20 Ağustos, Çarşamba, Son güncelleme 13.53

Anahtar Sözcükler

İlgili Bianet Haberleri

Ölüleri Usulüne Uygun Gömmeden...

Sıradan insanlar olarak bizlerin 93 yıldır isteği acımızla özgürce yüzleşmek, birbirimizi teselli etmek, ölülerimizi gömmek ve yasımızı tutmak. Biz Anadolulular ölülerimizi bir türlü usulüne uygun gömemiyoruz. Onlar da hep geri geliyorlar.

Taraf gazetesi - İstanbul

24 Nisan 2008, Perşembe

Bu senenin 24 Nisan'ına erişmekle, Ermenilerin uğradığı büyük bir traje­dinin sembolik başlangıcı olan tarihin 93. sene-i devriyesine de ulaşmış olduk. 1915 trajedisinin Ermeniler için ne manaya geldiği aşağı yukarı belli... Amma velakin, acaba tüm bunların yaşandığı bu coğrafyada diğer halkların hisleri nasıldı? Onlar neler hissetmişlerdi ve onların torunları bugün neler hissediyorlar?

Bunları bunca hengame içerisinde bilmek, duymak pek mümkün değil. Çünkü bu mesele bu kadar önemli bir insanlık trajedisiyken, bu toprakların, yan yana yaşayan halkların dengesini bu kadar bozmuş ortak bir dertken, hâlâ yabancı parlamentoların, dünyayı kana bulayan hegemon güçlerin en yüksek temsilcilerinin ağızlarından çıkacak cümlelere odaklanmış bir sığlık içeriyor.

Türkiye için, senede bir, ya da her parla­mento kararı öncesi mümkün olan en az zararla savuşturulması hedeflenen netameli bir konu. Ama sadece bu kadar! Ne acı... Kendimizle, tarihimizle kurduğumuz ilişki bakımından ne üzücü!

Bu sorun sadece Ermenileri değil hepimizi ilgilendiriyor

Oysa 24 Nisan tarihiyle özdeşleşen ve öznesinde tüm olumsuz halleriyle sadece "Ermeniler'in" bulunduğu bu trajedi sadece Ermeniler'in değil, tüm coğrafya­nın dengesini, toplumsal banşını ve tüm siyasetini temelden sarsan, şirazesinden çıkaran bir sorun ve hepimizi ilgilendiri­yor.

Ermeni meselesi, 1915 trajedisini merkez alsa da, 19. yüzyılın, yani Abdülhamit'in bu sorunu algılama ve çözme biçiminin talihsiz bir biçimde Ermeni­ler'in bu coğrafyanın bir aidiyeti değil, yabancı bir tehdit unsuru olarak algıladığı son çeyreğinden beri nerede duruyorsa, aslında hâlâ o yerde sayıyor.

İttihatçılar'ın Alman etnik mücadele yöntemleriyle geliştirdiği Abdülhamit politikası büyük bir felakete yol açtı. Bir halk hiç hak etmediği bir şekilde muazzam bir bedel ödedi. Müslüman halkların ödediği bedel­le birlikte, o günlerin acılannın yol açtığı toplumsal ayrışmaların etkileri bu günü­müzü hâlâ belirliyor.

Ermeni sorununu çözmek üzere "en münasip yol" olarak günümüzde dahi savunulan tehcir uygu­lamasının sorunu çözmediği ortada. Ermeniler'in tüm coğrafyadan, o veya bu şekilde kazınmış olmalarına rağmen, var olmayan bir halk üzerinden Türkiye'nin bedel ödemeye devam ettiği de bir gerçek.

Türkiye'nin muteber Ermeni politikası 150 yıl evvelki anlayışın tahakkümü altında debeleniyor. Her 24 Nisan'da diasporanın bir kısmı taarruza, Türkiye de savunmaya geçiyor. Artık kimsenin kulak asmadığı hamaset, önyargı ve hatta ayrımcılık kokan tezler, tekrarlandıkça inanılırlık kazanacakmışçasına savunulu­yor.

Biz, sıradan insanlar, ne hissediyoruz? 

