil”</h3>
<p>Süzer’in yürüyüşle tartışmaya açmak istediği temel meselelerden biri de çocukların korunmasının kimin sorumluluğu olduğu.</p>
<p>Ona göre çocuk hakları yalnızca ebeveynlerin ya da çocuklarla çalışan kuruluşların meselesi değil.</p>
<p>"Eğer sadece kendi çocuklarımızın ya da en fazla yakın çevremizdeki çocukların güvenliğini, haklarını korumaya çalışırsak ne yazık ki gerçek çözüme ulaşamayız.Akranları tarafından öldürülen çocuklar hepimiz için bir yara. Ancak tehlikeler sadece koruma girişimleriyle çözülemiyor."</p>
<p>Süzer’e göre çözüm, çocukları yalnızca risk ortaya çıktıktan sonra korumaya çalışmaktan değil; hiçbir çocuğun başka bir çocuğa ya da çevresindeki canlılara zarar vermeyi normalleştirmeyeceği bir toplumsal ortam yaratmaktan geçiyor.</p>
<p>Bu nedenle sorumluluğun yalnızca ailelere yüklenmesine karşı çıkıyor.</p>
<blockquote>
<p>Çocukların onurlu bireyler olarak yetişmesi için yapılması gerekenleri sıfırdan keşfetmemiz gerekmiyor. Ancak bu sorumlulukları sadece ailelere yükleyerek büyük bir değişim beklemek gerçekçi değil.</p>
</blockquote>
<p>Yürüyeceği yolun sonunda anlatmak istediği dünyayı da şöyle tarif ediyor:</p>
<blockquote>
<p>Bu yürüyüşü; çocukların savaş nesnesi yapılmadığı, sınırların güçsüzler için duvar, yoksulluğun bir kader olmadığı, eğitim, sağlık, barınma hakkının her çocuk için ulaşılabilir olduğu bir dünya talebini dile getirmek için gerçekleştirmek istiyorum.</p>
</blockquote>
<h3>Yürüyüş rotasında güvenlik eğitimleri</h3>
<p>Davranış analisti olarak otizmli çocuklar ve yetişkinlerle çalışan Süzer, uzun yıllardır ebeveynlere ve öğretmenlere cinsel gelişim ve çocukların cinsel istismardan korunması üzerine eğitimler veriyor.</p>
<p>Yüksek lisans tezinde de cinsel istismardan korunma becerilerinin öğretimini ele aldı. Şimdi bu çalışmalarını yol boyunca ziyaret edeceği illere de taşımak istiyor.</p>
<p>Süzer, toplumda çocukların cinsel gelişimini konuşmanın dahi çoğu zaman tabu kabul edildiğini, buna karşın çocukların cinsel istismara uğramasının yaygınlığını kabul edemediğini söylüyor.</p>
<blockquote>
<p>Yaşandığında gizlenmesi ya da cezasız bırakılması sadece bu travmayı yaşayan çocukların hayatını değil, toplumun güven ve adalet duygularını zedeleyen bir şey. Ebeveynlerin ve öğretmenlerin cinsel istismarı fark edebilmelerini ve öncesinde çocuklarına güvenlik becerilerini öğretebilmelerini sağlayacak yöntemleri anlatma imkanı bulacağım.</p>
</blockquote>
<p>“Kişisel Güvenlik Becerilerinin Öğretimi” başlığı altında planlanan eğitimlerin, yerel sivil toplum örgütleri, üniversiteler ve milli eğitim müdürlükleriyle kurulabilecek işbirlikleri sayesinde daha fazla kişiye ulaşmasını umuyor.</p>
<h3>Yol boyunca katılım bekliyor</h3>
<p>Süzer, yürüyüşün yalnızca kendi attığı adımlardan oluşmasını istemiyor.</p>
<p>Rotanın geçtiği illerde yaşayanlara, yürüyüşün tamamına değil birkaç kilometresine dahi olsa kendisine eşlik etmeleri için çağrıda bulunuyor.</p>
<blockquote>
<p>Dilerim ki benimle benzer duyguları paylaşan kişiler 3, 5 km demeden Yaşam Hakkı Yürüyüşü’nde bana eşlik etme imkanı bulurlar. Daha kalabalık şekilde adımlarımızı birlikte atarak, paylaşarak, öğrenerek, öğreterek ve hep birlikte sesimizi daha etkili duyurabiliriz.</p>
</blockquote>
<p>Yürüyüşe fiziksel olarak katılamayanlar ise projeyi sosyal medyada takip ederek, başkalarıyla paylaşarak ya da çocuk hakları alanındaki bilgi ve deneyimlerini aktararak destek olabilecek. Teknik ekipman ve yolculuğun diğer ihtiyaçları için kitle fonlaması ve sponsorluk desteği de planlanıyor.</p>
<p>Kapıköy’den Kilis’e uzanacak yürüyüşün hedefi, Süzer için yalnızca bir sınır kapısından diğerine ulaşmak değil. Yol boyunca çocukların korunmasının yalnızca ailelerin değil, kamunun ve toplumun da sorumluluğu olduğunu gündemde tutmak istiyor. Bu nedenle yürüyüşün sonunda varılacak yer kadar, yol boyunca kimlerin bu meseleye ortak olacağı da projenin bir parçası.</p>
<p>(NÖ)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 13:42:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[DEM Parti’den Meclis’e çağrı: Mazlum Abdi ve İlham Ahmed Türkiye’ye davet edilsin]]></title><link>https://bianet.org/haber/dem-partiden-meclise-cagri-mazlum-abdi-ve-ilham-ahmed-turkiyeye-davet-edilsin-322914</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/28/dem-partiden-meclise-cagri-mazlum-abdi-ve-ilham-ahmed-turkiyeye-davet-edilsin.png'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/dem-partiden-meclise-cagri-mazlum-abdi-ve-ilham-ahmed-turkiyeye-davet-edilsin-322914</guid><description><![CDATA[DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in Türkiye’ye davet edilmesi çağrısı yaptı; sürece sivil toplumun da dahil edilmesini istedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Halkalrın Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında Türkiye’deki barış tartışmaları ile Suriye’de yaşanan gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Doğan, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ordusuna entegrasyonu yönündeki gelişmelerin Suriye Kürtlerinin ülkenin siyasi ve hukuki yapısına dahil olması bakımından önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Türkiye’de kalıcı bir barışın sağlanmasının bölgedeki gelişmeleri de etkileyebileceğini belirten Doğan, Türkiye’de kurulacak bir barış modelinin Ortadoğu açısından örnek oluşturabileceğini savundu.</p>
<a href='/haber/suriye-mazlum-abdiye-cumhurbaskanligi-danismani-gorevi-322892' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/28/suriye-cumhurbaskani-sara-mazlum-abdi-yi-danisman-olarak-atadi-1.jpg' alt='Suriye: Mazlum Abdi’ye ‘Cumhurbaşkanlığı danışmanı’ görevi' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Suriye: Mazlum Abdi’ye ‘Cumhurbaşkanlığı danışmanı’ görevi</h5>
<div class='date'>28 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<h3>Mazlum Abdi ve İlham Ahmed için davet çağrısı</h3>
<p>Doğan, Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi ile Suriye Halk Meclisi’ne milletvekili olarak atanması beklenen İlham Ahmed’in Türkiye’ye gelmesinin önünün açılması gerektiğini ifade etti.</p>
<p>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a çağrıda bulunan Doğan, iki ismin Meclis tarafından Türkiye’ye davet edilmesini istedi.</p>
<p>Suriye’deki sorunların çatışma yerine siyaset, hukuk ve diyalog yoluyla çözülmesinin önemli olduğunu belirten Doğan, Mazlum Abdi’nin bu yönde irade göstermesinin dikkate alınması gerektiğini ifade etti. İlham Ahmed’in bölgedeki diplomatik rolüne de değinen Doğan, özellikle kadınların siyasal ve diplomatik süreçlerdeki görünürlüğünün önemine dikkat çekti.</p>
<p>Doğan, Türkiye ile Suriye’deki Kürt siyasi aktörleri arasında doğrudan temas kurulmasının ilişkilerin normalleşmesine katkı sunabileceğini söyledi.</p>
<a href='/haber/sam-kurtce-tarihi-bir-adimla-devlet-okullarina-girdi-anadilinde-egitim-muzakeresi-suruyor-322887' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/27/sam-kurtceye-tarihi-adim-devlet-okullarina-girdi-anadilde-egitim-muzakeresi-suruyor.jpeg' alt='Şam: Kürtçe tarihî bir adımla devlet okullarına girdi, anadilinde eğitim müzakeresi sürüyor' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h6 class='surheadline'>YARIM YÜZYILLIK YASAĞIN ARDINDAN</h6>
<h5 class='headline'>Şam: Kürtçe tarihî bir adımla devlet okullarına girdi, anadilinde eğitim müzakeresi sürüyor</h5>
<div class='date'>27 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<h3>“Süreç yalnızca bürokrasiye bırakılmamalı”</h3>
<p>Doğan’ın gündemindeki bir diğer başlık Türkiye’de yürütülen barış ve çözüm tartışmalarıydı.</p>
<p>Sürecin yalnızca devlet kurumları ve siyasi aktörler arasında yürütülen bürokratik bir mekanizmaya dönüşmemesi gerektiğini belirten Doğan, sivil toplum örgütlerinin, hak savunucularının ve geçmiş dönemlerde bu alanda çalışma yürütmüş kişilerin deneyimlerinden yararlanılması gerektiğini aktardı.</p>
<p>Toplumun farklı kesimlerinin sürece katılım sağlayabileceği mekanizmalar oluşturulmasını isteyen Doğan, kalıcı bir barış için toplumsal desteğin görünür ve etkili olması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Doğan ayrıca siyasi dilin de değişmesi gerektiğini söyleyerek, suçlayıcı ve yargılayıcı ifadeler yerine karşılıklı hassasiyetleri gözeten bir dil kurulması çağrısında bulundu.</p>
<h3>“Annelerin sesini duymak gerekiyor”</h3>
<p>Çatışmalı dönemlerde yakınlarını kaybeden ailelerin yaşadıklarına da değinen Doğan, barış talebinin farklı kimliklerden insanların ortak talebi olduğunu söyledi.</p>
<p>Yakınlarının mezarlarına ulaşamayan ya da kaybettikleri kişilerin kemiklerini arayan anneleri hatırlatan Doğan, acıların etnik kimliklere göre ayrıştırılmaması gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Doğan, Türkiye’de hiçbir gencin çatışmalar nedeniyle yaşamını yitirmemesinin ortak hedef olması gerektiğini kaydetti.</p>
<a href='/yazi/her-cumleye-gbt-ve-terbiye-rejimi-322902' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-yazi/2026/08/28/her-cumleye-gbt-ve-terbiye-rejimi.jpg' alt='Her cümleye GBT ve terbiye rejimi' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Her cümleye GBT ve terbiye rejimi</h5>
<div class='date'>28 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<h3>Öcalan’la gazetecilerin görüşmesi çağrısı</h3>
<p>Doğan, Abdullah Öcalan’a ait olduğu iddiasıyla kamuoyuna yansıyan bazı görüşme notlarına ilişkin tartışmalara da değindi.</p>
<p>Söz konusu metinlerin gerçek olmadığının farklı açıklamalarla ifade edildiğini söyleyen Doğan, Öcalan’ın bu paylaşımları neden kendisine yönelik bir “komplo” olarak değerlendirdiğinin doğrudan kendisine sorulması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Bu nedenle gazetecilerin İmralı Cezaevi’nde Öcalan’la görüşebilmesinin önünün açılmasını isteyen Doğan, doğrudan iletişimin kamuoyundaki soru işaretlerini azaltacağını ve yanlış bilgi ya da provokasyon riskine karşı da işlev görebileceğini savundu.</p>
<p>DEM Parti heyetinin henüz Öcalan’la yeni bir görüşme gerçekleştirmediğini belirten Doğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan veya MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile de şu aşamada planlanmış yeni bir görüşme olmadığını söyledi.</p>
<p>(NÖ)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 13:23:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Öğrencilerin okula uyum haftasında velilere idari izin verilecek]]></title><link>https://bianet.org/haber/ogrencilerin-okula-uyum-haftasinda-velilere-idari-izin-verilecek-322909</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/28/ogrencilerin-okula-uyum-haftasinda-velilere-idari-izin-verilecek.png'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/ogrencilerin-okula-uyum-haftasinda-velilere-idari-izin-verilecek-322909</guid><description><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı, 7-11 Eylül’de yapılacak uyum eğitimlerine çocuklarıyla birlikte katılmak isteyen kamu çalışanı ebeveynlerden birinin, talep etmesi halinde günde üç saate kadar idari izin kullanabileceğini açıkladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde düzenlenecek okula uyum programına ailelerin de katılacağını duyurdu.</p>
<p>Okul öncesi, ilkokul 1. sınıf ve ortaokul 5. sınıf öğrencilerine yönelik uyum eğitimleri 7-11 Eylül 2026 tarihleri arasında yapılacak.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nin kamu kurum ve kuruluşlarına gönderdiği yazı doğrultusunda, kamuda çalışan ebeveynlerden biri, talep etmesi halinde çocuğunun uyum eğitimine katılabilecek.</p>
<p>İdari izin öğrencinin kayıtlı olduğu okulun ders saatlerine göre düzenlenecek ve günlük üç saati aşamayacak.</p>
<a href='/haber/istanbulda-okullar-acilirken-ulasimda-neler-degisecek-322868' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/27/istanbulda-okullar-acilirken-ulasimda-neler-degisecek.jpg' alt='İstanbul’da okullar açılırken ulaşımda neler değişecek?' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>İstanbul’da okullar açılırken ulaşımda neler değişecek?</h5>
<div class='date'>27 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<h3>İzin yalnızca uyum haftasını kapsıyor</h3>
<p>MEB’in açıklamasına göre idari izin uygulaması 7-11 Eylül’deki uyum haftasıyla sınırlı olacak.</p>
<p>Bakanlık, öğrencilerin yeni eğitim ortamına uyumunu desteklemek amacıyla ailelerin de sürece katılmasını hedeflediğini belirtti.</p>
<p>Uyum programı kapsamında ailelerin okul ve öğretmenlerle iletişim kurması, öğrencilerin eğitim ortamını tanıması ve okul-aile işbirliğinin güçlendirilmesi amaçlanıyor.</p>
<a href='/haber/okul-masrafi-buyuyor-eski-canta-dikiliyor-yedek-forma-alinamiyor-322865' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/27/okul-masrafi-buyuyor-eski-canta-dikiliyor-ikinci-forma-alinmiyor.png' alt='Okul masrafı büyüyor: Eski çanta dikiliyor, yedek forma alınamıyor' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Okul masrafı büyüyor: Eski çanta dikiliyor, yedek forma alınamıyor</h5>
<div class='date'>27 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<h3>“Ailemle Okul Yolu Programı” yıl boyunca sürecek</h3>
<p>Aile katılımına yönelik çalışmalar uyum haftasının ardından da devam edecek.</p>
<p>MEB, aile katılımı, gelişim ve rehberlik çalışmalarını “Ailemle Okul Yolu Programı” adı altında bir araya getirerek 2026-2027 eğitim öğretim yılı boyunca sürdürmeyi planlıyor.</p>
<p>Yeni eğitim öğretim yılında birinci dönem ise 14 Eylül Pazartesi günü başlayacak.</p>
<p>(NÖ)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 11:38:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Murat Karayılan: "50 yılda 25 bin 922 şehidimiz var"]]></title><link>https://bianet.org/haber/murat-karayilan-50-yilda-25-bin-922-sehidimiz-var-322910</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/28/murat-karayilan-ilk-kez-acikladi-25-bin-922-sehidimiz-var.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/murat-karayilan-50-yilda-25-bin-922-sehidimiz-var-322910</guid><description><![CDATA[Halk Savunma Merkezi Komutanlık üyesi Murat Karayılan, 10 yıldır devam eden savaş koşulları nedeniyle yaşanan ölümleri açıklayamadıklarını söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Aileler ile Yardımlaşma Dayanışma Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA-DER) öncülüğünde çok sayıda kentte kurulan taziyelere ilişkin açıklama yaptı. Çok sayıda aile yıllardır haber alamadıkları çocuklarının ölüm haberini yeni duydu.</p>
<a href='/haber/cerceve-yasa-nin-uygulama-ayrintilari-ortaya-cikiyor-4-alt-kurul-olusturulacak-322649' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/19/cerceve-yasa-nin-uygulama-ayrintilari-ortaya-cikiyor-4-alt-kurul-olusturulacak.jpg' alt='"Çerçeve Yasa"nın uygulama ayrıntıları ortaya çıkıyor: 4 alt kurul oluşturulacak' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>"Çerçeve Yasa"nın uygulama ayrıntıları ortaya çıkıyor: 4 alt kurul oluşturulacak</h5>
<div class='date'>19 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<h3>"Çok ağır bir savaştaydık"</h3>
<p>Mezopotamya Ajansı'nın haberine göre kendini fesheden PKK'nin oluşturduğu Hareket Yönetimi üyesi Murat Karayılan'ın açıklamasında öne çıkan başlıklar şöyle:</p>
<blockquote>
<p>Çok ağır bir savaştaydık. Savaş devam ederken arkadaşların güvenliği için iletişim sistemimizi durdurmak zorunda kaldık. Bu nedenle şehadetler konusunda birçok arkadaşımızın bilgisi zamanında karargaha ulaşamadı. Ancak kamuoyu ve aileler açısından ancak bu dönem açıklama imkanımız oldu.</p>
</blockquote>
<h3>'99'u PKK Merkez Komite üyesidir'</h3>
<blockquote>
<p>Çok sayıda değerli şehit verdik. Bu arkadaşlardan 99’u PKK Merkez Komite üyesidir. İlk şehitlerimiz 1976 yılında verildi. 1976’dan 1983’e kadar 173 şehidimiz var. 1984’ten 2000 yılına kadar 13 bin 778 şehidimiz var. 2001’den 2026’ya kadar 7 bin 949 şehidimiz var. 2015’ten 2026’ya kadar YPS örgütünün 760 şehidi var. Başta Şengal ve Kobanê olmak üzere Rojava’da. Bilindiği gibi Kerkük ve Maxmur’da da bu tür müdahaleler gerçekleşti. Fakat bu şehitleri Kuzey’den saydık. Ancak DAİŞ’e karşı savaşta, Kobanê’de, Rojava’da ve Şengal’de 3 bin 262 şehidimiz var. 50 yıllık, yani 1976’dan 2026’ya kadar toplam 25 bin 922 şehidimiz bulunmaktadır.</p>
</blockquote>
<h3>"Ailelerle paylaşacağız"</h3>
<blockquote>
<p>Kuzey Kürdistan’dan 520 şehidimiz kaldı. Kürdistan’ın diğer parçalarından da şehitlerimiz var, fakat şu anda onların sayısı daha az. </p>
<p>Kayıt altına alınmamış bazı şehitlerimiz de var. Özellikle 1984 ile 2000 yılları arasında kayda geçmemiş bazı arkadaşlarımız bulunuyor. Yaklaşık bin arkadaşımız olduğuna inanıyoruz. Belki binden fazla da olabilir. Onları da hesaba kattığımızda toplam şehitlerimizin sayısı yaklaşık 27 bindir. Kuşkusuz sivil şehitlerimiz de var. Ne yazık ki sivil şehitlerimizin tam sayısını henüz netleştiremedik. Fakat sayı 5 bin ile 10 bin arasındadır. </p>
</blockquote>
<p>(FY)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 11:32:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Trans Terapi Grubu 2 Eylül’de çevrimiçi buluşacak]]></title><link>https://bianet.org/haber/trans-terapi-grubu-2-eylulde-cevrimici-bulusacak-322907</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/28/trans-terapi-grubu-2-eylulde-cevrimici-bulusacak.png'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/trans-terapi-grubu-2-eylulde-cevrimici-bulusacak-322907</guid><description><![CDATA[Trans İstanbul İnisiyatifi’nin düzenlediği Online Trans Terapi Grubu’nun aylık toplantısı 2 Eylül Çarşamba günü saat 19.00’da yapılacak. Toplantıya ilk kez katılacakların kayıt formunu doldurması gerekiyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Trans İstanbul İnisiyatifi’nin her ayın ilk çarşambası düzenlediği Trans Terapi Grubu, 2 Eylül’de çevrimiçi olarak bir araya gelecek.</p>
<p>Saat 19.00’da başlayacak buluşma, trans+’lara cinsiyet kimliği süreçlerinde psikososyal destek ve dayanışma alanı sunmayı amaçlıyor.</p>
<a href='/haber/af-orgutunden-lgbti-haklari-icin-dayanisma-cagrisi-322754' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/24/af-orgutunden-lgbti-haklari-icin-dayanisma-cagrisi.png' alt='Af Örgütü’nden LGBTİ+ hakları için dayanışma çağrısı' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Af Örgütü’nden LGBTİ+ hakları için dayanışma çağrısı</h5>
<div class='date'>24 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<h3>2013’ten bu yana devam ediyor</h3>
<p>2013’te başlayan terapi grubu, 2020’ye kadar SPoD ev sahipliğinde yüz yüze düzenlendi. COVID-19 pandemisinin ardından çevrimiçi ortama taşınan buluşmalar, böylece farklı şehirlerde yaşayan trans+’ların da katılımına açıldı.</p>
<p>Ücretsiz düzenlenen grup toplantılarında katılımcılar, cinsiyet kimliği süreçlerinde yaşadıkları deneyimleri paylaşabiliyor; benzer deneyimlerden geçen kişilerle dayanışma kurabiliyor.</p>
<p>Grup, katılımcıların yalnızlık hissiyle baş etmesine, farklı deneyim ve baş etme yöntemleriyle karşılaşmasına ve kendi süreçlerine ilişkin farkındalık geliştirmesine alan açmayı hedefliyor.</p>
<a href='/haber/aym-trans-erkegin-diplomasinin-yeni-kimlik-bilgileriyle-duzenlenmemesi-hak-ihlali-322327' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/07/aym-trans-erkegin-diplomasinin-yeni-kimlik-bilgileriyle-duzenlenmemesi-hak-ihlali.jpg' alt='AYM: Trans erkeğin diplomasının yeni kimlik bilgileriyle düzenlenmemesi hak ihlali' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>AYM: Trans erkeğin diplomasının yeni kimlik bilgileriyle düzenlenmemesi hak ihlali</h5>
<div class='date'>7 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<h3>Nasıl katılınır?</h3>
<p>Bilgisayardan katılanlar, kendilerine e-posta yoluyla gönderilen toplantı bağlantısını kullanabilecek. Telefonla katılacakların ise Jitsi Meet uygulamasını indirmesi gerekiyor.</p>
<p>Toplantıya ilk kez katılacak kişilerin öncesinde <a href="https://docs.google.com/forms/d/1RhBUlOJNEhKewhcmKp_1SEyGH5L0GMWOz7qsfHc_aGM/viewform?fbclid=IwAR2_PdLmEmc_bjzfJ2kJV_Unm1HsPl4NHXYSXvlwJylGY-s4aKuX0H4pvw8&amp;edit_requested=true&amp;pli=1#responses" target="_blank" rel="nofollow noopener">kayıt formunu</a> doldurması gerekiyor.</p>
<p>(NÖ)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 11:22:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Kaset devri bitince su satmaya başladı]]></title><link>https://bianet.org/haber/kaset-devri-bitince-su-satmaya-basladi-322903</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/28/kaset-devri-bitince-su-satmaya-basladi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/kaset-devri-bitince-su-satmaya-basladi-322903</guid><description><![CDATA[Şalvarı, kasketi ve kendine has tarzıyla Galata’nın simge isimlerinden biri olan Asım Deniz, yaklaşık 41 yıldır aynı sokakta.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Alageyik Sokağı’nda, Galata Kulesi’nin dibinde yıllarca kaset satarak geçimini sağlayan Deniz, teknolojinin değişmesiyle dükkânını kapatmak zorunda kaldı. Çevrede “Asım Dayı” olarak tanınan Deniz, 15 yıldır ise aynı yerde su satarak hayatını sürdürüyor.</p>
<p>Bir zamanlar kasetlerle müzik taşıyan Asım Dayı, şimdi İstanbul’un değişimine tanıklık ediyor.</p>
<p>(FY)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:23:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Her cümleye GBT ve terbiye rejimi]]></title><link>https://bianet.org/yazi/her-cumleye-gbt-ve-terbiye-rejimi-322902</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/yazi/2026/08/28/her-cumleye-gbt-ve-terbiye-rejimi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/yazi/her-cumleye-gbt-ve-terbiye-rejimi-322902</guid><description><![CDATA[Bir halkın ölülerini anmasını sabotaj sayan dil, o halka barış değil ancak zoraki bir unutuş teklif eder. Unutuş ise barış değil, en fazla, galibin mağluptan talep ettiği adaletsiz bir teslimiyet olabilir.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Gerçekten artık insanın ne midesi ne vicdanı kaldırabiliyor. Metiner’idir, Tayyar’ıdır ve adını bildiğimiz, bilmediğimiz daha onlarca kişi, çözüm sürecinin yarattığı “konuşma” alanından garip bir konfor ürettiler. Sürekli akıl veriyorlar, sürekli emir halindeler. Sürekli “dost tavsiyesi” başlıkları. Bitmeyen bir terbiye rejimi…</p>
<p>En son vay Amedspor’a nasıl destek verir DEM Parti, vay eş başkanı nasıl Kürdistan lafını kullanır, vay bu süreçte yaslar nasıl kurulur, bu bir sabotajmış.</p>
<p>Çok net ifade etmek gerekir ki, barış ya da çözüm süreci ve süreçten doğan ilişki, bir tarafın diğerine sürekli nasıl konuşacağını, nasıl yas tutacağını, neye sevineceğini, hangi kelimeyi kullanacağını öğrettiği bir terbiye alanı olamaz. Sürecin bütün yükünü Kürtlerin kelimelerine bağlamak, eski asimetrik iktidar alışkanlıklarının açık bir devamıdır. Güçlü olanın bütün konforunu muhafaza ettiği, diğer tarafın ise sürekli kendisini ispat etmek zorunda bırakıldığı bir ilişki biçimi kurulamaz. Bizi ürkütmeyin, bizi kızdırmayın, acınızı bizim izin verdiğimiz kadar yaşayın yaklaşımı demokratik bütünleşme getirmez. Gerçek demokratik siyaset, mevcut yasaların kutsanması yerine o yasaların demokratikleşmesini talep etme hakkıdır. Kürtlerin kendi adıyla görünmesini ayrılıkçılık, kendi hafızasını anlatmasını provokasyon sayan bir zihniyetle toplumsal bütünlük zaten sağlanamaz. Amedspor örneğinde görüldüğü gibi, bir kentin ve toplumun hafızasını taşıyan bir spor kulübünün varlığı bile hemen tahrik kategorisine yerleştirilebiliyor. Bu kulüp şahsında yapılan sistematik ırkçılık ise pek gündem ve sabotaj sayılmıyor. Bunun için illa bir süreç de gerekmiyor herhalde.</p>
<p>Barış, çoğunluğun azınlığa lütfettiği bir izin değildir. Fakat öyle davranılıyor.</p>
<p>Kimseye, “Sizi ancak bizim rahatsız olmayacağımız kadar siz olursanız kabul ederiz” denilemez. Fakat öyle davranılıyor. Taraflardan birinin sessizliğe gömülmesiyle bir süreç isteniyor. İşin özü bu.</p>
<p>Sürece dair bir zehir aranıyorsa; sözlerde değil, somut adımların atılmadığı o derin boşlukta aranmalı. İktidarın atmadığı her adımı görmezden gelip bir partinin kurduğu cümlelerin peşine düşmek ucuz bir siyaset tarzından başka bir şey değil.</p>
<p>Bir süreci savunanın cümlesini denetlemek kolaydır; adım atması gereken iktidara hesap sormak ise cesaret ister. Hiçbir barış süreci bir konuşma yüzünden kolayca çökmez. Ama DEM’li yetkililer daha ağzını açmadan süreç bitecek deniyor. Süreçler, karşılığı gelmeyen adımların ve verilmeyen sözlerin yarattığı yorgunluktan dolayı çöker.</p>
<p>Taziye ve yas tutma hakkı hiçbir siyasi izne bağlanamaz. Böyle bir şey olabilir mi?</p>
<p>32 yıl sonra kurulan yaslar var. Bir yasın en uygun zamanı nedir? İnsan başkasının yası hakkında konuşurken azıcık haddini de bilmez mi? Yas kuruluyorsa barışın anlam ve önemi daha iyi kavranabilir, bir de buradan bakılabilir. </p>
<p>Bir halkın ölülerini anmasını sabotaj sayan dil, o halka barış değil ancak zoraki bir unutuş teklif eder. Unutuş ise barış değil, en fazla, galibin mağluptan talep ettiği adaletsiz bir teslimiyet olabilir. Bu ülkede devlet kendi ölüsünü törenle, bakanların katılımıyla ve bayraklarla gömüyor. Kimse buna tahrik demiyor ama Hakkârili bir anne oğlunun kemiklerine kavuşunca sabotaj oluyor, suç sayılıyorsa orada adı belli bir tahakküm hikâyesinin üretimi var. Bir tarafın acısını meşru, diğerininkini suç sayan hiyerarşik dil acıların yarışını kendisi başlatır. Bir halkın kendi şehrini, kendi bölgesini adıyla anması tahrik olamaz. </p>
<p>Kamuoyuna dostane uyarı adıyla sunulan metinlerin amacı barışı korumak değil. Net!</p>
<p>Bu metinler, süreci asimetrik bir vesayet ilişkisi olarak yürütmeyi meşrulaştırma aracıdır. Karşı tarafa sürekli akıl vermek, onu eşit bir muhatap olarak görmemenin en kibar ve sinsi biçimidir. Akıl veren kişi kendisini masanın üstüne yerleştirir, karşısındakini ise masanın altına iter. Bugün bir halkın iradesine mürebbiyelik taslamak siyasi bir ikiyüzlülüktür. Vesayete karşı kurulduğunu iddia eden bir dilin kendisinin vesayet diline dönüşmesi sarsıcı bir çelişki. Toplumsal rıza, yukarıdan aşağıya kibirli bakışlarla değil, ancak göz hizasından kurulan eşit bir ilişkiyle inşa edilir. Bu asimetri sürdükçe her eleştiri sürece zarar etiketiyle gayrimeşru ilan edilir., ki yapılan da tam olarak bu. DEM Parti, bir müzakerenin dekoru ya da iktidarın onaylayıcı bir memuru değil. Kendi tabanıyla bağ kurmak, acısını adlandırmak ve dilini konuşmak için kimseden icazet almak zorunda hiç değil.</p>
<p>Sonuç olarak, barışın sahipliği asla tek bir tarafa ve iktidar blokuna ihale edilemez. DEM Parti’ye yönelik her kelimede kusur arama ve sürekli ayar verme iştahı, barış zeminini kökten aşındırır. Asıl zarar budur. Asıl zarar dil polisliğidir. Her cümleye GBT yapan mantıktır.</p>
<p>Bu üslup, barışı toplumsallaştırmak yerine iktidarın kendi içindeki konfor alanını korumaya yarar. Tekrar ifade etmek gerekirse barış, bir tarafın diğerine sürekli doğruyu öğrettiği pedagojik bir süreç olamaz. Kürtlerin yasına, sevincine, spor kulübüne duyduğu aidiyete sürekli sakıncalı muamelesi yapmak, o toplumu ikinci sınıf özne konumuna fırlatır. Vesayet, barışı inşa etmek bir yana, onun ruhunu zehirler ve güveni yok eder. Barışın toplumsallaşması, tüm tarafların kendi hikayelerini ve dillerini özgürce ifade edebilmesiyle mümkündür. İktidar blokunun biz barıştan yanayız ama onlar eski dilde diyerek kendi tabanını tahkim etmesi süreci geciktirir, zarar verir.</p>
<p>Bir halk, bir hareket sevincini, yasını, dilini hiçbir güce ihale etmez, etmemelidir.</p>
<p>Bu süreci Kürtlerin özgür sözleri ya da eleştirileri bitirmez; ama Kürtleri sessizliğe zorlayan o dayatmacı ısrar bitirir. Gerçek budur, çarpıtmaya gerek yok.</p>
<p>(SB/VC)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 10:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Norveç Kralı Harald V hayatını kaybetti]]></title><link>https://bianet.org/haber/norvec-krali-harald-v-hayatini-kaybetti-322900</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/28/norvec-krali-harald-v-hayatini-kaybetti.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/norvec-krali-harald-v-hayatini-kaybetti-322900</guid><description><![CDATA[Norveç Kraliyet Sarayı, 1991’den bu yana tahtta bulunan Harald’ın Oslo’daki Rikshospitalet’te yaşamını yitirdiğini duyurdu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Norveç Kraliyet Sarayı tarafından yapılan açıklamada 89 yaşındaki Harald’ın, 28 Ağustos Cuma günü yerel saatle 06.35’te tedavi gördüğü Oslo’daki Rikshospitalet’te yaşamını yitirdiği bildirildi.</p>
