16 Ekim Perşembe, Son güncelleme 01.05

Türkiye İşçi Sınıfının Nicel Profili

Tarımdan tarım dışına yoğun işgücü akıyor. Mülksüz sınıf yüzde 68i buldu. İstanbulda ücretli oranı yüzde 80e yakın. Gerçek işsizlik yüzde 22. 3 ücretliden 1i kayıtdışı çalıştırılıyor. İmalat sanayisinde büyüme var, istihdam yok, reel gelirler düşüyor.

BİA Haber Merkezi - İstanbul

26 Nisan 2007, Perşembe

Türkiye, yeni bir 1 Mayıs İşçi Bayramı'na hazırlanırken, işçilerin (işi olan-olmayan mülksüzlerin) görünümü nasıl? İşçi sınıfının nitel ve nicel görünümüne 2007 itibariyle bakıldığında neler görülüyor? Nicel gelişmenin neresindeyiz? Sınıfın nitel gelişiminin neresindeyiz ? Panoramik bir fotoğraf... Önce niceliksel gelişim.

Doludizgin mülksüzleşme

Türkiye, küreselleşmenin getirdiği bütün çarpıklıklarla beraber çok hızlı bir mülksüzleşme sürecini de beraberinde yaşıyor.

İstihdamın Bileşimi

Yıllar Ücretli / Yevmiyeli Kendi hes. / İşveren Ücretsiz Aile İşçisi Toplam İstihdam
2000 10.487 6.434 4.659 21.580
2001 10.156 6.505 4.864 21.525
2002 10.624 6.275 4.455 21.354
2003 10.708 6.302 4.137 21.147
2004 11.079 6.408 4.304 21.791
2005 11.948 6.570 3.526 22.044
2006 12.617 6.447 3.266 22.330

Kaynak:TÜİK verilerinden hesaplanmıştır

Tarımdaki küçük üreticiyi toprakta oyalayan desteklerin IMF buyruğu ile kaldırılması ve tarım girdilerindeki hızlı fiyat artışı ile ürün fiyatlarının baş edememesi sonucu kırlarda mülksüzleşme doludizgin sürüyor ve kentlerde işsizler ordusu hızla büyüyor. Tarımdaki ücretsiz aile işçisinin 2000 yılında toplam istihdamda yüzde 21,2 olan payının çok kısa sürede 2006'da yüzde 14,3'e kadar indiği görülüyor. Kırdan yoğun bir kopuştur bu. Aynı dönemde, ücretli sayısının 10,4 milyondan 12,6 milyona çıkması (ki bu iş bulabilenlerdir, işsizleri saymıyoruz, doludizgin bir işçileşmenin, daha doğrusu mülksüzleşmenin yaşandığını ortaya koyuyor.

İşsizlik ürkütücü

Önce işi olan ücretlilerden söz edelim.

2006 sonu itibarıyla Türkiye sivil nüfusu 73 milyon 600 bin dolayında. TÜİK'in bu nüfustan "işgücü" (yani açık işsiz, ücretli,işveren,kendi hesabına çalışan) olarak saptadığı nüfus 24,7 milyon. Bunların 2,6 milyonu işsiz. Ücretli nüfus, yani işçi sınıfı 12,7 milyon. Böyle alınca, ücretlilerin, toplam çalışanların yüzde 57.4'üne yaklaştığını görüyoruz. Ancak, burada TÜİK'in tanım tuzağına düşmemek gerek. TÜİK, 3,3 milyonluk bir nüfusu "işgücü" ordusuna katmıyor. Kim bunlar ? Bunlar, umudunu yitirdiği için iş aramayan ama iş bulursam çalışırım diyenler, mevsimlik işçiler, part-time,iğreti işlerde çalışanlar (eksik istihdam). Bu 3,3 milyon işsize, 2,6 milyon olarak tanımlanan açık işsiz eklendiğinde işsiz sayısı 6 milyona yaklaşıyor ve gerçek işgücü de 24,7 milyondan 27,3 milyona çıktığı için, işsizlik oranı da resmen bildirilen yüzde 10 yerine yüzde 22'ye yaklaşıyor.

Türkiye işçi sınıfının nicel profili

Sivil
nüfus
(bin kişi)
73.606
İşgücü 24,742
Sayılmayan
işgücü
2.613
Gerçek
işgücü
27.355
İstihdam 22.135
Eksik
istihdam
741
İşsiz 2.608
İşsizlik
oranı %
9.9
Tarımdışı
işsizlik %
13,3
Sayılmayan
işsizler
3.354
Gerçek
işsiz
sayısı
5,962
Gerçek
işsizlik
oranı %
21,8
İşiolan ücretli 12.710
İşiolan ücretli
ve işsiz sayısı
18.672
İşiolan ücretli ve
işsizlerin işgücüne
oranı %
68.2

Kaynak: TÜİK verilerinden hesaplanmıştır

Özetleyelim: 2006 sonu itibariyle 12,7 milyon işi olan ücretli , 2,6 milyon açık işsiz ve 3,3 milyon "sayılmayan işsiz"... İşi olan ve olmayan mülksüzlerin toplamı 18,6 milyona ulaşıyor. Bunu 27,3 milyonluk işgücüne oranladığımızda mülksüz sınıfın oranının yüzde 68'e çıktığına tanık oluyoruz. Evet, Türkiye'de her 100 kişiden 68'i mülksüz sınıftan. Bu 68'in de 22'si işsiz, 46'sı iş sahibi. Yani neredeyse her 2 çalışan ücretliye 1 işsiz düşecek kadar işsizliğin devasa boyuta çıktığı bir tarihteyiz..

