3 Aralık Çarşamba, Son güncelleme 21.13

Şenol Güneşin Aynasında Ersun Yanal...

Türkiye-Yunanistan maçının ardından verilen istatistikler bir gerçeğe işaret ediyor: Türkiye, Yanal yönetiminde FİFA listesinde kendinden üst sıradaki hiçbir takımı yenemedi.

BİA Haber Merkezi - İstanbul

7 Haziran 2005, Salı

Milli maçın ardından yine kıyamet koptu. Öyle ya 2002’de Japonya ve Güney Kore’nin ortak ev sahipliğinde gerçekleştirilen Dünya Kupası’nda Türkiye biraz şans biraz bilek gücüyle üçüncülük kürsüsüne çıkmış, memleket ayağa kalkmıştı. Kazanılan her maçın sonrasında sokakları dolduranların beklentisi artmış, çıta yükselmiş, dünya çapında bir başarı elde edilmişti. Hem de kahvehaneleri dolduranların ortak kanısı ile dile getirecek olursak “teknik direktör Şenol Güneş ve Hakan Şükür’e rağmen”.

Halkımız bu ikiliye gıcık oluyordu. Hakan Şükür’ün yeteneklerinin az olduğu her mahfilde dile getiriliyor, Şenol Güneş’in saç modeli ev hanımlarının günlerinde kurabiye eşliğinde menfi tenkitlerden nasibini alıyordu. Öyle ya Güneş zaten kaleciydi, ondan ancak kaleci antrenörü olurdu, hem gidip bir “image maker”a saçını başını bir yaptırsaydı. Hem yok muydu canım koskoca Türkiye Milli Takımı’nın teknik direktörünü giydirecek doğru dürüst bir mağaza, tekstilci, iş adamı? Ne o öyle kahverengi kareli gömleğin üstüne yeşil ve pötikare bir kravat takılır mıydı?

Her devrin adamı: Hakan Şükür

Bütün bunlar Şenol Güneş’in futbol ufkuna vakıf olmamızı sağlayacak göstergelerdi çoğumuza göre. Hem Hakan Şükür’ün oynaması illa gerekiyor muydu bütün bu önemli maçlarda? Avrupa’ya gitmiş, rüştünü ispatlayamamış bir futbolcu nasıl olur da milli formayı bu kadar kolay geçirebilirdi sırtına. Şenol Güneş bu futbolcuyu neden oynatıyordu ki?

Bütün bu olumsuz yorumlar yapılırken grup maçları başladı. Portoriko, Çin falan derken görece olarak kolay bir gruba düşen milli takım Brezilya’nın ardından ikinci olarak bir üst tura çıkmaya hak kazandı. Vaziyetin işaret ettiği oydu ki Türkiye, oynayacağı maçlara göre çeyrek finale rahat rahat çıkardı. Japonya galibiyeti ve rakip takımın taraftarlarının İlhan Mansız sevdası da gündemin başlıca maddeleri oldu. Sonrası Senegal maçıydı. Türkiye gitgide bir basamak daha çıkıyordu.

Sürdürülemeyen başarı

Yarı finalde, ilk maçta boyun eğdiği Brezilya’ya yenilince en fazla üçüncü olabilecek bir takım vardı karşımızda. Giderek eleştirilerin dozu da azalıyordu. Şenol Güneş yavaş yavaş bir ulusal kahraman olma yolundaydı. Hele de Hakan Şükür üçüncülük maçında ev sahibi Güney Kore’ye daha karşılaşmanın 9’uncu saniyesinde dünyanın en hızlı golünü atıp tarihe geçince, şimdilik kaydıyla yırtmıştı. Türkiye üçüncü oldu ama başarının ancak sürdürülebilir olunca bir mana ifade ettiğini unutan teknik yöneticiler Şenol Güneş ile üç hilalli yüzüğü ve sarkık bıyıkları ile meşhur Ünal Karaman, Avrupa Şampiyonası vizesi almayı başaramayınca topla tüfekle kovuldular oturdukları koltuktan.

