Bir Avukatın Anatomisi

Danıştay 2. Dairesi üyelerine saldıran Alparslan Aslan 1994te kayıt olduğu M. Ü. Hukuk Fakültesinde 1995te sopalı bıçaklı saldırılarda yer alan bir ülkücü militandı. Avukat olduğunun açıklanması yetmez. Diğer saldırılarla bağının araştırılması gerekir.

17.05.2006 saat 11:30 idi sanırım. Duruşmadan çıktım. Telefonumu açmamla çalması bir oldu. Arayan hukuk fakültesi yıllarından beri beraber olduğumuz bir arkadaşımdı.

"Haberin var mı?" dedi. 16.05.2006 tarihinde Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2005/766 Esas sayılı dosyasının duruşmasında sanıkların ve avukatlarının karşı karşıya kaldıkları saldırıdan söz ediyor sandım. O duruşma ile ilgili kızgınlığımı anlatmaya çalışırken bir anda henüz haberdar olmadığım yeni bir gelişme olduğunu anladım.

"Danıştay'da bir avukat hâkimleri taradı duydun mu?" diye sürdürdü sözünü ve ekledi "Adı Alparslan Arslan"

İlk önce anlamadım. Eskiler buna kulaklarına inamamak derler ya ben emindim duyduklarımı yanlış anladığıma.

"Emin misin?" dedim.

Yanıt İstanbul Barosu'na kayıtlı bir tane Alparslan Arslan olduğuydu. Arkadaşım saldırının o ana kadar öğrendiği ayrıntılarını sıraladı art arda.

Alparslan Arslan, 1994'te Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne kayıt yaptırdı. Kayıt yaptırdığında kendisine verilen öğrenci numarasının sonu tek numara olduğu için 1 numaralı amfide edindi ilk arkadaşlarını. 1 numaralı amfide edindiği arkadaşları ile birlikte hayat içindeki tercihlerinin netleştiğini, kendilerinden farklı olanlara hiza verme faaliyetine fakültedeki ilk ayları içinde başladıklarını o yıllarda Marmara Üniversitesi Haydarpaşa Kampüsü'nde öğrenim görenlerin nerede ise tümü anımsayacaktır.

Siyasal tercihleri lise öğrencisiyken nasıldı bilemem. Üniversite öğrenciliği süresince kendisini ülkücü olarak nitelediğini ise biliyorum. 1995'in ilk aylarında öğrenci hareketinin -önceki bir kaç yıla göre- ileri sayılabilecek adımlar atması, hızla kalabalıklaşması karşısında onun da içinde bulunduğu ülkücü topluluğun dışarıdan getirilen bindirilmiş kıtalar ile birlikte neler yaptığını, şiddetin nasıl tek yöntem olarak kullanıldığını sanırım anlatmaya gerek yok.

Satır, bıçak zaman zaman da ateşli silahların kullanıldığını; ve tüm bunlara karşın -aslında tam da bunlar için - saldırganların nasıl korunup kollandığını da anlatmaya gerek yoktur sanırım.

Yaşananların sıcaklığı içinde yalnızca saldırganın yaşam öyküsüne ilişkin bir çift söz kanımca şu an için yeterlidir.

Ve şu üç noktayı eklemek gerekir:

Saldırganın bir avukat olduğunun altının çizilmesi açıklayıcı değildir.

Onun, öğrenciliğinden bu yana aynı siyasal çizgi doğrultusunda aynı yöntemlerle siyaset (!) yapa geldiğidir.

Bu süreklilik gözden kaçırılırsa bu ciddi bir yanlış olacaktır. Az once Bülent Arınç'ın yaptığı gibi "meczupluk edebiyatı" heveslilerinin işi kolaylaşacaktır.

16 Aralık 2005 tarihli duruşmada Orhan Pamuk'a yapılanlarla, 16 Mayıs 2006 tarihinde Hrant Dink'e, Aydın Engin'e ve avukatlarına yapılanların hangi bağlamda değerlendirilmesi gerektiği konusunda ise kimilerinin biraz daha düşünmesi gerektiği açıktır. (CA/EK)


İstanbul - BİA Haber Merkezi

17 Mayıs 2006, Çarşamba

Can ATALAY