<p>Saray açıklamasında, “Majesteleri Kral Harald’ın bugün hayatını kaybettiğini derin bir üzüntüyle bildiriyoruz” denildi.</p>
<p>Harald, 17 Ağustos’tan bu yana hastanede tedavi görüyordu. Hemolitik anemi rahatsızlığı bulunan Kral’ın sağlık durumu son günlerde ağırlaşmış, kanındaki bakteriyel enfeksiyon nedeniyle antibiyotik tedavisi uygulanmıştı.</p>
<p>Kraliyet Sarayı bir gün önce Harald’ın durumunun “çok ciddi” olduğunu açıklamış, Kraliçe Sonja ile Veliaht Prens Haakon da programlarını iptal etmişti.</p>
<h3>“Modern Norveç’in kralı”</h3>
<p>Norveç medyası ve uluslararası basın Harald’ı, monarşiyi modernleştiren ve toplumun farklı kesimlerini kucaklayan bir hükümdar olarak yazdı. Harald “reformcu bir devlet başkanı” olarak tanımlanıyor. Babası V. Olav’ın gölgesinden çıkarak monarşiye yeni bir yön verdiği belirtiliyor.</p>
<h3>Tahta Haakon geçti</h3>
<p>Kraliyet Sarayı’nın açıklamasıyla birlikte Veliaht Prens Haakon otomatik olarak ülkenin yeni kralı oldu.</p>
<p>Avrupa’nın en yaşlı hükümdarı olan Harald, son yıllarda çeşitli sağlık sorunları yaşamasına rağmen tahttan çekilmeyi reddediyordu.</p>
<p>Daha önce yaptığı açıklamalarda, parlamentoya ettiği yeminin ömür boyu geçerli olduğuna inandığını söylemişti.</p>
<p>Kral Harald’ın ölümüyle Norveç’te ulusal yas süreci başlayacak ve ülke genelinde anma törenleri düzenlenecek.</p>
<p>(FY)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 09:56:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Nepal-Tibet faciasının perde arkası: ‘‘İklim değişikliğinin zincirleme etkisine acı bir örnek’’]]></title><link>https://bianet.org/haber/nepal-tibet-faciasinin-perde-arkasi-iklim-degisikliginin-zincirleme-etkisine-aci-bir-ornek-322899</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/28/nepal-tibet-faciasinin-perde-arkasi-iklim-degisikliginin-zincirleme-etkisine-aci-bir-ornek.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/nepal-tibet-faciasinin-perde-arkasi-iklim-degisikliginin-zincirleme-etkisine-aci-bir-ornek-322899</guid><description><![CDATA[Prof. Dr. Tolga Görüm’e göre yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiği afet, iklim değişikliğinin art arda gelen etkilerinin çarpıcı bir örneği.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Nepal ve Tibet arasındaki sınır bölgesinde 26 Ağustos'ta yaşanan heyelan ve sellerde en az 469 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 1.400 kişi ise hâlâ kayıp (28 Ağustos Perşembe, 08.00 itibarıyla).</p>
<p>Facianın nedenine dair ilk raporlar 4.4 büyüklüğünde bir depremin çığı, çığın da seli tetiklediği yönündeydi. Ancak ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS), olayın aslında bir buzul çökmesinden kaynaklandığını açıkladı.</p>
<p>İklim Masası'nın konuyla ilgili görüşüne başvurduğu İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Tolga Görüm de benzer bir tabloyu doğruluyor:</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>‘‘Görüntülerden ve diğer kaynaklardan edindiğim izlenim, bir kaya-buz kütlesinin kama kayması sonucunda bir buzul vadisini ve içindeki malzemeyi kuru sıvılaşma etkisiyle bir kaya çığına dönüştürmüş olduğu,’’ diyor Görüm. ‘‘Bu olay nedeniyle akarsu kısa bir süreyle setleniyor ve bir göllenme oluşuyor. Set gölünün yıkılmasıyla birlikte önce moloz akmasına, ardından sele dönüşüyor ve önüne çıkan her şeyi yıkıp götürüyor.’’</em></p>
<p>Olayın bir depremle tetiklenmediğini vurgulayan Görüm'e göre yaşananlar, ‘‘iklim değişikliğinin kısa ve uzun vadeli etkilerinin art arda gelmesine acı bir örnek.’’ Bunun nedeni, iklim değişikliğiyle hızla eriyen buzulların dağ kütlesine uyguladığı baskının azalması. Bu durum zamanla kütlede çatlaklar oluşmasına yol açıyor.</p>
<p>Nepal ve Tibet’teki olay büyüklüğünde değilse de, benzer bir riskin Türkiye’de de bulunduğunu belirten Görüm; Erzurum, Artvin, Hakkari ve Kars’ın bazı bölgeleri, riskli alanlar olarak öne çıktığını aktardı.</p>
<p>İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Tolga Görüm’ün konuyla ilgili değerlendirmelerini aşağıda paylaşıyoruz:</p>
<h3>Faciaya ne sebep oldu?</h3>
<p>"Buzul gölü patlaması sonucu oluşan sellere GLOF (Glacial Lake Outburst Flood) deniyor, fakat Tibet’te yaşanan daha farklı bir süreç.</p>
<p>Görüntülerden ve diğer kaynaklardan edindiğim izlenim, bir kaya-buz kütlesinin kama kayması sonucunda bir buzul vadisini ve içindeki malzemeyi kuru sıvılaşma etkisiyle bir kaya çığına dönüştürmüş olduğu.</p>
<p>Bu olay nedeniyle akarsu, kısa bir süreyle setleniyor ve bir göllenme oluşuyor. Set gölünün yıkılmasıyla birlikte önce moloz akmasına, ardından sele dönüşüyor ve önüne çıkan her şeyi yıkıp götürüyor.</p>
<p>Nitekim bu kütle, aynı 2021’de Kastamonu’da olduğu gibi, yamaçları alttan kazıyarak sürekli içine malzeme alıyor. Malzeme yoğunlaştıkça, vurduğu alandaki yıkıcılık artıyor. Oysa saf su geçse, yıkıcılığı bu kadar fazla olmaz.</p>
<p>Özetle olay, bu bölgede sıklıkla rastlanan GLOF olaylarına benziyor, ama farklı yönleri de var. İklim değişikliğinin kısa ve uzun dönemde ardışık etkisine acı bir örnek olduğu söylenebilir. Şu an için 1300 kişinin kayıp olduğu raporlanıyor; dilerim bu sayı daha da artmaz.</p>
<div class="box-1">
<h3>Üzerindeki buzulla birlikte kopan kaya parçası, vadiye girdi</h3>
<p>Tibet’te yaşanan, ‘‘kama kayması’’ dediğimiz, bir çeşit kaya kayması.</p>
<p>Geniş bir dağın yok olduğu, uydu görüntülerinden görülebiliyor. Bu dağın üzerinde de bir buz parçası var. Yani üzerindeki buzla birlikte, Himalayaların Langtang Lirung Zirvesi’nden aşağı doğru kayan bir kaya parçası, Nepal’de eski bir buzul vadisi olan Lhende Khola Vadisi’ne giriyor.</p>
<p>Bu kütle, büyük bir vadinin içerisine girdiğinde, kendi ağırlığıyla birlikte serbest düşüşle düştüğü için ‘‘kuru sıvılaştırma etkisi’’ yapıyor. Buzuldan eriyerek çıkan suların altında daha ince bir malzeme var. Bu kaya kütlesi, onun üzerinde yüzerek hareket etmeye başlıyor. Buna kaya çığı (rock avalanche) deniyor.</p>
</div>
<h3>Erken uyarı sistemi hayat kurtarabilirdi</h3>
<p><strong> </strong>Bu olayları aslında GEOFON denilen deprem izleme sistemleriyle dinleyebiliyoruz. Fakat bu bölgede kimseye hiçbir uyarı yapılmamış. Oysa GEOFONlarla 20-30 kilometre öteden tespit edildiği iyi örnekler var.</p>
<p>GEOFON aslında çok basit bir alet, yeri dinlemenizi sağlıyor. Yerden çıkan gürültü üzerinden bir kaya çığının, selin, bir kütlenin gelişini hesaplıyor. Bu aletleri bir rota boyunca dizdiğinizde, o kütlenin gelişi devam ediyor mu, etmiyor mu takip edip erken uyarı sistemlerini çalıştırabiliyorsunuz.</p>
<p>Tabii ki dağlık alanlarda bu operasyonları yapmak çok kolay işler değil. Bu kaya parçalarının koptuğu kütleler, 5 bin - 6 bin metre civarında. Ağrı Dağı’nın tamamına GEOFON koymaya çalıştığınızı hayal edin. Ayrıca periyodik olarak bakımlarını da yapmak gerekiyor. Ama nihayetinde burası bir sınır kapısı, sürekli bir trafik var. Böyle bir bölge için ekstra bir önlem alınması gerekirmiş.</p>
<div class="box-1">
<h3>Benzeri Türkiye’de de yaşandı: Ahura Vadisi, 1840</h3>
<p>Çok bilinmese de buna benzer bir olay Türkiye’de de yaşandı: 2 Temmuz 1840’ta Ağrı Dağı’nda 1300 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan bir kaya çığı olayı var. Bu olayın volkanik patlama olduğu söyleniyor ancak aslında değil.</p>
<p>Bu olayda da bir göllenme oluşuyor ve yedi gün sonra, bu gölün yıkılmasıyla oluşan selde, aşağıdaki bir Osmanlı köyünde 400 kişi daha yaşamını yitiriyor.</p>
</div>
<h3>Depremle tetiklenmiş bir olay değil</h3>
<p>Tibet’te yaşanan olay ise depremle tetiklenmiş değil. Bahsedilen 4.4’lük depremin birkaç tane artçısının gelmiş olması gerekirdi, oysa ses yok. Dolayısıyla tektonik bir deprem söz konusu değil. Heyelan oluştuktan sonra, yere uyguladığı basınç nedeniyle deprem gibi algılanan bir sinyal var. Net durum, bir-iki gün içinde ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Diğer yandan GLOFlar ve iklim değişikliği arasındaki ilişkiye dair son 20 yılda çok sayıda iyi makale yayınlandı. Bu tip zincirleme afetler çok daha anlaşılır hâle geldi ve iklim değişikliğinin bunlar üzerindeki rolü çok yüksek.</p>
<div class="box-1">
<h3>2021’de Hindistan’da 200’den fazla kişi hayatını kaybetmişti</h3>
<p>Tibet’te yaşanana çok benzer bir olay 2021’de Hindistan’ın Chamoli bölgesinde yaşanmış ve 200’den fazla kişi hayatını kaybetmişti. Dünya Bankası’nın en büyük projelerinden olan bir hidroelektrik santralini de tamamen yok etmişti o olay.</p>
<p>Bu olayda çamur yaklaşık 200 kilometre ilerlemiş ve bu mesafeyi yaklaşık 1 saat 20 dakikada almıştı.</p>
</div>
<h3>İklim değişikliği, bu gibi zincirleme felaketleri artırıyor</h3>
<p>İklim değişikliği nedeniyle buzullar çok hızlı bir şekilde eriyor. Peki dağlık kütledeki bir buzul erirse ne olur? Buzulun dağa uyguladığı bir ciddi baskı var. Buzul eridikçe, bu baskı da eksiliyor. Yükün azalması nedeniyle dağ kütlesinde çatlaklar oluşmaya başlıyor. Ancak kopuş bugün mü olur, yarın mı, bu bilinemiyor.</p>
<p>İklimin daha farklı etkileri de var. Donma, çözülme dönemlerini değiştiriyor örneğin. Kayanın üzerindeki buzullar eridikçe, kayanın termal iletkenliği artıyor, yani güneşten daha fazla ısı çekiyor. Bu ısı da zaman içerisinde kayaların çatlak dinamiklerini bozuyor.</p>
<figure class="image"><img src="https://static.bianet.org/2026/08/hazirlayan-doc-dr-abdullah-akbas.jpg" alt="">
<figcaption>Grafik: Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nden Doç. Dr. Abdullah Akbaş</figcaption>
</figure>
<p>Türkiye’de yüksek riskli bölgeler:</p>
<p>• Türkiye’de bu gibi olaylar için en riskli alanları biliyoruz. Erzurum civarı, Artvin, ikisinin arasındaki Tortum, riskli bölgeler.</p>
<p>• Kars’ın Kağızman ilçesinde bir deniz gölü var. Burası eski bir volkanik alan, fakat patlama sırasında oluşan bir heyelanın gövdesine yerleşmiş büyük bir göl sistemi var. Altında da Denizgölü köyü var. Buralarda bir hareket olduğunu biliyoruz.</p>
<p>• Hakkari’de küçük yerleşimlerin olduğu birçok alanda, özellikle üstlerde buzul göllerinin bulunduğu yerlerde, riskli alanlar var."</p>
<div class="box-1">
<div class="box-13">
<h3>Prof. Dr. Tolga Görüm hakkında</h3>
<p>Lisans derecesini 2003'te İstanbul Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nde, yüksek lisansını ise 2006’da aynı üniversitenin Fiziki Coğrafya, Jeomorfoloji alanında tamamladı. 2008-2013 yıllarında Yerbilimleri alanında ki doktorasını Twente Üniversitesi’nde (Hollanda) yaptı.</p>
<p>Introducing Talents of Discipline to Universities (ITDU-111), Ministry of Science and Technology of the People’s Republic of China araştırma bursu alarak farklı yıllarda State Key Laboratory of Geohazard Prevention and Geoenvironmental Protection’s (CDUT) misafir araştırmacı olarak çalıştı.</p>
<p>Nisan 2018’den bu yana İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nde görev yapıyor.</p>
</div>
</div>
<div class="box-15">Bu haber, bianet ve <a href="https://bianet.org/etiket/iklim-masasi-114140" target="_blank" rel="noopener">İklim Masası</a> işbirliği ile yayımlanmıştır. İklim Masası, iklim kriziyle ilgili güvenilir bilgileri kamuoyunda yaygınlaştırmayı hedefleyen bir haber servisidir. Yazarları, haberleştirdikleri konularda uzmanlığı bulunan bilim insanlarından oluşur.</div>
<p>(HA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 09:41:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Müzakere ve mücadele]]></title><link>https://bianet.org/yazi/muzakere-ve-mucadele-322897</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/yazi/2026/08/28/muzakere-ve-mucadele.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/yazi/muzakere-ve-mucadele-322897</guid><description><![CDATA[İki yıldır devam eden süreçte, TBMM kararlarıyla çözümüne doğru gidilen çatışma geride kaldıkça, demokratik dönüşüm eğiliminin de -eğer bir an için bile var olduysa- gitgide gerilemekte olduğuna dair başkaca sayısız kanıt gösterilebilir.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>Bu yazı ilk olarak <a href="https://yeniyasamgazetesi9.com/muzakere-ve-mucadele/" target="_blank" rel="nofollow noopener">Yeni Yaşam gazetesinde</a> yayınlandı. </em></p>
<p>“Süreç”, Öcalan’ın İmralı Adası’ndan dünyaya duyurduğu, 27 Şubat deklarasyonuyla açıldı.</p>
<p>Elbette, bunun evvelinde bildiğimiz, şeffafça gözlerimizin önünde cereyan etmiş en azından 50 yıllık bir ölüm kalım mücadelesi, verilmiş ve alınmış on binlerce can, ateşkesler, müzakereler, başka “süreçler” ve DEM Parti İmralı Heyeti’nden Prof. Mithat Sancar’ın belagatle ifade ettiği gibi “mutlak şeffaflık[la], her şeyin herkesin gözü önünde konuşul[mayan], bilmediğimiz, nice “görüşmeler”, “ön görüşmeler” vardı.</p>
<p>Gene de “sürecin”, çatışan tarafların eninde sonunda üzerinde mutabık kaldıkları ifadesi bu metindi.</p>
<p>“Sel gider kum kalır” denir… Deklare edilmesinin üzerinden iki yıl geçtikten sonra da, silahlı mücadeleden silahsızlanmaya, mücadeleden müzakereye geçişte, ortaya atılan veya atılacak iddia veya taleplerin, beklenti veya reddiyelerin meşruiyet kaynağı olmak bakımından 27 Şubat Deklarasyonu’nun anlamı ve değeri azalmıyor. Bu metnin bizzat PKK lideri Öcalan tarafından deklare edilmiş olması kimseyi yanıltmamalı; 27 Şubat deklarasyonu tek taraflı bir açıklama, Kürtler açısından bir feragat toplamı değildi. Gerisinde yığılı duran bir tarih yükünü, bizzat bu deklarasyonun önünü açmış olmakla devletin -veya iktidarın- taahhütlerini de kapsıyordu.</p>
<p>İnsan hafızası unutmakla maluldür. Bunu, Bahçeli, Erdoğan ve medyadaki dalkavuklarının, kum saatinin altında biriken kum miktarı ne kadar artarsa, bu deklarasyonla yüklenmiş oldukları sorumluluk ve yükümlülüklerin o kadar eksildiği zehabına kapılmalarında da görebiliyoruz.</p>
<p>O nedenle, şimdi, 27 Şubat Deklarasyonu’nun açtığı çatışmadan çatışmasızlığa geçiş kapısının tam ortasındayken, bu metne dönüp çatışmasızlığın devlete ödemekten cayamayacağı bir bedel yüklemiş olduğunu hatırlatmanın tam zamanı.</p>
<p>Çünkü bu bedeli ödemek bir yana kalsın, iktidar elinde yeni bir alacak listesiyle kapımıza dayanma hevesinde. Bunu TBMM’den geçen “Çerçeve Yasa”yla birlikte toplumun zihninde ve tahayyülâtında ister istemez bir “yeni dönem” algısı şekillenmeye başlarken, Devlet Bahçeli’nin doğrudan söze girerek, Erdoğan’ın ise hiç sözünü etmeyerek, ama parti sözcüsü Ömer Çelik’i, Mehmet Uçum, Şamil Tayyar, Mehmet Metiner gibi dalkavuklarını öne sürerek, Kürtlere ve demokrasi güçlerinin kafasına hiçbir yükümlülükleri olmadığını kakabilecekleri zehabına kapılmalarından görebiliyoruz.</p>
<h3><strong>27 Şubat Deklarasyonu ne diyor?</strong></h3>
<p>Bu açıdan iki hatırlatmaya gerek var. Birincisi yazılı metni kapsamında bizzat Öcalan’ın 27 Şubat deklarasyonunda devletin önüne koyduğu yapılacaklar listesi:</p>
<p>“Demokratik toplum ihtiyacı kaçınılmazdır. Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olan PKK’nin; güç ve taban bulması, demokratik siyaset kanallarının kapalı olmasından kaynaklanmıştır. Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır. Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip, demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür. Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur. Olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir.”</p>
<p>Öcalan, “silah bırakma çağrısını” “bu iklim” ile koşullarken, Bahçeli sinekten yağ çıkartma peşinde. La Fontaine’in kargayla tilki öyküsündeki tilki rolünde “kurucu lider” sıfatıyla yaklaşırsa, Öcalan’ı, uğrunda silahlı mücadeleyle bir ömür harcadıktan sonra şimdi bir “uzlaşma” ile aşmaya çalıştığı Kürtlerin tarihsel haklarının iadesi taleplerinin statüko içinde eritilmesine razı olabileceğine vehmediyor:</p>
<p>"İmralı açıklamasında ayrı bir devlet, federasyon, herhangi bir şekilde özerklik ya da kültüralist talepler olmaksızın örgütü silah bırakmaya çağırması Türkiye’de yeni bir sürecin başlaması için önemli bir adım olmuştur.</p>
<p>“Bu sürecin tam olarak başarıya ulaşması terör örgütünün silah bırakmasının da ötesinde, herhangi bir şekilde terörü olumlayan ya da sırtını teröre ya da vandalizme dayandıran siyaset anlayışının da tarihe karışması ile mümkün olabilecektir.”</p>
<p>Bahçeli dil üstünde kaydırarak toplumsal beklentileri 27 Şubat’taki -zaten en elverişsiz koşullarda varılmış olan- mutabakatın da gerisine iteleyebileceğini ummamalı. Aradaki anlam farkı açık.</p>
<p>Öcalan “bu taleplerden vazgeçtim” veya “artık bunlar talep edilmeyecektir” demiyor. Katılalım veya katılmayalım, belirli çözüm modellerini — ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve “kültüralist çözümler”i — kendi teorik çerçevesi içinde “yetersiz” veya “tarihsel-toplumsal gerçekliğe cevap vermeyen modeller” olarak değerlendiriyor. Hemen arkasından da boşluk bırakmıyor: kimliklerin özgür ifadesini ve örgütlenmesini mümkün kılan “demokratik toplum ve siyasal alan”ı koyuyor. Bahçeli ise, “İmralı’nın artık bunlara ilişkin talebi yoktur” diyerek 27 Şubat metninde olmayan bir önerme icat ediyor. “Talepler olmaksızın” sözcükleri Öcalan’ın metninde yok; bunlar Bahçeli’nin yorumu. Üstelik Bahçeli, Öcalan’ın metnindeki “idari özerklik”le ilgili ifadenin kapsamını da “herhangi bir şekilde özerklik”e kadar daraltıyor. Buna yalnızca tahrifat denebilir.</p>
<p>Ancak hepsi bu kadar değil, bu deklarasyonun bir de eki var: TBMM Başkan Vekili ve İstanbul milletvekili Sırrı Süreyya Önder, İmralı’daki açıklamanın ardından, deklarasyonun halka açıklandığı buluşmada “Dört saat süren toplantıdan şu notu da paylaşmak istiyorum. Bu perspektifi ortaya koyarken, ‘şüphesiz pratikte silahların bırakılması ve PKK’nın kendini feshi, demokratik siyasetin ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir’ notunu da bizlere iletti.” diyerek, dünyanın şahitliğinde bir ek kayıt oluşturdu.</p>
<p>Burada önemli bir nüans var. Yazılı çağrının son derece kesin olan kısmı şuydu: “Tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.” Sırrı’nın sonradan okuduğu cümle ise bunun karşı tarafını kuruyordu: Silahsızlanma ve fesih, “demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını” gerektiriyordu. Dolayısıyla metinde devletin üstlenmesi gereken yükümlülük açıkça yazılmamışken, ek not bunu yeniden denkleme sokuyordu.</p>
<p>KCK Eş Başkanı Cemil Bayık, 29 Ekim 2025’te ANF’ye verdiği söyleşide, Sırrı Süreyya Önder’in çağrıya ilaveten söylediği sözlerin de yazılı açıklamaya eklenmek istendiğini, ancak devlet yetkililerinin “sözlü olarak söylenebilir” dediklerini aktarmıştı.</p>
<p>Esasen, metinde silah bırakma ile demokratik dönüşüm arasındaki illiyet ilişkisi yeterince açık, bunun somut, yoruma tamamen kapalı bir taahhüt olarak metne alınmasına izin verilmemesi ama ifadesinin de engellenmeyişi iki şeyi ispat eder: Birincisi, 27 Şubat Deklarasyonu tek taraflı bir açıklama değil, demokratik dönüşümü taahhüt eden bir mutabakattır. İkincisi, devlet -veya iktidar- bu mutabakattaki demokratik dönüşümün quid pro quo, -yani silah bırakma ile karşılıklı ödeşme- olarak anlaşılmasını inkârı gayrimümkün bir taahhüt olarak gördüğünden, ancak tamamen karşı çıkmak da metnin demokratik kapsamının inkârı anlamına geleceğinden, bu ibarenin sözlü açıklanmasına rıza göstermek zorunda kalmıştır.</p>
<h3><strong>Gün bugün</strong></h3>
<p>O günden bugüne, 27 Şubat Deklarasyonu’nun açtığı müzakere kapısından geçilerek gelindi. Ne var ki, müzakere-mücadele diyalektiğinin mücadele kutbuna yerleşmek için dün erken idiyse yarın geç olacaktır.</p>
<p>Neden diye soracaklara müzmin bir iktidar davranışını yeniden ele veren iki olayı işaret etmek isterim: Birincisi, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın “barış”ın -veya onun girişi makamında çatışmasızlığın- iktidar ile ebedi uyumu değil, eleştiri ve ifade hakkının kullanımının koşulsuzluğunu varsayan çıkışlarına yönelik resmi ve gayri resmi linç girişimleri.</p>
<p>İkincisi, iktidarın adalet ve infaz rejiminin çatışmasızlık sürecinden hiçbir şekilde etkilenmeyerek adaletsizliğin kurumsallaşması yönünde doludizgin devam eden uygulamaları. Bunlara iki örnek verilebilir.</p>
<p>Birincisi, müebbet ağır hapse mahkûm, hasta PKK’li tutsak Mehmet Sait Yıldırım’ın 33 yıl hapis yattıktan sonra, “pişmanım” demedikçe bu müthiş “barış ve huzur iklimi”nde ölünceye kadar hapiste tutulmasına yönelik Adalet Bakanlığı -veya Akın Gürlek- zulmü.İkincisi, Osman Kavala hakkında, AİHM’nin ikinci kez verdiği ve Anayasa’nın 90. Maddesi uyarınca “iç hukuk” kapsamında gecikmesizin yerine getirilmesi gereken “derhal serbest bırakılma” kararına karşılık olarak, Cumhurbaşkanlığı Baş Danışmanı Mehmet Uçum’un “Kavala’yı serbest bırakacağımıza AİHM’i kapatırız” manasına gelen meydan okuması.</p>
<p>Her iki tutum da esasen, çatışmasızlığa rağmen müzmin adaletsizliğin seyrinde iktidar iradesine bağlı hiçbir değişikliğin gerçekleşmesinin söz konusu olamayacağına ilişkin yeterince karine sunuyor.</p>
<p>İki yıldır devam eden süreçte, TBMM kararlarıyla çözümüne doğru gidilen çatışma geride kaldıkça, demokratik dönüşüm eğiliminin de -eğer bir an için bile var olduysa- gitgide gerilemekte olduğuna dair başkaca sayısız kanıt gösterilebilir. </p>
<p>Ancak “pilot” önemleri dolayısıyla, Tülay Hatimoğulları’na yönelik linç kampanyaları ve Erdoğan ve yargıçlarının tamamen keyfi bir yaptırım hâline gelen zindancılık pratiğinin giderek azmasına bakarak, müzakereden mücadeleye geçişin gerekleri şimdi yerine getirilmezse, bunların devletin âli menfaatleri için DEM Parti’nin Eş Genel Başkanı’ndan, Ayşe Kavala’nın eşinden vazgeçmesini alenen dayatmaktan çekinmeyeceklerinden ve bunu bütün yurttaşları kapsayan bir rejim yüzsüzlüğü pratiği hâlinde tırmandıracaklarından emin olabilirsiniz.</p>
<p>Şimdi mücadele zamanı.</p>
<p>(EK/EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 09:35:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İstanbul'da sağanak sonrası trafik kazası: 10 kişi yaralandı]]></title><link>https://bianet.org/haber/istanbul-da-saganak-sonrasi-trafik-kazasi-10-kisi-yaralandi-322894</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/28/istanbul-da-saganak-sonrasi-meydana-gelen-iki-trafik-kazasinda-10-kisi-yaralandi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/istanbul-da-saganak-sonrasi-trafik-kazasi-10-kisi-yaralandi-322894</guid><description><![CDATA[İstanbul'da sabaha karşı etkili olan gök gürültülü kuvvetli yağışın ardından kentin farklı ilçelerinde trafik kazaları meydana geldi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul'da etkili olan sağanağın ardından Esenyurt'ta ve Üsküdar'da meydana gelen zincirleme trafik kazalarında 10 kişi yaralandı.</p>
<p>Esenyurt'ta, Avcılar Haramidere TEM Otoyolu O-3 bağlantı yolunda 11 aracın karıştığı zincirleme trafik kazasında araçlarda bulunan 6 kişi yaralandı.</p>
<p>Üsküdar'da, Uzunçayır mevkisinde 3 aracın karıştığı kazada ise 4 kişi yaralandı.</p>
<p>Haber verilmesi üzerine olay yerine polis, sağlık ve itfaiye ekipleri sevk edildi.</p>
<p>Sağlık ekipleri, ilk müdahalenin ardından yaralıları çevredeki hastanelere kaldırdı.</p>
<p>Polis ekipleri ise olay yerinde inceleme yaptı.</p>
<p>Öte yandan kentin başka noktalarında da hasarlı kazalar meydana geldi.</p>
<p>(FY)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 08:17:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Nepal’de can kaybı 469’a yükseldi]]></title><link>https://bianet.org/haber/nepalde-can-kaybi-469a-yukseldi-322893</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/28/nepalde-can-kaybi-469a-yukseldi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/nepalde-can-kaybi-469a-yukseldi-322893</guid><description><![CDATA[Nepal-Tibet sınırında 26 Ağustos’ta meydana gelen selde yaşamını yitirenlerin sayısı artıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Nepal-Tibet sınırında 26 Ağustos’ta meydana gelen selde yaşamını yitirenlerin ilişkin arama kurtarma çalışmaları sürüyor. Nepal ve Çin ekipleri birlikte çalışıyor. Son resmi rakamlara göre ölü sayısı 469'a ulaştı.</p>
<h3>667 kişi kayıp</h3>
<p>Nepal emniyeti yaptığı açıklamada, şunlara yer verildi:</p>
<blockquote>
<p> Bhotekoshi selinde ölü sayısı 469'a ulaştı; yüzlerce kişi ise kayıp durumda. Arama ekipleri, nehir sistemini ve aşağı havzadaki bölgeleri hayatta kalanlar ve cenazeler için arama sürüyor. Kayıp olanlar arasında çok sayıda turist ve dağcı da bulunuyor. Nepal Turizm Kurulu Perşembe gecesi yaptığı açıklamada, sellerden etkilenen bölgelerde 127'si Nepalli olmak üzere 667 turist ve gezginin hala kayıp olduğunu bildirdi.</p>
</blockquote>
<h3>Kaya kütlesi çöktü</h3>
<p>Yaşanan felaket, Himayalar'daki Langtang Lirung bölgesinde bir buzulun ve beraberindei kaya kütlesinin çökmesi sonucu meydana geldi.</p>
<p>The Guardian'ın haberine göre uzmanlar devasa miktardaki buz, kaya ve çamurun vadilere doğru hareket ederek Nepal'in Trishuli Nehri havzası ile Tibet'teki yerleşim alanlarında yıkıcı sellere neden oldu.</p>
<p>(FY)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:44:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Suriye: Mazlum Abdi’ye ‘Cumhurbaşkanlığı danışmanı’ görevi]]></title><link>https://bianet.org/haber/suriye-mazlum-abdiye-cumhurbaskanligi-danismani-gorevi-322892</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/28/suriye-cumhurbaskani-sara-mazlum-abdi-yi-danisman-olarak-atadi-1.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/suriye-mazlum-abdiye-cumhurbaskanligi-danismani-gorevi-322892</guid><description><![CDATA[Karar, Şam yönetimi ile SDG arasında devam eden entegrasyon sürecinin son halkası oldu.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Mazlum Abdi’yi “Cumhurbaşkanlığı danışmanı” olarak atadı.</p>
<p>Suriye’nin resmi haber ajansı <em>SANA </em>atama kararnamesini, “Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Mustafa Halil Abdi’nin (Mazlum Abdi) Cumhurbaşkanlığı danışmanlığına atayan 2026 tarihli 164 sayılı kararnameyi yayımladı” sözleriyle duyurdu.</p>
<a href='/haber/mazlum-abdiye-cumhurbaskanligi-danismani-ilham-ahmede-meclis-gorevi-322842' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/26/mazlum-abdiye-cumhurbaskanligi-danismani-ilham-ahmede-meclis-gorevi.jpg' alt='“Mazlum Abdi’ye cumhurbaşkanlığı danışmanı, İlham Ahmed’e Meclis görevi”' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h6 class='surheadline'>SDG’NİN FESHİ</h6>
<h5 class='headline'>“Mazlum Abdi’ye cumhurbaşkanlığı danışmanı, İlham Ahmed’e Meclis görevi”</h5>
<div class='date'>26 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<figure class="image"><img src="https://static.bianet.org/2026/08/mazlum-abdi-danisman-sana.jpg" alt="">
<figcaption><em>*Abdi'nin “Cumhurbaşkanlığı danışmanı” olarak atanmasına ilişkin karar. (Kaynak: SANA)</em></figcaption>
</figure>
<div class="box-1">
<h3>Arka plan</h3>
<p>Mazlum Abdi’nin <em>“</em>Cumhurbaşkanlığı danışmanlığına atanması, Şam yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında yaklaşık bir buçuk yıldır devam eden entegrasyon sürecinin son halkası oldu.</p>
<p>Eş-Şara ile Abdi, 10 Mart 2025’te SDG’nin kontrolündeki Kuzey ve Doğu Suriye’de bulunan sivil ve askerî kurumların, sınır kapılarının, havaalanlarının ve petrol-doğalgaz sahalarının Suriye devletine entegre edilmesini öngören bir anlaşma imzalamıştı.</p>
<a href='/haber/suriye-demokratik-gucleri-ve-sam-yonetimi-arasinda-anlasmaya-varildi-305303' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2025/03/10/suriye-anlasma.jpeg' alt='Suriye Demokratik Güçleri ve Şam yönetimi arasında anlaşmaya varıldı' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Suriye Demokratik Güçleri ve Şam yönetimi arasında anlaşmaya varıldı</h5>
<div class='date'>10 Mart 2025</div>
</div>
</a>