Parlayan yıldız: Ersun Yanal

Yeni teknik direktör adayı da belliydi. Çalıştırdığı Denizlispor, Ankaragücü ve Gençlerbirliği takımlarında son derece başarılı bir grafik çizen, televizyonlardaki canlı yayınlarda “bilgisayarı profesyonel yaşamında, futbolcularının teknik ve fiziki analizini yaparken nasıl kullandığını” çekinmeden gösteren, aynı zamanda yine bilgisayarda takım kurmak, futbolcu transfer etmek, taktik vermek gibi işlevleri yerine getirmekle mükellef olduğunuz “Championship manager” adlı oyunu oynamakta son derece mahir bir teknik adamdı Yanal. Üstelik Şenol Güneş ile kıyaslandığında son derece karizmatik, epey yakışıklı, ağzı laf yapan “hoş bir adam”dı. Aynı zamanda birçok antrenör gibi alaylı değil mektepliydi. Mürekkep yalamış ve belli ki kendisini geliştirmiş bir kişiydi.

Kötü ayrılışlar, terk edişler

Ama eski takımlarından hep olaylı şekilde ayrılmıştı. Ankaragücü takımından Gençlerbirliği’nin başına geçmeye karar verdikten sonra eski takımı yeni antrenörünü kamuoyuna tanıtırken kendisini fena halde eleştiren bir açıklama kaleme almıştı. Kendisi ayrıldıktan sonra Ankaragücü bir yabancı antrenörle anlaşmış ancak aradığını bulamamıştı. Tam bu dönemde yeni bir yerli teknik adamla anlaştığını duyuran kulüpten yapılan resmi açıklama şöyleydi:

“... Ankaragücü olarak, takımımızı 2 sene çalıştırıp, bu çalışmaları dolayısıyla Türkiye’nin spor camiasına mal olduğu halde kulübümüze, sporla hiç bağdaşmayacak olaylar yaşatan, hiç kimseyle vedalaşma cesareti bile gösteremeden ayrılan önceki Türk antrenörümüz (Ersun Yanal) nedeniyle bir süre yerli hocalarla çalışmaya ara vermek kararındaydık. Ancak Antrenörler Birliği başkanı İsmail Dilber ile yapılan görüşmeler sonunda kendisinin bu tür davranışlarda bulunan kişilere prim verilmesinin mümkün olamayacağı ifadeleri ve teminatları doğrultusunda, bu tür spor ve futbol camiamıza yakışmayan benzer olayların yaşanmayacağı temennileriyle tekrar Türk antrenörle çalışmaya karar verilmiş olup, yeni dönemde Ankaragücü, ekibiyle birlikte Tevfik Lav ile anlaşılmıştır."

Yanal’dan veciz sözler

Bu ağır açıklamalara pek sesini çıkarmamayı tercih eden Yanal futbolun ekonomi politiği ile ilgili mevzulara da yatkındı. Nitekim Yeni Şafak Gazetesi’ne verdiği bir röportajda gayet iddialı, hatta kısmen gerçeklere de işaret eden bir takım sözler söylüyordu:

Yanal, “Gençlerbirliği dahil hiçbir Anadolu kulübü şampiyon olamaz. çünkü babalar böyle istiyor. Piyonlar da buna uyum sağlamak zorunda” diyordu, “bu ortam ve şartlarda başarıdan, insanlıktan, centilmenlikten söz etmek doğru değil,” diye ekleyerek.

Bakın başka neler söylemiş: “Türk futbolu birileri tarafından geri götürülüyor. Avrupa'daki o güzel ahengi Türk futbolunda bulma şansın yok. Biz maç yapmıyoruz, savaşıyoruz. Türkiye’de doğa kanunları geçerli. Güçlüler yaşar, güçsüzler ölür. Eğer buna futbolun başındaki insanlar çanak tutuyorsa, diyecek bir şey yok. Türkiye sadece İstanbul değil. Anadolu futboluna yazık ediyorlar. Türkiye'de başarı sigara dumanına benziyor. Elini uzatırsın tutamazsın, istersin alamazsın, görürsün ispatlayamazsın. Böyle bir ortamda başarıdan söz etmek çok yanlış. Benim umudum kalmadı."

