20 Kasım Perşembe, Son güncelleme 16.15

Sirtaki ile Dostluk Pekişirken....

Türkiye ve Yunanistan Dışişleri Bakanları dostluk pekiştirirken, ders kitapları Yunanistanı çocuklara Türkiyede ayrılıkçı isyan kışkırtmakta olan bir düşman olarak tanıtıyor. Okulu savaş alanı kılmak isteyen zihniyet çok uzun vadeli bir yatırım peşinde.

BİA Haber Merkezi - İstanbul

20 Aralık 2003, Cumartesi

Piyanonun başında Yorgo Papandreu ve Abdullah Gül. Gülümserken; baş sayfada, renkli. Piyanist söylüyor: Sen Türk, ben Rum/Sen halk, ben halk ... Taverna coşmuş, ayakta alkışlıyor. Arkasından bu kez iki ülkenin enerji bakanları. Akis Çohaçopulos, Hilmi Güler’i kolundan çekiştiriyor: Gel oynayalım. Okuyoruz: “Gece boyunca karşılıklı sirtaki ile dostluk pekiştirildi.”

Peki bunlar olurken, Türkiye’de çocuklar Yunanistan hakkında okulda acaba neler öğreniyor? Ders kitaplarının tam da yeniden konuşulur olduğu bugünlerde, madalyonun arka yüzünde neler var, bir bakalım:

“Ortodoks ayrılıkçılığı” diye birşey

“Avrupalı güçlerin ve Yunanistan’ın Anadolu’ya ilişkin hedefleri canlılığını korumaktadır. Yunanistan, Lozan Barış Antlaşması ile beraber, tarihe gömülen Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Ortodoks ayrılıkçılığını tekrar canlandırmaya çalışmaktadır.” (1)

Bu satırlar, açıkça hain emeller besleyen sinsi bir düşmanı işaret etmiyor mu? Ayrılıkçılık yaratmak suretiyle Türkiye’yi bölmek isteyen bir düşman! Üstelik geçmişte kalmış bir emel değil bu. Hala taptaze ve canlı.

Yunanistan: Ders kitaplarında birinci tehdit

Yunanistan’ın yanına iliştirilmiş diğer düşman ise “Avrupalı güçler”. Avrupa Birliği’ne girmenin Türkiye’nin resmi politikası olduğu devletin en yetkili ağızlarından neredeyse her gün ilan edilirken, biraz kafa karıştırıcı değil mi bu durum? Ne var ki tutarlılık, herhalde ders kitaplarında aranması gereken en son şey. Daha çok, tutarlılığı başka bir açıdan kurma çabası herhalde bu. Ancak “arkası sağlam” diyerek, Türkiye’nin onda biri büyüklüğündeki bir ülkenin bir tehdit olduğuna insanları ikna edebilirsiniz.

Yunanistan ders kitaplarındaki dış tehdit sıralamasında birinciliği kimseye kaptırmadı bugüne dek. Ancak “Ortodoks ayrılıkçılığı” denen şey Milli Eğitim’in tamamen bu seneye özgü “orijinal” saptaması.

Çocuklara karşı psikolojik harekat Bahçeli’nin aklı

İşin hikayesi ise 2001 yılına kadar uzanıyor. Fransız Parlamentosu’nun Ermeni soykırımını tanıyan bir yasa kabul etmesinin ardından esen isterik rüzgarlarda, başkanlığını Başbakan Yardımcısı ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yaptığı “Asılsız Soykırım İddiaları İle Mücadele Koordinasyon Kurulu” kurulur.

Bu kurula bağlı, içinde Milli Güvenlik Kurulu (MGK) üyelerinin de yer aldığı eğitim grubu okullarda “asılsız Ermeni, Rum-Pontus ve Süryani iddialarının” okutulmasına karar verir. Böylece “psikolojik harekat” nesnesi haline getirilen çocuklarımızın, 2003 yılında ezberleyecekleri bilgiler arasına “Ortodoks ayrılıkçılığı” meselesi “Pontus Sorunu” adı altında eklenir.