<p>Süreç, Ocak 2026’da Suriye geçici hükümetine bağlı güçlerin SDG’nin kontrolündeki bölgelerde ilerlemesinin ardından yeni anlaşmalarla hızlandı. 18 Ocak’ta varılan ateşkes ve entegrasyon mutabakatı, Rakka ve Deyrizor’un idari ve askerî olarak Şam’a devrini, Haseke’deki kurumların devlet yapılarına katılmasını, sınır kapıları ile petrol ve doğalgaz sahalarının merkezi yönetime geçmesini ve SDG mensuplarının Savunma ve İçişleri bakanlıklarına entegrasyonunu içeriyordu. Ay sonunda taraflar, Haseke ve Qamişlo’yu da kapsayan aşamalı entegrasyon konusunda yeniden uzlaştı.</p>
<a href='/haber/sdg-ile-sam-anlasti-uc-tugaydan-olusan-askeri-tumen-kurulacak-316177' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/01/30/sdg-ile-sam-anlasti-uc-tugaydan-olusan-askeri-tumen-kurulacak.jpg' alt='SDG ile Şam anlaştı: Üç tugaydan oluşan askeri tümen kurulacak' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>SDG ile Şam anlaştı: Üç tugaydan oluşan askeri tümen kurulacak</h5>
<div class='date'>30 Ocak 2026</div>
</div>
</a>

<p>Ağustos ayında ise süreç sonuç aşamasına ulaştı. Eş-Şara, 4 Ağustos’ta Abdi’yi Şam’da kabul ederek entegrasyonun tamamlanmasına ilişkin adımları görüştü.</p>
<p>Abdi 20 Ağustos’ta askerî, güvenlik ve idari kurumların devlet yapılarına entegrasyonunun tamamlandığını açıkladı, 25 Ağustos’ta da Şam’daki Halk Sarayı’nda SDG’nin bağımsız askerî güç olarak faaliyetinin sona erdiğini ve feshedildiğini duyurdu. Aynı gün Eş-Şara ile Abdi yeniden bir araya geldi.</p>
<a href='/haber/suriye-rojava-entegrasyonda-yeni-asama-sdg-feshedildi-abdi-sarayla-gorustu-322808' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/25/suriye-rojava-entegrasyonda-yeni-asama-sdg-feshedildi-abdi-sarayla-gorustu.jpg' alt='Suriye/Rojava | Entegrasyonda yeni aşama: SDG feshedildi, Abdi Şara’yla görüştü' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Suriye/Rojava | Entegrasyonda yeni aşama: SDG feshedildi, Abdi Şara’yla görüştü</h5>
<div class='date'>25 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<p>Askerî ve idari entegrasyona, Kürtlerin kültürel ve siyasal statüsüne ilişkin bazı adımlar da eşlik etti. Eş-Şara’nın 16 Ocak’ta yayımladığı 13 sayılı kararname Kürtleri “Suriye halkının temel ve asli bir parçası” olarak tanımladı, Kürtçeyi “ulusal dil” kabul etti, 1962 Haseke nüfus sayımından kaynaklanan vatandaşlık sorunlarına ilişkin düzenleme getirdi ve Newroz’u resmî tatil ilan etti. 27 Ağustos’ta ise Suriye Eğitim Bakanlığı da Kürtçenin, “Kürt vatandaşların nüfus içinde kayda değer bir orana sahip olduğu bölgelerde” okul müfredatına alınmasına ilişkin uygulama talimatlarını açıkladı.</p>
<a href='/haber/sam-kurtce-tarihi-bir-adimla-devlet-okullarina-girdi-anadilinde-egitim-muzakeresi-suruyor-322887' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/27/sam-kurtceye-tarihi-adim-devlet-okullarina-girdi-anadilde-egitim-muzakeresi-suruyor.jpeg' alt='Şam: Kürtçe tarihî bir adımla devlet okullarına girdi, anadilinde eğitim müzakeresi sürüyor' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h6 class='surheadline'>YARIM YÜZYILLIK YASAĞIN ARDINDAN</h6>
<h5 class='headline'>Şam: Kürtçe tarihî bir adımla devlet okullarına girdi, anadilinde eğitim müzakeresi sürüyor</h5>
<div class='date'>27 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>
</div>
<p>(FY/VC)</p>]]></content:encoded><pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:34:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Sabaha karşı "Kanlı Ay"ı göreceğiz]]></title><link>https://bianet.org/haber/sabaha-karsi-kanli-ay-i-gorecegiz-322890</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/sabaha-karsi-kanli-ay-i-gorecegiz.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/sabaha-karsi-kanli-ay-i-gorecegiz-322890</guid><description><![CDATA[Ay'ın yaklaşık yüzde 96'sının Dünya'nın gölgesine gireceği derin parçalı Ay tutulması, 28 Ağustos Cuma sabahı, Türkiye'den de izlenebilecek. Tutulma sırasında Ay'ın büyük bölümü bakır kırmızısı renge bürüneceği için halk arasında "Kanlı Ay" olarak anılıyor]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bu yılın en dikkat çekici gök olaylarından biri olan derin parçalı Ay tutulması, 28 Ağustos Cuma sabahı Türkiye'den de görülebilecek. Tutulma saat 04:23'te başlayacak</p>
<p>Ay'ın yaklaşık yüzde 96'sı Dünya'nın tam gölgesine girecek; gölgede kalan bölüm, atmosferden kırılarak geçen güneş ışığı nedeniyle bakır kırmızısı bir renk alacak.</p>
<p>Türkiye'nin tamamı aynı saat diliminde olduğundan, tutulma her yerde aynı saatte görünecek. Ancak o saatte ay batmaya yakın olacağı için en iyi görüş, batı ufkunun açık olduğu yerlerde mümkün olacak. Doğu illerinde ise gün doğumu daha erken olduğu için tutulmanın son bölümü daha aydınlık bir gökyüzünde izlenecek. </p>
<div class="box-1">
<h3>Neden "Kanlı Ay"?</h3>
<p>Ay tutulması sırasında Dünya Güneş ile Ay'ın arasına giriyor. Güneş ışığının tayfında mavi dalga boyundaki ışınlar Dünya atmosferinde saçılırken, kırmızı ve turuncu dalga boylarındakiler  atmosferden kırılıp Ay'a ulaşıyor. Bu nedenle gölgede kalan Ay yüzeyi koyu kırmızıya ya da bakır rengine dönüyor. Halk arasında bu gök olayına bu nedenle "Kanlı Ay" deniyor. Dünyanın birçok dilinde de olayın adı aynı. </p>
</div>
<div class="box-11">
<h3><strong><span style="color: rgb(126, 140, 141);">Gökyüzü öyküleri | </span>"Kanlı Ay" eskiden nasıl yorumlanıyordu?</strong></h3>
<p>Ay'ın ansızın kızarması, teleskopların olmadığı çağlarda dünyanın hemen her yerinde korku ve merak uyandırıyordu.</p>
<ul>
<li>
<p>Mezopotamya'da kırmızı Ay, hükümdar için kötüye işaret sayılırdı. Bazı Asur ve Babil kralları, tutulma sırasında gerçek kralın yerine geçici bir "vekil kral" oturturlardı, uğursuzluğun onun üzerine gitmesini beklerdi. Tutulma geçince vekil görevden alınırdı.</p>
</li>
<li>
<p>Anadolu'da ve birçok Türk topluluğunda Ay'ın bir ejderha ya da dev bir yaratık tarafından yutulduğuna inanılırdı; insanlar davul çalar, teneke döver, gürültü çıkararak Ay'ı kurtarmaya çalışırlardı. Benzer inanışlar, Çin'den Balkanlar'a kadar uzanan geniş bir coğrafyada görülürdü.</p>
</li>
<li>
<p>Kürt halk söylencelerinde Ay tutulması, Ay’ı yutmaya çalışan ejderha ya da dev bir yaratıkla açıklanıyor; yaratığı kaçırmak için bakır kaplara vurulduğu ve silah atıldığı anlatılıyor. Arap halk kültürlerinde de tutulmaya uğursuzluk ve tehlike anlamları yüklenmiş, özellikle hamile kadınlara ilişkin çeşitli korunma ritüelleri uygulanırdı. Alevi-Bektaşi geleneğinde ise Ay ve Güneş güçlü dinsel semboller olmakla birlikte, tutulmaya ilişkin Kürt folklorundaki kadar belirgin ve ortak bir ritüelden söz edilmiyor. </p>
</li>
<li>
<p>Mezopotamya Asurîlerinde tutulma, özellikle hükümdar açısından kötü bir alamet sayılıyor; bazı dönemlerde kralı korumak amacıyla “vekil kral” ritüeli uygulanıyordu. Süryani geleneğinde, eski Mezopotamya'daki Ay'ı yutan kötü varlık motifi Süryanice metinlere kadar gelm işti. Ermeniler arasında Ay veya Güneş'i bir ejderhanın yuttuğuna ilişkin halk inanışı yaygındı. Bizans'ta ay tutulmaları, siyasal ve dinsel felaket alameti olarak yorumlanabiliyordu. 22 Mayıs 1453 tutulması, kuşatma altındaki Konstantinopolis'te kentin düşüşünün işareti sayılmıştı.</p>
</li>
<li>
<p>İnka uygarlığında Ay'ın bir jaguar tarafından saldırıya uğradığı düşünülürdü. İnsanlar hayvanı korkutmak için bağırırlar, köpekleri havlatırlardı.</p>
</li>
<li>
<p>İskandinav mitolojisinde ise Ay'ı gökyüzünde kovalayan kurt <strong>Hati</strong>'nin sonunda Ay'a yetiştiğine inanılırdı. Ragnarök anlatılarında bu kovalamaca dünyanın sonunun habercilerinden biri olarak yer alır.</p>
</li>
</ul>
</div>
<p>(AEK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 23:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İngiliz iktisatçı Ash, Erdoğan'ı dünyadaki "sosyopat liderler" arasında anınca soruşturmaya uğradı]]></title><link>https://bianet.org/haber/ingiliz-iktisatci-ash-erdogan-i-dunyadaki-sosyopat-liderler-arasinda-aninca-sorusturmaya-ugradi-322889</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/ingiliz-iktisatci-ash-erdogan-i-dunyadaki-sosyopat-liderler-arasinda-aninca-sorusturmaya-ugradi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/ingiliz-iktisatci-ash-erdogan-i-dunyadaki-sosyopat-liderler-arasinda-aninca-sorusturmaya-ugradi-322889</guid><description><![CDATA[Uzun yıllardır Türkiye ekonomisini izleyen İngiliz iktisatçı Timothy Ash, Bodrum'daki bir finans toplantısında "sosyopat liderler" tartışması sırasında Erdoğan'ın da adını anınca, Bakırköy Cumhuriyet Savcılığının soruşturmasından kurtulamadı: TCK 299'u ihlal.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, gelişmekte olan piyasalar ve Türkiye ekonomisi üzerine çalışan İngiliz iktisatçı Timothy Garton Ash hakkında, Muğla’nın Bodrum ilçesindeki bir finans toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı “sosyopat liderler” arasında anması nedeniyle re'sen soruşturma başlattı.</p>
<p>Başsavcılık, basına yansıyan görüntülere dayanarak Ash hakkında Türk Ceza Kanunu’nun Cumhurbaşkanına hakareti düzenleyen 299. Maddesi uyarınca soruşturma açıldığını duyurdu. Savcılık açıklamasında yalnızca Ash’in “katıldığı bir toplantıda sarf ettiği sözler” gerekçe gösterildi; ifadelerin hangi bölümünün suç oluşturduğu ayrıca açıklanmadı. </p>
<h3>“Sosyopat liderler çağında olabiliriz”</h3>
<p>Soruşturmaya konu konuşma, Ash’in Bodrum’da iş insanlarının katıldığı bir finans toplantısındaki “Jeopolitik belirsizlik dönemlerinde piyasalarda işlem yapmak” başlıklı sunumu sırasında gerçekleşti. Ash, küresel siyasette devlet çıkarlarından çok liderlerin kişisel çıkarlarının belirleyici hale geldiğini savunurken Trump ve Putin’i örnek gösterdi ve “belki sosyopat liderler çağında yaşıyoruz” değerlendirmesinde bulundu. Ardından Netanyahu’nun ve Erdoğan’ın adlarını andı.</p>
<p>Ash, bu konuşmasının hemen ardından şakaya vurarak sözlerinin geri aldığını söyledi, kameranın durdurulmasını istedi, "sözlerinin Sabah'ın manşetinde olabileceği" yolunda espri yaptı.</p>
<p>Video sosyal medyada ve basında yayıldıktan sonra Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı harekete geçti. Ash’in Türkiye’de siyasal ifade özgürlüğünün sınırlarına ilişkin şakası birkaç saat içinde ceza soruşturmasının sınırlarına çarptı. </p>
<h3>Ash, Türkiye’yi 25 yıldır izliyor</h3>
<p>Timothy Garton Ash, Türkiye’ye dışarıdan birkaç kez yorum yapmış bir iktisatçı değil. RBC Global Asset Management bünyesindeki BlueBay Fixed Income ekibinde gelişmekte olan piyasalar kıdemli ülke stratejisti olarak görev yapıyor ve Türkiye ekonomisini yaklaşık 25 yıldır izliyor. </p>
<p>Kariyerinde CEEMEA (Orta ve Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika) kredi stratejisi ve gelişmekte olan piyasalar araştırmaları alanında üst düzey görevler üstlenen  Ash’in Erdoğan’a ilişkin değerlendirmeleri yalnızca eleştirilerden oluşmuyor.</p>
<p>Haziran 2026’da yayımladığı kapsamlı Türkiye değerlendirmesinde Erdoğan’ı “Atatürk’ten bu yana Türkiye’nin en önemli lideri” olarak nitelemiş, yaklaşık çeyrek yüzyıl boyunca yaşadığı siyasal krizlerden çıkabilmesini “olağanüstü” bulduğunu yazmıştı.</p>
<p>Aynı yazıda AKP’nin ilk dönemindeki ekonomik reformları olumlu değerlendirirken, sonraki dönemde uygulanan ekonomi politikalarını ağır biçimde eleştirdi. Son aylarda da Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası yönetiminin ekonomi politikalarının Türkiye’yi sistemik krizden uzaklaştırdığını, liradaki dayanıklılığın ve rezervlerin yeniden oluşturulmasının önemli başarılar olduğunu savunmuştu. Buna karşılık, enflasyonla mücadelede daha sıkı bir para politikası gerektiğini ve yabancı yatırımcıların hâlâ temkinli olduğunu söylüyordu.</p>
<p>Ancak toplantıdaki sözlerin Erdoğan’ı sürekli hedef alan bir siyasi aktivistten değil, Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmeleri hükümet çevrelerinde ve uluslararası yatırım dünyasında düzenli olarak takip edilen bir piyasa analistinden gelmesi, soruşturma açılmasını önlemedi. </p>
<h3>AİHM’nin sorunlu bulduğu madde yine devrede</h3>
<p>Ash hakkında açılan soruşturmanın dayandırıldığı TCK’nin 299. Maddesi, uzun süredir ifade özgürlüğü tartışmalarının merkezinde yer alıyor. Bu madde, Cumhurbaşkanına hakaret suçuna 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası öngörüyor; suçun alenen işlendiği kabul edilirse ceza artırılabiliyor. Kovuşturma aşamasına geçilebilmesi ise Adalet Bakanı’nın iznine bağlı. </p>
<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Vedat Şorli/Türkiye kararında Cumhurbaşkanına diğer kişilere kıyasla özel ve daha ağır bir cezai koruma sağlayan düzenlemenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade özgürlüğünü güvence altına alan 10. Maddesiyle bağdaşmadığı sonucuna vardı. Mahkeme, Türkiye’den mevzuatını bu standartlara uyarlamasını istedi. Uluslararası insan hakları kuruluşları ise kararın yıllar sonra hâlâ uygulanmadığını belirtiyor.</p>
<p>Ash soruşturması tartışmaya yeni bir boyut kazandırıyor. Soruşturma konusu sözler, bir mitingde ya da sosyal medya polemiğinde değil; jeopolitik risklerin piyasalar üzerindeki etkisinin tartışıldığı, uluslararası nitelikte bir finans toplantısında sarf edilmişti ve Ash’in değerlendirmesi, liderlerin kişisel çıkarlarının devlet politikalarını ne ölçüde belirlediğine ilişkin siyasal bir analiz bağlamında dile getirilmişti.  </p>
<p>(AEK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 21:55:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bosna-Hersek: Mladić cezaevinde öldü; ya öbür suçlular?]]></title><link>https://bianet.org/haber/bosna-hersek-mladic-cezaevinde-oldu-ya-obur-suclular-322888</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/bosna-hersek-mladic-cezaevinde-oldu-ya-obur-suclular-1.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/bosna-hersek-mladic-cezaevinde-oldu-ya-obur-suclular-322888</guid><description><![CDATA[Bosna soykırımında Sırp güçlerine komuta eden Ratko Mladić, ömür boyu hapis cezasını çektiği Lahey'deki Birleşmiş Milletler cezaevinde öldü. Ölümü, Avrupa'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki ilk soykırımının en önemli faillerinden birini tarihe uğurlarken, Bosna-Hersek'te kapanmayan hesapları yeniden gündeme getirdi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Bosna soykırımında Bosnalı Sırp kuvvetlerine komuta eden ve Srebrenitsa soykırımı ile Saraybosna kuşatmasındaki rolü nedeniyle ömür boyu hapse mahkûm edilen Ratko Mladiç, cezasını çektiği Lahey'deki Birleşmiş Milletler cezaevinde öldü. </p>
<p>2017'de soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarından müebbet hapis cezasına çarptırılan, 2021'de cezası kesinleşen Mladiç, sağlık durumu gerekçesiyle tahliyesini istemiş, ancak talebi bu yıl mayısta reddedilmişti.</p>
<p>Ancak, Bosna Savaşı'nın en ağır suçlarından sorumlu tutulan askerî liderlerden Mladiç'in ölümü, Bosna-Hersek'te otuz yılı aşkın süredir süren adalet ve yüzleşme tartışmalarını sona erdirmiyor. Bosna dosyası, yalnızca bir komutanın ya da birkaç sanığın yargılanmasından ibaret değil; siyasal planlayıcıları, güvenlik aygıtlarını, paramiliter yapıları ve uluslararası toplumun savaş boyunca sergilediği tutumu da kapsayan çok daha geniş bir tarihsel muhasebeyi içeriyor.</p>
<h2>Soykırımın askerî mimarlarından biri</h2>
<p>Ratko Mladić, 1992-1995 Bosna-Hersek Savaşı boyunca Bosna Sırp Ordusu'nun komutanı olarak görev yaptı. Birlikler yaklaşık dört yıl süren Saraybosna kuşatmasını yürüttü; kuşatma sırasında 10 binden fazla kişi kasten öldürüldü. </p>
<figure class="image"><img src="https://static.bianet.org/2026/08/bosna.jpg" alt="">
<figcaption>Ratko Mladić komutasındaki paramiliterler Bosnalı gençleri kurşuna dizmeye götürürken</figcaption>
</figure>
<p>Temmuz 1995'te Birleşmiş Milletler tarafından "güvenli bölge" ilan edilen Srebrenitsa'nın ele geçirilmesinin ardından 8 binden fazla Boşnak erkek ve erkek çocuğu sistematik biçimde öldürüldü. Uluslararası mahkemeler bu katliamı soykırım olarak tanımladı ve Mladiç'i bu suçun başlıca sorumlularından biri olarak kabul etti.</p>
<p>Savaşın ardından yaklaşık 16 yıl kaçak yaşayan Mladiç, 2011'de Sırbistan'da yakalandı ve Lahey'de kurulan Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne teslim edildi.</p>
<h3>Lahey'de yargılananlar ve hesap vermeden ölenler </h3>
<p>Bosna-Hersek savaşının hesabı yalnızca Mladić'ten sorulmadı. Bosnalı Sırpların siyasi lideri Radovan Karadžić de soykırım ve insanlığa karşı suçlardan müebbet hapse mahkûm edildi. Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Milošević ise Bosna, Hırvatistan ve Kosova'daki suçlamalar nedeniyle yargılanırken 2006 yılında cezaevinde öldü; hakkında kesin hüküm verilemedi.</p>
<p>Sırbistan Devlet Güvenlik Servisi'nin üst düzey yöneticileri Jovica Stanišić ve Franko Simatović de Bosna-Hersek'teki suçlara katkıları nedeniyle mahkûm edildi. Srebrenitsa operasyonunda görev alan çok sayıda askerî ve güvenlik yetkilisi de uzun hapis cezalarına çarptırıldı.</p>
<p>Buna karşın, bazı paramiliter liderler yargılanamadan öldü; çok sayıda fail ise ulusal mahkemelerde hiç yargılanmadı ya da davaları yıllarca sürdü. Bosna-Hersek'te kayıpların bulunması ve toplu mezarların açılması çalışmaları hâlâ sürüyor. </p>
<h3>Batı'nın en ağır siyasal başarısızlıklarından biri</h3>
<p>Bosna-Hersek Savaşı aynı zamanda uluslararası toplumun en ağır siyasal başarısızlıklarından biri olarak da tarihe geçti.</p>
<p>Yugoslavya'nın dağılması sırasında Avrupa ve ABD uzun süre yeni devletlerin tanınması, sınırların belirlenmesi ve diplomatik çözüm arayışlarına odaklandı. Bu süreçte Bosna-Hersek'te hızla yayılan etnik temizlik politikaları başlangıçta belirlenemedi ve devamında etkili biçimde durdurulamadı.</p>
<p>Birleşmiş Milletler'in tüm taraflara uyguladığı silah ambargosu, fiiliyatta Yugoslavya Halk Ordusu'nun ağır silahlarını devralan Bosnalı Sırp güçleri lehine işledi. Yeni kurulan Bosna-Hersek devleti ise kendisini savunacak yeterli askerî kapasiteden yoksun bırakıldı.</p>
<p>Srebrenitsa'nın BM tarafından "güvenli bölge" ilan edilmesine karşın Hollandalı BM birliğinin katliamı önleyememesi, uluslararası sistemin en büyük başarısızlıklarından biri olarak hafızalara kazındı. Daha sonra Birleşmiş Milletler ve çeşitli Batılı hükümetler tarafından hazırlanan resmî raporlar da Bosna'da yaşananların önlenememesinde ciddi siyasal ve kurumsal hatalar yapıldığını kabul ettiler.</p>
<h3>Bitmeyen hesap</h3>
<p>Uluslararası Ceza Mahkemeleri Bosna-Hersek Savaşı'na ilişkin en kapsamlı yargılamalardan birini yürüttü; soykırım, komuta sorumluluğu, zorla göç ve sistematik cinsel şiddet konularında uluslararası ceza hukukunun en önemli içtihatlarını oluşturdu.</p>
<p>Ancak hukuki kararlar siyasal ve toplumsal yüzleşmeyi tamamlamaya yetmedi.</p>
<p>Bosna-Hersek'in Sırp entitesinde bugün de savaş suçlularını yücelten söylemler sürüyor; Srebrenitsa soykırımının inkârı ya da küçümsenmesi hâlâ siyasal tartışmaların bir parçası. Binlerce kaybın akıbeti ise otuz yıl sonra bile tam olarak aydınlatılamadı.</p>
<p>Ratko Mladić'in ölümü, Bosna-Hersek savaşının en önemli faillerinden birinin yaşam öyküsünü  noktaladı. Soykırımın hukuki hesabı büyük ölçüde yapıldı; ancak Bosna-Hersek için asıl hesaplaşma, siyasal, tarihsel ve ahlaki sorumluluğun sahiplerine iadesi tamamlanmayı bekliyor. </p>
<div class="box-1">
<h3><span style="color: rgb(126, 140, 141);">Arka plan | </span>Bosna-Hersek savaşının bilançosu</h3>
<p>◼︎1992-1995 arasında yaklaşık 100 bin kişi yaşamını yitirdi.</p>
<p>◼︎Yaklaşık 2 milyon kişi evini terk etmek zorunda kaldı.</p>
<p>◼︎Saraybosna yaklaşık 44 ay kuşatma altında kaldı.</p>
<p>◼︎Temmuz 1995'te Srebrenitsa'da 8 binden fazla Boşnak erkek ve erkek çocuğu öldürüldü.</p>
<p>◼︎ Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi ve halefi Uluslararası Artık Mekanizması onlarca üst düzey siyasi, askerî ve güvenlik görevlisini savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçlarından mahkûm etti.</p>
</div>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 20:49:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Şam: Kürtçe tarihî bir adımla devlet okullarına girdi, anadilinde eğitim müzakeresi sürüyor]]></title><link>https://bianet.org/haber/sam-kurtce-tarihi-bir-adimla-devlet-okullarina-girdi-anadilinde-egitim-muzakeresi-suruyor-322887</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/sam-kurtceye-tarihi-adim-devlet-okullarina-girdi-anadilde-egitim-muzakeresi-suruyor.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/sam-kurtce-tarihi-bir-adimla-devlet-okullarina-girdi-anadilinde-egitim-muzakeresi-suruyor-322887</guid><description><![CDATA[Baas döneminde onlarca yıllık yasağın ardından Kürtçe ilk kez Suriye devlet okullarına giriyor. Ancak Şam yönetimi dili haftada üç saatlik seçmeli dersle sınırlandırırken, Kürt tarafı anadilinde eğitimden geri adım atmıyor. Düzenleme, Şam ve Kürtler arasındaki uzlaşma sürecinin eğitim alanındaki ilk somut adımını oluşturuyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Suriye Eğitim Bakanlığı, 2026-2027 öğretim yılından itibaren Kürtçenin, Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde haftada üç saat seçmeli ders olarak okutulmasına ilişkin uygulama talimatını yayımladı. Talimatta ayrıca haftada bir ders saati Kürtçe “etkinlikler” dersine ayrılması öngörüldü.</p>
<p>Devlet haber ajansı SANA'nın haberine göre, ders bütün sınıf düzeylerinde okutulacak, notu genel başarı ortalamasına eklenecek, ancak öğrencinin sınıf geçmesini etkilemeyecek. Hangi okullarda Kürtçe açılacağına il eğitim müdürlüklerinin önerisi üzerine bakanlık karar verecek.</p>
<p>Karar, yalnızca müfredata yeni bir ders eklenmesi anlamına gelmiyor. Baas yönetimi boyunca kamusal eğitimden tamamen dışlanan Kürtçe, ilk kez Suriye devletinin resmî eğitim sistemi içine alınıyor. Düzenleme, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın ocakta yayımladığı 13 sayılı kararnameyle Kürtçenin "ulusal dil" olarak tanınmasının eğitim alanındaki ilk somut uygulaması niteliğini taşıyor. </p>
<h2><strong>Buraya nasıl gelindi?</strong></h2>
<p>Bu adım, yalnızca eğitim politikasındaki bir değişiklik değil, yaklaşık bir buçuk yıldır Şam yönetimi ile SDG arasında yürütülen entegrasyon müzakerelerinin de ürünü.</p>
<p>10 Mart 2025'te başlayan, 29 Ocak 2026 mutabakatıyla genişleyen görüşmelerde askerî entegrasyonun yanı sıra vatandaşlık, yerel yönetimler ve eğitim sistemi de müzakere başlıkları arasına girdi. Kürtçenin devlet okullarına girmesi, bu sürecin ilk kurumsal sonuçlarından biri olarak görülüyor.</p>
<a href='/haber/suriye-demokratik-gucleri-ve-sam-yonetimi-arasinda-anlasmaya-varildi-305303' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2025/03/10/suriye-anlasma.jpeg' alt='Suriye Demokratik Güçleri ve Şam yönetimi arasında anlaşmaya varıldı' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Suriye Demokratik Güçleri ve Şam yönetimi arasında anlaşmaya varıldı</h5>
<div class='date'>10 Mart 2025</div>
</div>
</a>
<a href='/haber/sdg-ile-sam-anlasti-uc-tugaydan-olusan-askeri-tumen-kurulacak-316177' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/01/30/sdg-ile-sam-anlasti-uc-tugaydan-olusan-askeri-tumen-kurulacak.jpg' alt='SDG ile Şam anlaştı: Üç tugaydan oluşan askeri tümen kurulacak' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>SDG ile Şam anlaştı: Üç tugaydan oluşan askeri tümen kurulacak</h5>
<div class='date'>30 Ocak 2026</div>
</div>
</a>

<p>Şam yönetimi bunu, "çeşitlilik içinde birleşik Suriye" anlayışının bir gereği olarak sunuyor. SANA'nın haberinde kararname, onlarca yıllık ayrımcı Baas politikalarından kopuş ve Kürtlerin kültürel haklarının tanınması olarak değerlendiriliyor.</p>
<h2><strong>Asıl pazarlık eğitim dili üzerinde</strong></h2>
<p>Ancak düzenleme, Şam ile Kürt tarafı arasındaki görüşmeleri sonuçlandırmış değil.</p>
<p>Kürt tarafının temel itirazı, Kürtçenin yalnızca öğrenimi görülen bir ders haline getirilmesi.</p>
<p>Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi'nin denetimindeki bölgelerde 2014'ten bu yana Kürt öğrenciler matematik, fen, tarih ve coğrafya gibi dersleri kendi anadillerinde görüyor. Yani Kürtçe yalnızca okutulan bir ders değil, öğretim dilinin kendisi.</p>
<p>Şarkülavsat'ın haberine göre, SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi de son günlerde yaptığı açıklamada, Kürtçenin üç saatlik seçmeli derse indirgenmesini yeterli bulmadıklarını belirterek, Kürt bölgelerinde anadilde eğitim modelinin korunmasını istediklerini söyledi. Abdi, eğitim dosyasının Şam ile yürütülen müzakerelerin en önemli başlıklarından biri olmaya devam ettiğini ifade etti. </p>
<p>Şam ise ortak müfredatın korunmasını savunuyor; Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulmasının ülkenin eğitim birliğini koruyacağını öne sürüyor. Şarkülavsat'ın aktardığına göre son görüşmelerde taraflar, bazı sosyal bilim derslerinin Kürtçe okutulabileceği ara modeller üzerinde de çalışıyor. </p>
<h2><strong>Tarihî eşik, ama son durak değil</strong></h2>
<p>Suriye tarihinde Kürtçe'nin ilk kez devlet okullarına girmesi, onlarca yıllık inkâr politikasının sona erdiğini gösteren tarihî bir dönüm noktası. Öte yandan, bu adım, Kürt özyönetiminin yaklaşık on beş yıldır fiilen uyguladığı çok dilli eğitim sisteminin gerisinde kalan bir modeli öngörüyor. Bu nedenle bugün başlayan uygulama, eğitim alanındaki uzlaşmanın tamamlanması değil, Şam ile Kürtler arasında Suriye'nin gelecekteki çokdilli yapısı üzerine süren pazarlığın yeni aşaması olarak görülüyor. </p>
<div class="box-1">
<h3><strong><span style="color: rgb(126, 140, 141);">Arka plan | </span>13 sayılı kararname neler getirdi?</strong></h3>
<p>■ Kürtler Suriye halkının "asli ve ayrılmaz parçası" olarak tanındı.</p>
<p>■ Kürtçe ilk kez "ulusal dil" statüsü kazandı.</p>
<p>■ 1962 sayımıyla vatandaşlıktan çıkarılan Kürtlerin vatandaşlık hakları iade edildi.</p>
<p>■ Newroz resmî tatil ilan edildi.</p>
<p>■ Ancak Arapça devletin tek resmî dili olarak kaldı; Kürtçeye resmî dil veya öğretim dili statüsü verilmedi.</p>
</div>
<p>(AEK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 19:47:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Madencilerin direnişi 17. günde ilk kazanımla sona erdi: İlk ödeme geldi]]></title><link>https://bianet.org/haber/madencilerin-direnisi-17-gunde-ilk-kazanimla-sona-erdi-ilk-odeme-geldi-322886</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/madencilerin-direnisi-17-gunde-ilk-kazanimla-sona-erdi-ilk-odeme-geldi.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/madencilerin-direnisi-17-gunde-ilk-kazanimla-sona-erdi-ilk-odeme-geldi-322886</guid><description><![CDATA[Bağımsız Maden-İş, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde 17 gündür sürdürdüğü direnişi oybirliğiyle sonlandırdı. Gözaltılar ve iki sendika yöneticisinin tutuklanmasına  boyun eğmeyen işçilerin aylardır ödenmeyen ücret ve tazminat alacaklarının ilk taksiti hesaplara yatırıldı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye işçi hareketinin son yıllardaki en dikkat çekici hak mücadelelerinden biri, ilk somut kazanımın elde edilmesiyle yeni bir evreye girdi.</p>
<p>Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki madenlerde çalışan işçilerin uzun süredir ödenmeyen ücret, kıdem ve ihbar tazminatları ile diğer işçilik alacaklarının ilk taksitinin hesaplara yatırılması üzerine Bağımsız Maden-İş Sendikası, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önündeki 17 günlük direnişi sona erdirdi.</p>
<p>Karar, direniş alanında yapılan değerlendirme toplantısının ardından işçilerin oybirliğiyle alındı. Açıklamanın ardından madenciler, günlerdir birlikte taşıdıkları pankartların önünde bu kez "Zafer direnen emekçinin oldu" sloganı attı.</p>
<p>Sendika, eylemin sona ermesini mücadelenin bittiği değil, ilk hedefinin gerçekleştiği bir aşama olarak değerlendirdi. İlk ödemenin yapılmasıyla işverenin yükümlülüğünü fiilen kabul ettiğini belirten sendika, kalan alacakların eksiksiz ödenmesi ve ödeme takviminin uygulanmasının takipçisi olacağını açıkladı.</p>
<h3>İlk kazanım, ağır baskılara rağmen geldi</h3>
