5 Aralık Cuma, Son güncelleme 00.36

Hormonlu Maraton: Toroğlunun Faullü Şarjı

AB uyum yasaları fazla genişmiş, polisin eli kolu bağlanmış, gözaltı süreleri uzamalıymış, adamı polis yakalıyormuş da mahkeme bırakıyormuş gibi sözler futbol programının değil, Siyaset Meydanının konusu.

BİA Haber Merkezi - İstanbul

12 Nisan 2006, Çarşamba

Ellerinde bayraklar, üzerlerinde tuttukları takımın forması, her hafta maça giden binlerce insan. Kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk... Futbolun sahadaki akışına göre duyguları şekillenen bu kitle homojen bir topluluk değil. Tuttukları takım dışında ortak yanları pek az çeşitli toplum katmanlarının bir araya geldiği tribünlerde toplumsal siyaseti ilgilendiren meselelere genellikle “egemen” fikrin hakim olduğunu söylemek mümkün.

Egemen milliyetçi tonların tribün hakimiyeti

Türkiye’yi ele alalım. Bundan epeyce önce İstanbul BJK İnönü Stadyumu’nda oynanan Beşiktaş – Diyarbakırspor karşılaşmasında yaşananları “Üç puan için değer miydi?” başlıklı bir yazıya mevzu etmiştik. Toplumsal/siyasal renklerin tribüne nasıl yansıdığına dair önemli bir gözlemdi bu maçta olanlar. Beşiktaş taraftarı, Diyarbakırlı oyunculara maç içi nedenlerden dolayı kızmış ve “Kahrolsun PKK” diye bağırarak oyuncuları sevmediğini, o takımda oynayan ve o takımı tutan herkesin PKK’lılığı içselleştirdiğini ima etmişti.

Henüz PKK eylemlerinin bugünkü kadar kendisini belli etmediği bir ortamda İnönü Stadyumu’nda yaşananlar, aslında bugün Diyarbakırspor’un herhangi bir stadyumda oynayacağı herhangi lig maçında başına gelebilir.

Tribünde siyaset

Bu algı aslında egemen politik bakışın tribün ortalamasına hakim olduğunun göstergesi. Maç öncesinde (her nedense) İstiklal Marşı okunurken ellerin kurt başı gibi kaldırılması, İtalya’da da olduğu gibi faşizmin (Lazio taraftarı buna örnektir) futbol izleyicisine hakim olma çabaları bir bilinmeyen değil.

Aslında sosyalizmin hakim olduğu tribünlerin varlığını da biliyoruz. Bugün İtalya’nın Livorno kulübünün taraftarları kızıl bayraklarını, Che, Marx, Lenin posterlerini açıyor, takımını bu şekilde destekliyor.

Beşiktaşlılar “kısmi muhalif”

Beşiktaş taraftarı da zaman zaman muhalif görüntüsüyle dikkat çekiyor. Çarşı grubu anarşizmin simgesi olan malum “A” harfini pankartlarında kullanıyor, Filistin mücadelesine destek veriyor, savaşa karşı çıkıyor falan. Ancak yukarıda sözünü ettiğimiz PKK aleyhindeki sloganları ya da bu hafta olduğu gibi bazı grupların diğerlerinin itirazına ve şiddetli tartışmalara rağmen Türk bayrakları açması camiada çeşitli tartışmalara yol açıyor. Oysa “çarşı” zaten maç sırasında “Çarşı teröre de karşı” pankartını açarak malum tavır ile ilgili olarak önlemler almıştı. Hatta Türk bayrağının açılması ile ciddi bir tartışma da yaşandı. Ama tribün bir yere kadar. Orada rakibine penaltı yaptıran Çağdaş’ın ıslıklarla protesto edilmesi çoğu zaman politik mülahazaların önüne geçiyor. Bu da anlaşılır tabii.