Mülksüz sınıfın oranı Türkiye geneli için yüzde 68'e yaklaşırken İstanbul, Ankara gibi metropollerde daha da yüksek. Örneğin, TÜİK'in tanım çarpıtmalarına dokunmadan, istihdam içinde ücretli oranlarının bölgesel durumuna baktığımızda ücretli çalışanların toplam işgücüne oranı 2006'da İstanbul'da yüzde 79, Ankara'da yüzde 75,Bursa-Eskişehir-Bilecik'te yüzde 70, İzmir'de yüzde 68 dolayında.

* Sayıları 12,7 milyona ulaşan iş sahibi ücretlilerin sadece yüzde 4'ü tarım kesiminde. Dolayısıyla proleterlik tamamen tarım dışına kaymış durumda .

* İş sahibi proleterlerin 4 milyona yakını herhangi bir sosyal güvenlik şemsiyesinden yoksun yani kayıt dışı çalıştırılıyor. Bu, her 3 ücretliden 1'inin kayıt dışı çalıştırılması demek.

* Ücretlilerden 3 milyonu "işçi" ve "memur" sıfatlarıyla kamu kuruluşlarında çalıyorlar. Başka bir ifade ile her 3 ücretliden 2'si özel kesimde.

Reel gelir kaybı, yoksullaşma

Son yıllarda derinleştirilerek uygulanan sıcak paraya dayalı büyümenin olmazsa olmaz koşulu olan düşük kur politikası, sermayenin emek-sermaye bileşimini emek aleyhine geliştirdi ve düşük kurla yapılan ithalat emeğe tercih edildi. Bu durumun da kamçıladığı yoğun işsizlik, patronlarca emeğin insafsızca kullanımını da getirdi. Sadece imalat sanayisine bakıldığında reel ücretlerde son 4 yılda yüzde 25'e varan düşüşler yaşandı.

İmalat Sanayisinde Son 4 Yıl

2000=100 2002 2006 %
Üretim 100.4 134.0 33.4
Üretimde
Çalışanlar
92.2 94.5 2.5
İşçibaşına
üretim
(Verimlilik)
108.8 141.9 30.4
KişiBaşına
Kazanç
(Reel TL)
79.7 77.7 -2.4
BirimÜcret
(Reel TL)
73.1 54.8 -25.1

2006 üçüncü çeyrek itibarıyla.
TÜİK ve DPT verilerinden hesaplanmıştır.

İmalat sanayiinde üretimin son dört yılda yüzde 33 gibi oldukça yüksek bir artış kaydettiğini görülüyor. Buna karşılık, üretimde çalışan sayısındaki artış yüzde 2.5'te kaldı. Yani üretim artışı istihdam yaratamadı.

İşgücü yerine makine kullanılarak gerçekleşen üretim artışı sonucunda işgücü başına üretim, yani "verim" hızla arttı. Sektörde çalışanların reel ücretleri, yani enflasyondan arındırılmış, TL cinsinden kazançları ise yüzde 2.4 oranında düştü. Yani işgücü, "verim artışından "hiçbir pay alamadı.

Bu gelişmeler sonucunda imalat sanayiinde bir birimlik üretim için gereken ücret gideri reel olarak yüzde 25 oranında düşmüş. Bu durumda sektörde kârların önemli ölçüde artması beklenirdi. Ancak bu dönemde reel sektörde kârlar da pek artmadı. Bastırılan ücretler, ucuz ihracata, Türkiye'den ithalat yapan başta AB ülkeleri olmak üzere dış sermayedarlara yaradı.

Kazanç düştükçe buna uyum sağlamak için önce kayıtdışı çalıştırma ve işten çıkarma arttı. Yine de imalat sanayii kazandırmadı. Artan tempoda işletmeler tasfiye oluyor. Türkiye'nin imalat sanayii birikimi hızla eriyor, milyonlarca proletere her gün yenilerini ekleyerek... (MS/TK)

Ana Sayfa | Yazarlar | Arşiv-Arama | Bilgi-Belge | Çocuk Sitesi | BİAMag | Kadının Penceresi | News in English
Haber Listesi | Galeriler | Linkler | Künye | BİA Kitaplığı | BİA Hakkında

Bu web sitesi IPS İletişim Vakfınca İsveç Uluslararası Kalkınma Ajansı (SIDA) desteğiyle yürütülen, "Haklar İçin Habercilik, Haberciler İçin Özgürlük" -kısa adıyla BİA3 - projesi kapsamında yayınlanmaktadır. Web sitesinin yeniden düzenlenmesi masraflarına Uluslararası İfade Özgürlüğü Değişimi (IFEX) de katkıda bulunmuştur. Bu web sitesinin içeriği yalnızca IPS İletişim Vakfı'nın sorumluluğundadır ve hiçbir biçimde SIDA'nın tutumunu yansıtmamaktadır.