Fransayla aynı günlerde Hollandada da okullarda türbanın yasaklanması gergin politik tartışmaların konusu oldu. Başbakan Balkanende yasağa Katolik okulların da kapanmasına yol açacağı gerekçesiyle karşı çıkarken, toplumda yasaklama eğilimi güçleniyor.
Ancak Fransadakinin tersine Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkanende başörtüsü yasağının karşısına çıkarak kimilerini kızdırırken Müslümanları sevindirdi. Aslında Hıristiyan Demokrat Balkanende devlet daireleri ve okullarda başörtüsünün yasaklanması halinde, Fransa'da olduğu gibi Hıristiyanlık ve Yahudilik sembollerinin de yasaklanması gerekeceği için çekince koymuştu. Söz konusu sembollerin yasaklanması dine dayalı okulların da ortadan kaldırılması anlamına geliyor.
Katolik okullarının yaygın ve revaçta olduğu Hollanda'da böyle bir girişimin Hıristiyan başbakana oy kaybettireceği açık. Muhalefet partileri de göçmenlere olumlu yaklaşım politikaları doğrultusunda özellikle Türk ve Faslı Müslüman göçmenlere yönelik bu tur bir yasağa karşılar.
Müslüman göçmenlerin devlet daireleri ve okullarda başörtüsü takmaları konusunda patlak veren ülke genelindeki gerilimde yalnızca sağ partiler ile iktidarın liberal ortağı Halkın Demokrasi Partisi (VVD) açık bir tavır aldı. VVD lideri ve kıdemli ekonomi bakanı Gerrit Zalm, özellikle Müslümanlara karşı sert çıkışlarıyla tanınan Somali asilli parlamenter Ayan Hirsi Ali'ye verdiği destekle biliniyor. Zalm, Hollanda'da her zaman gündemin ana maddesi olan, özellikle Türk ve Faslı Müslümanların, topluma entegrasyonunu sağlamayı gözeten politikaları yürürlüğe koymak üzere oluşturulan komisyonun başına Ayan Hirsi Ali'nin getirilmesini sağlamıştı.
Ayan Hirsi Ali, ülkesinde Müslüman bir kızken hemcinslerinin yanı sıra kendisine uygulanan baskı ve şiddet üzerine Hollanda'ya sığınmış bir göçmen. Müslüman kadınlar konusunda yaptığı bir araştırma sırasında Yeşillerin dikkatini çekince bu partiden parlamentoya girmiş, ancak VVD'den aldığı teklif üzerine partisini terk ederek bu gruba katılmıştı. Liberaller arasında yıldızı parlamakta iken ülkenin hassas dengelerini sarstığı gerekçesiyle görevinden alınan Hirsi Ali, kendi acılı geçmişi dolayısıyla iktidar partisinin bir parlamenteri Müslüman göçmenlere karşı objektifliğini ve soğuk kanlılığını korumakta zorlandı. "Haz. Muhammed cinsî sapıktı" şeklindeki sözleriyle onların Müslümanların öfkelerinin hedefi oldu.
Birbirini izleyen sağ ve sol koalisyonların yıllardır sürdürdükleri siyaseten doğruluk tavrını bir kenara iterek Müslüman göçmenlerin problem olduklarını, artık burada istenmediklerini açıkça söyleme cüretini gösteren ilk politikacı Pim Fortuyn'du. İki yıl önceki genel seçimlerin hemen öncesinde öldürülen Fortuyn ülkede halının altına süpürülen bir çok sorunun böylece su üstüne çıkmasına yol açtı ve onun açtığı yoldan yürüyenlerin sayısı arttı.
Özellikle Faslı gençlerin oluşturdukları çetelerin başvurdukları şiddet olayları, artan şiddet olaylarına yabancıların neden olduğu gibi eksik görüşler eskiden basında fazla yer almazken bugünlerde gazetelerin ön sayfalarında manşet, köşe yazılarının sürüp giden konusu oluyor.