Milliyetçi sloganların tribünlerdeki yankısı

Böyle bakıldığında Türkiye’de en politik taraftar grubunun her şeye rağmen demokratik tutumunu sürdürme gayreti içerisindeki Beşiktaş taraftarı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Fenerbahçe, Galatasaray tribünleri ise tamamen sportif alanda kalarak, gerekirse “şehitler ölmez vatan bölünmez”, hatta zaman zaman “ya allah bismillah allahu ekber” diye sloganlar atıp susmak ve birbirlerine muhalefet etmek gibi bir eğilim içinde. Bu iki ezeli rakibin muhalefeti birbirine.

Hormonlu siyasi fikirlerin yeri "Maraton" değil

Daha önce de değindiğim gibi tribün asla homojen bir siyasi yapı değil, olamaz. Ama baskın olan yaklaşım ve siyasi tutumu da görmezden gelmek mümkün değil. Ancak televizyonlarda kendilerini “renklerin çıkarlarını değil futbolun kurallarını” konuşur gibi gösteren insanların “AB filan bize çok arkadaş. Bize AB değil, CD lazım” gibi kahvehane ağzıyla, siyasi görüş beyan etmesi çok tuhaf geliyor bana.

“AB uyum yasaları fazla genişmiş, polisin eli kolu bağlanmış, gözaltı süreleri uzamalıymış, adamı polis yakalıyormuş da mahkeme bırakıyormuş” gibi sözler futbol programının değil, Siyaset Meydanı’nın konusu. Tıpkı hormonlu sebzeler ve tavuklarla uğraştığı ve her nasılsa ses getirdiği günlerde olduğu gibi Erman Toroğlu bu kez siyasi Maraton’a başladı, fuleli adımlar atmaya çalışıyor.

Bizzat geri bir yerde durarak ucuz sağ, klasik milliyetçi bir politika yapıyor. Sığlığın ötesine geçmeyen bu siyasi fikir beyanları yukarıda kısaca değindiğimiz tribün tavrının bir uzantısı gibi görünse de aslında tehlikeli bir durumun da habercisi. Oturup gece boyunca maçların tahlilini Toroğlu’ndan dinleyen ortalama futbol izleyicisi, kendisini ciddiye alabiliyor, tıpkı daha önce tavukçuların yaptığı gibi...

Bilmiyorum belki de Toroğlu bu yorumları az önce istemeden kızdırdığı filanca takımın taraftarına bu durumu unutturmak için yapıyor. Dolayısıyla milliyetçi hassasiyetleri okşamış, Türkiye’de sayılarının son dönemde dramatik olarak yeniden arttığı gözlemlenen milliyetçilere göz kırpmış oluyor.

Futbolla ilgilenenlerin karmaşık siyasi yapısını, siyasi ehliyeti olmayan bir spor yorumcusunun bozmasına ihtiyaç yok. Zira kendisinin Antalya’dan İstanbul’a gelene kadar kamyonda büyüyen hıyarlar hakkında mesleği gereği iddialarda bulunabilmesi bir nebze anlaşılabilir. Ancak siyaset alanı Toroğlu’nun hormonlu sebzelerinden başka bir şeydir. (BD/EK)

Ana Sayfa | Yazarlar | Arşiv-Arama | Bilgi-Belge | Çocuk Sitesi | BİAMag | Kadının Penceresi | News in English
Haber Listesi | Galeriler | Linkler | Künye | BİA Kitaplığı | BİA Hakkında

Bu web sitesi IPS İletişim Vakfınca İsveç Uluslararası Kalkınma Ajansı (SIDA) desteğiyle yürütülen, "Haklar İçin Habercilik, Haberciler İçin Özgürlük" -kısa adıyla BİA3 - projesi kapsamında yayınlanmaktadır. Web sitesinin yeniden düzenlenmesi masraflarına Uluslararası İfade Özgürlüğü Değişimi (IFEX) de katkıda bulunmuştur. Bu web sitesinin içeriği yalnızca IPS İletişim Vakfı'nın sorumluluğundadır ve hiçbir biçimde SIDA'nın tutumunu yansıtmamaktadır.