Bu yöntem, sorunu sahiplenmiş görünen aşırılıkçıların inisiyatifleri ellerinde tutmalarına neden oluyor. Ermeni sorununun çözümü önündeki tek engel sadece bu da değil. İnisiyatifin marjinallerin elinden alınması bir yana, Türkiye-Ermenistan arasındaki ilişkilerin neredeyse donmuş olması, Türkiye'nin muhatap bulma ve uluslararası ölçekte kabul ve itibar görecek adımlar atılmasına da engel.

Bu arada kronometre geri sayıyor ve diasporanın bir kısmına mensup Ermeniler 1915'in 100. yıldönü­münde başta Amerika Birleşik Devletleri (ABD) olmak üzere soykınmın tüm parlamentolarda kabul görmesi için uğraşıyorlar.

Verdiğim tafsilatlar konu ile ilgili olan çoğu kişinin zaten bildiği şeyler. Ama çok da umursanmayan, kayda geçmeyen en önemli sorun, tıpkı 1915'te olduğu gibi, bugün de biz sıradan insanların neler hissettiğinin hiç önemli olmaması, dikka­te alınmaması.

Ermeniler, Türkler ve diğerleri nejer hissediyorlar? Diaspora de­nilen mevhum, sadece Türkiye düşmanla­rından mı oluşuyor? Öte yandan, Türki­ye'de bir şekilde 1915'in izlerini üzerinde taşıyan, aile ağaçlarının bir dalında, ya da tam kökünde Ermenilik olan on binlerce, belki de yüz binlerce insan neler hissedi­yorlar. Türkiye'de kalan bir avuç Ermeni ise, her 24 Nisan'da olur da başlan belaya girer diye kiliseye, mezarlık ziyaretlerine bile gidemezken ne düşünüyorlar?

Anadolu'da ölüler hep geri döner 

Böylesine büyük bir acı görmezden gelini­yor, yası bir türlü tutulamıyor. Halbuki bu acı hepimizin; çünkü sadece Ermenile­re değil, hepimize büyük zarar verdi.

Psikiyatri biliminin, usulüne uygun gömülmeyen ölülerin geri döndüklerine dair bir iddiası vardır. Burada ihlal edilen usulden kasıt, kişinin kaybettiği yakınının yasını bir türlü tutamaması ve bu nedenle de yasın patolojik bir hale gelmesi, yani kalıcı depresyona yol açmasıdır. Bu kayıp hepimizin ise, toplumca neredeyse bir asırlık bir kaybın yasmı tutamayan da bizleriz.

Sıradan insanlar olarak bizlerin tek isteği acımızla özgürce yüzleşmek, birbirimizi teselli etmek, ölülerimizi gömmek ve nihayetinde yasımızı tutmak. 93 yıldır bunu yapamadık ve bu çok büyük bir haksızlık. En az parlamento kararları ile Türkiye'ye yapılan haksızlık kadar kabul edilemez.

Hülasa, biz Anadolulular ölülerimizi bir türlü usulüne uygun gömemiyoruz. Onlar da hep geri geliyorlar. (ME/GG)

Ana Sayfa | Yazarlar | Arşiv-Arama | Bilgi-Belge | Çocuk Sitesi | BİAMag | Kadının Penceresi | News in English
Haber Listesi | Galeriler | Linkler | Künye | BİA Kitaplığı | BİA Hakkında

Bu web sitesi IPS İletişim Vakfınca Avrupa Birliği İsveç Uluslararası Kalkınma Ajansı (SIDA) desteğiyle yürütülen, "Haklar İçin Habercilik, Haberciler İçin Özgürlük" -kısa adıyla BİA3 - projesi kapsamında yayınlanmaktadır. Web sitesinin yeniden düzenlenmesi masraflarına Uluslararası İfade Özgürlüğü Değişimi (IFEX) de katkıda bulunmuştur. Bu web sitesinin içeriği yalnızca IPS İletişim Vakfı'nın sorumluluğundadır ve hiçbir biçimde SIDA'nın tutumunu yansıtmamaktadır.