Konunun kitaplara yapıştırılma biçimi başlı başına bir mizah konusu olacak kadar komik. Farklı kitaplarda aynı paragrafların -imla yanlışlarına kadar aynı- yer alması, yerleştirmenin “merkezi” olduğunu gösteriyor. Yani, ders kitaplarının bir resmi, bir de “derin” yazarları var. Bu yazar “zenginliği” içinde, faşizan-milliyetçi-muhafazakar, devlette köşe kapmış bütün tonlar mevcut.

Ders kitaplarında “derin” montaj

Gelelim konunun kitaplarda nereye monte edildiğine. Örneğin lise 2 tarih kitabında (2) ekleme bölüm “Yunan İsyanı (Megali-İdea)” adlı ana başlığın bir alt konusu olarak yer alıyor. 1821 yılında başlayan Yunan isyanı 6 paragraf anlatıldıktan sonra, “Yunan-Pontus İlişkileri” adlı alt başlık geliyor; böylece birdenbire 1900’lerin başına sıçrıyoruz. Bu bölüm 11 paragrafla, asıl konu olan Yunan isyanından iki kat daha uzun. Pontus’un ardından konu başka bir başlıkta bu sefer Mısır’da Mehmet Ali Paşa isyanına, yani 1830’lara dönerek devam ediyor. 1820-1900-1830 arasında cereyan eden bu zamansal sıçrayışları, ancak dikkatli bir okumayla fark edebiliyorsunuz.

Şimdi de “Pontus” meselesinin anlatıldığı 11 paragrafın içeriğini kategorilere ayıralım:

* Doğu Karadeniz’de etnik kimliğin tarihsel açıdan büyük ölçüde Türk unsurundan oluştuğunu anlatan bölüme 6 paragraf;

* Pontus sorununun Yunanistan ve başka dış devletlerin kışkırtmasıyla ortaya çıktığını; Rum, Ermeni kilise ve patrikhanelerince desteklendiğini anlatan bölüme 4 paragraf;

* Pontus ayaklanması diye bir ayaklanmanın olduğunu ve 1923’te bastırıldığını söyleyen bölüme ise sadece 1 paragraf ayrılmış bulunmaktadır.

Kim, nerede, ne zaman, nasıl ayaklanmış sorularının ise bölümün tamamında herhangi bir karşılığı yok. Karşılığı olması gerekli mi? Kitaplara bu maksatlı bilgilerin monte edilmesinden sorumlu olanların amacı açısından düşünecek olursak, hayır. Ezberlemekle yükümlü olacağı bunca laf kalabalığından öğrenciye bol bol düşmanca imajın; bir de “Pontus iddiaları asılsızdır” gibi bir klişenin kalmasının yeterli görüldüğü anlaşılıyor.

Ama biz konuyu düşünmeye ve değişik ders kitaplarından elde edebildiğimiz sonuçları birleştirmeye devam edelim:

Doğu Karadeniz’de nasıl olur da, Ortodoks ayrılıkçılığı yaratılabilir? Komşu bir ülkenin ayrılıkçılık kışkırtabileceği bir Ortodoks kitle var da, bizler mi bihaberiz?

Başka bir lise 2 tarih kitabında sorularımıza bazı cevaplar buluyoruz:

“Yunanistan’ın bu konudaki [Pontus soykırımı iddiaları kastediliyor] en çarpıcı faaliyeti kurdurduğu derneklerdir. Bu çerçevede Yunanistan yurt içi ve yurt dışında 176 adet Pontus derneği kurdurmuştur.” (3)

Bu satırları devletimizin dernekler, daha doğrusu yurttaşların her türden örgütlenme girişimi karşısında beslediği fobinin tipik bir yansıması olarak değerlendirebiliriz. Ancak, fobi artık ülke sınırlarını aşmış durumda. Değerli yazarlar Yunanistan’daki derneklerin Yunan devleti eliyle kurulan örgütler olduğunu nereden bilmişler acaba? Diyelim ki haklılar, nasıl olur da bir devlet kendi yurttaşlarına dernek kurmayı telkin ederek, başka bir ülkede ayrılıkçılık yaratabilir? Nasıl olabileceğini birlikte okuyalım:

“Yunanistan, Pontus konusunu bir soy kırım olarak uluslar arası kuruluşlar düzeyinde gündeme getirmektedir. Yapılan kongrelerde, yayımlanan kitap, makale ve bildirilerde Türklerin 350 bin Pontusluya soy kırım uyguladığı ileri sürülmektedir. (...) Türkiye'nin Pontus soy kırımını tanımadığı sürece AB'ne kabul edilmemesi için Yunanistan içinde ve Avrupa ülkelerinde propaganda yapılmaktadır.” (4)

Böylece görüyoruz ki, ders kitaplarına “Pontus sorunu” adı altında eklenen bölümlerde bütün dert, kitap yayınlayan, makale yazan ve kongre düzenleyen bu derneklere cevap vermekten ibarettir. Kitapların böylesine güncel bağlamlarda çocukları şartlandırmak üzere siyaset içine çekilmesi nasıl bir anlayışın ürünüdür? Yunanistan’daki şu veya bu siyasal-kültürel akıma, derneğe ya da bizzat hükümetin kendisine cevap verme yeri ders kitapları mıdır? Yunanistan’ın siyasal girişimleriyle hesaplaşma yeri sınıf kürsüsü müdür?

İşin ironik yanı yukarda alıntılar verdiğim kitabın yazarının, ilköğretim sosyal bilgiler dersi için hazırladığı başka bir kitabın çok değil, bir sene önceki (2002) baskısında tam tersi bilgilerin yer alması:

”Avrupa Birliği üyesi olan Yunanistan, son zamanlarda ülkemizin de bu birliğe üye olması için olumlu bir tavır içine girmiştir. Bu durum komşuluk ilişkilerimizi olumlu olarak etkilemektedir.” (5)

“Derin” yazarların ders kitaplarında görmek isteyeceği en son cümleler bunlar olsa gerektir! Olumlu komşuluk ilişkileri gibi bir kavram, gıdasını düşmanlık gütmekten ve bunu henüz muhakeme yeteneği gelişmemiş çocuklara aşılamaktan alanların defterinde yazmıyor. Devletler arası politikanın oynak zemininde bugün “düşman” sayılan, yarın bir bakarsınız “dost” oluvermiş. Oysa çocukların böyle oynak zeminleri yok. Çocuk yaşta kazanılan değerler ve anlayışlar, gelecekte nasıl düşüneceklerini ve neler yapacaklarını belirliyor. Bu da okulu savaş alanı haline getirmek isteyen zihniyetin çok uzun vadeli bir yatırım peşinde olduğunu açıklıyor.

Beyler, gölge etmekten vazgeçseniz de, bizim çocuklar da komşununkilerle birlikte sabaha kadar sirtaki oynayabilseler! (NO/EK)

1 Prof.Dr.Ahmet Mumcu, Mükerrem K.Su, Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük, Istanbul, MEB, 2003, s.56.

2 Tarih Lise 2, Komisyon, İstanbul, MEB, 2003, s.62-65.

3 Kemal Kara, Lise Tarih 2, İstanbul, Önde Yayıncılık 2003, s.112

4 aynı yerde [metindeki imla yanlışları yazarlarına aittir].

5 Kemal Kara, Nurten Kaman, İlköğretim Sosyal Bilgiler 7, İstanbul, Serhat Yayınları, 2002, s.152.

Ana Sayfa | Yazarlar | Arşiv-Arama | Bilgi-Belge | Çocuk Sitesi | BİAMag | Kadının Penceresi | News in English
Haber Listesi | Galeriler | Linkler | Künye | BİA Kitaplığı | BİA Hakkında

Bu web sitesi IPS İletişim Vakfınca İsveç Uluslararası Kalkınma Ajansı (SIDA) desteğiyle yürütülen, "Haklar İçin Habercilik, Haberciler İçin Özgürlük" -kısa adıyla BİA3 - projesi kapsamında yayınlanmaktadır. Web sitesinin yeniden düzenlenmesi masraflarına Uluslararası İfade Özgürlüğü Değişimi (IFEX) de katkıda bulunmuştur. Bu web sitesinin içeriği yalnızca IPS İletişim Vakfı'nın sorumluluğundadır ve hiçbir biçimde SIDA'nın tutumunu yansıtmamaktadır.