Kovuşturmanın dayandığı iddia şu ilkeyi uygulamakla yetiniyor: Devlet yetkililerinin karşı çıktığı yerinde ve önemli hakikatler kabul edilemez. Sanıkları desteklemek Türkiye halkını ve onun insana yaraşır bir geleceğe sahip olma hakkını desteklemektir.
Adı geçen kişiler hakkında hapis cezası isteniyor. Sanıklar, Türkiye Cumhuriyeti'ni ve hükümet kurumlarını aşağılamakla ve halk arasında nefret ve düşmanlık yaymakla suçlanıyorlar. İddianamede alıntılanan cümleler, ABD ve uydu devletlerinin, diğer yanda ise resmi düşmanların işlediği suçların medyada nasıl işlendiğine dair karşılaştırmalı bir incelemeden alınıyor.
Pek çok vakanın ayrıntılı şekilde incelenmesi şunu ortaya koyuyor: ABD ve uydu devletlerinin işlediği suçlar düzenli olarak inkar edilir veya önemsizmiş gibi gösterilirken, resmi düşmanların suçları büyük öfke uyandırmakta, genellikle kanıttan yoksun (veya açıkça yanlış) iddialara yol açmaktadır. Bu iddiaların düzeltilmesi ise çoğunlukla mümkün değildir.
Kitapta, 1990'lı yıllarda - Clinton yönetiminin sağladığı ve zalimlikler artıkça büyüyen muazzam bir silah akışına dayanarak - Türkiye'nin Kürtlere karşı işlediği suçların medyada ne şekilde ele alındığı da inceleniyor; ortaya çıkan veriler, aynı dönemde medyada resmi düşmanların suçlarının nasıl işlendiği ile karşılaştırılıyor.
İddianame, ne ortaya konan kanıtların doğruluğunu ne bizim bu kanıtları doğru olarak yansıtıp yansıtmadığımızı ne de kanıtların, tartışmanın bağlamına uygun düşüp düşmediğini sorguluyor. Bu kanıtların doğruluğu başka hiçbir yerde de tartışma konusu yapılmadı. O halde kovuşturmanın dayandığı iddia sadece şu ilkeyi uygulamakla yetiniyor: Devlet yetkililerinin karşı çıktığı yerinde ve önemli hakikatler kabul edilemez. Daha fazla yorum yapmaya gerek olduğunu düşünmüyorum.
İfade özgürlüğünden daha temel bir hak düşünülemez. Bu hakları kazanabilmek için yüzyıllarca mücadele verildi. Sınırsız ifade özgürlüğü varmış gibi davranılmasına ve çokça gösteriş yapılmasına rağmen, Avrupa'da bu hak sınırlı şekilde korunur. ABD'de ise ifade özgürlüğünün devlet baskısına karşı yüksek bir koruma standardına kavuşması - ki bildiğim kadarıyla dünyada benzersizdir - ancak 1960'larda mümkün olabildi. Bu başarı, yurttaşlık hakları hareketinin ve diğer muhalif hareketlerin sayesinde gerçekleşti. Bu ve diğer temel hakları kısıtlamaya uğraşan köktenci devletçi gericilerin, özelikle şu an yönetimde olanların çabalarını burada tekrar ele almaya gerek görmüyorum. Kısıtlanmaya çalışılan bu haklar arasında, habeas corpus hakkı gibi [kişinin mahkeme önüne çıkarılma hakkı], yüzyıllardır uygulanan insan hakları da var. Tarih, hakların halk mücadelesiyle kazanıldığını ve aynı şekilde korunması gerektiğini ortaya koyuyor.
Aynı yayınevi (Aram Yayıncılık) hakkında benzer suçlamalarla 2002 yılında da bir dava açılmış, ama dava düşmüştü. O yıl Türkiye'ye yaptığım ziyaretlerde, Türkiye Yayıncılar Birliği de dahil, çok geniş bir kesimde bu sonucun büyük memnuniyetle karşılandığını rahatlıkla gözlemlemiştim. Türkiye şu bakımdan sıradışıdır ve Batı'dan bir hayli farklıdır: Önde gelen Türkiyeli aydınlar -yazarlar, sanatçılar, akademisyenler, gazeteciler ve diğerleri- zalimce yasaları açıkça protesto etmekle kalmadılar; sert cezaları göze alarak -ve bazen de maruz kalarak- bu yasalara karşı düzenli olarak sivil itaatsizlik yapmaya giriştiler. Bu insanların, çok daha imtiyazlı olan fakat çok daha azını yapan Batılı aydınlara ilham kaynağı olması gerekir. Başkalarıyla birlikte bu aydınların çabaları, geçtiğimiz yıllarda Türkiye'de yurttaşlık hakları ve insan haklarında önemli iyileşmelere yol açtı -ki bu çok sevindirici bir gelişmedir. Maalesef, şu anda bir geriye gidiş döneminden geçiliyor. Halihazırdaki yargılamalar da bunun çok sayıdaki örneğinden birisini oluşturuyor. Kendi başına kabul edilemez olmasının yanı sıra, bu durum Türkiye toplumu açısından son derece zararlıdır. Aynı şey, yüzyıllarca süren halk mücadelelerinin ciddi bir özgürlük mirası bıraktığı ABD ve diğer ülkelerde yurttaşlık hakları ve insan haklarına yapılan son saldırılar için de geçerlidir.
Şu anda Türkiye'de yargılanan sanıkları desteklemek, Türkiye halkını ve bu halkın insana yaraşır bir geleceğe sahip olma hakkını desteklemektir. Bu desteğin, her yerde ve özellikle kendi ülkemizde yurttaşlık hakları ve insan haklarını savunmaya dönük uluslararası bir mücadelenin parçası olması gerekir. (NC/TK)
* Chomskynin 9 Ekim tarihli yazısı Aram Yayıncılık tarafından Türkçeleştirildi.

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.
BİZE ULAŞIN