Terörle Mücadele Tazminatına Bürokrasi Engeli

Avukat Meral Danış Beştaş, terörle mücadeleden doğan zararların tazmininde, bürokrasinin büyük bir engel olduğunu söyledi: Devletin elindeki belgeler yurttaşlardan isteniyor. Belirlenen tazminat miktarları AİHM yolunu açar. Sonuç alıcı irade şart.

Diyarbakır - BİA Haber Merkezi
09 Mayıs 2005, Pazartesi
"Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması", 5233 sayılı yasanın varlığına ve İçişleri Bakanlığı'nın zararların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarına uygun standartlarda karşılanma genelgesine karşın, uygulamada sorunlu.

Diyarbakır Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Meral Danış Beştaş, zararların tazmininde, "aşırı bir bürokratik silsile" olduğunu söylüyor. Beştaş'a göre, "bu bürokratik sorunların çözümü zor değil; devletin zararları tespit edip sonuç alıcı irade göstermesi gerek."

Son olarak, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Yerinden Olmuş Kişilerin İnsan Hakları Özel Temsilcisi Walter Kalin, " tazminat alma hakkı için başvuru süresinin uzatılmasını istemiş, şu ana kadar yapılan 70 bin başvurudan karara bağlananların yüzde 75'inin ret yanıtı almasıyla ilgili kaygılı olduğunu " belirtmişti. Kalin, Dışişleri Bakanlığı'nın resmi davetlisi olarak Ankara'da bulunuyordu.

İstenen belgeler büyük sorun

Zararların tazmini için başvuranlardan istenen bazı belgeleri -zarara dair olay tutanağı, zarar tespit belgesi, nüfus aile kayıt tabloları ve zararla ilgili tazminat alınmadığını gösteren belge- elde etmek neredeyse imkansız. Beştaş, bu süreci şöyle açıklıyor.

"5233 sayılı kanun çıktı; ancak belgeleri ve prosedürü, yönetmelik belirliyor.

Diyelim bir vatandaş evinin, köyünün yakıldığını, zarar gördüğünü iddia ederse, bazı belgelerin sunulması isteniyor:

1. Olay tutanağı: Bu tutanak talebi başlı başına bir engel. Köyler yakıldığında, boşaltıldığında bir tutanak tutulmuşsa, bu vatandaşa verilmez. Bu verilerin devletin elinde olduğuna inanıyoruz. Biz bu belgelere ulaşamıyoruz; ancak OHAL bölgesi valiliklerinde bu kayıtlar bulunabilir. Bu verilere idari birimlerin kendilerinin ulaşması gerek.

2. Zararın tespitine ilişkin belge: Bölgede kadastro çalışması yapılmış değil. Genelde tapu yok. Birçok köyde, o dönemde, telefon ya da elektrik yok. Dolayısıyla bunların kayıtları da kanıt olarak sunulamaz. Bu nedenle tespit için de kanıt olamıyor.

Dolayısıyla, vatandaş zararın tespitine yönelik belgeleri bulmakta zorlanıyor. Sözlü beyan veriyor. Bu beyanlara güven duyulmalı. Bir de, yerinde keşiflerle zarar tespit edilebilir.

Şimdiye dek, köylerin zararına ilişkin bir karar verilmiş değil.

"Tazminat almadım" belgesi

Beştaş'a göre, iki bürokratik engel daha var.

"1. Nüfus aile kayıt tabloları: Başvuranlardan nüfus aile kayıt tabloları isteniyor. Bunlar da süreci bürokratik olarak çok zorlaştırıyor. Oysa bu kayıtlara, Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi ( MERNİS ) kullanılarak, elektronik ortamda ulaşılabilir.

2. Tazminat alınmadığına ilişkin belge: Vatandaştan söz konusu zarara ilişkin herhangi bir tazminat alamamış olduğunu belgelemesi isteniyor. Halbuki, tam aksine, bunu idare ispat etmek zorunda.

Bizim talebimiz, bütün listelerin, bütün kayıtların idare tarafından çıkarılması. Bu mümkün.

Aynı zamanda, keşif yapılmalı, bilirkişi raporları alınmalı. Halihazırda, mevcut tespitler de var."

"Tazminat oranları AİHM yolunu açar"

Beştaş, yasanın belirlediği tazminat katsayılarının ve manevi tazminatı kapsamıyor olmasının da ayrıca bir sorun olduğunu belirtiyor.

"Yaklaşık bir ay kadar önce, İçişleri Bakanlığı, bir genelge yayınladı ve 'Zararlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi standartlarında karşılansın' dedi. Genelge, manevi tazminat karşılansın, derken, yasa manevi tazminatı kapsamıyor.

Oysa manevi zarar daha yüksek olabiliyor."

Beştaş, bu konuda AİHM'nin Doğan-Türkiye davası kararını anımsatarak, bu kararın emsal olduğunu söylüyor. Mahkeme, Haziran 2004'te verdiği kararında, Abdullah Doğan ve 14 akrabasının Tunceli Hozat'a bağlı Boydağ köyündeki evlerinden ve topraklarından 1994'te güvenlik güçlerinin zoruyla uzaklaştırıldıkları iddiasını haklı bulmuştu. Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) özel ve aile yaşamına saygıyı garanti altına alan 8, mal ve mülk edinme hakkıyla ilgili 1. protokolün 1 ve mağduriyetin giderilmesiyle ilgili 13. maddelerini ihlal ettiğine karar vermişti.

Beştaş, mahkemenin bu davadaki tazminatla ilgili kararını 20 Mayıs'ta vereceğini söyledi.

Bir başka nokta da, faili meçhul cinayetlerle ilgili yasanın belirlediği tazminatın 14 milyar lira olması.

"Kanun, ölümler ve sakatlanma/yaralana için katsayı belirlemiş durumda. Faili meçhul cinayet için bu 14 milyara denk geliyor. Bu katsayı, başlı başına hak ihlali. İç hukuktaki tazminatlar bile çok daha yüksek. Bu da bir eşitsizlik. Tazminat oranı, AİHM yolunu açar." (TK/EÜ)

BU HABERİ PAYLAŞIN
Bookmark and Share

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN