22 Kasım Cumartesi, Son güncelleme 19.09

14 Nisan Mitingi Bize Ders Olsun!

Birincisi bundan sonra Deniz Baykal ne derse, en çok üçte birinin doğru olduğuna inanacağım. İkincisi ADD profesörlerinin solcular hakkında dediklerinin yalan olduğuna. İyi de o zaman ulusalcı heyecanımı nasıl ayakta tutacağım. Asıl soru bu!

BİA Haber Merkezi - İstanbul

20 Nisan 2007, Cuma

Epeydir yazamıyordum. Sonunda kavuştuk. Tabii, bu arada memlekette olan biteni izlemediğim anlamına gelmiyor bu. Vatanı saran milli heyecan dalgasını bütün hislerimle selamlıyorum.

14 Nisan heyecanımı söndüren hatibe

Prof. Birgül Ayman Güler'in 14 Nisan Tandoğan mitingindeki muhteşem söylevi aklımdan çıkmıyor. Ne hitabetti o. Dejavü gibi... Sanki Halide Edip, Sultanahmet'te konuşuyor, 23 Mayıs 1919'da... O belagat, o "mumdan gemiler" metaforu. Ve o final! Nazım'a yaslanaraktan, "Akdeniz'e kısrak başı gibi uzanan" falan... Çok etkileyiciydi, hakikaten. Gene de biraz popstar tarzı mıydı? O sondaki "içinize hava çekin", "çocuğu öpün" türünden reklâm klibi söylemleri falan, uymadı mı ne? Bunu not ettim.

Bu arada Nazım'a da hayranlığım arttı. Ölümünden şunca yıl sonra, başı derde düşen ona sarılıyor. Newroz'da da Tayyip Erdoğan döktürmüştü Nazım'dan: "Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür..." Bir de kıskançlık kaplıyor tabii içimi: Âlem almış başını gidiyor, bize de Nazım'dan kala kala "sen yanmasan, ben yanmasam..." sembolizmi.

Her neyse, bu akademik hatibemiz orada uyarmasa aklıma bile gelmezdi. Meğer Hrant Dink kardeşimizin cenazesini George Soros kaldırtmış. Çok şaşırdım tabii. Ben sanıyorum ki, solcular falan, DİSK, TMMOB vs. ÖDP'li arkadaşlar işin başında. Ama Prof. Güler diyor ki, "Turuncu demokrasi, ülkemizde, başına amerikan sefirinin geçip yürüdüğü cenazelerimizde, yeni moda küçük-yuvarlak dövizlerin ardından sırıttı! Sırıtması yüzünde dondu kaldı!" İşe bakın, turuncu Soros rengiymiş. Ben de sanıyordum, Hollanda'nın rengi, "Oranj hanedanı" falan üzerinden... Akıl akıldan üstün tabii.

Suçluluk duygusu içinde "hakikaten bu ne acayip iş" diye kafamı kaşırken bir film şeridi gibi geçti Hrant Dink'in cenazesi gözlerimin önünden. Siyah dövizler taşıyordu insanlar üzerinde "Hepimiz Hrantız, Hepimiz Ermeniyiz" yazan. E, hani turuncuydu! Derken, Atatürk'ün cenazesini hatırladım, dünyanın bütün devlet başkanları cenazenin en önünde yürümüştü. Bundan pek bir gurur duymuştuk milletçe. E, o zaman Kemalist Cumhuriyet de başka devletlerin arkasına mı takılmıştı, Atatürk aramızdan ayrılır ayrılmaz. Saçmalıyor gibi sanki Ayman hanım!

Fakat bu "Amerikan sefiri" işi gene de kanıma dokundu; farkında olmadan başımıza geçmiş olması filan... Hoş değil tabii... Bilenlere sordum. Yok dediler. Yürüyüşün başladığı Agos'un önüne gelmemiş bile. Milliyet arşive baktım. Kilisedeki dini törene gelmiş ABD Ankara Büyükelçisi Ross Wilson ve eşi. Ermenistan Cumhurbaşkanı Koçaryan'ı temsilen Samson Özararat, Alman Birlik 90/Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth, Romanya ve Bulgaristan Ermeni cemaati ruhani önderi Başpiskopos Dirayr Mardikyan, Hollanda, İngiltere, Fransa, Kanada büyükelçileri, Eminönü Belediye Başkanı Nevzat Er, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Türkân Saylan da oradaymışlar. Başımıza geçmek şöyle dursun, ardımıza düşmüş yani. Neyse yüreğime su serpildi!

Ayman hanımın "antiemperyalizmi"nde de bir tuhaflık var gibi geldi bana. Ordumuzun doğrudan söz sahibi olduğu alanları kesmiyor bu antiemperyalizm! Biz eskiden "NATO'dan çıkılsın", "İncirlik üssü" kapatılsın diye bağırırdık, böyle durumlarda. Anlaşılan yeni taktik bu: "Bush'a vur, NATO'ya selam dur." ADD taktiği "hâlk"ın kavrayabileceğinden daha sofistike olacak tabii.

Başta da dedim ya, gözüm pek tutmadıydı bu yeni hatibeyi. Sanki, biraz o "Sorosçu" falan dediklerine için için, içi gidiyor gibiydi aslında. Söylem yarışını buna yordum haliyle. Yetmezmiş gibi, bir paragrafta bu kadar asılsız lafı bir araya getirince, Halide Edip imajı bir anda dibi boyladı. "Milli heyecan" da öyle.