Kompüterize antrenör

İşte tam da Ersun Yanal Türkiye’de futboldan umudunu kestiği bir ortamda milli takımın başına getirildi. O bütün ülkenin umudu oluvermiş, bu sebeple Türkiye Futbol Federasyonu’ndan on milyarlarca aylık maaş almayı hak etmişti. Bu kadar parayı o mevkie kim gelse alacaktı elbet. Fakat önemli olan bunun karşılığını vermekti. Değil mi ki kompüterize edilmiş yepyeni bir futbol anlayışı ile milyonların karşısına çıkılıyor, alt yapısı son derece sağlam yetenekli genç kuşak ile yola devam ediliyor, o zaman başarı beklenmesi son derece normal.

Mamafih ümidini yitirmiş bir teknik direktörün neler yapabileceğini görmek için bir miktar zamana ihtiyaç vardı. Spor basınının ehil kalemleri kendisine başlangıçta her türlü desteği verdi. Türkiye’de futbol ile ilgilenen bütün kesimler kendisi ile yarınlara güven içinde bakılabileceğine inandı. Ancak Türkiye milli takımı onun başa geçtiği andan itibaren başarılarını unutmaya başladı.

Yeni dönem ve hayal kırıklığı

Gazeteler BJK İnönü Stadyumu’nda oynanan ve golsüz berabere biten Türkiye-Yunanistan maçının ardından verdikleri istatistiklerde bir gerçeğe işaret ettiler. Türkiye, Yanal yönetiminde FİFA listesinde kendinden üst sırada bulunan hiçbir takımı yenme başarısını gösteremedi. Üstelik alttaki takımlar ile yapılan maçlarda alınan beraberlikler ile 2006 Dünya Kupasına katılma umudunu da bilinen tabirle “mucizelere” bıraktı.

Artık Ersun Yanal gündemde başarıları ile değil fakat Hakan Şükür ile birlikte yer alıyordu. Hani bir zamanlar kalem ustalarından tribündeki taraftara kadar herkesin Şenol Güneş’e “niye oynatıyorsun kardeşim bu adamı?” diye hesap sorduğu Hakan Şükür, bugün Yanal’ın bilançosunda zarar hanesinin en büyük kalemi olarak duruyordu. Artık herkes Yanal’ı, yeteneklerini, Şükür’süz milli takımı konuşuyor, onu yerden yere vuruyordu. Kendisi değil miydi zaten bunun böyle olacağını baştan beri söyleyen? Yıl içinde teşvik primi iddiaları ile gündeme gelen ama sessiz kalmayı tercih eden Yanal bir vakitler ne demişti:

“Türkiye'de başarı sigara dumanına benziyor. Elini uzatırsın tutamazsın, istersin alamazsın, görürsün ispatlayamazsın. Böyle bir ortamda başarıdan söz etmek çok yanlış. Benim umudum kalmadı."(BD/EK)

Ana Sayfa | Yazarlar | Arşiv-Arama | Bilgi-Belge | Çocuk Sitesi | BİAMag | Kadının Penceresi | News in English
Haber Listesi | Galeriler | Linkler | Künye | BİA Kitaplığı | BİA Hakkında

Bu web sitesi IPS İletişim Vakfınca İsveç Uluslararası Kalkınma Ajansı (SIDA) desteğiyle yürütülen, "Haklar İçin Habercilik, Haberciler İçin Özgürlük" -kısa adıyla BİA3 - projesi kapsamında yayınlanmaktadır. Web sitesinin yeniden düzenlenmesi masraflarına Uluslararası İfade Özgürlüğü Değişimi (IFEX) de katkıda bulunmuştur. Bu web sitesinin içeriği yalnızca IPS İletişim Vakfı'nın sorumluluğundadır ve hiçbir biçimde SIDA'nın tutumunu yansıtmamaktadır.