Hollandada yıllardır süre giden sosyal-liberal politikalar çerçevesinde, her yerleşim biriminde sosyal yardımla geçinenlere sosyal konutlar da veriliyor, ne olduğuna fazla bakılmaksızın adında "multi-kültürel" olan sayısız girişime sübvansiyon dağıtılıyor. Öte yandan burada yaşayan Türklerin tamamı toptancı bir yaklaşımla Faslılarla birlikte "Müslüman" olarak anılıyor. Ama, yönetim, pek çok konuda dene-gör yaklaşımıyla sorunlara yepyeni çözümler bulduğu yanılgısına düştüğünü, sonunda sorunlar sert bir biçimde ortaya çıkınca fark etti.
Ortamın soğumasında elbette başta kötüleşen ekonomi ve onun ortaya çıkardığı işsizlik gibi sorunlar var. Bunların yanı sıra, ünlü uzlaşma yaklaşımı göçmenlerin ayrı kutuplarda yer alması sonucu bir işe yaramadı; özellikle Musluman göçmenlerin bir türlü Hollandaca öğrenip, birkaç kuşak önce gelen ve Hollandalı kimliğini benimseyen diğer göçmenleri örnek almaması; refah devleti uygulamaları bağlamında güçsüzlere yardım programlarının açıkça kötüye kullanılması gibi olumsuzluklar da etkili oldu.
Siyahların da kendilerine düşen payı aldıkları bu sürekli iniş sürecinde yerli halk giderek kendisini yabancılardan soyutlamaya girişti. Özellikle ilk ve orta öğrenimde siyah ve beyaz okullarının ortaya çıkışı, siyah ve Müslüman okullarının düşük başarı grafikleri, söz konusu okullarda şiddet ortamının giderek genişlemesi süreci hızlandırdı.
Birkaç gün önce Murat K. adındaki 17 yaşında bir Türk gencinin siyasi başkent Lahey'deki bir lisede görevli öğretmenini öldürmesi bugünlerde şiddete suçlu arayan parmakları bir kez daha yabancılara döndürecek gibi. Özellikle Türkiyenin "geri bırakılmış bölgelerinden, Fas'tan gelen Müslüman göçmenlerin değer yargıları Hollandalılarınkilerle çatıştığı surece bir uzlaşma ortamına varmak bu kadar gerginlik arasında çok zor olacak gibi görünüyor.
Hollandalıların çoğu bu tür olaylarda kullanılan diyalog yöntemlerinden bıkmış durumda. Ülke çapında yapılan bir araştırmaya göre halk suç olaylarına ve şiddete karşı daha sert önlemler alınmasını istiyor ve yüzde seksen oranındaki bir çoğunluk polisin görevini yapmadığı kanısında. Ülkedeki ileri gelen politikacılar da tıpkı çoğunluk gibi 30 yıldır sürdürülen entegrasyon politikalarının tamamen yanlış yola girdiği, faydadan çok zarar getirdiğini söylüyorlar sık sık.
İslam ülkelerinde başörtüsü, kadının kendisini yadsıması, toplumdaki egemen güç kabul edilen erkeğin dikkatini çekmemesi için çekiciliğini yitirmesi, gözden ırak bir nesne haline gelmesi için kullanılan bir araç. Oysa Müslüman göçmenlerin yoğun olarak yasadığı Avrupa ülkelerinde tam tersine başörtüsü çoğu ikinci sınıf vatandaş damgasıyla yaşayan göçmenler arasında kadınların diğerlerine, yani ülkenin yerli halkına, bir kimlik nesnesiyle karşı çıkışı, onlar gibi olmak istemediğini açıkça beyan ediyor olması olarak özetlenebilir kabaca.
Bireysel hak ve özgürlüklerin geldikleri ülkelere göre günlük yaşamın her alanında çok daha ağırlıklı olarak uygulandığı Hollandada küçük kız ve oğullarını bu özgürlüklerden yararlanarak kurulan okullara gönderen Müslüman erkekler, hem kendi topluluklarıyla hem de Hollanda toplumuyla çelişki içinde kalıyorlar. Aynı Müslüman erkekler gene bu Avrupa ülkelerinde hak ve özgürlükler çerçevesinde dini inançlarına gösterilen anlayış ve dini inançlarının sözcülüğünü yapan sübvansiyonlarla kurulmuş derneklerinde bu ülkelerin demokrasi anlayışlarını protesto ederken bu çelişkiyi çarpıcı bir biçimde sergiliyorlar.

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.
BİZE ULAŞIN