Bir geometrik durum: 14 Nisan alanı kaç futbol sahası eder

Bu ruh hali içindeyken dün bir arkadaşımdan da bir e-posta geldi; ekli dosyada bir power-point sunum. "Kaç kişiydik Tandoğan'da" muhabbeti üstüne. Ben Deniz Baykal'a inanmak istiyordum; ana muhalefet o! Mikrofon uzattılar mı "o 1 milyon kişi var ya" diye başlıyor sebepli sebepsiz. Bir bildiği var diye düşünüyorum tabii. Ama bu sunum, durup dururken aklıma karpuz kabuğu düşürdü. Yapan, GoogleEarth'tan işaretlemiş bir alanı; bir de hesap yapmış. Diyor ki, "burada 1 milyon 800 bin kişi vardı ama, hadi Tayyip'in gül hatırı için 1 milyon 400 olsun." Ben tabii Deniz Baykal'dan şüpheye düştüm, halk mücadelesini neden olduğundan küçük gösteriyor, durmadan "1 milyon" diyor diye.

Mühendis arkadaşlar var ODTÜ'den onlara sordum. Başladılar gülmeye, dediler ki, "biz de isteriz 10 milyon olsun ama, böyle hesap mı olur?" Adı belli olmayan power pointçi'nin hesabı şöyleydi: GoogleEarth üzerinde, Tandoğan'da toplananların yayıldıkları yerleri işaretliyor. Sonra o alanın çevresinden bir çizgi dolaştırıyor. Çizginin uzunluğunu GooogleEarth'dan ölçüyor, 2 bin 742 metre buluyor. Dörde bölüyor: 685,5 metre. "Bu," diyor "bir kenarı 685,5 metre olan bir kare demektir. O zaman da miting alanı 469,910. 25 metre karedir..." Her neyse, topla, çıkar, çarp, böl 1 milyon 874 bin 841 kişi yerleştiriyor bu alana, metrekareye 4 kişi hesabıyla.

Bizim mühendisler dedi ki, "iyi de kardeşim, aynı uzunluktaki bir çizgiyle kısa kenarları 1 metre; uzun kenarları 1370 metre olan bir dikdörtgen de çevrelenebilir. O zaman bir başkası da 'buranın alanı 1370*1= 1370 metrekare' diyemez mi? Metrekareye 10 kişi hesabıyla 'bu mitingde 13 bin 700 kişi vardı' dese ona da hak olmaz mı?"

Mühendislik başka şey vesselam. Ben olsam zokayı yutmuştum. Ama bu sefer de arada kaldım: 1 milyon 874 bin 841 nerede, 13 bin 700 nerede. GoogleEarth'e bakıp kara kara düşünürken birden gözüme 19 Mayıs Stadyumu ilişti. Orada Tandoğan'ın ötesinde öyle duruyor. Eni belli boyu belli. Wikipedia' ya sordum: Boyutları 105metre*70metre imiş. "E buldun cevabı!"

Neyse ki aritmetiğim ve geometrim iyiydi ilkokulda. Bir futbol sahasının yüzölçümü 105*70= 7350 metrekare. Metrekareye 4 kişi hesabıyla bir futbol sahası 7350*4= 29,400 kişi alıyor. Geriye bu alanın kaç futbol sahası ettiğini bulmak kalıyor.

Şekilde görüldüğü gibi 19 Mayıs Stadyumunun oyun alanı kadar bir parçayı kopyalayıp, esrarengiz powerpointçinin "miting alanı" diye işaretlediği yolların üstüne dizdim. Netice şu: Eğer yolların genişliği 70 metre olsaydı, miting alanı 13 futbol sahası kadar yer kaplamış olurdu. 13 futbol sahasına ise 29400*13=382,200 kişi yerleşirdi.

Durum vahim tabii... "Baykal'ın yalancısı" durumuna düşmek bir yana kalsın. Şimdi, 382 binde tutunmak için bile Ankara'da yolların futbol sahası genişliğinde olduğuna kendimizi ve başkalarını inandırmak kalıyor. Buna ben inanamadıktan sonra kim inansın...

Bugün Ankara emniyeti imdada yetişiyor gibi olduydu. Ama mitinge katılanların ortalama sayısının 583 bin olduğu sehven bildirilmiş. Onların bunu nereden bulduklarına da akıl erdirememiştim doğrusu.

Bu 14 Nisan Tandoğan mitingi bana ders oldu. Birincisi, bundan sonra Deniz Baykal ne derse, sadece üçte birinin doğru olduğuna inanacağım. İkincisi Atatürkçü Düşünce Derneği'nin profesörlerinin "solcular" hakkında dediklerinin yalan olduğuna. Üçüncüsü, internette dolaşan imzasız mesajların amacının bilgilendirmek değil yanıltmak olduğuna...

İyi de o zaman "ulusalcı" heyecanımı nasıl ayakta tutacağım? İşte asıl büyük soru bu! (AH)

Ana Sayfa | Yazarlar | Arşiv-Arama | Bilgi-Belge | Çocuk Sitesi | BİAMag | Kadının Penceresi | News in English
Haber Listesi | Galeriler | Linkler | Künye | BİA Kitaplığı | BİA Hakkında

Bu web sitesi IPS İletişim Vakfınca İsveç Uluslararası Kalkınma Ajansı (SIDA) desteğiyle yürütülen, "Haklar İçin Habercilik, Haberciler İçin Özgürlük" -kısa adıyla BİA3 - projesi kapsamında yayınlanmaktadır. Web sitesinin yeniden düzenlenmesi masraflarına Uluslararası İfade Özgürlüğü Değişimi (IFEX) de katkıda bulunmuştur. Bu web sitesinin içeriği yalnızca IPS İletişim Vakfı'nın sorumluluğundadır ve hiçbir biçimde SIDA'nın tutumunu yansıtmamaktadır.