<p>Bağımsız Maden-İş avukatı Mürsel Ünder, ilk taksitlerin hesaplara yatırılmasının ardından direnişi sonlandırma kararı aldıklarını duyurdu. Ünder, sonucun elde edilmesinde tutuklu Sendika Genel Başkanı Gökay Çakır ile örgütlenme uzmanı Başaran Aksu'nun önemli payı bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Ünder, ilgili üç bakanlığın süreç boyunca işçilerin taleplerine açık destek vermediğini belirterek, ilk ödemenin idari bir girişimin değil, işçilerin kararlılıkla sürdürdüğü mücadelenin sonucu olduğunu ifade etti.</p>
<h3>Bakanlık önünde başlayan mücadele ülke gündemine taşındı</h3>
<p>Direniş, Yıldızlar SSS Holding'e bağlı Doruk Madencilik ve Eti Maden sahalarında çalışan işçilerin maaşları, kıdem ve ihbar tazminatları ile diğer işçilik alacaklarının uzun süredir ödenmemesi üzerine başladı.</p>
<p>Haklarını alamayan işçiler, sorunun yalnızca işverenle sınırlı olmadığını belirterek Ankara'ya yürüdü ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde sürekli eylem başlattı. Talepleri, kamu makamlarının da sorumluluk üstlenmesi ve holdingin yükümlülüklerini yerine getirmesinin sağlanmasıydı.</p>
<p>Günler ilerledikçe direniş, bir ücret uyuşmazlığının ötesine geçerek Türkiye'de sendikal haklar ve protesto özgürlüğü tartışmalarının da simgelerinden biri haline geldi. Farklı kentlerden sendikalar, meslek örgütleri ve demokratik kitle örgütleri Ankara'ya gelerek madencilerle dayanışma gösterdi.</p>
<h3>Tutuklamalar direnişi durduramadı</h3>
<p>Eylemin en kritik dönüm noktası, Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır ile sendikanın örgütlenme uzmanı Başaran Aksu'nun gözaltına alındıktan sonra tutuklanması oldu.</p>
<p>Sendika, tutuklamaların direnişi dağıtmayı amaçladığını savundu. Ancak işçiler bakanlık önündeki nöbetlerini sürdürdü. Günler boyunca polis müdahaleleriyle karşılaşmalarına rağmen eylemi sonlandırmadılar ve taleplerini geri çekmediler.</p>
<p>İlk taksit ödemesinin gerçekleşmesiyle birlikte direniş sona ererken, sendika kalan alacakların tamamının ödenmesi ve tutuklu sendikacıların serbest bırakılması için hukuki ve sendikal girişimlerin devam edeceğini bildirdi.</p>
<h3>Direnişin kısa bilançosu</h3>
<ul>
<li>
<p>17 gün boyunca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde kesintisiz eylem yapıldı.</p>
</li>
<li>
<p>İşçilerin ödenmeyen alacaklarının ilk taksiti hesaplarına yatırıldı.</p>
</li>
<li>
<p>Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır ile örgütlenme uzmanı Başaran Aksu tutuklandı.</p>
</li>
<li>
<p>Direniş boyunca çok sayıda polis müdahalesi ve gözaltı yaşandı.</p>
</li>
<li>
<p>Mücadele, ülkenin farklı bölgelerindeki sendika ve emek örgütlerinin dayanışmasıyla ulusal gündeme taşındı.</p>
</li>
<li>
<p>Sendika, kalan alacakların ödenmesi ve tutuklu sendikacıların serbest bırakılması için mücadelenin süreceğini açıkladı.</p>
</li>
</ul>
<p>17 günlük Ankara direnişi, yalnızca bir ücret alacağı mücadelesi değil; sendikal baskılar, polis müdahaleleri ve tutuklamalara rağmen örgütlü emeğin haklarını fiili mücadeleyle kazanabileceğinin deneyimlendiği son dönemin en dikkat çekici işçi eylemlerinden biri olarak emek tarihindeki yerini aldı.</p>
<p>(AEK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 19:20:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Rojin Kabaiş soruşturmasında 2. yıl raporu]]></title><link>https://bianet.org/haber/rojin-kabais-sorusturmasinda-2-yil-raporu-322883</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/rojin-kabais-sorusturmasinda-2-yil-raporu-sorusturma-etkisiz-yurutuldu-deliller-karartildi.png'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/rojin-kabais-sorusturmasinda-2-yil-raporu-322883</guid><description><![CDATA[Raporda, Rojin Kabaiş’in kaybolduğu 27 Eylül 2024 tarihinden 25 Ağustos 2026’ya kadar kronolojik sıra ile neler olduğu yer alıyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Rojin Kabaiş İçin Adalet Komisyonları, bugün Divriği Kültür Derneği’nde basın toplantısı düzenledi. Toplantıda, son gelişmeler ve Rojin Kabaiş’in kaybedilmesinin ikinci yılına girerken verdikleri mücadelenin süreç raporu kamuoyu ile paylaşıldı.</p>
<p>Sonrasında dosya avukatı Abdurrahman Karabulut’un ilettiği değerlendirme metni okundu. Karabulut sürecin “etkisiz” yürütüldüğü söyledi.  </p>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/08/selen1.jpg" alt=""></p>
<p>Toplantının yapıldığı salona “Rojin Kabaiş için gerçek adaleti sağlayacak, şüpheli kadın ölümlerini aydınlatacağız” yazılı pankart asıldı. Rojin Kabaiş dosyasını ve süreç raporunu Adalet Komisyonları gönüllüsü Hivda Selen sundu.</p>
<h3>“Rapor üstü örtülen erkek şiddetini açığa çıkarıyor”</h3>
<p>Selen, konuşmasına süreç raporunun içeriğinden bahsederek başladı. Selen, raporun yalnızca teknik detaylardan oluşmadığını, hem iki yıldır süren adalet mücadelesini hem de “yasaların kadınların aleyhine işleme mekanizmasını” gösterdiğini belirtti. Raporun aynı zamanda “üstü örtülen erkek şiddetini” açığa çıkardığı söyledi. </p>
<p>Selen, adalet mücadelesinin Rojin Kabaiş’in ölümünün “intihar” olarak sunulması ve kadınların ve Kabaiş ailesinin bunu kabul etmemesiyle başladığını anlattı. Selen, iki yıllık süreçte ilk başta açıklanmayan Adli Tıp Raporu’nun Adalet Komisyonu ve kadınların yaptığı eylemler sonucunda “toplumsal baskı” ile açıklandığını belirtti.</p>
<p>Selen, “Adalet mücadelemiz Rojin hakkında ‘şüpheli ölüm’ denilmesiyle ve Adli Tıp Kurumu’nun ve otopsi raporlarının Rojin Kabaiş’in aleyhine işlediğini görmemizle başladı" dedi. </p>
<p>Selen, sürecin raporlaştırılmasının ve basına sunulmasının sebebini “Kadınların yaşamları silinmek isteniyor ve kimsenin bunun peşinden gitmeyeceğini düşünüyorlar. Toplumsal hafızada ve kadın mücadelesinde Rojin Kabaiş’in davasının bir yer etmesi için ihtiyaç hissettik” diyerek açıkladı. </p>
<p>Raporda, Rojin Kabaiş’in kaybolduğu 27 Eylül 2024 tarihinden 25 Ağustos 2026’ya kadar kronolojik sıra ile neler olduğu yer alıyor. </p>
<h3>Avukat Karabulut’un açıklaması</h3>
<p>Selen’in süreç raporunu sunmasının ardından Avukat Abdurrahman Karabulut’un ilettiği metni komisyon gönüllüsü Aslı Demir okudu. </p>
<p>Karabulut yazdığı metinde, soruşturmanın ilk yılında elde edilen verilerin “intihar ihtimali” üzerinden yürütülmesinden ötürü soruşturmanın zedelendiğini belirtti. Bunun somut örneklerinden birinin dosyanın 8 ay boyunca Van Barosundan gizlenmesi olduğunu yazan Karabulut, dosyadaki kısıtlılık kararının “hukuka uygun” olmadığını ekledi. </p>
<p>Karabulut metinde Van Barosu’nun ve avukatların soruşturmaya katkı sunmasının engellendiğini belirtti. </p>
<p>Avukat metinde, soruşturmanın intihar algısı üzerinden ilerlemesi ve sürecin “etkisiz” yürütülmesine sebep olan durumları açıkladı:</p>
<p>“Söz konusu iki farklı erkeğe ait DNA’nın Rojin’in vücudunun neresinde bulunduğuna ilişkin açıklama ancak bir yıl sonra yapılmıştır. Bu gecikmeler, delillerin kararmasına dolaylı olarak sebebiyet vermiştir. 26 haziran tarihli bilirkişi raporunda şüpheli olarak bildirdiğimiz kişiler zaten dosya kapsamında mevcuttur. Buna rağmen bu kişilerle ilgili herhangi bir ifade alma işlemi yapılmamış, HTS ve baz kayıtları incelenmemiş, DNA örnekleri alınmamıştır.”</p>
<p>Karabulut, metinde belirttiği hususların birlikte değerlendirildiğinde hakikatin “etkin ve bütüncül bir şekilde” araştırılmadığının açıkça görüldüğünü söyledi. </p>
<p>Karabulut’un değerlendirmesinden öne çıkanlar şöyle:</p>
<p>·  "İkinci önemli husus, Adli Tıp Kurumu raporunda tespit edilen iki farklı erkeğe ait DNA bulgusunun dokuz ay sonra açıklanmış olmasıdır."</p>
<p>·  "Bunun en önemli somut örneklerinden biri, dosyanın sekiz ay boyunca Van Barosu’ndan gizlenmiş olmasıdır."</p>
<p>·  "Buna rağmen bu kişilerle ilgili herhangi bir ifade alma işlemi yapılmamış, HTS ve baz kayıtları incelenmemiş, DNA örnekleri alınmamıştır. Bu durum, soruşturma kapsamında bazı kişilerin korunduğu yönünde ciddi bir algı yaratmaktadır."</p>
<p>·  "Aynı şekilde, valinin daha otopsi esnasında Nizamettin Kabaiş’e intihar yönünde baskı yapması da son derece önemlidir... Bu eylem; delillerin karartılması, baskı oluşturulması ve soruşturmanın yönünün değiştirilmesine yönelik bir müdahale olarak değerlendirilmelidir."</p>
<p>(EÖ/EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 17:12:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Tahliyeler talep edildi: İBB davası pazartesi günü devam edecek]]></title><link>https://bianet.org/haber/tahliyeler-talep-edildi-ibb-davasi-pazartesi-gunu-devam-edecek-322882</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/tahliyeler-talep-edildi-ibb-davasi-pazartesi-gunu-devam-edecek.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/tahliyeler-talep-edildi-ibb-davasi-pazartesi-gunu-devam-edecek-322882</guid><description><![CDATA[İmamoğlu’nun yakın koruması Mustafa Akın, yayla evinden balya balya dolar çıktığı iddialarının takipsizlikle sonuçlandığını hatırlattı. Akın, evdeki kasasından çıkan 48 adet mermi ve 4 adet vidanın tarafına iade edilmesini isteyerek tahliyesine karar verilmesini talep etti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Görevinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı davanın 71. duruşması tamamlandı. Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşı tarafında bulunan salonda, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince görülen duruşmada tutuksuz sanıklar ve avukatlarının savunmaları alındı.</p>
<p>Ekrem İmamoğlu ve Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın da hazır bulunduğu duruşma maratonunda bugüne kadar toplam 77 tutuksuz sanığın savunması tamamlanmış oldu. Duruşma, tutuklu sanıkların tahliye taleplerine ilişkin savunmalarının henüz hazır olmaması gerekçesiyle <strong>31 Ağustos Pazartesi</strong> gününe ertelendi. Gelecek hafta görülecek oturumlarda tutuklu sanıklar söz alacak ve mahkeme heyeti tutukluluk incelemesini gerçekleştirecek.</p>
<p>Duruşmadan öne çıkanlar şöyle:</p>
<ul>
<li><strong>Makyol Yöneticisi Çebi: "İmamoğlu döneminde İB'den iş almadık"</strong>: Günün ilk savunmasını yapan tutuksuz sanık Makyol Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Çebi, örgütsel finansman iddiasıyla suçlandığı 4,7 milyon TL'lik kreş ödemesinin tamamen eğitim amaçlı bir bağış olduğunu ifade etti. Ödemelerin hak ediş usulüne uygun yapıldığını fotoğraf ve belgelerle mahkemeye sunan Çebi, "İmamoğlu döneminde İBB’den hiçbir iş almadık; aksine Kadir Topbaş döneminde aldığımız projeleri tasfiye ettik" dedi. İmamoğlu’nun "İhale almanızı engelleyen bir tavrımız mı oldu?" sorusuna ise Çebi, "Biz ihalelere girmedik" yanıtını verdi.</li>
<li><strong>"Taksitle ev satın aldım"</strong>: İmamoğlu İnşaat çalışanı tutuksuz sanık Burcu Beyazoğlu, hakkındaki suçlamaları reddederek yalnızca yıllarca çalıştığı şirketten taksitle ev satın aldığını belirtti ve beraatini istedi.</li>
<li><strong>Etkin pişmanlık savunması ve Murat Ongun sorusu:</strong> Etkin pişmanlıktan yararlanan tutuksuz sanık iş insanı Umut Şenol, İstanbul'da herhangi bir şirket ortaklığı bulunmadığını söyledi. Savcının Murat Ongun ile görüşmesine dair sorduğu soruya yanıt veren Şenol, o dönem yaptığı görüşmelerden bir sonuç alamadığını aktardı.</li>
<li><strong>Mustafa Akın’dan mermi ve vida talebi:</strong> Öğleden sonraki oturumda tutuklu sanıkların taleplerine geçildi. İmamoğlu’nun yakın koruması Mustafa Akın, yayla evinden balya balya dolar çıktığı iddialarının takipsizlikle sonuçlandığını hatırlattı. Akın, evdeki kasasından çıkan 48 adet mermi ve 4 adet vidanın tarafına iade edilmesini isteyerek tahliyesine karar verilmesini talep etti.</li>
<li><strong>"14 aydır mağdurum":</strong> Eski Emniyet Müdürü Yener Torunler, 14 aydır suçsuz yere tutuklu olduğunu ve ciddi bir maddi-manevi tahribat yaşadığını vurgulayarak tahliye talebinde bulundu.</li>
</ul>
<h3>Duruşma kronolojisi</h3>
<ul>
<li><strong>11.35 |</strong> Tutuklu ve tutuksuz sanıklar, avukatlar ve gazetecilerin salondaki yerini almasıyla duruşma başladı. Makyol Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Çebi savunmasını sundu.</li>
<li><strong>12.41 |</strong> İmamoğlu İnşaat çalışanı Burcu Beyazoğlu ve avukatı savunma yaptı.</li>
<li><strong>12.55 |</strong> Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan iş insanı Umut Şenol’un sorgusu tamamlandı.</li>
<li><strong>14.16 |</strong> Duruşmaya ara verildi. Verilen arada Ekrem İmamoğlu kendisini takibe gelen izleyicilere, <em>"Bütün ailelerimizi sevgiyle kucaklıyorum. Her şey ailelerimiz için"</em> diyerek seslendi.</li>
<li><strong>15.35 |</strong> Aranın ardından tutuksuz sanık kalmaması sebebiyle tutuklu isimlerin tahliye taleplerinin alınmasına geçildi. İlk olarak Mustafa Akın söz aldı.</li>
<li><strong>16.10 |</strong> Yener Torunler tahliye talebini mahkeme heyetine iletti.</li>
<li><strong>16.25 |</strong> Mahkeme başkanı, diğer tutuklu sanıkların savunmalarının hazır olmaması nedeniyle duruşmayı 31 Ağustos Pazartesi gününe erteledi.</li>
</ul>
<div class="box-12">
<h3>İddianameden</h3>
<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan dev iddianamede Ekrem İmamoğlu "örgüt elebaşı" olarak yer alırken; Murat Ongun, Fatih Keleş, Adem Soytekin, Ertan Yıldız, Hüseyin Gün ve Murat Gülibrahimoğlu ise "örgüt yöneticisi" olmakla suçlanıyor.</p>
<p>İmamoğlu hakkında <em>"suç işlemek amacıyla örgüt kurmak"</em>, <em>"rüşvet"</em>, <em>"irtikap"</em>, <em>"ihaleye fesat karıştırma"</em>, <em>"kamu zararına dolandırıcılık"</em> ve <em>"vergi kaçakçılığı"</em> gibi çok sayıda suçlamadan toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapis cezası isteniyor.</p>
<p>Dava kapsamında görevden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan için 35 yıldan 91 yıla, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık için 30 yıldan 88 yıla, birleşen dosya sanığı Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney için ise 31 yıl 8 aya kadar hapis cezası talep ediliyor.</p>
<p>Soruşturma boyunca 57 kişinin tahliye edilmesiyle birlikte davadaki tutuklu sayısı 53'e düşmüş durumda.</p>
</div>
<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:59:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Manifest grubunun menajeri Tolga Akış gözaltına alındı]]></title><link>https://bianet.org/haber/manifest-grubunun-menajeri-tolga-akis-gozaltina-alindi-322881</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/manifest-grubunun-menajeri-tolga-akis-gozaltina-alindi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/manifest-grubunun-menajeri-tolga-akis-gozaltina-alindi-322881</guid><description><![CDATA[Akış hakkında "müstehcenlik", "uyuşturucu madde kullanma" ve "suçtan kaynaklı mal varlığı değerlerini aklama" suçlarından soruşturma yürütülüyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 'Manifest' olarak bilinen grubun kurucusu, menejeri ve Hypers ajansının kurucusu Tolga Akış gözaltına alındı.</p>
<p>SZC TV'de yer alan habere göre, Akış hakkında "müstehcenlik", "uyuşturucu madde kullanma" ve "suçtan kaynaklı mal varlığı değerlerini aklama" suçlarından soruşturma yürütülüyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı şu açıklamayı yaptı:</p>
<p>"Cumhuriyet başsavcılığımızca yürütülen soruşturma kapsamında menejer Tolga Akış müstehcenlik, uyuşturucu madde kullanma ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlamasıyla gözaltına alınmıştır."</p>
<div class="box-12">
<p>Fotoğrafçı Mesut Adlin, 20 Ağustos'ta Tolga Akış, Akış’ın eşi Gizem Kaya ve Manifest hakkında peş peşe iddialarda bulunmuştu.</p>
</div>
<p>Güncelleniyor.</p>
<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:26:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Srebrenitsa Katliamı'nın sorumlularından Ratko Mladic cezaevinde öldü]]></title><link>https://bianet.org/haber/srebrenitsa-katliami-nin-sorumlularindan-ratko-mladic-cezaevinde-oldu-322880</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/bosna-kasabi-ratko-mladic-cezaevinde-oldu.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/srebrenitsa-katliami-nin-sorumlularindan-ratko-mladic-cezaevinde-oldu-322880</guid><description><![CDATA[Belgrad merkezli Informer TV’nin aktardığı bilgiye göre Mladic, cezasını çektiği Lahey’deki Birleşmiş Milletler gözaltı merkezinde öldü.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>1992-1995 yılları arasındaki Bosna Savaşı’nda işlediği soykırım ve savaş suçları nedeniyle müebbet hapis cezası verilen "Bosna Kasabı" lakaplı eski Sırp general Ratko Mladic, 84 yaşında hayatını kaybetti.</p>
<a href='/haber/bosna-savasi-nin-bas-sorumlusu-mladic-yakalandi-130264' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/system/uploads/1/articles/spot_image/000/130/264/original/mr.jpg' alt='Bosna Savaşı&#39;nın Baş Sorumlusu Mladiç Yakalandı' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Bosna Savaşı'nın Baş Sorumlusu Mladiç Yakalandı</h5>
<div class='date'>26 Mayıs 2011</div>
</div>
</a>

<p>Belgrad merkezli Informer TV’nin aktardığı bilgiye göre Mladic, cezasını çektiği Lahey’deki Birleşmiş Milletler gözaltı merkezinde öldü.</p>
<div class="box-12">
<h3>Srebrenitsa Soykırımı'nın askeri mimarındandı</h3>
<p>Yaklaşık 10 yıl boyunca firari olarak yaşadıktan sonra 2011 yılında yakalanan Mladic; eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Milošević ve eski Bosnalı Sırp lider Radovan Karadžić ile birlikte dönemin ana faillerinden biriydi.</p>
<p>Yapının askeri kanadını yöneten eski general, BM tarafından koruma alanı ilan edilen Srebrenitsa’da yaklaşık 8 bin Bosnak erkek ve çocuğun katledildiği soykırımın bizzat başında yer almıştı.</p>
<p>Lahey’deki BM Uluslararası Ceza Mahkemesi, Mladic’i soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan müebbet hapis cezasına çarptırmıştı. Eski generalin bu karara yaptığı itiraz ise 2021 yılında reddedilerek cezası kesinleşmişti.</p>
<p><a href="https://bianet.org/kurdi/dunya/130264-bosna-savasi-nin-bas-sorumlusu-mladic-yakalandi" target="_blank" rel="noopener">TIKLAYIN - Bosna Savaşı'nın Baş Sorumlusu Mladiç Yakalandı</a></p>
<p><a href="https://m.bianet.org/bianet/insan-haklari/157171-srebrenitsa-hala-agliyor" target="_blank" rel="noopener">TIKLAYIN - Srebrenitsa Hâlâ Ağlıyor</a></p>
<h2>Dava süreci 9 yıl sürdü</h2>
<p>Hakkında 1995 yılında hazırlanan iddianamenin ardından 16 yıl saklanan ve 26 Mayıs 2011'de Sırbistan'da ele geçirilen Mladic'in davası, mayıs 2012'de başlamıştı.</p>
<p>Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (ICTY) 2017'de hakkında verdiği ömür boyu hapis cezası kararına Temmuz 2017'de itiraz eden Mladic, "adil yargılanmadığını" ve "hakimlerin, hakkında hüküm verirken maddi ve hukuki hata yaptığını" öne sürerek beraat ya da yeniden yargılanma talep etmişti.</p>
<p>Mladic'in itirazına ilişkin temyiz duruşmaları 25 ve 26 Ağustos 2020'de görülürken sağlık sorunları gerekçesiyle yaptığı erteleme talebi reddedilen 78 yaşındaki Mladic, duruşmaya bizzat katılarak savunmasını yapmıştı.</p>
<h2>Mladiç 16 yıl kaçtı</h2>
<p>1992-1995 arasındaki savaşın ardından, bir süre Sırbistan'da özgürce yaşadı. 2001 yılında Sırbistan lideri Slobodan Miloşeviç'in tutuklanması üzerine izini kaybettirdi.</p>
<p>UCM'nin baskılarını artırması üzerine 26 Mayıs 2011'de Sırbistan'ın Romanya sınırındaki küçük bir köyde yakalanan Mladiç, 31 Mayıs 2011'de UCM'de yargılanmak üzere Lahey'e gönderildi. (KÖ)</p>
</div>
<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 15:56:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[YENİ Parti otobüsüne vefalı slogan: "Teyzem sağ olsun"]]></title><link>https://bianet.org/haber/yeni-parti-otobusune-vefali-slogan-teyzem-sag-olsun-322877</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/yeni-parti-otobusune-vefali-slogan-teyzem-sagolsun.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/yeni-parti-otobusune-vefali-slogan-teyzem-sag-olsun-322877</guid><description><![CDATA[Özgür Özel'e "Sana otobüs de alacağız bina da yapacağız" sözleriyle destek veren çiftçi Ayşe Yaylacık unutulmadı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>YENİ Parti, yurt gezilerinde kullanacağı ilk seçim otobüsünün giydirme işlemlerini tamamladı. Üzerinde "Türkiye'nin YENİ Partisi" sloganı ve Genel Başkan Özgür Özel'in görsellerinin yer aldığı otobüs, ilk virajı yarın Kocaeli’deki saha çalışmasıyla alacak.</p>
<p>Otobüsteki en dikkat çeken ayrıntı ise arka kısma işlenen özel mesaj oldu. 29 Haziran'daki İzmir Bayındır ziyareti sırasında Özgür Özel'e <em>"Sana otobüs de alacağız bina da yapacağız"</em> sözleriyle destek veren çiftçi Ayşe Yaylacık unutulmadı.</p>
<p>Yaylacık ve Özel'in birlikte çekildiği fotoğraf otobüsün arkasına yerleştirilirken, üzerine esprili bir dille "Teyzem sağ olsun" notu düşüldü.</p>
<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 15:49:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Özel hastanelerde SGK ile muayene rehberi]]></title><link>https://bianet.org/haber/ozel-hastanelerde-sgk-ile-muayene-rehberi-322878</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/muayene-katilim-payi-ilave-ucret.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/ozel-hastanelerde-sgk-ile-muayene-rehberi-322878</guid><description><![CDATA[SGK anlaşmalı özel hastaneler hastalardan sınırsız ücret talep edemiyor. Sosyal Güvenlik Uzmanı Ceyda Eresen, muayene katılım payından yüzde 200’lük ilave ücret sınırına, tetkiklerden acil servis ücretlerine kadar hastaların hangi durumlarda ödeme yapmak zorunda olduğunu ve yüksek faturalar karşısında hangi haklara sahip olduğunu anlattı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Emekli bir hasta, rutin göz kontrolü için gittiği kamu hastanesinde gözünün arkasında önemli bir sorun bulunduğunu öğreniyor. Doktor, müdahalenin gecikmemesi gerektiğini söylüyor. Ardından bölgede bu ameliyatı güvenle yapabileceğini belirttiği bir profesöre yönlendiriyor.</p>
<p>Hasta profesörü çalıştığı özel hastanede buluyor. Görme kaybı korkusuyla hastaneye giden hasta muayene ediliyor, bazı tetkikler yapılıyor. Çıkışta ise beklediğinin çok üzerinde bir bedelle karşılaşıyor.</p>
<p>Hastanenin SGK ile anlaşması bulunduğu söylendiğinde verilen cevap daha da kafa karıştırıcı: <em>“Hastanenin SGK anlaşması var, doktorun yok.”</em></p>
<p>Sonrasında hizmet dökümündeki işlem kodları Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) sisteminden kontrol edildiğinde bazı kalemlerin ayrıca ücretlendirildiği görülüyor.</p>
<p>Hastane ile yapılan görüşmelerin ardından ilk istenen toplam bedel düşürülüyor. Hasta sadece muayene ücreti ödeyerek hastaneden ayrılıyor.</p>
<p>Bu olayın ortaya çıkardığı temel sorun özel hastanelerde hemen her gün yaşanıyor. Ancak bir farkla. Hasta haklarını bilmediği için ve sağlığını kaybedeceği korkusuyla -belki de borçlanarak- önüne çıkartılan ücreti ödeyerek oradan ayrılıyor.</p>
<p>Sosyal Güvenlik Uzmanı Ceyda Eresen’e göre özel hastanelerdeki tedavilerin bir bedeli var fakat SGK, ne kadar olacağını belirlemiş durumda.</p>
<p>Eresen, özel hastanelerde hastanın cebinden çıkan paranın tek bir kalemden oluşmadığına dikkat çekiyor. Muayene katılım payı, ilave ücret ve SGK tarafından hiç finanse edilmeyen hizmetlerin birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Eresen, <em>“Bu üç kalem aynı şey değil. Önce hastadan istenen paranın hukuken hangi başlık altında talep edildiğine bakmak gerekiyor”</em> diyor.</p>
<h3>Özel hastanedeki muayene katılım payı 100 liraya çıkartıldı</h3>
<p>1 Temmuz 2026'da yürürlüğe giren son düzenlemeyle <a href="https://www.sgk.gov.tr/duyuru/detay/29062026-SUT-Degisiklik-Tebligi-Islenmis-Guncel-2013-SUT-2026-06-29-04-47-18" target="_blank" rel="noopener">(Sağlık Uygulama Tebliği/SUT)</a>  ikinci ve üçüncü basamak özel sağlık hizmeti sunucularında hekim ve diş hekimi muayene katılım payının 100 TL'ye çıkarıldığını hatırlatan Ersen, özellikle emekliler açısından önemli bir ayrıntıya işaret ediyor.</p>
<p>SGK'dan gelir veya aylık alanların özel hastane muayene katılım payının kural olarak aylıklarından mahsup edildiğini belirten Eresen, <em>“Bu nedenle emekli bir hastadan hastane veznesinde talep edilen her ‘muayene ücreti’, SGK'nın belirlediği 100 liralık muayene katılım payı değildir. Hastanın, kendisinden istenen bedelin ne olduğunun açıklanmasını istemesi gerekir</em>” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>Yüksek faturaların asıl kaynağının ise çoğunlukla “ilave ücret” olduğunu söyleyen Eresen'e göre SGK ile sözleşmeli özel hastaneler, Kurumun belirlediği sağlık hizmeti bedelinin üzerine belirli sınırlar içinde fark alabiliyor.</p>
<p>Ancak burada sıklıkla yanlış anlaşılan bir oran var: Yüzde 200.</p>
<p><em>“Yüzde 200 denildiğinde hastanenin kendi belirlediği fiyatın iki katı anlaşılmamalı” </em>diyen Eresen, sistemi şöyle açıklıyor:</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>“Esas alınan tutar SGK'nın o işlem için SUT'ta belirlediği bedeldir. Örneğin kadın hastalıkları nedeniyle özel hastaneye giden bir hastanın işlemi için SGK hastaneye 500 lira ödeme yapıyor. Hastane, bunun üstüne 1000 liraya kadar ilave ücret talep edebilir. 100 TL’lik katılım payı ise sabit ve muayene başına alınıyor.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Yani hastane, ‘Benim fiyatım bu’ diyerek hastaya istediği fiyatı dikte edemez. Üstelik hastanenin uyguladığı ilave ücret oranının SGK'ya bildirmesi ve tahsilat yapılan yerde hastaların görebileceği şekilde ilan etmesi gerekiyor”</em></p>
<h3>“Sürpriz fatura çıkarılamaz”</h3>
<p>Eresen'in özellikle vurguladığı noktalardan biri de hastanın işlem öncesinde bilgilendirilmesi.</p>
<p>SGK kurallarına göre ilave ücret alınacaksa hastanın veya yakınının sağlık hizmetinden önce onayının alınması gerektiğini belirten Eresen, <em>“Hasta muayene ve işlemler bittikten sonra vezneye geldiğinde ilk kez yüksek bir rakamla karşılaşıyorsa burada ayrıca sorgulanması gereken bir durum vardır. Mevzuat, alınacak ilave ücret için önceden yazılı onay öngörüyor. Bu onay olmadan sonradan gerekçe üretilerek ilave ücret talep edilemez</em>” diyor.</p>
<p>Bir başka kritik durum ise SGK'nın karşıladığı bir işlemin Kuruma hiç fatura edilmeden bedelinin tamamının hastaya yüklenmesi.</p>
<p>Eresen, 2026 yılı özel sağlık hizmeti sunucusu sözleşmesinin bu konuda açık olduğunu söylüyor:</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>“SGK tarafından finanse edilen bir hizmet verilmişse ve özel hastane bunu SGK'ya göndermeyip ücretin tamamını hastadan almışsa, sözleşme bakımından hastanın ödediği bu tutarın tamamı mevzuata aykırı ilave ücret olarak değerlendirilebiliyor. Bu nedenle hastanın ‘SGK'ya bu işlem için takip açıldı mı, hangi hizmetler Kuruma fatura edildi?’ diye sorması son derece önemli.”</em></p>
<h3>“Hastanenin anlaşması var doktorun yok” ne demek?</h3>
<p>Habere konu olayda hastaya verilen <em>“Hastanenin SGK anlaşması var ama doktorun yok”</em> cevabı ise bütünüyle anlamsız değil. Ancak Eresen'e göre ifade teknik olarak yanlış ve hastayı yanıltmaya çok açık.</p>
<p>SGK'nın esas sözleşme tarafının hekim değil sağlık hizmeti sunucusu, yani hastane olduğunu belirten Eresen, özel hastanelerde aynı branşta çalışan bütün hekimlerin mutlaka SGK kapsamında hasta bakmak zorunda olmadığına dikkat çekiyor.</p>
<p><em>“2026 sözleşmesine göre sözleşmeli bir branşta çalışan hekimlerin tamamının değil, acil hekimleri hariç en az yüzde 60'ının SGK kapsamında hizmet sunması gerekiyor. Dolayısıyla aynı hastanede, hatta aynı branşta SGK kapsamında çalışan hekim ile bu kapsamın dışında çalışan hekim bulunması mümkün” </em>diyor.</p>
<p>Bu nedenle “doktorun SGK anlaşması yok” ifadesinin çoğunlukla hekimin o hastanede SGK kapsamında hizmet sunmadığını anlattığını belirten Eresen, ancak bunun tek başına hastadan istenen her ücretin hukuka uygun olduğu anlamına gelmediğinin altını çiziyor:</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>“Hekimin o tarihte MEDULA'daki durumu neydi? Hasta SGK kapsamında mı kabul edildi? Takip açıldı mı? Yapılan tetkikler SGK'nın finanse ettiği işlemler miydi? Ücret hangi kalem adı altında alındı? Bunların hepsine birlikte bakmak gerekiyor.”</em></p>
<p>Profesör veya doçent unvanının da özel hastaneye sınırsız bir “hoca farkı” alma hakkı vermediğini söyleyen Eresen, özel hastanelerdeki ücretlendirmede yine SUT ve SGK sözleşmesi hükümlerinin belirleyici olduğunu ifade ediyor.</p>
