
3 Aralık Çarşamba, Son güncelleme 00.00
Haberler
Gündemdekiler
Eğer ki sana aşıksam/ Sana ne bundan/ Bende bıraktığın parmak izlerinin/ Yarasını taşıyabilirim gül dövmesi gibi...
. - .
9 Nisan 2003, Çarşamba
1980'lerin başında iyice ayyuka çıktı popüler müzik endüstrisinin evrensel cinsiyetçiliği. Kadın şarkıcıların albümlerini satmak, geniş kitlelerle buluşmak için birer seks simgesi olarak sunulmaktan başka çaresi yoktu. Video klipler de bunu destekliyordu, albüm kapakları da. Kadın şarkıcıların ne söylediğine pek kimsenin dikkat ettiği yoktu. Eğer "alternatif" ya da "bağımsız" müzisyen kategorisi içinde değilseniz, sizi kimse korumazdı. Birden fazla kadın müzisyenin birlikte çıktığı turnelere hiç bir sponsor para yatırmıyordu. Derken onlar çıktılar ortaya, Tracy Chapman, Suzanne Vega gibi kadınlar. Kanadalı meslektaşları Sarah McLachlan'ın projesi Lilith Festivali ile sponsorlara birden fazla kadın müzisyenlerin katıldığı turnelerin de büyük iş yapabileceğini, kitleleri stadyumlara çekebileceğini gösterdiler. Adını bir efsaneye göre Adem'in isyankar olan ilk karısı Lilith'ten alan turne, kadın müzisyenlerin sahnede ve stüdyoda kaderini değiştirdi. Suzanne Vega bu dönemin onurlu, başı dik müzisyenlerinden biri olarak takdir topladı. Folk rock ile pop sound'larını harmanladığı parçaları, üstün şarkı sözü yazarlığı ve yorumculuk gücü ile öne çıktı.
1959 doğumlu Suzanne Vega, 1980'lerin sonunda Marlene on The Wall, Luka, Tom's Diner gibi parçalarla tanındı. Luka'da çocuk istismarından söz ediyor, ailesinin fiziksel ve cinsel istismarına maruz kalan küçük bir çocuğun sesiyle komşularına-bize-dünyaya sesleniyordu. Vega, öteki şarkılarında da ağırlıklı olarak "kadın sesini" vurguluyordu. 1990'larda çıkardığı albümlerde biraz daha ticari düşünmeye yönelen şarkıcı, nitelik kaygısı hep korudu. İlginç yapımcıların yanı sıra, Phillip Glass gibi çığır açıcı müzisyenlerle işbirliklerine girişti. Bu arada bir evlilik yaşadı ve çocuk doğurdu. Son dönemde verdiği bir söyleşide, çocuk sahibi bir kadın olarak turnelerde çektiği zorlukları bir bir anlatıyordu. Üniversitede İngiliz Dili Edebiyatı okuyan Vega, eğitiminin yaşamı boyunca kendisine çok yararlı olduğu söylüyordu. Müziği yanı sıra, edebiyatla da çok yakındı. Geçtiğimiz yıllarda piyasaya sürülen şiir kitabı Passionate Eye, onun bu alanda da çok birikimli ve yetenekli olduğunu kanıtlıyor.
Vega, 1990'ları pek çok yardım projesine katılarak geçirdi. Çeşitli kadın etkinliklerinin yanı sıra, Uluslararası Af Örgütü'nün de yardım kampanyalarında görev aldı.
1999 yazında İstanbul'da da bir konser vermişti. Sahnede tek başınalığı ve samimiyeti ile ilgi çekiyordu. Elinde gitarı, melek sesiyle Açıkhava'yı dolduran dinleyicilerine seslendi. Güler yüzlü, mesafeli ve tek kelimeyle büyüleyiciydi. Şimdi uzun sayılabilecek bir müzik kariyerinin erişkinlik dönemini vurgulayan Songs In Red and Grey albümüyle geri döndü. Altıncı stüdyo albümünde kırılganlığı elden bırakmış, sağlam adımlarla yürüyen bir kadın portresi çiziyor. Yoğun stüdyo sürecinde bir yandan kızı Ruby'yi büyütmeye çalışan bir kadın olarak dünyaya yeni bir gözle bakmaya başlamış. Zaten kızının doğumunun şarkı sözü yazarlığını etkilediğini hiç inkar etmiyor. Yeni albümün en güzel şarkılarından biri olan Widow's Walk'ta (Dulun Yürüyüşü), "Beni dul sayın, abiler" diyor. "Nedenini söyleyeyim, çünkü bir erkek değildi batan, boğulan, bir evlilikti".
| Ana Sayfa |
Yazarlar | Arşiv-Arama | Bilgi-Belge
| Çocuk Sitesi | BİAMag |
Kadının Penceresi | News in English Haber Listesi | Galeriler | Linkler | Künye | BİA Kitaplığı | BİA Hakkında Bu web sitesi IPS İletişim Vakfınca İsveç Uluslararası Kalkınma Ajansı (SIDA) desteğiyle yürütülen, "Haklar İçin Habercilik, Haberciler İçin Özgürlük" -kısa adıyla BİA3 - projesi kapsamında yayınlanmaktadır. Web sitesinin yeniden düzenlenmesi masraflarına Uluslararası İfade Özgürlüğü Değişimi (IFEX) de katkıda bulunmuştur. Bu web sitesinin içeriği yalnızca IPS İletişim Vakfı'nın sorumluluğundadır ve hiçbir biçimde SIDA'nın tutumunu yansıtmamaktadır. |