<h3>Tetkikte kritik soru: Paketin içinde mi?</h3>
<p>Özel hastanelerde hastaların en fazla kafa karışıklığı yaşadığı alanlardan biri de muayene sonrasında yapılan tahlil ve görüntülemeler.</p>
<p>Eresen'e göre burada iki yanlış kabul var. İlki <em>“Muayene ücretini ödedim, bütün tetkikler buna dahildir”</em> düşüncesi. İkincisi ise hastanenin yaptığı her tetkiki ayrıca hastaya fatura edebileceği varsayımı.</p>
<p><em>“Her ikisi de doğru değil” </em>diyen Eresen, SGK sisteminin işlem kodları ve ödeme yöntemleri üzerinden çalıştığını anlatıyor:</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>“Bazı işlemler muayene veya paket bedelinin içinde kabul ediliyor. Bazıları ise SUT'a göre ayrıca faturalandırılabiliyor. Hastanenin kendi fiyat listesinde tetkiki ayrı bir satır olarak göstermesi, SGK bakımından o bedelin otomatik olarak hastadan ayrıca alınabileceği anlamına gelmez.”</em></p>
<p>Bu nedenle hastanın hizmet dökümünde yalnızca “göz tetkiki”, “görüntüleme” ya da “tahlil” gibi genel açıklamalara bakmaması gerektiğini söyleyen Eresen, en önemli bilginin SUT kodu olduğunu belirtiyor.</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>“Her işlem için SUT kodunu isteyin. Sonra bu kodun paket içinde olup olmadığına, ayrıca faturalandırılıp faturalandırılamadığına ve ilave ücrete tabi olup olmadığına bakın. Bir işlemin SGK'ya ayrıca fatura edilebilir olması da bedelinin tamamının hastadan alınabileceği anlamına gelmiyor.”</em></p>
<h3>Acil serviste kural farklı</h3>
<p>Özel hastanelerde en çok tartışılan başlıklardan bir diğeri ise acil servis ücretleri.</p>
<p>Eresen, gerçek acil hallerde kuralın çok daha katı olduğunu belirtiyor. SGK mevzuatına göre acil hal kapsamında verilen sağlık hizmetlerinden, hastanenin SGK ile sözleşmeli olup olmadığına bakılmaksızın muayene katılım payı ve ilave ücret alınamıyor.</p>
<p>Ancak her acil servis başvurusu bu kapsama girmiyor.</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>“Muayene sonucunda acil olmadığı değerlendirilen başvurular ‘yeşil alan muayenesi’ olarak kodlanabiliyor. Dolayısıyla ‘Acil servisin kapısından girdim, hiçbir ücret alınamaz’ şeklinde bir kural yok. Doğru ifade şudur: Gerçek acil hal kapsamında sunulan hizmetlerden katılım payı ve ilave ücret alınamaz.”</em></p>
<p>Acil durumun sona ermesinden sonraki tedavi için ücret istenecekse de hastaya veya yakınına bunun yazılı olarak bildirilmesi gerekiyor.</p>
<h3>Fazla alınan ücretin yaptırımı var</h3>
<p>Kuralların yalnızca hastanelere yönelik bir “tavsiye” olmadığını vurgulayan Eresen, mevzuata aykırı ilave ücret tahsil edildiğinin tespit edilmesi halinde özel sağlık hizmeti sunucuları açısından mali yaptırımlar bulunduğunu hatırlatıyor.</p>
<p>2026 özel sağlık hizmeti sunucusu sözleşmesinde mevzuata aykırı fazla ilave ücret alınması halinde kural olarak fazla tahsil edilen tutarın en az beş katı üzerinden cezai şart öngörüldüğünü belirten Eresen, bazı durumlarda ücretin hastaya iadesiyle farklı yaptırım mekanizmalarının devreye girebildiğini söylüyor.</p>
<p>Yatarak tedavilerde de hastanın eline ayrıntılı hizmet belgesi verilmesine ilişkin yükümlülükler bulunuyor. Aynı başvuru numarası altında SGK'nın karşıladığı hizmetlerin toplamı belirli tutarı aşıyorsa verilen hizmetler ile varsa ilave ücretin gösterildiği belgenin hastaya ulaştırılması gerekiyor.</p>
<p>Ücretlendirme dışında bilgilendirme, hasta hakları veya yönlendirme konusunda sorun yaşayanlar hastanenin Hasta Hakları Birimine, Sağlık Bakanlığı hasta hakları sistemi ile SABİM/Alo 184 ve CİMER'e başvurabiliyor. SGK mevzuatına aykırı ücretlendirme iddialarında ise özellikle Sosyal Güvenlik İl Müdürlükleri önemli başvuru adreslerinden biri.</p>
<p>Eresen'e göre bütün bu mevzuatın vatandaşa söylediği şey aslında oldukça basit:</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>“Özel hastanenin SGK ile anlaşmalı olması hastanenin ücretsiz olduğu anlamına gelmez. Ama aynı şekilde hastanenin istediği her rakamı hastadan tahsil edebileceği anlamına da gelmez.”</em></p>
<p>Eresen, hastaların özellikle sağlıklarını kaybetme korkusuyla önlerine konulan faturayı hiç sorgulamadan ödememesi gerektiğini belirterek hastaları, işlem sonrasında faturalarını SGK’nin sisteminden sorgulamaya çağırıyor.</p>
<p><em><a href="https://gss.sgk.gov.tr/SaglikHizmetSunuculari/" target="_blank" rel="noopener">SGK’nin söz konusu sayfasına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.</a></em></p>
<p>(HA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 15:45:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İzmir Barosu, hasta mahpus Yıldırım'ı ziyaret etti: "Zamana yayılmış idam cezası"]]></title><link>https://bianet.org/haber/izmir-barosu-hasta-mahpus-yildirim-i-ziyaret-etti-zamana-yayilmis-idam-cezasi-322876</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/hasta-mahpus-yildirim-hastanede-doktorlar-bilgi-vermiyor-inanilmaz-kotu-bir-dusunce-var.webp'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/izmir-barosu-hasta-mahpus-yildirim-i-ziyaret-etti-zamana-yayilmis-idam-cezasi-322876</guid><description><![CDATA[İzmir Barosu, 75 yaşındaki ağır hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım’ın sağlık durumuna ilişkin yaptığı açıklamada, Yıldırım’ın derhal tahliye edilmesi gerektiğini belirterek, mevcut uygulamaların “zamana yayılmış bir idam cezasına” dönüştüğünü söyledi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Arif Çınar Evrim ile Cezaevi Komisyonu üyeleri Av. Fatma Demirer ve Av. Nehir Bilece’den oluşan heyet, Yıldırım’ın durumunu yerinde incelemek amacıyla hastaneyi ziyaret etti.</p>
<a href='/haber/hasta-mahpus-mehmet-sait-yildirim-icin-bakan-gurleke-alti-soru-322859' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/haber/2026/08/25/girtiye-nexwes-mehmet-sait-yildirim-kriza-dil-derbas-kir.jpg' alt='Hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım için Bakan Gürlek’e altı soru' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım için Bakan Gürlek’e altı soru</h5>
<div class='date'>27 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<div class="box-2">İzmir Kırıklar 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan 75 yaşındaki hasta mahpus <a href="https://bianet.org/etiket/mehmet-sait-yildirim-118219" target="_blank" rel="noopener">Mehmet Sait Yıldırım</a>’ın koşullu salıverilmesinin üçüncü kez ertelendi. Yaklaşık 21 aydır tahliyesi engellenen Yıldırım, 24 Ağustos’taki İdare ve Gözlem Kurulu görüşmesinin ardından kalp krizi geçirdi. Hastanede anjiyo yapılan Yıldırım’ın kalbine iki stent takıldı.</div>
<h3>"Zamana yayılmış idam cezasına dönüştürülmüştür"</h3>
<p>Baro açıklamasında, ağır sağlık sorunları bulunan bir mahpusun hastane yatağında kelepçelenmesinin insan onuruna aykırı olduğu vurgulanarak, “Kağıt üzerinde kaldırılan ölüm cezası; hasta mahpusları kelepçelerle, ertelemelerle ve tedavisizlikle cezaevinde tutarak zamana yayılmış bir idam cezasına dönüştürülmüştür” denildi.</p>
<a href='/haber/hasta-mahpus-mehmet-sait-yildirim-kalp-krizi-gecirdi-322804' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/25/hasta-mahpus-mehmet-sait-yildirim-kalp-krizi-suphesiyle-hastaneye-kaldirildi.jpg' alt='Hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım kalp krizi geçirdi' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h6 class='surheadline'>TAHLİYESİ ÜÇÜNCÜ KEZ ERTELENDİ</h6>
<h5 class='headline'>Hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım kalp krizi geçirdi</h5>
<div class='date'>25 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<h3>"İnanılmaz kötü bir düşünce var"</h3>
<p>İzmir Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Arif Çınar Evrim, Yıldırım ile yaptığı görüşmeyi bianet’e anlattı.</p>
<blockquote>
<p>Sait’in durumu şu an için gayet iyi. Oradaki doktorlardan bilgi istedik ama mesai saati içinde olmadıkları için bilgi vermediler. Bir mağduriyet var ortada. Mehmet Sait Yıldırım’a verdikleri evrakta, pişmanlık belirtisi göstermediği için tahliyesi reddedilmiş. İnanılmaz kötü bir düşünce var. Niyet okumaya giren bir durum. Çünkü zaten 30 yılı aşkın süre cezaevinde kalmış. Bu koşullarda sağlık sorunları sürekli tekrar etmiş. Üçüncü defa kalp krizi geçirmiş. Son operasyonda iki tane stent takıldı. Çok şükür durumu görece iyi durumda olduğunu söyleyebilirim. Ben özellikle oradaki görevlilerle de görüştüm. Operasyonu yapan doktoru bütün gün anjiyoya girdiği için ilgilenemiyor. Başka bir doktorun verilmesi talebinde bulunduk. Onu da vermediler. Yani biraz işgüzarcı davrandılar açıkçası. Bir görüşme odası yok. Hükümlü dışarı çıkarılıyor. Gelen geçenler önümüzdeyken konuştuk. Böyle olmaması lazım. Görüşme odasının olması gerekir. Bununla ilgili başvuru yapacağız. Bir de hükümlülerin kaldığı odalar, pencereleri çok küçük ve içerisi havasız kalıyor. Dün de kelepçe takmaya kalktılar. Sağ olsun oradaki meslektaşlarımız hemen itiraz ettiler. Artık kelepçe takılmıyor. Şu an kendisi dinleniyor. Tekrardan hapishaneye götürecekler. Genel durumu iyi ama iyi olması da bir mucize. Şu anda özgürlüğüne kavuşturulması ve aramızda olması lazım.”</p>
</blockquote>
<p>(FY)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 15:27:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Osman Kavala: AİHM kararlarına uyulması hukuk devletinin yükümlülüğüdür]]></title><link>https://bianet.org/haber/osman-kavala-aihm-kararlarina-uyulmasi-hukuk-devletinin-yukumlulugudur-322873</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2025/08/28/osman-kavala-ya-goethe-madalyasi.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/osman-kavala-aihm-kararlarina-uyulmasi-hukuk-devletinin-yukumlulugudur-322873</guid><description><![CDATA[Osman Kavala, AİHM Büyük Dairesi’nin hakkında verdiği son karar üzerine yaptığı açıklamada, “AİHM kararlarına uyulması asıl olarak hukuk devletinin yurttaşlara karşı yükümlülüğünün yerine getirilmesi ile ilgilidir” dedi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Osman Kavala, AİHM Büyük Dairesi’nin 25 Ağustos’ta açıkladığı ihlal kararın ardından bugün yazılı bir açıklama yaptı.</p>
<p>Kavala, AİHM kararının mahkumiyet sürecinin incelenmesini kapsadığını belirterek önceki AİHM kararlarında olduğu gibi son kararda da “suç işlendiğini gösteren ikna edici somut delil olmadan özgürce yaşama hakkının kısıtlanamayacağının” vurgulandığını söyledi. Şunları kaydetti:</p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>“AİHM’in benimle ilgili aldığı Büyük Daire kararı, mahkûmiyet sürecinin incelenmesini kapsıyor. Bu kararda da, bundan önceki iki AİHM kararında olduğu gibi, suç işlendiğini gösteren ikna edici somut delil olmadan özgürce yaşama hakkının kısıtlanamayacağı vurgulandı. İlk Gezi davası kapsamında 2020 yılında verilen beraat kararında da suç işlediğime dair delil olmadığı gerçeği ortaya konulmuştu.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>AİHM son kararıyla mahkemelerin olaylarla ilgili genel değerlendirmeler ve faaliyetlerin amacı hakkında niyet okuma içeren akıl yürütmelerle mahkûmiyet kararı verebileceği anlayışının kabul edilemez olduğunu belirtmiş oldu.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Yasalarca suç sayılan bir eylemde bulunmayan insanların özgürce yaşama haklarının kısıtlanamayacağı temel insan hakları ilkesidir. Bu hakkın korunması, kamuda bu ilkeye mutlak biçimde riayet edilmesinin sağlanması da hukuk devletinin yurttaşlara karşı yükümlülüğüdür.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><em>AİHM kararlarına uyulması asıl olarak bu yükümlülüğün yerine getirilmesi ile ilgilidir, bunun için gereklidir.”</em></p>
<p>AİHM, <em>Kavala/Türkiye (No. 2)</em> kararında Kavala’nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) kapsamındaki çeşitli haklarının ihlal edildiğine hükmetmişti. Mahkeme, Kavala’nın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılması ve mahkumiyetinin sonuçlarının ortadan kaldırılması gerektiğini belirtti. Mahkumiyetin Sözleşme hukuku bakımından hükümsüz sayılması gerektiğine karar verdi.</p>
<a href='/haber/aihm-buyuk-daireden-ikinci-kavala-karari-derhal-serbest-birakilmali-322783' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/haber/2025/12/09/osman-kavala-ihlali-gidermeyi-reddetmek-daha-agir-bir-hukuksuzluk.jpg' alt='AİHM Büyük Daire’den ikinci Kavala kararı: “Derhal serbest bırakılmalı”' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>AİHM Büyük Daire’den ikinci Kavala kararı: “Derhal serbest bırakılmalı”</h5>
<div class='date'>25 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<p>(HA)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 14:29:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Bekar annelerin barınma krizi]]></title><link>https://bianet.org/haber/bekar-annelerin-barinma-krizi-322874</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/kira-tahliye-guvensiz-evler-yalniz-annelerin-barinma-krizi.png'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/bekar-annelerin-barinma-krizi-322874</guid><description><![CDATA[Açık Alan Derneği-Derin Yoksulluk Ağı’nın 20 yalnız anneyle yaptığı görüşmeler, yüksek kiradan sağlıksız konutlara, tahliye tehdidinden sosyal yardım kesintilerine uzanan bir barınma krizini ortaya koyuyor. Görüşülen annelerin tamamı yalnız annelere yönelik sosyal konut istiyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Açık Alan Derneği-Derin Yoksulluk Ağı, “Derin Yoksulluğa Karşı: Yalnız Değilsin Projesi” kapsamında görüştüğü 20 bekar annenin barınma deneyimlerini raporlaştırdı.</p>
<p>“Derin Yoksulluk Koşullarında Yaşayan 20 Yalnız Annenin Barınma Sorunu” başlıklı çalışma; kira, faturalar, güvenlik ve sağlıksız barınma koşullarını annelerin anlatıları üzerinden ele alıyor.</p>
<p>Projenin başlangıcında yedi anne gecekonduda, 13 anne apartman dairesinde yaşıyordu. Dokuz ay sonra yapılan görüşmelerde ise 11 annenin sağlıklı olmayan apartman dairelerinde yaşamaya devam ettiği, iki hanenin geçim koşulları nedeniyle apartmandan gecekonduya taşındığı belirtildi.</p>
<h3>Ortalama kira 15 bin TL</h3>
<p>Görüşülen 20 bekar annenin 18’i kiracı. Ev sahibi olmayan diğer iki hane ise kira ödemiyor.</p>
<p>Annelerin ödediği kiralar 6 bin 500 TL ile 35 bin TL arasında değişirken, ortalama kira 15 bin TL. Raporda, Temmuz 2026 zammının ardından ortalama Sosyal ve Ekonomik Destek (SED) ödemesinin 11 bin 38 TL’ye yükseldiği de hatırlatılıyor.</p>
<p>Hanelerin en fazla zorlandığı gider de kira. 20 haneden 18’i en ağır gider olarak kirayı, 15’i ikinci sırada gıdayı, 10’u ise üçüncü sırada faturaları gösteriyor.</p>
<p>Raporda bir anne geçimini şöyle anlatıyor:</p>
<p>“Dolapta sadece zeytin var. Sabah zeytin süt verdim çocuklara. 1 lira kazansam kiraya katıyorum.”</p>
<a href='/haber/kiradan-sonra-hayata-sira-gelmiyor-derin-yoksullukta-barinma-hakki-321562' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/07/16/kiradan-sonra-hayata-sira-gelmiyor-derin-yoksullukta-barinma-hakki.png' alt='“Kiradan sonra hayata sıra gelmiyor”: Derin yoksullukta barınma hakkı' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>“Kiradan sonra hayata sıra gelmiyor”: Derin yoksullukta barınma hakkı</h5>
<div class='date'>16 Temmuz 2026</div>
</div>
</a>

<h3>13 hanede tadilat, 10 hanede rutubet ve küf sorunu</h3>
<p>Sorun yalnızca kirayı ödeyebilmek değil.</p>
<p>Görüşülen hanelerin 13’ünde tadilat ihtiyacı, 10’unda rutubet ve küf, altısında böcek, haşere ya da fare sorunu bulunuyor. Dört hanede ise kırık kapı, yetersiz sokak aydınlatması ya da yaşanılan bölgedeki suç oranı gibi nedenlerle güvenlik sorunu yaşanıyor.</p>
<p>Raporda “güncel barınma sorunu yaşamıyor” olarak değerlendirilen altı hanenin dördü de gecekonduda yaşıyor. Bu hanelerin fare, böcek ve tadilat sorunlarına rağmen düşük kira ödedikleri ya da hiç kira ödemedikleri için ev sahiplerinden onarım talep edemedikleri ve başka bir eve taşınamadıkları belirtiliyor.</p>
<h3>Evden çıkarılma riski dokuz ayda arttı</h3>
<p>Projenin ilk görüşmelerinde altı hane evden çıkarılma riskiyle karşı karşıyayken, dokuzuncu ayda güncel barınma sorunu yaşayan hane sayısı 14’e çıktı.</p>
<p>Bu süre içinde altı hane ev değiştirdi. Bunların üçü zorla tahliye, biri artan kira, ikisi ise ailevi nedenlerle taşındı. Dört hane kira zamları, dört hane de sosyal yardımın kesintiye uğraması nedeniyle kirayı ödeyemedi.</p>
<p>20 hanenin 16’sı kira ya da faturalarını ödeyemediği için tahliye tehdidi, elektrik veya su kesintisi gibi durumlarla karşılaştığını söyledi.</p>
<a href='/haber/anneligin-kutsanmasi-bekar-anneleri-nasil-etkiliyor-319529' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/05/12/anneligin-kutsanmasi-bekar-anneleri-nasil-etkiliyor.jpg' alt='Anneliğin "kutsanması" bekar anneleri nasıl etkiliyor?' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Anneliğin "kutsanması" bekar anneleri nasıl etkiliyor?</h5>
<div class='date'>12 Mayıs 2026</div>
</div>
</a>

<h3>Bekar anneler ev bulurken ayrımcılıkla da karşılaşıyor</h3>
<p>Barınma sorunu yeni bir ev ararken de devam ediyor.</p>
<p>12 anne bulabildiği evlerin kiralarının yüksek olduğunu, 11’i evlerin fiziksel koşullarının kötü olduğunu söyledi. 10 anne yaşadığı bölgede ev bulamadığını belirtirken, altı anne medeni durumu ya da ayrımcılık nedeniyle kendisine kiralık ev verilmediğini ifade etti.</p>
<p>Raporda yer verilen bir anne, evden çıkarıldıktan sonra yaşadıklarını, “Yalnız anneyim diye kimse ev vermedi. Aracı olacak kimsem de yoktu” sözleriyle anlatıyor.</p>
<p>Barınma güvencesizliği, şiddetten uzaklaşmaya çalışan kadınlar açısından başka sorunları da beraberinde getiriyor. Eşinden şiddet gördüğü için adresini kendi üzerine alamadığını söyleyen bir anne, adres gösteremediği için sosyal yardıma erişemediğini ve çocuklarını okula kaydettiremediğini anlatıyor.</p>
<h3>Sosyal yardım kesilince kira da aksıyor</h3>
<p>Rapordaki anlatılar, sosyal yardımdaki kesintilerin barınma hakkını doğrudan etkilediğini gösteriyor.</p>
<p>15 hane sosyal yardım kesildiğinde, 10 hane ise kira ve diğer giderlere zam geldiğinde temel barınma masraflarını karşılamakta zorlandığını belirtti.</p>
<p>Adres değişikliği nedeniyle yardımın kesilmesi, çocuklara bakacak kimse bulunmadığı için günlük işe gidilememesi ya da sağlık sorunları annelerin kira borcunu artıran nedenler arasında.</p>
<p>Bir anne, “Sosyal yardım kesilince kiramı ödeyemiyorum, ödeyemeyince evden çıkartıyorlar” diyor.</p>
<a href='/haber/her-uc-cocuktan-biri-yoksulluk-riski-altinda-321449' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/07/13/her-uc-cocuktan-biri-yoksulluk-riski-altinda.png' alt='"Her üç çocuktan biri yoksulluk riski altında”' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>"Her üç çocuktan biri yoksulluk riski altında”</h5>
<div class='date'>13 Temmuz 2026</div>
</div>
</a>

<h3>Barınma sorunu çocukların eğitimine de yansıyor</h3>
<p>Sık sık ev değiştirmek bekar annelerin yaşamını değil, çocukların eğitimini de kesintiye uğratıyor.</p>
<p>Rapordaki tanıklıklarda adres değişikliği nedeniyle okul değiştiren, devamsızlığı artan ya da okula devam edemeyen çocuklardan söz ediliyor. Bir anne, çocuklarının ev değişiklikleri nedeniyle okullarının sürekli değiştiğini ve “tam alışırlarken” yeniden okul değiştirmek zorunda kaldıklarını anlatıyor.</p>
<p>Bir başka hanede ise annenin çalışıp kirayı ödeyebilmesi için büyük çocuğun kardeşlerine baktığı ve bu nedenle okula gidemediği aktarılıyor.</p>
<p>Elektrik ve internet kesintileri de çocukların eğitimini etkiliyor. Bir anne, internet kesildiğinde çocuklarının ödevlerini yapamadığını; bir diğeri ise aylarca su kesintisi yaşadıklarını ve çocuklarını yıkamak için su taşımak zorunda kaldığını anlatıyor.</p>
<h3>20 annenin ortak talebi: Sosyal konut</h3>
<p>Raporda yer alan 20 annenin tamamı “yalnız annelere yönelik sosyal konut” talebinde bulundu.</p>
<p>Bunun yanında beş anne küçük çocuklar için gündüz bakımevi, dört anne ev eşyası ve ilaçlama, iki anne güvenli konut, bir anne ise engelli çocuğu için evde bakım desteği istedi.</p>
<p>Annelerden biri talebini, “Bir oda olsun benim olsun yeter” sözleriyle ifade ediyor. Bir başkası ise sosyal konutun kira yükünü azaltacağını, böylece çocuklarının beslenmesi ile kira arasında seçim yapmak zorunda kalmayacağını söylüyor.</p>
<p>Proje kapsamında Açık Alan Derneği-Derin Yoksulluk Ağı 10 haneye kira, 15 haneye fatura, iki haneye taşınma desteği sağladı; iki hanenin de altı aylık kreş ücretini karşıladı. Rapora göre 15 hanenin altı ay boyunca toplam 190 faturası ödendi.</p>
<p>(NÖ)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 14:26:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Noktalar, aynalar ve sonsuzluk: Yayoi Kusama hayatını kaybetti]]></title><link>https://bianet.org/haber/noktalar-aynalar-ve-sonsuzluk-yayoi-kusama-hayatini-kaybetti-322870</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/noktalar-aynalar-ve-sonsuzluk-yayoi-kusama-hayatini-kaybetti.png'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/noktalar-aynalar-ve-sonsuzluk-yayoi-kusama-hayatini-kaybetti-322870</guid><description><![CDATA[Noktalarla kapladığı tuvaller, sonsuzluk hissi yaratan aynalı odaları ve balkabağı heykelleriyle tanınan Japon sanatçı Yayoi Kusama, 97 yaşında yaşamını yitirdi.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Yayoi Kusama Studio, sanatçının 14 Ağustos'ta Tokyo'daki bir hastanede yaşamını yitirdiğini 27 Ağustos'ta duyurdu. Ölüm nedenine ilişkin bilgi paylaşılmadı. Stüdyo, Kusama'nın yaşamının son günlerine kadar resim yapmayı sürdürdüğünü açıkladı.</p>
<p>1929'da Japonya'nın Matsumoto kentinde doğan Kusama, çocukluğundan itibaren gördüğünü söylediği noktaları, ışıkları ve tekrar eden desenleri resmetmeye başladı. Daha sonra bütün üretimine yayılan bu tekrar fikri, sanatçının en belirgin görsel diline dönüştü.</p>
<h3>New York'ta savaş karşıtı performanslar</h3>
<p>Kusama 1957'de ABD'ye gitti, bir yıl sonra New York'ta çalışmaya başladı. Büyük boyutlu “Infinity Net” resimleri, yumuşak heykelleri ve performanslarıyla 1960'ların avangart sanat çevresinde yer aldı.</p>
<p>Ancak dönemin büyük ölçüde erkeklerin belirlediği sanat ortamında uzun süre sınırlı görünürlük elde etti. Buna karşın beden boyama etkinlikleri, kamusal performansları ve Vietnam Savaşı karşıtı eylemleriyle dikkat çekti. 1960'ların sonlarında New York Borsası ve Birleşmiş Milletler Genel Merkezi gibi kamusal alanlarda savaş karşıtı performanslar düzenledi.</p>
<p>Kusama'nın işleri pop art, minimalizm ve performans sanatıyla aynı dönemde gelişti. Sanatçı ise çalışmalarını bu kategorilerden herhangi biriyle sınırlamak yerine kendine ait bir anlatı kurdu.</p>
<figure class="image align-center"><img src="https://static.bianet.org/2026/08/editorial-poster-2026-08-27t140608-413.png" alt="">
<figcaption>Yayoi Kusama’nın aynalar ve renkli ışıklarla sonsuzluk hissi yaratan “Infinity Mirror Room” çalışmalarından biri.</figcaption>
</figure>
<h3>Aynalarla çoğalan bir dünya</h3>
<p>Kusama'nın en bilinen çalışmalarından “Infinity Mirror Rooms”un ilk örneklerinden Phalli's Field, 1965'te sergilendi. Aynalarla çevrelenen mekânda tekrar eden biçimler sonsuza uzanıyormuş izlenimi yaratıyordu.</p>
<p>Sanatçı daha sonraki yıllarda bu fikri ışıklar, heykeller ve farklı nesnelerle geliştirdi. Ziyaretçilerin kendi yansımalarıyla eserin içinde yer aldığı “Sonsuzluk Odaları”, özellikle 2010'lu yıllardan itibaren dünyanın farklı kentlerinde geniş kitlelere ulaştı.</p>
<p>Noktalar kadar balkabağı da Kusama'nın görsel dünyasının parçasıydı. Özellikle sarı zemin üzerine siyah noktalarla kapladığı büyük balkabağı heykelleri, zaman içinde sanatçının en kolay tanınan eserlerinden biri oldu.</p>
<figure class="image"><img src="https://static.bianet.org/2026/08/editorial-poster-2026-08-27t140430-411.png" alt="">
<figcaption>Yayoi Kusama’nın 1960’larda geliştirdiği “Accumulation” serisinden.</figcaption>
</figure>
<h3>Üretmeyi sürdürdü</h3>
<p>Kusama 1973'te Japonya'ya döndü. Resim ve heykelin yanı sıra şiir ve roman da yazdı. Hayatının uzun bir dönemini kendi isteğiyle Tokyo'daki bir psikiyatri hastanesinde geçirdi; çalışmalarına ise yakınındaki atölyesinde devam etti.</p>
<p>Uluslararası sanat dünyasındaki görünürlüğü sonraki yıllarda yeniden arttı. Eserleri New York'taki Museum of Modern Art ve Whitney Museum of American Art'tan Londra'daki Tate'e ve Köln'deki Museum Ludwig'e kadar birçok kurumda sergilendi. 2017'de Tokyo'da yalnızca çalışmalarına ayrılan Yayoi Kusama Müzesi açıldı.</p>
<p>2009'da başladığı My Eternal Soul serisinde yaklaşık 900 resim üreten Kusama, ileri yaşlarında da çalışmalarını sürdürdü. Japonya'nın önemli kültür ödüllerinden Praemium Imperiale'ye ve Kültür Nişanı'na layık görüldü.</p>
<p>Bir dönem sanat çevrelerinin dışında bırakılan Kusama, yaşamının son yıllarında çağdaş sanatın en çok tanınan isimlerinden birine dönüştü. Noktalar, aynalar ve tekrarlarla kurduğu görsel dünya ise müzelerin sınırlarını aşarak moda ve popüler kültüre kadar yayıldı.</p>
<p>(NÖ)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 14:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İstanbul’da okullar açılırken ulaşımda neler değişecek?]]></title><link>https://bianet.org/haber/istanbulda-okullar-acilirken-ulasimda-neler-degisecek-322868</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/istanbulda-okullar-acilirken-ulasimda-neler-degisecek.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/istanbulda-okullar-acilirken-ulasimda-neler-degisecek-322868</guid><description><![CDATA[İstanbul'da 2026-2027 eğitim öğretim yılının başlayacağı 14 Eylül Pazartesi günü, toplu ulaşım 06.00-16.00 saatleri arasında ücretsiz olacak. İETT, metrobüs ve Metro İstanbul 3 bin 665 ek sefer düzenleyecek.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME), okulların açılmasıyla birlikte kentte beklenen trafik yoğunluğuna karşı alınacak önlemleri görüştü.</p>
<p>Afet Koordinasyon Merkezi'nde (AKOM) yapılan toplantıda Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, İstanbul Valiliği, İBB ve ilgili meslek örgütlerinin hazırladığı ulaşım eylem planı paylaşıldı.</p>
<h3>10 saat ücretsiz ulaşım</h3>
<p>Plana göre, 14 Eylül Pazartesi günü 06.00 ile 16.00 arasında İstanbulkart entegrasyonuna dahil toplu ulaşım araçları ücretsiz hizmet verecek.</p>
<p>İETT, metrobüs ve Metro İstanbul hatlarına da 3 bin 665 ek sefer konulacak. Ek seferlerle yaklaşık 790 bin kişinin toplu taşımaya yönlendirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Okulların açıldığı gün yaklaşık 18 bin servis aracının trafiğe çıkması, 300 bin öğrencinin de servislerle taşınması bekleniyor.</p>
<a href='/haber/okul-masrafi-buyuyor-eski-canta-dikiliyor-yedek-forma-alinamiyor-322865' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/27/okul-masrafi-buyuyor-eski-canta-dikiliyor-ikinci-forma-alinmiyor.png' alt='Okul masrafı büyüyor: Eski çanta dikiliyor, yedek forma alınamıyor' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Okul masrafı büyüyor: Eski çanta dikiliyor, yedek forma alınamıyor</h5>
<div class='date'>27 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<h3>Okul çevrelerinde denetim</h3>
<p>Okulların çevresindeki sinyalizasyon sistemleri ve yaya geçitlerinin bakım ve onarım çalışmaları eğitim öğretim yılı başlamadan tamamlanacak.</p>
<p>Okul servisleri, sürücüler ve rehber personel de denetlenecek. Servislerde kapasitenin üzerinde öğrenci taşınmasına izin verilmeyecek; öğrencilerin belirlenen noktalar dışında araçlardan indirilmemesi ve bindirilmemesi sağlanacak.</p>
<p>Servis sürücülerinin Toplu Taşıma Aracı Kullanım Belgeleri İBB sistemi üzerinden kontrol edilecek.</p>
<h3>3 bin 151 polis görev yapacak</h3>
<p>İstanbul Emniyet Müdürlüğü, okul çevreleri ve belirlenen bölgelerde 808 noktada bin 496 ekip ve 3 bin 151 personelle görev yapacak.</p>
<p>Trafik açısından kritik görülen 478 noktada ise 866 personel bulunacak. Maddi hasarlı kazalara müdahale için 33 çekici hazır tutulacak.</p>
<p>Jandarma ekipleri de sorumluluk bölgelerindeki okul çevrelerinde ve servis güzergahlarında denetim yapacak.</p>
<p>İBB Zabıta Daire Başkanlığı ise 111 ekip ve 231 personelle okul çevrelerinde çalışacak. Trafiğin yoğun olduğu kavşaklarda sekiz çekici görevlendirilecek.</p>
<a href='/haber/meb-yonetmeligi-degisti-okul-yonetimlerine-arama-yetkisi-verildi-322009' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/07/29/meb-yonetmeligi-degisti-okul-yonetimlerine-arama-yetkisi-verildi.png' alt='MEB yönetmeliği değişti: Okul yönetimlerine arama yetkisi verildi' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>MEB yönetmeliği değişti: Okul yönetimlerine arama yetkisi verildi</h5>
<div class='date'>29 Temmuz 2026</div>
</div>
</a>

<h3>Yol çalışmalarına bir hafta ara</h3>
<p>Okulların açıldığı hafta trafik yoğunluğunu artırabilecek yol bakım ve altyapı çalışmalarına ara verilecek.</p>
<p>Sürdürülmesi zorunlu olan çalışmalar ise 22.00-05.00 saatleri arasında yapılacak. Acil durumlar için 24 saat görev yapacak ekipler hazır tutulacak.</p>
<p>İBB ve eğitimle ilgili kurumların temsilcileri, eğitim öğretim yılının başlamasının ardından üç gün boyunca Ulaşım Yönetim Merkezi ve AKOM'da görev yapacak. İstanbul trafiği kameralar aracılığıyla izlenecek ve yoğunluk yaşanan bölgelere ekipler yönlendirilecek.</p>
<h3>Adalar'daki 60 elektrikli araç için uzatma çıkmadı</h3>
<p>UKOME toplantısında Adalar'da kullanılan ve tescil süresi 30 Temmuz'da sona eren 60 elektrikli aracın durumu da ele alındı.</p>
<p>Araçların tescil süresinin 30 Eylül 2027'ye kadar uzatılması teklifi oy çokluğuyla reddedildi.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı çalışanlarına İBB Personel Kart kapsamında düzenleme yapılmasına ilişkin teklif ise oybirliğiyle kabul edildi.</p>
<p>(NÖ)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 13:40:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Dr. Hekmat: Feminist dayanışma sadece  “yardım aracı” değil, kadınlara söz vermektir]]></title><link>https://bianet.org/haber/dr-hekmat-feminist-dayanisma-sadece-yardim-araci-degil-kadinlara-soz-vermektir-322867</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/dr-hekmat-feminist-dayanisma-sadece-yardim-araci-degil-kadinlara-soz-vermektir.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/dr-hekmat-feminist-dayanisma-sadece-yardim-araci-degil-kadinlara-soz-vermektir-322867</guid><description><![CDATA["Afganistanlı kadın örgütleriyle Türkiye’deki kadın örgütleri arasında daha güçlü ve uzun vadeli ilişkiler kurulabilir."]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Taliban’ın Afganistan’ı işgal etmesinin üzerinden beş sene geçti. Taliban, iktidara geldikten hemen sonra kadınların ve kız çocuklarının ortaokul ve lise eğitimini yasakladı.</p>
<p>Kısa bir süre sonra da kadınların üniversite eğitimi almasını yasaklayan yönetim, kadınların kamusal alanda da yer almalarını kısıtlıyor.</p>
<p>Afganistan’daki baskıdan dolayı Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan Afgan Mülteciler Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Kurucusu ve Başkanı Dr. Zakira Hekmat,  Afganistanlı kadınların ve kız çocuklarının yaşadıklarını, Afganistan’dan Türkiye’ye göçen kadınları ve Türkiye’deki feminist hareketi bianet’e anlattı.</p>
<p>Dr. Zakira Hekmat,“Taliban’ın kadınlar ve kız çocukları açısından ne anlama geldiğini kendi hayatımdan biliyorum” diyor. </p>
<p>Hekmat, çocukluğu Taliban’ın 1996-2001 yılları arasındaki yönetiminde geçen göçmen bir kadın. Taliban yönetiminde 6. sınıftan sonra okula gidemedi.</p>
<p>Taliban’ın 2001 yılında yönetimden düşmesi ile ortaokul eğitimine devam edebilen Hekmat, sonrasında üniversite eğitimi için Türkiye’ye göç etti. </p>
<p>Türkiye’de tıp fakültesini bitirerek doktor olan Hekmat, aynı zamanda Sığınmacılar ve Mülteciler Dayanışma Derneği (ARSA) ve Afganistan Kadın Hakları İzleme Örgütü (AWRW) başkanlığını sürdürüyor. Hekmat,<em> “Hayatımı kadınların, mültecilerin ve özellikle hassasiyeti yüksek olan insanlara hizmet vermek için çalışmaya adıyorum”</em> diyor. </p>
<h3>“Çocukların hayal kurmasına izin verilmiyor”</h3>
<p>Hekmat, kız çocuklarının eğitim hakkından mahrum kalmasını <em>“Sadece bugünleri değil, gelecekleri de çalınıyor” </em>diyerek ifade ediyor.</p>
<p>Ona göre, Afganistan’da okula gidemeyen kız çocukları “eğitim hakkının ihlali” başlıklı bir istatistikten öte; geleceği çalınmış, hayal kuramayan ve kurmasına da izin verilmeyenler. </p>
<p>Kendisi de çocukken eğitim hakkı elinden alınmış bir kadın olduğu için 2021 yılından sonra yaşananları sadece gözlemlemiyor, kız çocuklarının yaşadıklarını hissediyor. Hekmat, şu anda Türkiye’de yaşasa da Taliban’ın kadınlar ve kız çocukları açısından ne anlama geldiğini kendi çocukluğundan bildiğini söylüyor. </p>
<p><em>“Afganistan’da kadınların yaşadıklarını sadece birer vaka olarak göremiyorum. O hikâyenin içinde kendimi de görüyorum. Çünkü ben de bir zamanlar eğitim hakkı elinden alınmış bir kız çocuğuydum.”</em></p>
<h3>Kadınların bir gelecek hayal edebilmesi mümkündü</h3>
<p>Hekmat’a göre, Afganistan’da kadınlar ve kız çocuklarının Taliban yönetiminden önce de (2001-2021) karşılaştıkları birçok sorun vardı. Fakat Hekmat, bu dönemde önemli kazanımların da olduğunu ve Afganistanlı bir kız çocuğu için bir “gelecek” hayal etmenin mümkün olduğunu ekliyor:</p>
<p><em>“Kız çocukları okula gidebiliyordu. Kadınlar çalışabiliyordu. Doktor, öğretmen, gazeteci, akademisyen olabiliyordu. Kadınlar milletvekili olabiliyor, bakan olabiliyor hatta vali olabiliyordu. Kadınlar sivil toplumda ve ülkenin siyasi ve sosyal hayatında aktif olarak yer alabiliyordu.”</em></p>
<p>Bugün ise Afganistan’da kadınlar çalışma hayatından ve kamusal alanlardan adeta yasaklanmış durumda.</p>
<p>Hekmat, Taliban yönetiminde uygulanan “yok sayma” pratiğinin kadınların hayatını adeta ev hapsine dönüştürdüğünü söylüyor. Afganistan’da yaşayan kadınlarla da bu yüzden iletişime çok kolay ve rahat bir şekilde geçemediklerini anlatıyor:</p>
<p><em>“Afganistan’da yaşayan kadınlarla doğrudan iletişim kurmak bugün çok daha zor ve riskli. Kadınların kamusal alanda hareket etmesi, örgütlenmesi ve seslerini duyurması ciddi şekilde kısıtlanmış durumda. Bu nedenle mümkün olan güvenli kanallar üzerinden kadınların sesini duyurmaya ve onların yaşadığı gerçekliği uluslararası kamuoyuna taşımaya çalışıyoruz.”</em></p>
<h3>Afganistan’dan göç edince de zorluklar bitmiyor</h3>
<p>Kurucusu ve başkanı olduğu Sığınmacılar ve Mülteciler Derneği’ne ulaşan göçmen kadınlar hakkında konuşan Hekmat, Afganistan’dan göç eden kadınların ortak bir noktada birleştiklerini söylüyor: Güvenli ve onurlu bir hayat arayışı.</p>
<p><em>“Kadınların göç etme sebebini sadece ‘Taliban’dan kaçmak’ olarak ifade etmek de yeterli değil. Güvenlik, eğitim, çocuklarının geleceği ve insan onuruna yakışır bir yaşam arayışı iç içe geçmiş durumda.”</em></p>
<p>Her kadının hikâyesinin farklı olduğunu belirten Hekmat, güvenlik tehditi, aktivistlik, eğitim hakkı gibi sebeplerden ötürü kadınların göç ettiğini söylüyor. </p>
<p><em>“Bazen bir anne bize kendisi için değil, çocuğu için başka bir hayat istediğini söylüyor. Çünkü kendisi belki eğitim alamamış, çalışamamış veya hayatı boyunca birçok kısıtlamayla karşılaşmış; ama kızının aynı hayatı yaşamasını istemiyor.”</em></p>
<p>Hekmat, Türkiye’ye göç eden kadınların Afganistan’dan çıktıktan sonra da mücadelelerinin bitmediğini belirtiyor. Göçmen kadınların göç sistemine kayıt olamama, kimlik sahibi olamama, sığınmacı statüsüne erişememe ve sınırdışı edilme riski gibi birçok sorunla karşı karşıya kaldığını belirten Hekmat, daha güvenli bir ülkeye ulaşmanın bağımsız bir hayat kurabilmek anlamına gelmediğini söylüyor:</p>
<p><em>“En önemli sorunlardan biri dil. Bir kadın Türkçe bilmiyorsa sağlık hizmetine, hukuki desteğe, eğitime veya diğer kamu hizmetlerine ulaşmakta ciddi zorluk yaşayabiliyor.”</em></p>
<p>Ekonomik bağımsızlığın da altını çizen Hekmat, çoğu kadının çalışma izni almakta zorlandığını ve güvensiz ve kayıt dışı işlerde çalışmak zorunda kaldığını ekliyor. </p>
<p><em>“Benim sahada gördüğüm en önemli sorunlardan biri kadınların kendi kararlarını verebilecekleri alanın daralması. Bir kadın ülkesinden kaçmış olabilir ama ekonomik olarak eşine veya ailesine tamamen bağımlıysa, dil bilmiyorsa, haklarını bilmiyorsa ve gidebileceği güvenli bir destek mekanizması yoksa gerçek anlamda özgürleşemiyor.”</em></p>
<p>Afganistan Kadın Hakları İzleme Örgütü’nün birincil önceliğinin “kadınların sesini duyurabilmek” olduğunu söyleyen Hekmat, <em>“Ben Türkiye’de yaşayan bir Afganistanlı kadın ve kadın hakları savunucusu olarak bu konuda kendimi bir köprü olarak görüyorum” </em>diyor. </p>
<h3><strong>“Dayanışma, bir kadının sesine alan açmaktır”</strong></h3>
<p>Hekmat, Türkiye’deki feminist hareketin Afganistanlı kadınlar ile dayanışmasında en önemli noktanın Afganistanlı kadınları sadece mağdur olarak görmemekten geçtiğini söylüyor.</p>
<p>Afganistanlı kadınlar adına konuşmaktansa onları ses sahibi birer özne olarak konuşturmanın önemine değinen Hekmat, kadınların yaşadıklarının gündemden düşmemesinin önemli olduğunu ekliyor. </p>
<p><em>“Bizim acımız var, ama sadece acımız yok. Mücadelemiz, deneyimimiz, bilgimiz ve sözümüz de var. Afganistan’daki kadınların yaşadıklarının gündemden düşmesine izin vermemek gerekiyor. Çünkü dünyanın ilgisi başka krizlere yöneldiğinde Afgan kadınlar unutulma riskiyle karşı karşıya kalıyor.”</em></p>
<p>Hekmat, feminist dayanışmayı  “yardım aracı” olarak değil, Afganistanlı bir kadının yanında durmak, onunla birlikte mücadele etmek olarak tanımlıyor. </p>
<p><em>“Afganistanlı kadın örgütleriyle Türkiye’deki kadın örgütleri arasında daha güçlü ve uzun vadeli ilişkiler kurulabilir. Hukuki destek, eğitim, ekonomik güçlenme, istihdam, şiddete karşı mücadele ve çocukların eğitimi gibi alanlarda ortak çalışmalar yapılabilir.”</em></p>
<div class="box-12">
<h3>Verilerle Afganistan</h3>
<p><a href="https://www.unesco.org/en/articles/five-years-unesco-calls-full-restoration-right-education-afghan-girls-and-women" target="_blank" rel="noopener">UNESCO</a>’nun yayınladığı verilere göre Afganistan’da Taliban yönetiminde 2.4 milyon kız çocuğu eğitim hakkından mahrum bırakıldı. Kısıtlamaların sürdüğü takdirde bu sayının yaklaşık 4 milyonu bulacağı öngörülüyor. </p>
<p><a href="https://www.unwomen.org/en/news-stories/press-release/2026/08/five-years-after-the-taliban-takeover-the-normalization-of-the-exclusion-of-women-and-girls-in-afghanistan" target="_blank" rel="noopener">Birleşmiş Milletler Kadın Komisyonu'nun </a>Afganistanlı kadınlar ile görüşerek yayınladığı raporda, kadınların kamusal alan kısıtlamalarından ötürü ayda yalnızca bir veya iki defa dışarı çıktığı, “erkek bir yakını olmadan” dışarı çıkmayı tercih etmedikleri bildirildi. </p>
<p>Rapora göre, Afganistan’da kadınların yalnızca yüzde 7’si işgücü piyasasında yer alıyor. Ne eğitim ne de kamusal alanda yer alabilen kadınların, Taliban yönetiminin çıkardığı kararnameler ile hakları hedef alınmaya devam ediyor. </p>
</div>
<a href='/haber/anne-olum-oranlari-yukseliyor-18-bin-ebe-eksik-taliban-sagligi-cokertti-310441' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2025/08/15/anne-olum-oranlari-yukseliyor-18-bin-ebe-eksik-taliban-sagligi-cokertti.jpg' alt='Anne ölüm oranları yükseliyor, 18 bin ebe eksik: Taliban sağlığı çökertti' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h6 class='surheadline'>TALİBAN'IN AFGANİSTAN'DAKİ 4. YILI</h6>
<h5 class='headline'>Anne ölüm oranları yükseliyor, 18 bin ebe eksik: Taliban sağlığı çökertti</h5>
<div class='date'>15 Ağustos 2025</div>
</div>
</a>

<p>(EMK)<br><br></p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 13:22:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[YPJ’den ‘entegrasyon’ açıklaması]]></title><link>https://bianet.org/haber/ypjden-entegrasyon-aciklamasi-322866</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/ypjden-entegrasyon-aciklamasi.jpeg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/ypjden-entegrasyon-aciklamasi-322866</guid><description><![CDATA[YPJ Genel Komutanlığı, Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab’la görüşmelerinde, YPJ’nin bakanlık bünyesine “özel ve organize bir güç” olarak entegrasyonu seçeneğini ele aldıklarını açıkladı.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Suriye Demokratik Güçleri (SDG) bünyesindeki Kadın Savunma Birlikleri (YPJ), Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab’la yaptıkları görüşmeye ilişkin bugün yazılı açıklama yayımladı.</p>
<p>Açıklamaya göre YPJ Genel Komutanlığı üyeleri, 26 Ağustos’ta Şam’da bakanlık heyetiyle bir araya geldi. Görüşme, SDG’nin feshedildiğine ilişkin açıklamadan bir gün sonra gerçekleşti.</p>
<div class="box-13"><em>YPJ heyetinde, Genel Komutanlık üyeleri Newroz Ehmed, Sozdar Haci ve Xalsa Ayed ile Basın Sözcüsü Ruken Cemal yer aldı.</em></div>
<p>Taraflar, Suriye’de güvenlik ve istikrarın yanı sıra gelecekteki işbirliği ve koordinasyon olanaklarını görüştü.</p>
<a href='/haber/suriye-rojava-entegrasyonda-yeni-asama-sdg-feshedildi-abdi-sarayla-gorustu-322808' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/25/suriye-rojava-entegrasyonda-yeni-asama-sdg-feshedildi-abdi-sarayla-gorustu.jpg' alt='Suriye/Rojava | Entegrasyonda yeni aşama: SDG feshedildi, Abdi Şara’yla görüştü' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Suriye/Rojava | Entegrasyonda yeni aşama: SDG feshedildi, Abdi Şara’yla görüştü</h5>
<div class='date'>25 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<h3>“YPJ’nin geleceği görüşüldü”</h3>
<p>Toplantının ana gündeminin YPJ’nin geleceği olduğunu belirten Genel Komutanlık, tarafların örgütün “özel ve organize bir güç” niteliğini koruyarak İçişleri Bakanlığı bünyesine entegrasyonu seçeneğini ele aldığını aktardı.</p>
<p>Komutanlık, görüşmenin “olumlu ve yapıcı bir atmosferde” geçtiğini ve “29 Ocak anlaşması çerçevesinde entegrasyon sürecini tamamlamak ve sonuçlandırmak amacıyla” görüşmelerin süreceğini açıkladı.</p>
<a href='/haber/sdg-ile-sam-anlasti-uc-tugaydan-olusan-askeri-tumen-kurulacak-316177' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/01/30/sdg-ile-sam-anlasti-uc-tugaydan-olusan-askeri-tumen-kurulacak.jpg' alt='SDG ile Şam anlaştı: Üç tugaydan oluşan askeri tümen kurulacak' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>SDG ile Şam anlaştı: Üç tugaydan oluşan askeri tümen kurulacak</h5>
<div class='date'>30 Ocak 2026</div>
</div>
</a>

<div class="box-1">
<h3>YPJ ve entegrasyon tartışması</h3>
<p>Kadın Savunma Birlikleri (Yekîneyên Parastina Jin/YPJ), 2013’te Rojava’da kadınlardan oluşan bir askeri yapı olarak kuruldu. YPJ, 2015’te farklı askeri yapıların oluşturduğu SDG’nin bileşenlerinden biri oldu. Kobanê başta olmak üzere IŞİD’e karşı yürütülen çatışmalardaki rolü, YPJ’ye uluslararası görünürlük kazandırdı.</p>
<p>SDG ile Şam yönetimi arasındaki entegrasyon görüşmelerinde YPJ’nin statüsü, başlıca müzakere konularından biri oldu.</p>
<p>Taraflar, 29 Ocak’ta askeri ve idari yapıların Suriye devlet kurumlarına entegrasyonunu öngören yeni bir anlaşmaya vardı. Taraflar anlaşmayı 30 Ocak’ta kamuoyuna açıkladı. Ancak anlaşma metninde YPJ’nin statüsünü ayrıca düzenleyen bir madde yer almadı.</p>
<p>YPJ yetkilileri, anlaşmanın ardından örgütün geleceğine ilişkin açıklamalarında, silah bırakmayı reddettiklerini ve YPJ’nin kendi örgütlü yapısını korumasını istediklerini söyledi.</p>
<p>Taraflar sonraki aylarda YPJ’nin hangi kurum bünyesinde ve nasıl bir yapıyla yer alacağını görüşmeye devam etti. YPJ heyeti, nisan ayındaki görüşmede Suriye Savunma Bakanlığı ile orduya entegrasyonun örgütsel ve hukuki boyutlarını ele aldı.</p>
<p>Son haftalardaki görüşmelerde ise YPJ’nin İçişleri Bakanlığı bünyesinde yer alması seçeneği gündeme geldi.</p>
</div>
<p>(VC)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 13:00:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Rize Zelek'te kafes balıkçılığına karşı direnen halk anlatıyor: ÇED raporu hileli alındı]]></title><link>https://bianet.org/haber/rize-zelek-te-kafes-balikciligina-karsi-direnen-halk-anlatiyor-ced-raporu-hileli-alindi-322864</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/ced-raporu-hileli-alindi-zelek-te-kafes-balikciligina-karsi-direnen-halk-itiraz-etti.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/rize-zelek-te-kafes-balikciligina-karsi-direnen-halk-anlatiyor-ced-raporu-hileli-alindi-322864</guid><description><![CDATA[ÇED raporunda deniz plajı bulunan ve halkın tek geçim kaynağının balıkçılık olduğu bir bölgeye onay verilmesinin mevzuata aykırı olduğunu savunan köylüler, raporun bağımsız ve tarafsız bilirkişilerce yeniden hazırlanmasını talep ediyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>“Kafes balıkçılığını istemiyoruz. Biz eskiden buradan gelin bakarken araziye bakarlardı arazi var mı diye, biz de denizi gösterirdik. Şimdi ne gösterelim? İstemiyoruz kafes balıkçılığını, bize herkes destek olsun…”</p>
<p>Balıkçı Süleyha Kaptan, Zelek’te kendilerini ziyarete gelen Yenilik Partisi Genel Başkanı Özgür Özel’e yaşadıkları mağduriyeti bu sözlerle anlattı.</p>
<p>Rize’nin Pazar ilçesine bağlı Balıkçı Köyü’nde (Zelek) kurulmak istenen kafes balıkçılığı tesisine karşı yürütülen direniş sürerken, kadın balıkçılar da ekmek teknelerini korumak için mücadele ediyor.  </p>
<p>Süleyha Kaptan ve Hacer Kaptan gibi bölgede denizcilik yapan kadınlar, projenin Karadeniz’deki ekosisteme ve yerel halkın geçim kaynağına vuracağı ağır darbeyi anlatarak omuz omuza çalışıyor.</p>
<h3>"Kadın ve erkek omuz omuza çalışıyoruz<strong>"</strong></h3>
<p>Balıkçılığın bölgede sadece erkek mesleği olmadığını vurgulayan Süleyha Kaptan ve Hacer Kaptan, kadınların da aktif olarak denizde çalıştığını belirtiyor.</p>
<p>Geceli gündüzlü ağ attıklarını ifade eden Süleyha Kaptan, "Kadın erkek balıkçılığı beraber yapıyoruz. Ağ atıyoruz, ağ çekiyoruz. Dibe kadar inen ve özellikle mezgit avında kullandığımız 'diba' ağlarını kuruyoruz. Ancak kurulmak istenen kafesler yüzünden ağ atacak alanımız kalmıyor" diyor.</p>
<h3><strong>"Yemler ve pislik balık yuvalarını kapatacak"</strong></h3>
<p>Karadeniz’in dışarıdan ucu bucağı yokmuş gibi göründüğünü fakat kıyı boyunca kritik balık yataklarının bulunduğuna dikkat çeken Hacer Kaptan, ekolojik felaket olabileceğine dikakt çekiyor.</p>
<p>Balıkçı Köyü isminin ve bölgesinin Osmanlı’dan bu yana en lezzetli ve sağlam balıkların ürediği yer olarak bilindiğini hatırlatan Hacer Kaptan, "Buralarda balıkların ürediği, larvasını bıraktığı doğal kuyular var. Kafesler kurulduğunda dökülen yemler ve dipte birikecek çamurlu pislik aşağı inecek. Bu pislik balık yuvalarını kapatacak ve balıkların üremesi tamamen duracak" diyor.</p>
<h3>"Çayeli’ye kadar toplam 63 kafes koyacaklar"</h3>
<p>Bölgedeki avlanma sahasının halihazırda çeşitli kısıtlamalarla daraldığını belirten Süleyha Kaptan, yeni projenin balıkçılığı tamamen bitireceğini söylüyor.</p>
<p> Rize-Artvin Havalimanı nedeniyle 500 metrelik güvenlik mesafesi bulunduğunu ve Fındıklı Çayı gibi sınırların zaten hareket alanlarını kısıtladığını dile getiren Süleyha Kaptan, "Olan yerimiz zaten kısıtlı. Şimdi bu daracık alana 3’erli gruplar halinde 21’erden toplam 63 kafes yerleştirmek istiyorlar. Denizimizi Çayeli’ye kadar kapatacaklar. Avlanacağımız yeri bize zehir edecekler" diyor.</p>
<h3>"Bu meslek kolay değil, canımızla cebelleşiyoruz"</h3>
<p>Balıkçılığın soğukla, fırtınayla ve dev dalgalarla boğuşularak yapılan çok ağır bir iş olduğunu vurgulayan Hacer Kaptan ve Süleyha Kaptan, son kalan avlanma sahalarının da ellerinden alınması durumunda Balıkçı Köyü’nde yaşamın duracağını anlatıyor.</p>
<p>Hacer Kaptan, "İnsan bu meslekte canıyla cebelleşiyor. Teknenin içi su doluyor, günlerce balık vurmadığı oluyor. Biz bu kadar emek verirken elimizdeki son alanı da alırlarsa köye kilit vurmaktan başka çare kalmaz" diyerek direnişi sürdüreceklerine dikkat çekiyor.</p>
<h3>Usulsüz ÇED raporu ve taşımalı toplantı tepkisi</h3>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/08/deniz2.jpg" alt=""></p>
<p>Ayrıca bölge halkı, ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) raporunun usulsüzlüklerle dolu olduğunu ve köylünün yok sayıldığını anlatıyor.</p>
<p>ÇED toplantısının, projenin doğrudan etkileyeceği Zelek Limanı sakinlerine haber verilmeden, 2,5 kilometre uzaklıktaki ve balıkçı teknesi dahi bulunmayan başka bir köyde gerçekleştirildiğini söylüyorlar. </p>
<p>ÇED raporunda deniz plajı bulunan ve halkın tek geçim kaynağının balıkçılık olduğu bir bölgeye onay verilmesinin mevzuata aykırı olduğunu savunan köylüler, raporun bağımsız ve tarafsız bilirkişilerce yeniden hazırlanmasını talep ediyor. </p>
<h3>2 yıllık direnişe 400 jandarmayla müdahale</h3>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/08/deniz3.jpg" alt=""></p>
<p>Sorunun 2018'de Rize-Artvin Havalimanı yapımıyla başladığını ve 6 köyün denize erişiminin kısıtlanmasının ardından 2022'de 12 bin tonluk kafes balıkçılığı projesinin ilan edildiğini aktaran balıkçılar, süreci kararlılıkla dile getirdi.</p>
<p>Karadaki barikatlar nedeniyle 2 yıldır kafeslere geçit vermeyen halkın direnişi karşısında kafeslerin Rize Valiliği emriyle deniz yoluyla limana sokulduğu belirtildi.</p>
<p>Bianet’e konuşan balıkçılar, bir avuç köylünün karşısına sabah saat 05:30’da 400 jandarma sevk edildi. Liman kullanım hakkı Balıkçı Köyü Su Ürünleri Kooperatifi ve Sivrikaya Köyü’ne ait olmasına karşın, 2025’te alınan 3 aylık geçici rapor gerekçe gösterilerek kapılar kırıldı ve araçlar yediemine çekildi. Köyde 70 küçük ve 12 büyük tekne bulunduğunu hatırlatan balıkçılar, çevre köylerle birlikte 400 ailenin tek yaşam mücadelesinin bu deniz olduğunu vurguladı.</p>
<p>Balıkçı belgesinin ("Sarı Kağıt") 18 yaş zorunluluğuna da değinen köylüler, 7 yaşından itibaren dümene geçen gençlerin önünün bürokrasiyle kesildiğini ve masa başı yasalarla kıyı yaşamının imkansızlaştırıldığını söylüyor.</p>
<div class="box-12">*Türkiye genelinde aktif su ürünleri yetiştiricilik tesisi sayısı 2.000'in üzerinde. Bunun 500'den fazlası denizlerde açık su ağ kafes işletmesi olarak faaliyet gösteriyor.</div>
<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 12:48:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Okul masrafı büyüyor: Eski çanta dikiliyor, yedek forma alınamıyor]]></title><link>https://bianet.org/haber/okul-masrafi-buyuyor-eski-canta-dikiliyor-yedek-forma-alinamiyor-322865</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/okul-masrafi-buyuyor-eski-canta-dikiliyor-ikinci-forma-alinmiyor.png'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/okul-masrafi-buyuyor-eski-canta-dikiliyor-yedek-forma-alinamiyor-322865</guid><description><![CDATA[Eminönü’nde okul alışverişine çıkan veliler, artan masraflar karşısında ihtiyaç listesini daraltıyor. Bazıları ikinci formadan vazgeçiyor, eski çantayı diktiriyor; iki çocuklu bir veli ise toplam masrafın 50 bin lirayı bulabildiğini söylüyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>2026-2027 eğitim öğretim yılı 14 Eylül’de başlayacak. Okul öncesi ve ilkokul birinci sınıf öğrencileri için uyum eğitimleri ise 7-11 Eylül arasında yapılacak.</p>
<p>Okulların açılmasına kısa bir süre kala İstanbul’da okul alışverişinin yapıldığı merkezlerden Eminönü’nü gezdik. Kırtasiye, okul çantası ve forma satan dükkânlarda raflardaki fiyatlara baktık; esnaf ve velilerle yeni eğitim yılının bütçesini konuştuk.</p>
<p>Raflarda farklı fiyatlara ürün bulmak mümkün. Ancak çanta, forma, ayakkabı ve kırtasiye aynı alışveriş listesinde birleştiğinde ailelerin hesabı büyüyor. Özellikle birden fazla çocuğu okula giden veliler için alışveriş yalnızca daha uygun fiyatlı ürünü bulmak anlamına gelmiyor. Hangi ürünün yenileneceği, hangisinin bir yıl daha kullanılacağı ve hangi harcamanın ertelenebileceği de bu hesabın parçası.</p>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/08/editorial-poster-2026-08-27t130453-286.png" alt=""></p>
<h3>Çantalar 600 liradan başlıyor</h3>
<p>Eminönü’nde gezdiğimiz dükkânlarda okul çantalarının fiyatı 600 liradan başlıyor. Marka, model ve ürünün niteliğine göre fiyat bin liranın üzerine çıkarken, daha yüksek fiyatlı ürünlerde 1.500-3 bin liraya kadar ulaşabiliyor.</p>
<p>Kalemliklerde yaklaşık 200-300 liralık fiyatlarla karşılaştık. Bazı spiralli defterler 25 liradan başlıyor ve 300 liranın üzerine çıkıyor, boya kalemi setleri ise 200 lira ve üzerindeki fiyatlarla raflarda yer alıyor.</p>
<p>Bu rakamlar Eminönü’nde ziyaret ettiğimiz satış noktalarında karşılaştığımız fiyatları yansıtıyor. Aynı ürünün farklı marka ve modellerinde daha düşük ya da daha yüksek fiyatlarla karşılaşmak mümkün.</p>
<p>Tüm Kırtasiyeciler Derneğinin açıkladığı sektör verilerine göre ise temel kırtasiye ihtiyaçlarıyla bir okul çantasını doldurmanın maliyeti yaklaşık 2 bin 500 lira. Bu rakama forma, ayakkabı, servis ve yemek gibi diğer okul giderleri dahil değil.</p>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/08/editorial-poster-2026-08-27t130736-039.png" alt=""></p>
<h3>Forma 3 bin liradan 8 bin liraya kadar çıkıyor</h3>
<p>Aile bütçesinin bir diğer önemli kalemi okul kıyafeti.</p>
<p>Eminönü’nde gezdiğimiz işletmelerde ilkokul öğrencileri için forma ve okul kıyafetlerinin toplam fiyatı, alınacak parçalara ve tercih edilen ürüne göre yaklaşık 3 bin liradan başlayıp 8 bin liraya kadar çıkabiliyor.</p>
<p>Okul kıyafeti satan bir dükkân sahibi, kendi işletmesindeki fiyatları şöyle anlatıyor:</p>
<blockquote>
<p>İlkokul öğrencisinin kıyafeti yaklaşık 3 bin 500 lira tutuyor. Çantayı da 1.500 liraya aldığınızda 5 bin lirayı buluyor. Ortaokulda işler değişiyor. Eşofman takımı ayrı, pantolonu var, uzun kollusu, kısa kollusu, beden eğitimi kıyafeti var. Ortaokulda 6-7 bin lirayı buluyor. Eğer iki takımı da yedekli alısanız 10 bini de bulur ama öyle alabilen pek yok.</p>
</blockquote>
<p>Çantada da farklı fiyat seçenekleri olduğunu belirten dükkân sahibi, “1.500 liraya da var, daha yüksek fiyatlı olanı 3 bin liraya kadar çıkıyor,” diyor.</p>
<p>Fiyat yükseldikçe velilerin aldığı ürün sayısı da azalıyor. Eminönü’nde görüştüğümüz esnafın anlattığına göre ailelerin önemli bir bölümü okul kıyafetinde ikinci takımı almamayı tercih ediyor. Önce zorunlu ihtiyaç karşılanıyor; yedek kıyafet ise bütçe elverirse alınıyor.</p>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/08/editorial-poster-2026-08-27t130129-124.png" alt=""></p>
<h3>“İki çocuk için 50 bin lirayı bulabiliyor”</h3>
<p>Eminönü’nde konuştuğumuz velilerden Nebahat Çelik’in iki çocuğu da okula gidiyor.</p>
<p>Çelik, yeni eğitim dönemi için yaptığı hesabın yalnızca kırtasiyeden ibaret olmadığını söylüyor. Forma, ayakkabı, çanta, kırtasiye ve ulaşım giderleri yan yana geldiğinde iki çocuğun masrafının 50 bin liraya kadar çıkabildiğini anlatıyor:</p>
<blockquote>
<p>Forma, ayakkabı, çanta, kırtasiye, bir de yol derken iki çocuk için 50 bin lirayı bulabiliyor. Çocuklara, ‘Bunları zor alıyoruz, dikkatli kullanın, kaybetmeyin’ diyorum. Kız yine dikkatli ama oğlan her dönem bir yerini yırtıyor. Mecburen elde dikiyoruz. Ona her seferinde yenisini alsam başka bir eksiği kapatamam. Daha bunun defteri, beslenmesi, yolu var. Okulda sürekli etkinlik yapılıyor, oraya da para gidiyor. Şimdi bunları alıyoruz ama bunlar çocuk yani kaybediyor, sınıfta unutuyor o yüzden isteseler de pahalı bir şey almak istemiyoruz.</p>
</blockquote>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/08/editorial-poster-2026-08-27t130029-707.png" alt=""></p>
<h3>Eski çanta diktiriliyor, para ayakkabıya ayrılıyor</h3>
<p>Velilerin bütçe hesabı çanta tercihinde de kendisini gösteriyor.</p>
<p>Görüştüğümüz veliler arasında geçen yıldan kalan okul çantasını yenilemek yerine sökülen ya da yıpranan yerlerini diktirerek bir yıl daha kullanmayı düşünenler var.</p>
<p>Bir veli, yeni çanta almak yerine ayakkabıya öncelik vereceğini şöyle anlatıyor:</p>
<blockquote>
<p>Çantayı değiştirmek yerine diktirip yine kullanacağız. Ona vereceğimiz parayla ayakkabı alırız. Okul açılınca birbirlerinde yeni ayakkabılar görüyorlar, bu sefer onu istiyorlar. Çanta alsam bu kez ayakkabı eksik kalır. Bir şekilde yetişmeye çalışıyoruz.</p>
</blockquote>
<p>Bu tercih, tasarrufun yalnızca aynı ürünün daha ucuzunu aramakla sınırlı olmadığını gösteriyor. Kullanılabilecek çantayı tamir ettirmek, geçen yıldan kalan malzemeleri değerlendirmek ya da bazı ihtiyaçları ertelemek de ailelerin okul bütçesini dengeleme yolları arasında.</p>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/08/editorial-poster-2026-08-27t130116-062.png" alt=""></p>
<h3>Üç çocuk aynı anda okula gidiyor</h3>
<p>Görüştüğümüz bir diğer velinin ise dört çocuğundan üçü okula gidiyor. </p>
<p>Üç çocuğun ihtiyaçlarını aynı bütçeden karşılamaya çalıştığını anlatan veli, her şeyi yeniden almanın mümkün olmadığını söylüyor:</p>
<blockquote>
<p>Üçü de okula gidiyor. Birine ne alıyorsan öbürüne de almak zorundasın. Çantası var, kıyafeti var, defteri kalemi var… Üç çocuk olunca hepsini birden yenilemek mümkün değil. Geçen seneden kalan ne varsa önce ona bakıyoruz, hangisi hangisinin eşyasını kullanabiliyorsa ona göre yapıyoruz sonra açıkta kalan ihtiyaçlara bakıyoruz. Kullanılacak durumdaysa tekrar kullanıyorlar. Formada da mesela ikinci takımı almıyoruz artık. Bir takım olsun, işini görsün diyoruz. Eksik olanı alıyoruz,  diğerlerini de mecburen sonraya bırakıyoruz. </p>
</blockquote>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/08/editorial-poster-2026-08-27t130058-393.png" alt=""></p>
<h3>Temel kırtasiye asgari ücretin yaklaşık yüzde 9’u</h3>
<p>2026 yılında net asgari ücret 28 bin 75 lira 50 kuruş.</p>
<p>Sektörün açıkladığı yaklaşık 2 bin 500 liralık temel kırtasiye hesabı, tek başına bir aylık net asgari ücretin yaklaşık yüzde 9’una denk geliyor.</p>
<p>TÜİK’in Temmuz 2026 verilerine göre tüketici fiyatları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 31,75 arttı. Bu oran kırtasiye ya da okul kıyafetlerindeki fiyat artışını değil, genel tüketici enflasyonunu ifade ediyor.</p>
<p>Eminönü’nde konuştuğumuz velilerin anlattıkları ise fiyatların alışveriş tercihlerine nasıl yansıdığını gösteriyor.</p>
<p>Bir aile ikinci forma takımını almıyor. Bir diğeri eski çantayı diktirip bütçesini ayakkabıya ayırıyor. Kullanılabilecek malzemeler bir yıl daha değerlendiriliyor, bazı ihtiyaçlar sonraya bırakılıyor. İki çocuğu okula giden bir veli ise forma, ayakkabı, çanta, kırtasiye ve ulaşım giderleriyle toplam masrafın 50 bin lirayı bulabildiğini söylüyor.</p>
<p>Ders zili henüz çalmadı. Ancak okul alışverişine çıkan aileler için yeni eğitim yılının bütçe hesabı çoktan başladı.</p>
<p>(NÖ)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 12:38:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Tutuklu Dr. Barış Kaya: Örgüt üyesi dedikleri halksa, ben onları tedavi ederim]]></title><link>https://bianet.org/haber/tutuklu-dr-baris-kaya-orgut-uyesi-dedikleri-halksa-ben-onlari-tedavi-ederim-322861</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/tutuklu-dr-baris-kaya-orgut-uyesi-dedikleri-halksa-ben-onlari-tedavi-ederim.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/tutuklu-dr-baris-kaya-orgut-uyesi-dedikleri-halksa-ben-onlari-tedavi-ederim-322861</guid><description><![CDATA[Kaya, "Ben adalet istiyorum, özgürlük istiyorum, hakkım olanı istiyorum. Bunu da kendi ellerimle, halkımızın dayanışması ile alacağım" diyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Marmara 2 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevinde tutulan Dr. Barış Kaya, bianet’e gönderdiği mektupla, 26 Haziran’dan bu yana süren tutukluluğunu, gözaltı sürecinde karşılaştığı ağır hak ihlallerini ve mesleki faaliyetlerinin nasıl suçlama konusu yapıldığını aktardı.</p>
<p>Kaya, 23 Haziran Salı günü İstanbul Tabip Odası’na gittiği sırada aracının 10-15 polis tarafından kesildiğini ve zorla ifadeye götürüldüğünü söyledi.</p>
<p>İfade vermeye kendisinin gidebileceğini söylemesine rağmen zorla araçtan indirildiğini belirten Kaya, gözaltına alındığı anlarda şiddete uğradığını vurguladı. Polislerin kendisini zorla yere yatırıp alnını yere vurduğunu aktaran Kaya, bileklerini sıkıştıran ters kelepçe uygulaması nedeniyle ellerinde morluk, şişlik ve his kaybı meydana geldiğini, vücudunun çeşitli yerlerinde yara ve sıyrıklar oluştuğunu söyledi.</p>
<h3>“Görevliler hakaret etti”</h3>
<p>Mektubunda gözaltı süresince yaşananların yalnızca kendisiyle sınırlı kalmadığına dikkat çeken Dr. Kaya, beraberindeki diğer kişilerin de parmak izi verme bahanesiyle ters kelepçeli halde yerlerde sürüklendiğini, kıyafetlerinin parçalandığını ve Emir Karakum’un burnuna yumruk atılarak darp edildiğini aktardı.</p>
<p>Dr. Kaya ayrıca, 24 Haziran Çarşamba günü gözaltı muayenesi için götürüldükleri Cemil Taşçıoğlu (Okmeydanı) Şehir Hastanesi acil servisinde polisin bu tutumunu teşhir ettiği için görevlilerin hakaretine uğradıklarını ve duruma tepki gösteren yurttaşlara da polisin müdahale ettiğini belirtti.</p>
<h3>“Ben bir hekimim”</h3>
<p>Gözaltının ikinci gününde henüz 24 saatlik avukat kısıtlılığı kalkmamışken "avukat görüşü" denilerek nezarethaneden çıkarıldığını kaydeden Kaya, MİT mensubu olduğunu belirttiği bir kişi tarafından kendisine iş birliği teklif edildiğini açıkladı. "İfade Odası" önünde gerçekleşen bu görüşmeyi derhal reddederek arkasını dönüp gittiğini belirten Kaya, teklife "İşbirlikçilik teklif ediyorsunuz, işbirlikçilik şerefsizliktir" diyerek tepki gösterdiğini ve nezarethaneye dönünce durumu protesto ettiğini dile getirdi.</p>
<p>Soruşturma dosyasında yer alan "örgüt üyelerini tedavi etme" suçlamasına da yanıt veren Dr. Barış Kaya, mektubunda hekimlik ant ve ilkelerine bağlı kalacağını vurgulayarak şu ifadelere yer verdi:</p>
<p>"Ben bir hekimim ve her hekim gibi mesleğe başlarken dil, din, ırk, siyasi görüş ayırt etmeksizin mesleki bilgimi halkın yararı için kullanacağıma ve halka zarar verecek herhangi bir girişimin ortağı olmayacağıma yemin ettim. Örgüt üyesi dedikleri, Covid pandemisinde maskeyi parayla sattıkları için kendi elimle maske dikip ücretsiz olarak dağıttığım halk ise, ben bu 'örgüt üyelerini' tedavi ederim. Örgüt üyesi dedikleri, Hataylı depremzede halk ise, taksi parası olmadığı için hastaneye gidemeyen kanser hastası ise, iş kazası denilen cinayetlerde sakat bıraktıkları işçi ise, evine ekmek götüremediği için yürümeye dermanı olmayan emekli ise, geleceksizleştirdikleri gençler ise, ben bu 'örgüt üyelerini' tedavi ederim. Mesleğimi icra ederken de kimseden icazet alacak değilim."</p>
<p>Gördüğü baskılara ve tutukluluğuna rağmen geri adım atmayacağını belirten Dr. Kaya, son olarak şöyle seslendi:</p>
<p>"Bizler, hangi koşulda olursak olalım, halkımız için çıktığımız bu yolda faşizme teslim olmayacağız. Ben adalet istiyorum, özgürlük istiyorum, hakkım olanı istiyorum. Bunu da kendi ellerimle, halkımızın dayanışması ile alacağım."</p>
<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 11:35:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Erdoğan’ın ekonomisi: Yüksek faiz, ağır borç, pahalı hayat]]></title><link>https://bianet.org/haber/erdoganin-ekonomisi-yuksek-faiz-agir-borc-pahali-hayat-322862</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/erdoganin-ekonomisi-yuksek-faiz-agir-borc-pahali-hayat.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/erdoganin-ekonomisi-yuksek-faiz-agir-borc-pahali-hayat-322862</guid><description><![CDATA[Konut kredisi faizleri yüzde 42’yi aşarken motorin 77 liraya dayandı, merkezi yönetim borcu 15,46 trilyon TL’ye çıktı. Dezenflasyonun maliyeti hanehalkından kamu bütçesine kadar ekonominin tüm kesimlerinde hissediliyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Ekonomi yönetiminin enflasyonu kalıcı biçimde düşürmeyi ve mali disiplini yeniden tesis etmeyi merkezine alan programının üçüncü yılı geride kalırken, hanehalkının karşı karşıya olduğu tablo hala sert.</p>
<p>Yıllık tüketici enflasyonu temmuzda yüzde 31,75’e geriledi. 2026 yılının ilk yedi ayında da enflasyon yüzde 19,86 oldu. Ancak konut kredilerinde sektörün ağırlıklı ortalama faizi ağustos ortasında yüzde 42 seviyesinin üzerine çıktı.  </p>
<p>Motorinin litresi ise 27 Ağustos’ta gelen 5,36 TL’lik indirimin ardından bile İstanbul’da yaklaşık 77,4 TL seviyesinde. Merkezi yönetimin borç stoku da temmuz sonunda 15,46 trilyon TL’ye ulaştı.</p>
<h3>Sadece halk değil devlet de yüksek faizle borçlanıyor</h3>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası temmuzdaki toplantısında politika faizini yüzde 37’de tuttu. Banka, jeopolitik gelişmelerin enerji fiyatları üzerinden enflasyon görünümüne yönelik riskleri artırdığına dikkat çekerken iç talepteki zayıflamanın da sürdüğünü belirtti.</p>
<a href='/haber/merkez-bankasi-faizi-sabit-birakti-320433' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/haber/2024/12/26/merkez-bankasi-faiz-indirimlerine-basladi.jpg' alt='Merkez Bankası faizi sabit bıraktı' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Merkez Bankası faizi sabit bıraktı</h5>
<div class='date'>11 Haziran 2026</div>
</div>
</a>

<p>Uzun vadeli borçlanma maliyetleri de yüksek. Türkiye’nin 10 yıllık devlet tahvili faizi 27 Ağustos itibarıyla yaklaşık yüzde 34,4 seviyesinde <a href="https://www.bloomberght.com/tahvil/tr-10-yillik-tahvil" target="_blank" rel="nofollow noopener">bulunuyor</a>.</p>
<p>Bunun anlamı sadece özel sektörün değil, kamu kesiminin de yüksek nominal faiz ortamında finansman sağlamak zorunda olması.</p>
<h3>Borç büyüyor, faiz faturası ağırlaşıyor</h3>
<p>Merkezi yönetim borç stoku 31 Temmuz itibarıyla 15,46 trilyon TL’ye <a href="https://www.bloomberght.com/brut-borc-stoku-15-trilyon-463-3-milyar-tl-oldu-3786044" target="_blank" rel="nofollow noopener">yükseldi</a>. Bunun 7,57 trilyon lirası TL, 7,89 trilyon lirası ise döviz cinsi borçlardan oluşuyor. Bir yıl önce aynı stok 12,05 trilyon TL seviyesindeydi.</p>
<a href='/haber/turkiyenin-dis-borcu-20-5-milyar-dolar-artisla-539-milyar-dolar-oldu-322681' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/21/turkiyenin-dis-borcu-20-5-milyar-dolar-artisla-539-milyar-dolar-oldu-2.jpeg' alt='Türkiye’nin dış borcu 20,5 milyar dolar artışla 539 milyar dolar oldu' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h6 class='surheadline'>İKİNCİ ÇEYREK RAKAMLARI</h6>
<h5 class='headline'>Türkiye’nin dış borcu 20,5 milyar dolar artışla 539 milyar dolar oldu</h5>
<div class='date'>21 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<p>Türkiye’nin kamu borcunun milli gelire oranı uluslararası karşılaştırmalarda hala görece düşük. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler Türkiye’dekinden daha borçlu seviyede.</p>
<p>Ancak yüksek faiz oranlarının bütçe üzerindeki maliyeti ve borç stokunun önemli bölümünün döviz cinsinden olması kırılganlığı artırıyor.</p>
<p>Bu baskı temmuz bütçesinde belirginleşti. Merkezi yönetim bütçesi ay boyunca 378,1 milyar TL açık <a href="https://ekonomi.isbank.com.tr/raporlar/butce-dengesi-temmuz-2026" target="_blank" rel="nofollow noopener">verdi</a>. Harcamalar geçen yılın aynı ayına göre yaklaşık yüzde 60 artarak 1,79 trilyon TL’ye çıkarken gelirler yüzde 28,8 artışla 1,41 trilyon TL’de kaldı. Ocak-temmuz dönemindeki toplam açık 1,32 trilyon TL’ye ulaştı.</p>
<p>Faizde de durum iç açıcı değil. Temmuz ayında merkezi yönetimin faiz harcamaları 326,8 milyar TL’ye <a href="https://www.bloomberght.com/butce-temmuz-da-aciga-dondu-3785690" target="_blank" rel="nofollow noopener">çıktı</a>. Bu, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 142,8’lik artış anlamına geliyor. Başka bir ifadeyle, yalnızca bir aylık faiz harcaması temmuzdaki toplam bütçe açığına yaklaşmış durumda.</p>
<h3>Enerji şoku pompada hissediliyor</h3>
<p>Bütçe ve faiz baskısının üzerine ABD-İran savaşının enerji fiyatlarında yarattığı dalgalanma eklendi.</p>
<p>Türkiye enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithalatla karşılıyor. Enerji Bakanlığı’na göre ülke toplam enerjisinin yaklaşık üçte ikisini dışarıdan <a href="https://enerji.gov.tr/haber-detay?id=31700" target="_blank" rel="nofollow noopener">alıyor </a>ve enerji ithalatına yılda 60-70 milyar dolar civarında kaynak harcıyor. Hürmüz Boğazı üzerinden doğrudan petrol tedarikine bağımlılık daha sınırlı olsa da küresel petrol fiyatlarındaki yükseliş Türkiye’ye hızla yansıyor.</p>
<p>27 Şubat’ta İstanbul Avrupa yakasında motorinin litresi yaklaşık 60,4 TL idi. 27 Ağustos’ta, aynı gün yürürlüğe giren 5,36 TL’lik indirime rağmen fiyat yaklaşık 77,4 TL seviyesinde. Bu, altı ayda yaklaşık yüzde 28’lik artış demek.</p>
<p>Motorin özellikle önemli çünkü Türkiye’de karayolu taşımacılığına yüksek bağımlılık nedeniyle akaryakıt maliyetleri yalnızca otomobil sahiplerini değil, gıdadan perakendeye kadar ekonominin çok geniş bölümünü etkiliyor.</p>
<p>Temmuz enflasyon verileri de bunu gösteriyor. TÜFE aylık yüzde 1,78 artarken ulaştırma fiyatları yüzde 2,59 yükseldi ve aylık enflasyona en büyük katkılardan birini yaptı. Yıllık bazda gıda fiyatları yüzde 37,5, konut, su, elektrik ve diğer yakıtlar grubu ise yüzde 40,3 arttı.</p>
<a href='/haber/mehmet-simsek-programinda-uc-yilin-sonucu-enflasyon-hala-yuzde-31-75-322163' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/03/mehmet-simsek-programinda-uc-yilin-sonucu-enflasyon-hala-yuzde-31-75.jpg' alt='Mehmet Şimşek programında üç yılın sonucu: Enflasyon hâlâ yüzde 31,75' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Mehmet Şimşek programında üç yılın sonucu: Enflasyon hâlâ yüzde 31,75</h5>
<div class='date'>3 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek buna rağmen dezenflasyon sürecinin sürdüğünü savunuyor. Şimşek, temmuz verilerinin ardından hizmet enflasyonundaki katılığın azaldığını belirterek hükümetin mali disiplin ve fiyat istikrarı hedefinden vazgeçmeyeceğini söyledi.</p>
<h3>Ev sahibi olmak pahalı</h3>
<p>Yüksek faiz politikasının en görünür sonuçlarından biri konut finansmanında ortaya çıkıyor.</p>
<p>Merkez Bankası'nın verilerine dayanan hesaplamalara göre konut kredilerinde ağırlıklı ortalama yıllık faiz 14 Ağustos haftasında yüzde 42,03’e yükseldi. Mart başında aynı oran yüzde 34,2 düzeyindeydi.</p>
<p>Merkez Bankası’nın kullandığı bu oranlar, ilgili hafta içinde bankalar tarafından fiilen kullandırılan kredilerin ağırlıklı ortalamasını ve yıllıklandırılmış maliyetini gösteriyor.</p>
<p>Bu yükseliş, bir yandan konut fiyatlarının yıllardır hızlı arttığı, diğer yandan gelirlerin satın alma gücünün yüksek enflasyon nedeniyle aşındığı Türkiye’de ev sahibi olmayı daha da güçleştiriyor. Para politikasının enflasyonu bastırmak için sıkı kalması gerektiği sürece kredi maliyetlerinde hızlı bir normalleşme sağlamak da zor.</p>
<h3>Büyüme hedef altı</h3>
<p>Ekonomi büyümeyi sürdürüyor, ancak hız da hükümetin hedeflediği seviyenin altında. Türkiye ekonomisi 2026’nın ilk çeyreğinde yıllık yüzde 2,5 büyüdü. Hükümetin yıl geneli için Orta Vadeli Program’daki hedefi yüzde 3,8. Haziranda sanayi üretimi de geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,4 geriledi.</p>
<h3>Her 13 kişiden 1'i icralık</h3>
<p>Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi verilerine göre 1 Ocak-21 Ağustos 2026 tarihleri arasında icra dairelerine 6 milyon 555 bin yeni dosya geldi. Bu, her gün yaklaşık 28 bin yeni icra dosyası açılıyor. Her 13 kişiden biri icralık.</p>
<p>Yılın ilk altı ayında 638 bin kişinin bireysel kredi, 836 bin kişinin ise kredi kartı borcunu ödeyemediği için takibe alındı. </p>
<p>Bu nedenlerle Türkiye’nin önündeki ekonomik denklem giderek zorlaşıyor. Faizleri erken düşürmek enflasyonu ve döviz talebini yeniden hızlandırma riski taşıyor. Faizleri uzun süre yüksek tutmak ise kredi maliyetlerini, bütçenin faiz yükünü ve ekonomik büyüme üzerindeki baskıyı artırıyor.</p>
<p>Bugün ekonomi yönetiminin önündeki temel soru yalnızca enflasyonun düşüp düşmeyeceği değil. Fiyat istikrarına giden yolun hanehalkı başta olmak üzere şirketler ve kamu bütçesi için ne kadar pahalı olacağı.</p>
<p>(HA) </p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 10:55:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım için Bakan Gürlek’e altı soru]]></title><link>https://bianet.org/haber/hasta-mahpus-mehmet-sait-yildirim-icin-bakan-gurleke-alti-soru-322859</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/25/girtiye-nexwes-mehmet-sait-yildirim-kriza-dil-derbas-kir.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/hasta-mahpus-mehmet-sait-yildirim-icin-bakan-gurleke-alti-soru-322859</guid><description><![CDATA[DEM Parti’li Serhat Eren: “İdare ve Gözlem Kurulu görüşmesinde Yıldırım’a pişmanlık dayatması yapıldığı ve bunun kalp krizini tetiklediği iddiasına ilişkin inceleme başlatıldı mı?”]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren, İzmir Kırıklar 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan, koşullu salıverilmesi üçüncü kez engellenen ve kalp krizi geçiren 75 yaşındaki Mehmet Sait Yıldırım’la ilgili TBMM Başkanlığı’na soru önergesi verdi.</p>
<a href='/haber/hasta-mahpus-mehmet-sait-yildirim-kalp-krizi-gecirdi-322804' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/25/hasta-mahpus-mehmet-sait-yildirim-kalp-krizi-suphesiyle-hastaneye-kaldirildi.jpg' alt='Hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım kalp krizi geçirdi' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h6 class='surheadline'>TAHLİYESİ ÜÇÜNCÜ KEZ ERTELENDİ</h6>
<h5 class='headline'>Hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım kalp krizi geçirdi</h5>
<div class='date'>25 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<p>Eren, Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu görüşmesindeki uygulamalar ile hastanedeki kelepçe girişimi iddiasının incelenmesini istedi.</p>
<div class="box-13"><em>31 yıllık hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım, 24 Ağustos’taki kurul görüşmesinin ardından kalp krizi geçirmişti. Hastanede anjiyo yapılan Yıldırım’ın kalbine iki stent takılmıştı.</em></div>
<a href='/haber/hasta-mahpus-mehmet-sait-yildirim-icin-memleketi-karliovada-eylem-322846' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/26/mehmet-sait-yildirimin-ailesi-tahliye-edilmezse-aclik-grevine-baslayacagiz.JPG' alt='Hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım için memleketi Karlıova’da eylem' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım için memleketi Karlıova’da eylem</h5>
<div class='date'>26 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<p>Yıldırım’ın kalp rahatsızlığı nedeniyle daha önce de hastaneye kaldırıldığını belirten Eren, mahpusun kurul görüşmesinden sonra odasına döndüğünde kalp krizi geçirdiğini kaydetti. Eren, bu nedenle kurul görüşmesindeki uygulamalar ile kalp krizi arasında bağlantı bulunup bulunmadığının araştırılmasını istedi.</p>
<p>Kurulların mahpusların tahliyelerini hangi ölçütlere göre ertelediğini soran Eren, bu yapıların infaz sürelerini fiilen uzatmasını ve tahliyeleri keyfi gerekçelerle engellemesini önleyecek bir Bakanlık düzenlemesi bulunup bulunmadığının açıklanmasını talep etti.</p>
<a href='/haber/golge-mahkeme-lere-donusen-idare-ve-gozlem-kurullari-barisin-gercek-sinavi-tam-burada-veriliyor-314046' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2025/12/01/golge-mahkeme-lere-donusen-idare-ve-gozlem-kurullari-barisin-gercek-sinavi-tam-burada-veriliyor.png' alt='&#39;Gölge mahkeme&#39;lere dönüşen İdare ve Gözlem Kurulları: "Barışın gerçek sınavı tam burada veriliyor"' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>'Gölge mahkeme'lere dönüşen İdare ve Gözlem Kurulları: "Barışın gerçek sınavı tam burada veriliyor"</h5>
<div class='date'>1 Aralık 2025</div>
</div>
</a>

<div class="box-1">
<p>DEM Parti’li Eren önergesinde, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e altı soru yöneltti:</p>
<ul>
<li>İdare ve Gözlem Kurulu’nun 24 Ağustos 2026 tarihli toplantısında, mahpus Mehmet Sait Yıldırım’a pişmanlık dayatması yapıldığı ve bu baskının mahpusun kalp krizi geçirmesini tetiklediği iddiaları hakkında bir inceleme başlatılmış mıdır?</li>
<li>İdare ve Gözlem Kurullarının, mahpusların infaz sürelerini uzatmak veya tahliyelerini keyfi gerekçelerle engellemek amacıyla paralel mahkeme gibi hareket etmesinin önüne geçilmesi için Bakanlığınızca alınan bir tedbir var mıdır?</li>
<li>Ağır bir kalp krizi geçiren, hayati tehlikeyi yeni atlatan ve koroner yoğun bakım servisinde tedavi gören bir hastanın tahliyesinin üç ay daha ertelenmesinin hangi akla, vicdana ve hukuka uygun gerekçeleri bulunmaktadır?</li>
<li>Mahpusun yatağa kelepçelenmek istenmesi, ulusal mevzuata, hasta haklarına ve İstanbul Protokolü’ne açıkça aykırı değil midir? Bu talimatı veren jandarma personeli hakkında idari bir soruşturma açılacak mıdır?</li>
<li>Kalp krizi geçiren bir mahpusun, mahkûm koğuşunun bulunmaması gerekçesiyle sevk edilmesi sırasında geçen sürede hayati riski artmamış mıdır? Bölgedeki hastanelerde mahkûm koğuşlarının yetersizliği nedeniyle yaşanan bu gecikmelerin sorumluluğu kime aittir?</li>
<li>Mehmet Sait Yıldırım’ın mevcut sağlık durumu, kalbine takılan stentler ve geçirdiği ağır kriz göz önüne alınarak, cezaevi şartlarında yaşamını tek başına idame ettiremeyeceği açık olduğundan, infazının ertelenmesi yönünde Adli Tıp Kurumu raporu alınması için girişimde bulunulacak mıdır?</li>
</ul>
</div>
<p>(VC)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 10:25:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Rojin Kabaiş’in kaybolduğu gün yaptığı son yazışmalara ulaşıldı]]></title><link>https://bianet.org/haber/rojin-kabaisin-kayboldugu-gun-yaptigi-son-yazismalara-ulasildi-322858</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/rojin-kabaisin-kayboldugu-gun-yaptigi-son-yazismalara-ulasildi.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/rojin-kabaisin-kayboldugu-gun-yaptigi-son-yazismalara-ulasildi-322858</guid><description><![CDATA[Kabaiş ailesinin avukatı Abdurrahman Karabulut, Van Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak M.Ç. ve olay sonrası temas kurduğu M.N.K. hakkında gözaltı kararı çıkarılmasını ve DNA örneklerinin alınmasını talep etti.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) öğrencisi Rojin Kabaiş’in 27 Eylül 2024’te kaybolmasından 18 gün sonra, 15 Ekim’de cenazesine ulaşılmasının ardından şüpheli ölümüne ilişkin başlatılan soruşturma sürüyor.</p>
<p><a href="https://jinnews21.com/TUM-HABERLER/content/view/287337" target="_blank" rel="nofollow noopener">Jinnews’ten Öznur Değer’in </a>ulaştığı yeni bilgilere göre, Kabaiş’in kaybolduğu gün dijital medya hesabında son mesajlaştığı kişinin YYÜ Tıp Fakültesi Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olan M.Ç. olduğu öğrenildi.</p>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/08/ro.jpg" alt=""></p>
<p>Olay günü 14.30 ile Kabaiş'in kaybolduğu saatlere denk gelen 18.47 saatleri arasında gerçekleşen Instagram yazışmalarında; M.Ç.’nin Van Gölü sahilinde topladığı deniz kabuklarını getirme teklifinde bulunduğu, Kabaiş’in ise "deniz kabuğu" şeklinde yanıt vererek hediyeleşme üzerine bir diyalog kurduğu görüldü.</p>
<p>Dosyadaki soru işaretlerini derinleştiren detaylar ise bununla sınırlı kalmadı. Kabaiş’in "hocam" diye hitap ettiği M.Ç.’nin, olay günü genç kadınla aynı baz istasyonundan sinyal verdiği ve olaydan hemen sonra Instagram hesabını kapatıp kurumdan ayrıldığı tespit edildi.</p>
<p>Araştırma görevlisinin üniversiteden ne zaman ayrıldığı sorusu kişisel verilerin korunması gerekçesiyle yanıtsız bırakılırken, soruşturma kapsamında yüzlerce kişiden örnek alınmasına rağmen M.Ç.’den DNA örneği toplanmadığı ortaya çıktı.</p>
<p>Gelişmeler üzerine Kabaiş ailesinin avukatı Abdurrahman Karabulut, Van Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak M.Ç. ve olay sonrası temas kurduğu M.N.K. hakkında gözaltı kararı çıkarılmasını ve DNA örneklerinin alınmasını talep etti.</p>
<a href='/haber/rojin-kabais-sorusturmasi-iki-kisinin-gozaltina-alinmasi-talep-edildi-322838' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/26/rojin-kabaisin-olumunun-aydinlatilmasi-icin-2-bin-500-kisinin-dnasina-bakilacak.jpg' alt='Rojin Kabaiş soruşturması: İki kişinin gözaltına alınması talep edildi' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>Rojin Kabaiş soruşturması: İki kişinin gözaltına alınması talep edildi</h5>
<div class='date'>26 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 09:44:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[AİHM’nin 18. madde kararları ve Türkiye’de sivil toplumun hâl-i pürmelâli!]]></title><link>https://bianet.org/yazi/aihmnin-18-madde-kararlari-ve-turkiyede-sivil-toplumun-hal-i-purmelali-322856</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/yazi/2026/08/27/aihm-neyi-ifsa-ediyor-kimi-utandiriyor.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/yazi/aihmnin-18-madde-kararlari-ve-turkiyede-sivil-toplumun-hal-i-purmelali-322856</guid><description><![CDATA[Bu aşamada AİHM’nin dahil olduğu Avrupa Konseyi'nin ne tür bir kurum olduğunu hatırlamak gerekiyor. Bir ordusu yok, ekonomik yaptırım gücü sınırlı, üye devletleri fiilen zorlayacak bir polis gücü yok. Üstelik karşısında “kararlar bizi bağlamaz” ya da “tazminatı neyse veririz” diyebilecek bir zihniyet var. Bu nedenle ilk olarak elindeki en güçlü silahı kullanıyor: Bir devletin taahhütlerine uymadığını açık açık, isim vererek, herkesin önünde ilan ediyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Adil, özgür ve eşit bir dünya için, dünyanın her yerinde mücadele eden hak savunucularının sıkça kullandığı bir taktik vardır: ifşa ve utandırma (<em>naming and shaming</em>). Bu süreç karşılıklı ilişki içinde iki aşamada ilerler. İlkinde ihlali gerçekleştiren faillerin, ki bunlar genellikle devlet aktörleridir, gerçekleştirdikleri ihlalleri kanıt temelli bir şekilde belgelemek ve raporlamaktır. Kısacası hak savunucuları bu aşamada hakikatin peşine düşerler.</p>
<p>İkinci aşama ise ihlali gerçekleştirenler üzerinde bir baskı oluşturmak için gerçekleşen ifşa aşamasıdır. Burada amaç bulgulanan ihlalleri en geniş kamuoyuna duyurmaktır. Böylece hak ihlali döngüsünün son bulması, gerçekleştirenlerden hesap sorulması, hak ihlallerinden etkilenenlerin ise adalete erişmesi öngörülür. <a href="https://www.hrw.org/" target="_blank" rel="noopener">Uluslararası İnsan Haklarını İzleme Örgütü</a>’nün (HRW) eski genel müdürü <a href="https://www.hrw.org/about/people/kenneth-roth" target="_blank" rel="noopener">Kenneth Roth</a> görevini bıraktıktan sonra kaleme aldığı “<em>Yanlışları Düzeltmek</em>” (<a href="https://www.penguin.co.uk/books/463197/righting-wrongs-by-roth-kenneth/9781802066883" target="_blank" rel="noopener"><em>Righting Wrongs</em></a>) kitabında bu süreci son derece sarih bir şekilde özetliyor. Ancak yıllar süren deneyimlerinden yola çıkarak hazırladığı kitapta Kenneth Roth birkaç önemli uyarı yapar. Bunlardan ilki ifşa aşamasında, hak ihlallerini gerçekleştiren aktörler üzerinde çabalarınız sonucunda baskıyı arttırabilirsiniz. Ancak bu çoğu zaman doğrusal bir şekilde ilerlemez. İnişler, çıkışlar, bekleyişler, gerilimler ve zorluklarla doludur. Buna bağlı olarak ikincisi ise ilerlemeyi sürdürebilmek için ısrarlı bir baskı gerekir. Olmuyor<em>,</em> işe yaramıyor diyerek “<em>yelkenleri suya indirmemek</em>” ya da Çetin Altan ustanın izinden gidecek olursak “<em>enseyi karatmamak</em>” gerekir.</p>
<p>Üçüncüsü ise sonuç elde edilen her süreç, tek bir kişi ya da kuruma ait değildir. Yerel insan hakları savunucuları, duyarlı gazeteciler, iyi niyetli yetkililer ve ilgili toplum üyeleri değerli dayanışma müttefikleridir. Kısacası insan haklarının savunulması bir ekip çalışmasıdır. Buna bağlı olarak hak mücadelesi ya da yapılan savunuculuk sonuç elde etmek için alçakgönüllü bir yaklaşım gerektirir.</p>
<a href='/haber/aihm-buyuk-daireden-ikinci-kavala-karari-derhal-serbest-birakilmali-322783' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/haber/2025/12/09/osman-kavala-ihlali-gidermeyi-reddetmek-daha-agir-bir-hukuksuzluk.jpg' alt='AİHM Büyük Daire’den ikinci Kavala kararı: “Derhal serbest bırakılmalı”' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>AİHM Büyük Daire’den ikinci Kavala kararı: “Derhal serbest bırakılmalı”</h5>
<div class='date'>25 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Osman Kavala hakkında 25 Ağustos 2026 kararından önce ve hemen sonra davaya dair görüşleri okuduktan, aklıma ilk gelenler Kenneth Roth’un deneyimleri oldu. Zira karar öncesi ve sonrasında ekseriyetle söylenenler “<em>AİHM karar veriyor ama uygulayan yok</em>” ya da “<em>bakalım uygulayacaklar mı?</em>” gibi temkinli ifadeler ya da “<em>yok bırakmazlar</em>” ya da “<em>kesinlikle uygulamazlar</em>” gibi bütünüyle karamsar bir yaklaşımlardan ibaretti. Kenneth Roth’un yaklaşımından iz yoktu. Öncelikle bir insan hakları mekanizmasına başvurulduğunda, mekanizmanın sorduğu klasik soru şudur: “<strong><em>devlet birinin ya da bir topluluğun hakkını ihlal etti mi?</em></strong>” İnsan hakları mekanizmaları için hatırı sayılı bir yaptırım gücüne sahip olan AİHM’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 18. madde kararlarında yaptığı iş ise bunun ötesine geçiyor.</p>
<p>AİHM kendi kullandığı kavramlar ile ifade edecek olursak “<em>gizli amaç</em>” (<em>ulterior purpose</em>) ve bu gizli amacın bir “baskın amaç” (<em>predominant purpose</em>) testini uyguluyor (<a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{%22itemid%22:[%22002-11763%22]}" target="_blank" rel="noopener"><em>Merabishvili v. Georgia, 2017</em></a>). Yani bir tedbirin resmî gerekçesi ile onu asıl tetikleyen amaç arasında bir ayrım yapıyor, birden fazla amaç bir arada varsa hangisinin gerçekten belirleyici olduğuna bakıyor. Bunu teknik bir dilden çıkarıp günlük dile çevirirsek, AİHM’nin fiilen sorduğu şeyi şu şekilde ifade edebiliriz: “<strong><em>devlet bunu neden yaptı?</em></strong>” Daha açık bir ifadeyle devlet bunu AİHS sınırları içinde kalan “<strong><em>meşru bir amaç</em></strong>” için mi yaptı? Yoksa sivil toplum, medya ve yargıyı içerek şekilde toplumun bütünü üzerinde bir “<strong><em>baskı oluşturmak</em></strong>” için mi yaptı? AİHM’de görülen Osman Kavala, Selahattin Demirtaş davalarını birbirine bağlayan ortak nokta da tam olarak burada. Mahkeme bu davaların her birinde, tek tek hak ihlallerinin ötesine geçip bir niyeti teşhis etti: bu insanları, onlar üzerinden bütün bir toplumu susturma niyetine baktı.</p>
<p>Şimdi hukukçuların diliyle “<em>18. Madde ihlali</em>” denen şeyi, hukukçu olmayan biri olarak elimden geldiğince teknik bir jargon olmaktan çıkarıp, açık bir dille anlatmaya çalışayım. Zira buradaki temel derdim, haddim olmayan bir şekilde, AİHM 18. Madde kararlarının bir tartışmasını yapmak değil. Asıl amacım, AİHM’nin 18. Madde kararlarının, özellikle de 25 Ağustos 2026’da açıkladığı Osman Kavala kararının (<a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{%22documentcollectionid2%22:[%22GRANDCHAMBER%22,%22CHAMBER%22],%22itemid%22:[%22001-252214%22]}" target="_blank" rel="noopener">Kavala v. Türkiye. No. 2, Başvuru No: 2170/24</a>) Türkiye’deki sivil toplumun gündelik gerçekliğinde nasıl bir karşılığı olduğunu göstermek. Zira AİHM’nin “18. Madde İhlali” için kullandığı teknik testin cevabı, hukuki olduğu kadar, içinde bulunduğumuz politik ortamın bir analizini içeriyor görüşündeyim.</p>
<a href='/haber/aihm-buyuk-dairenin-osman-kavala-turkiye-no-2-kararinin-genis-hukuki-ozeti-322787' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/25/aihm-buyuk-dairenin-osman-kavala-turkiye-no-2-kararinin-genis-hukuki-ozeti.png' alt='AİHM Büyük Daire’nin Osman Kavala/Türkiye (No. 2) kararının geniş hukuki özeti' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>AİHM Büyük Daire’nin Osman Kavala/Türkiye (No. 2) kararının geniş hukuki özeti</h5>
<div class='date'>25 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>
<a href='/haber/aihm-buyuk-dairesinin-kavala-karari-neden-bir-hukuk-donum-noktasi-322812' class='ccard ccard--news ccard--news-content'>
<div class='img-wrapper'>
<img src='https://static.bianet.org/list-haber/2026/08/26/aihm-buyuk-dairesinin-kavala-karari-neden-bir-hukuk-donum-noktasi.webp' alt='AİHM Büyük Dairesi’nin Kavala kararı neden bir hukuk dönüm noktası?' loading='lazy'>
</div>
<div class='txt-wrapper'>
<h5 class='headline'>AİHM Büyük Dairesi’nin Kavala kararı neden bir hukuk dönüm noktası?</h5>
<div class='date'>26 Ağustos 2026</div>
</div>
</a>

<h3><img src="https://static.bianet.org/2026/08/osman-kavala1.jpg" alt=""></h3>
<h3>'18. Madde' aslında neyi anlatıyor? </h3>
<p>Hukuk metinlerinde 18. madde şöyle tarif edilir: "<em>Sözleşme’de (AİHS) öngörülen kısıtlamalar, öngörüldükleri amaç dışında uygulanamaz.</em>” Bu cümle, sıradan bir okuyucu için hemen hemen hiçbir şey ifade etmiyor. Oysa Türkiye Cumhuriyeti’nin de altına imza attığı Sözleşme’nin (AİHS) söylediği şey aslında çok basit ve çok politik: Bir devlet, birini gerçek bir suçtan değil, kim olduğundan veya ne söylediğinden dolayı cezalandırıyorsa, ama bunu “<em>terör</em>”, “<em>casusluk</em>” ya da “<em>kamu düzenini bozmak</em>” gibi meşru görünen bir kılıfa sokuyorsa, bu kanunların bir silaha dönüştürülmesidir.</p>
<p>Böyle yapanın “<em>hukukun üstünlüğü</em>” ile de bir alakası yoktur. AİHM’nin 18. madde çerçevesinde yaptığı iş, tam olarak bunu ortaya çıkarmak: bir tutuklama kararının, bir iddianamenin, bir mahkûmiyetin resmi gerekçesi ile gerçek amacı arasındaki uçurumu göstermek. AİHM “<em>bu kişi gerçekten suç işledi mi?</em>” sorusunun ötesine geçip “<em>devlet bu yargılamayı neden başlattı, kimi hedef aldı, hangi mesajı vermek istedi?</em>” sorusunu soruyor. Haliyle bu sorunun cevabı, tek bir bireyin kaderini değil, o bireyin temsil ettiği herkesin, yani insan hakları savunucularının, gazetecilerin, muhalif siyasetçilerin, sivil toplum örgütlerinin güvenlik hissini ilgilendiriyor.</p>
<p>Bunun politik karşılığı şu: bir ülkede hükümet, muhalif bir sesi susturmak istediğinde çoğu zaman doğrudan “<em>seni susturuyorum</em>” demez. Bunun yerine o kişiyi bir suç zanlısına dönüştürür. Bu farklı şekillerde olabilir: darbeci, terörist, casus, kaos organizatörü. Mahkûmiyet kâğıt üzerinde hukuki görünür, ama asıl işlevi caydırmaktır: “<em>bak, sana da bu olabilir</em>” mesajını yaymaktır. AİHM’nin 18. madde kapsamında yaptığı, işte bu perdeyi, aralamaktır. Tasavvufi bir ifadeyle, tıpkı hak savunucularının yaptığı gibi, AİHM “<strong><em>keşfülhicap</em></strong>” yapar! Hakikati örten perdeyi kaldırır.</p>
<h3>Peki AİHM neyi ifşa ediyor? </h3>
<p>Aslında AİHM aynı örüntü ve farklı isimler altında aynı şeyi ifşa ediyor. Kavala, Demirtaş, Altan ve Alpay davalarını yan yana koyduğumuzda, AİHM’nin tespit ettiği ortak örüntü netleşiyor.</p>
<p>Osman Kavala davasında, <a href="https://www.coe.int/en/web/portal/-/implementing-echr-judgments-council-of-europe-urges-turkey-to-release-osman-kavala" target="_blank" rel="noopener">AİHM 2019'da</a> tutukluluğunun somut delile dayanmadığına hükmedilmiş, Mahkeme bunun asıl amacının onu susturmak ve <em>diğer insan hakları savunucularını caydırmak</em> olduğunu tespit etmişti. <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{%22documentcollectionid2%22:[%22GRANDCHAMBER%22,%22CHAMBER%22],%22itemid%22:[%22001-252214%22]}" target="_blank" rel="noopener">AİHM Osman Kavala başvurusu hakkında 25 Ağustos 2026’da açıkladığı yeni kararında</a> ise aynı tespiti, bu kez onun tüm yargılama sürecine ve aldığı ağırlaştırılmış müebbet cezasına genişletti: yargılamanın nihai amacının Kavala’yı cezalandırmak, susturmak ve insan hakları çalışmasını fiilen imkânsız kılmak olduğu sonucuna vardı.  </p>
<p>Seçilmiş bir milletvekili ve politik bir partinin lideri olan Selahattin Demirtaş için ise AİHM, tutukluluğun amacının “<a href="https://hudoc.echr.coe.int/app/conversion/pdf/?library=ECHR&amp;id=003-6893969-9253083&amp;filename=Grand+Chamber+judgment+Selahattin+Demirtas+v.+Turkey" target="_blank" rel="noopener">politik çoğulculuğu bastırmak ve politik tartışma özgürlüğünü sınırlamak</a>” olduğunu söyledi. Burada hedef alınan tek kişi değildi; onun aracılığıyla, o kişiyi seçen milyonlarca insanın siyasi temsil hakkıydı. Selahattin Demirtaş’ın politik nedenlerle tutuklandığını ve bunun 18. madde ile 5. maddenin birlikte ihlali olduğunu tespit etti. Bu karar, <a href="https://blogs.lse.ac.uk/humanrights/2021/02/22/grand-chamber-judgment-in-the-case-of-selahattin-demirtas-v-turkey-no-2/" target="_blank" rel="noopener">AİHM’nin bu tür bir karar verdiği ilk durumdur</a>. Zira burada hedef alınan tek kişi değildi. Onun aracılığıyla, o kişiyi seçen milyonlarca insanın politik temsil hakkı hedef alındı.</p>
<p>Benzer şekilde AİHM, <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{%22itemid%22:[%22001-209444%22]}" target="_blank" rel="noopener">Ahmet Altan</a> ve <a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng#{%22fulltext%22:[%22CASE%20OF%20%C5%9EAH%C4%B0N%20ALPAY%22],%22appno%22:[%2216538/17%22],%22itemid%22:[%22001-193229%22]}" target="_blank" rel="noopener">Şahin Alpay</a> kararlarında her iki gazetecinin de tutuklanmasını “<em>ifade ve basın özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etki</em>” yaratacağını ifade etti. Buna göre başvuranların başına gelenler hem kendileri hem de hükümete yönelik eleştirel haberler yapan ve yorumlarda bulunan tüm gazetecileri etkileyecek bir otosansür ortamı yaratma riski taşıyordu.</p>
<p>Gelinen noktada bu davaları birbirinden ayırmak mümkün görünmüyor. Her biri, farklı bir toplumsal grubu (sivil toplum, politik, muhalefet, basın) hedef alan ama aynı mantıkla işleyen bir baskı aracının farklı görünümleri. Ayrıca AİHM’nin bunu her defasında ayrı ayrı tespit etmesi, tesadüften öte bir şeye, sistematik bir yönteme işaret ediyor.</p>
<p><img src="https://static.bianet.org/2026/08/osmankavala-large-large.jpg" alt=""></p>
<h3>Caydırıcı etkiden, caydırıcı baskıcıya</h3>
<p>AİHM’nin kararlarında sık geçen bir kavram var: “<strong><em>caydırıcı etki</em></strong>” (<em>chilling effect</em>). AİHM 2019 Kavala kararında, uygulanan tedbirlerin “<em>gizli bir amaç</em>” (<em>ulterior purpose</em>) taşıdığını ve bunun yalnızca Kavala’yı değil, onun aracılığıyla bütün insan hakları savunucularını susturmaya yönelik bir caydırıcı etki yarattığını tespit etti. Bu kavram, 18. madde tespitinin neden bir bireyin ötesine geçtiğini açıklıyor. Bir insan hakları savunucusunun yıllarca tutuklu kalması, sadece o kişiye yönelik bir haksızlık değildir. Aynı zamanda geride kalan herkese verilen bir mesaj var: Bu işi yaparsan, sana da olabilir. Mevcut durumda bu mesaj mahkeme salonunun dışına taşıyor. Bağış toplama etkinliğinden vazgeçen bir dernek yöneticisine, bir basın açıklamasını imzalamayan bir gönüllüye, bir protestoya katılmayı bir daha düşünen bir öğrenciye kadar uzanan bir öz-sansür zincirine dönüşüyor. Caydırıcı etkinin asıl gücü de burada başlıyor. Mahkemenin cezalandırdığı kişi sayısı sınırlı olsa da etkilediği kişi sayısı yani kendi kendini frenleyen, “temkinli” davranmayı öğrenen herkes çok daha geniş bir kesimi kapsıyor. Ancak AİHM’nin son Kavala kararında bu sürece yeni bir caydırıcılık ve yeni bir kesim daha dahil oldu: <strong>Yargıçlara yönelik<em> “caydırıcı baskı” (dissuasive pressure)</em></strong>.</p>
<p>AİHM, Kavala’yı 2020’de beraat ettiren üç yargıç hakkında, beraat kararının hemen ardından soruşturma açılmasını, soruşturmanın sonunda disiplin cezası verilmemiş olsa bile, o yargıçlar üzerinde caydırıcı bir baskı yarattığına ve daha genel olarak sonraki yargılamalarda yargı bağımsızlığını zedelediğine hükmetti. AİHM, bunun tüm Türk yargısının doğrudan yürütmenin talimatıyla hareket ettiği anlamına gelmediğini belirtti. Ama davaya özgü koşulların, üst düzey yetkililerin kamuoyu açıklamalarının ve daha geniş yapısal şartların bir araya gelerek, Kavala davasına bakan mahkemelerin bağımsızlığına ve tarafsızlığına dair objektif olarak haklı ve meşru şüpheler doğurduğunu tespit etti. Nitekim beraat kararının hemen ardından, hükümete yakın medyada, <a href="https://www.amnesty.org/en/wp-content/uploads/2021/05/EUR4423722020ENGLISH.pdf" target="_blank" rel="noopener">üç yargıcın terör örgütü olarak ilan edilen Gülen hareketi ile bağlantılı olduğuna dair iddialar</a> yayınlanmıştı. Bu da mahkemenin “<strong><em>caydırıcı baskı</em></strong>” tespitini somut bir örnekle doğrular niteliktedir.</p>
<p>AİHM tespiti son derece önemlidir. Çünkü caydırıcı etkinin tek yönlü işlemediğini gösteriyor. Yani baskı yalnızca sivil toplumu ve muhalefeti hedeflemiyor. Aynı zamanda hukuk sisteminin içinde, bağımsız karar vermeye çalışan yargıçları da kuşatıyor. Bir yargıç, hükümetin istemediği bir kararı verdiğinde soruşturmayla karşılaşabileceğini bilirse, bir dahaki sefere aynı cesareti gösterip göstermeyeceği belirsizleşir. Yani caydırıcı etki zinciri, sokaktaki bir aktivistten mahkeme kürsüsündeki bir yargıca kadar uzanan tek bir mekanizmanın farklı halkaları haline geliyor. İşte tam bu noktada, AİHM’nin Strazburg’daki hukuki tespiti ile Türkiye'deki sivil toplumun gündelik, somut, pratik deneyimi buluşuyor.</p>
<p>Orantısız ve keyfi denetim baskısı. Dernek ve vakıflar, hesapları ne kadar düzenli olursa olsun, idarenin gözünde "istenmeyen" kategorisine girdiklerinde sık sık denetime tabi tutuluyor. bu denetimler sırasında kuruluşlardan mağdurlara ilişkin hassas belgelerin dahi paylaşılması istenebiliyor. Bu da özellikle kadına yönelik şiddet, LGBTİ+ hakları veya insan hakları alanında çalışan örgütler için, hizmet verdikleri kişilerin güvenliğini riske atan bir ikilem yaratıyor.</p>
<p>İdari ve adli baskıların yanı sıra, ekonomik krizin, kaynakların ve fonların daraltılması Sivil Toplum Örgütleri’nin (STÖ) faaliyetlerini küçültmesine, gönüllü ve çalışan kaybına yol açtığını gösteriyor. Bu da caydırıcı etkinin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ekonomik bir boyutu olduğuna işaret ediyor. STÖ’lerin bir kısmı aynı zamanda idari yaptırım riskinden kaçınmak için kendi kendilerini küçültüyor. Tüm bunlara “<em>yabancı ajan</em>" yasalarının küresel yayılımı eklemek gerekiyor. Türkiye’de iki kez gündeme gelen ama daha sonra geri çekilen “yabancı ajan” yasası, halen “<em>Demokles’in Kılıcı</em>” niteliğinde. Bu, AİHM’nin Kavala kararında tespit ettiği "<em>dış güçlerle iş birliği</em>" suçlamasının, aynı zamanda Türkiye’de bir mevzuat mühendisliğiyle desteklenmek istendiğini gösteriyor.</p>
<p>Burada altı çizilmesi gereken asıl nokta şu: AİHM’nin hukuki dili ile sahada yaşananların dili aslında aynı gerçekliği farklı sözcüklerle anlatıyor. Strazburg'daki yargıçlar bir davanın arkasındaki niyeti teşhis ederken, Ankara'da veya İstanbul'da bir derneğin yöneticisi bu niyetin sonucuyla fiilen karşılaşıyor. Yani kapısına gelen denetim ekibiyle, ertelenen genel kuruluyla, azalan bağışçısıyla, üyesi, gönüllüsü ve çalışanıyla her gün yüzleşiyor. Aynı niyetin bir başka sonucu daha var. Davasına bakan bir yargıç, kürsüsünün üzerindeki görünmez baskıyla yüzleşiyor. Kavala kararı bir bireyin özgürlüğüne ilişkin. Ama söylediği şey, ondan çok daha büyük bir kesimi ilgilendiriyor: Türkiye’de örgütlenme, eleştirme, dayanışma kurma ve bağımsız yargılama yapma hakkının baskı altında olduğunu gösteriyor. Daha da ötesi son karardaki “<em>süregiden ihlal</em>” tespitini bir kere daha somutlaştırıyor.</p>
<h3>Peki AİHM kimi utandırıyor? </h3>
<p>Buraya kadar anlattıklarımız AİHM’nin ifşa gücü hakkındaydı. “<em>Peki ya iş utandırma kısmına gelince durum nasıl?</em>” ya da “<em>Utandırma yaptırımı da beraberinde getiriyor mu?</em>” diye sorarsanız, size sınırları bilmek ve anlamak gerektiğini söyler ve daha bu yazının girişinde bahsini yaptığım Kenneth Roth’un deneyimlerini hatırlatırım. Bu aşamada AİHM’nin dahil olduğu Avrupa Konseyi'nin ne tür bir kurum olduğunu hatırlamak gerekiyor. Bir ordusu yok, ekonomik yaptırım gücü sınırlı, üye devletleri fiilen zorlayacak bir polis gücü yok. Üstelik karşısında “<a href="https://www.aa.com.tr/tr/gunun-basliklari/cumhurbaskani-erdogan-aihmin-verdigi-kararlar-bizi-baglamaz/1316443" target="_blank" rel="noopener">kararlar bizi bağlamaz</a>” ya da “<a href="https://www.diken.com.tr/erdogan-parasi-neyse-verirdik-demeye-getirdi-devlet-aihme-o-tazminati-oder/" target="_blank" rel="noopener">tazminatı neyse veririz</a>” diyebilecek bir zihniyet var. Bu nedenle ilk olarak elindeki en güçlü silahı kullanıyor: Bir devletin taahhütlerine uymadığını açık açık, isim vererek, herkesin önünde ilan ediyor ve bunun sonucunda o devletin uluslararası itibarını, AB üyelik sürecini, diplomatik ilişkilerini zorlamak. Yani utandırıyor.  </p>
<p>Kavala davası, bu mekanizmanın en uç noktada nasıl işletildiğinin ders niteliğinde bir örneği. Türkiye 2019 kararına uymayınca, Bakanlar Komitesi 2022'de “<em>ihlal usulü</em>” (<em>infringement proceedings</em>) başlattı. Bu, Avrupa Konseyi tarihinde yalnızca <a href="https://www.euronews.com/2022/02/03/osman-kavala-council-of-europe-launches-rare-action-against-turkey-over-activist-s-detenti" target="_blank" rel="noopener">ikinci kez başvurulan, son derece nadir bir mekanizma</a>. İlk örneği 2017'de Azerbaycan'a karşı uygulanmıştı. Böylece Konsey, üye devletlerin önünde “<em>bu ülke sözünü tutmuyor</em>" diyerek, Türkiye'yi teşhir etmiş oluyor. Bu mekanizmanın somut sonuçları da var. Bir ülke için “ihlal usulünün” nihai aşaması, <a href="https://www.euronews.com/2022/02/03/osman-kavala-council-of-europe-launches-rare-action-against-turkey-over-activist-s-detenti" target="_blank" rel="noopener">Türkiye'nin Avrupa Konseyi'ndeki oy hakkının askıya alınması, hatta üyelikten çıkarılması ihtimalini</a> masaya koyuyor. Kısacası sadece tazminat ödemek bir ülkeyi kurtarmıyor. Bu yaptırımın son derece az kullanılıyor olması, onu daha da güçlü bir utandırma aracı haline getiriyor. Sıradan bir prosedür değil, gerçekten "<em>son çare</em>" olarak algılanan bir adım. Üstelik bu daha önce Türkiye için uygulandı. Örneğin 12 Eylül 1980 askeri darbesinin sonrasında Cunta yönetiminin TBMM’ni ve politik partileri kapatması, seçimleri askıya alması, yaygın ve sistematik insan hakları ihlalleri sonrasında, <a href="https://assembly.coe.int/nw/xml/XRef/Xref-XML2HTML-EN.asp?fileid=13604&amp;lang=en&amp;utm" target="_blank" rel="noopener">Avrupa Konseyi Türkiye’nin Parlamenter Meclisindeki (AKPM) temsilini fiilen askıya almıştı</a><strong>. </strong></p>
<p>Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri’nin ülke raporlarında somut vakalarla Türkiye’yi ismen eleştirmesi, ulusal ve uluslararası hak örgütlerinin yaşanan ihlalleri isim isim, tarih tarih, olay olay kayıt altına alarak, hükümetin "<em>böyle bir şey yok</em>" diyememesini sağlıyor. Bu da AİHM'in yaptığı "niyeti ifşa etme" işleviyle aynı mantığı, sahada, günlük ölçekte tekrarlıyor. Görünür kılmak, kayıt altına almak, isim vermek. Çünkü karanlıkta kalan bir baskı hem daha kolay inkâr edilir hem de daha az maliyetlidir devlet için. Tam bu noktada AİHM Kavala kararı hakikati örten perdeyi kaldırıyor. Ancak adaletin tecellisi hala bekliyor. Bunun için ilk olarak <a href="https://ihsda.org/2026/08/25/aihm-karari-uygulansin-osman-kavala-derhal-serbest-birakilsin/" target="_blank" rel="noopener">insan hakları savunucularının açık bir şekilde dile getirdiği</a> gibi Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması gerekiyor. Bu nedenle Kenneth Roth’un deneyimlerini hatırlamak ve yola devam etmek zorundayız. Bunun için hak savunucularının dayanıklılığını arttırmaya ve sesini yükseltmeye her zamanki gibi çok ihtiyacımız var.</p>
<p>(HA/Mİ)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 09:23:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[İlahiyat profesörü sosyal medyada ayrımcılık yaptı, üniversite soruşturma açtı]]></title><link>https://bianet.org/haber/ilahiyat-profesoru-sosyal-medyada-ayrimcilik-yapti-universite-sorusturma-acti-322855</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/ilahiyat-profesoru-sosyal-medyada-ayrimcilik-yapti-universite-sorusturma-acti.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/ilahiyat-profesoru-sosyal-medyada-ayrimcilik-yapti-universite-sorusturma-acti-322855</guid><description><![CDATA["Bahse konu paylaşım, ilgili öğretim üyesinin kişisel görüş ve değerlendirmelerini yansıtmakta olup üniversitemizin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir."]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) Rektörlüğü, sanal medya hesabından ayrımcı paylaşımda bulunan İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yavuz Köktaş hakkında yazılı açıklama yaptı.</p>
<p>Açıklamada, Köktaş’ın paylaşımının kişisel görüşlerini yansıttığı ve üniversitenin kurumsal görüşünü temsil etmediği belirtildi.</p>
<p>Köktaş'ın kişisel sanal medya hesabından yaptığı ve kamuoyuna yansıyan paylaşımlar hakkında soruşturma başlatıldığı kaydedilen açıklamada, şöyle denildi:</p>
<p>"Bahse konu paylaşım, ilgili öğretim üyesinin kişisel görüş ve değerlendirmelerini yansıtmakta olup üniversitemizin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir. Üniversitemiz, toplumsal birlik ve beraberliği, karşılıklı saygıyı ve farklılıklara yönelik kapsayıcı yaklaşımı temel değerleri arasında görmekte; ayrıştırıcı ve ötekileştirici her türlü söylemin karşısında durmaktadır."</p>
<div class="box-12">
<h3>Köktaş ne demişti?</h3>
<p>Köktaş, paylaşımında şunları kaydetti:</p>
<p>"Eskiden Türkiye'nin İslam devleti olmasa da İslam ülkesi olduğu kanaatini taşıyordum. Bugün gördüğüm Rize sokaklarından sonra buranın İslam ülkesi değil, gavur ülkesi olduğu kanaati bende perçinleşiyor. Amerika neyse Türkiye de o... Minarelerden ezan okunması işi değiştirmiyor."</p>
<p>Köktaş, tepkiler üzerine sosyal medya hesabından bir açıklama daha yaptı. "Paylaşımının tamamen şahsi kanaatten ibaret olduğunu" belirten Köktaş, şöyle dedi:</p>
<p>"Ancak bunun kurumuma mal edilmesinin iyi niyetle bağdaşır bir tarafının olmadığını belirtmeliyim. Gavur kelimesini kullanmakla dinden çıkmayı değil de dinden uzaklaşmayı, o da sadece bir açıdan, ve neredeyse bütün aklı başında kadınların şikayetçi olduğu çıplaklaşmayı kastetmiş olsam da maksadını aşan bir ifade olduğu veya yanlış anlaşılmaya müsait olduğu açıktır.</p>
<p>Maksadını aşan bir ifade olsa da bununla özellikle Rize'yi kastetmediğim yazıda çok belirgindi. Zira yanlış anlaşılmaya müsait olan o kelimenin çıplaklaşma şeklindeki içeriği Türkiye'nin her sathında bulunmaktadır.</p>
<p>Ömrümün 30 yılını Rize'ye verdim. Rize'nin 30 yıl öncesi ile şimdiki halini çok iyi bildiğimi söyleyebilirim. Bahse konu sorun tüm ülke sathında aynı şekildedir. Bu durumun salt siyasetle de alakası yoktur. Siyasetçiler kendilerine düşeni yapar. Sorun esasen toplumun sorunudur. Bu durum Müslüman bir birey olarak içimi kanatmaktadır. Ne yapılacağını da doğrusu bilmiyorum. En azından bunu dile getirme hakkımızın korunması gerektiğini düşünüyorum. Bu noktada kullandığım dilin daha makul olması gerektiği noktasında hemfikirim. Bu ve benzeri sorunların Müslümanlar tarafından dert edinilmesi gerektiğini temenni ediyorum."</p>
</div>
<p>(EMK)</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 09:07:00 +0300</pubDate></item><item><title><![CDATA[Nepal-Tibet sınırındaki selde 165 kişi hayatını kaybetti, binden fazla kişi kayıp]]></title><link>https://bianet.org/haber/nepal-tibet-sinirindaki-selde-165-kisi-hayatini-kaybetti-binden-fazla-kisi-kayip-322854</link><media:content medium='image' type='image/jpeg' url='https://static.bianet.org/haber/2026/08/27/nepal-tibet-sinirindaki-selde-165-kisi-hayatini-kaybetti-binden-fazla-kisi-kayip.jpg'/><guid isPermaLink='true'>https://bianet.org/haber/nepal-tibet-sinirindaki-selde-165-kisi-hayatini-kaybetti-binden-fazla-kisi-kayip-322854</guid><description><![CDATA[ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu, başlangıçta deprem olarak kayda geçen sismik hareketin aslında bir buzul çökmesi ve enkaz akışından kaynaklandığını açıkladı. Kayıpların büyük bir bölümünü bölgedeki turistler oluşturuyor.]]></description><content:encoded><![CDATA[<p>Nepal'in Çin sınırındaki Rasuwa bölgesi ile Tibet'in Gyirong ilçesini etkileyen ani sel felaketinde can kaybı artıyor.</p>
<p>Anadolu Ajansı'nın (AA) Nepal makamlarına dayandırdığı ilk bilgilere göre Rasuwa ve çevresinde 157 kişinin cenazesine ulaşıldı. The Guardian'ın 27 Ağustos'taki son aktardığı verilere göre ise Nepal ve Çin'de toplam can kaybı en az 165'e yükseldi.</p>
<p>Nepal Ulusal Afet Riskini Azaltma ve Yönetim Kurumu, felaketin üzerinden 24 saatten fazla zaman geçmesine rağmen ülkede 823 kişiden haber alınamadığını bildirdi. Kayıpların en az 579'unun yabancı turistler olduğu belirtildi. Çin devlet medyası da Tibet'in Gyirong bölgesinde 558 kişinin kayıp olduğunu duyurdu.</p>
<p><iframe style="border: 0;" src="https://www.google.com/maps/embed?pb=!1m14!1m8!1m3!1d3513.6507415442798!2d85.3782444!3d28.2786053!3m2!1i1024!2i768!4f13.1!3m3!1m2!1s0x39ea937588a960c1%3A0x511df30f9e3d4d76!2sFriendship%20Bridge%2CRasuwagadi!5e0!3m2!1str!2str!4v1787811206134!5m2!1str!2str" width="600" height="450" allowfullscreen="allowfullscreen" loading="lazy"></iframe></p>
<h3>Kayıplar arasında yüzlerce yabancı turist var</h3>
<p>Selin vurduğu bölge, Tibet'teki Kailash Dağı ve Mansarovar Gölü'ne yapılan dini ziyaretlerde kullanılan güzergahlardan biri. Bu nedenle kayıplar arasında çok sayıda yabancı turist bulunuyor.</p>
<p>Nepal Turizm Kurulu'nun verilerine göre kayıp kişiler arasında Hindistan, Ukrayna, Malezya, Birleşik Krallık, Avustralya, ABD ve başka ülkelerin yurttaşları bulunuyor. Çin devlet medyası ise yalnızca Gyirong'daki 558 kayıp kişinin 260'ının yabancı olduğunu bildirdi.</p>
<p>AA'nın aktardığı Nepal Başbakanlık Ofisi verilerinde de ilk aşamada 44 güvenlik görevlisi ile 391 yabancı uyruklu kişinin kayıp olduğu açıklanmıştı.</p>
<p>Arama kurtarma çalışmaları Nepal ordusunun ve özel şirketlerin helikopterleriyle sürüyor. Ancak kötü hava koşulları ve ulaşım altyapısındaki ağır hasar çalışmaları güçleştiriyor.</p>
<h3>Evler, yollar ve sınır geçişleri sürüklendi</h3>
<p>Felaket, Himalayalar'daki Nepal-Tibet sınırının iki tarafında geniş bir alanı etkiledi. Sel ve beraberindeki çamur ve kaya kütlesi evleri, yolları ve sınır geçiş noktalarını sürükledi.</p>
<p>Tibetli yetkililer Gyirong'daki kara sınır kapısının çamur akışından etkilendiğini ve can kayıplarının artmasından endişe ettiklerini açıkladı.</p>
<p>Nepal'in Nuwakot bölgesindeki Devighat'ta da evlerin çamura gömüldüğü, sokakların su altında kaldığı bildirildi. Felaket bölgesinden gelen görüntülerde Çinli arama kurtarma ekiplerinin Gyirong üzerinden bölgeye sevk edildiği görülüyor.</p>
<h3>USGS: Deprem değil, buzul çökmesi</h3>
<p>Felaketin nedenine ilişkin ilk saatlerde farklı açıklamalar yapıldı. Nepal makamları yakınlardaki bir buzul gölünün taşmış olabileceği ihtimali üzerinde dururken, bir başka olasılık olarak deprem sonrası oluşan heyelan gösterildi.</p>
<p>ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS) ise daha sonra yaptığı değerlendirmede, başlangıçta deprem olarak kaydedilen sismik hareketin gerçekte “buzul çökmesi ve enkaz akışı” olduğunu bildirdi.</p>
<p>USGS'ye göre çökme, aşağı havzada “felaket boyutunda” sonuçlar doğuran süreci tetikledi.</p>
<p>The Guardian'ın aktardığına göre USGS, Nepal-Çin sınırı yakınlarında çarşamba sabahı yerel saatle 08.37'de 5,2 büyüklüğünde bir deprem olarak kaydedilen sismik olayın daha sonraki analizlerde buzul çökmesiyle ilişkili olduğunun anlaşıldığını açıkladı.</p>
<h3>Çin ve Hindistan'dan yardım</h3>
<p>Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Tibet'teki Gyirong sınır kapısı çevresini de etkileyen felaketin ardından arama kurtarma çalışmalarının hızlandırılması, bölge sakinlerinin tahliye edilmesi ve yaralılara tıbbi yardım sağlanması talimatını verdi.</p>
<p>Çin Başbakanı Li Çiang da kayıp ve afetten etkilenen kişilerin sayısının belirlenmesini ve Nepal makamlarıyla koordinasyonun artırılmasını istedi.</p>
<p>Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar ise insani yardım malzemeleri taşıyan bir uçağın Nepal'in başkenti Katmandu'ya ulaştığını ve ilave yardım çalışmalarının sürdüğünü açıkladı.</p>
<p>Arama kurtarma ekipleri, ulaşımın kesildiği yerleşimlerde ve selin taşıdığı yoğun çamur tabakasının altında kayıp kişileri aramayı sürdürüyor. Nepal ve Tibet'teki yetkililer, yüzlerce kişiye hala ulaşılamaması nedeniyle can kaybının yükselmesinden endişe ediyor.</p>]]></content:encoded><pubDate>Thu, 27 Aug 2026 09:04:00 +0300</pubDate></item></channel></rss>