ŞEYHMUS DİKEN'DEN

Zenginimiz Bedelli, Askerimiz Fakirdendir

Bedelli Askerlik mevzuu ile haşır neşirken; yakın günlerin en çarpıcı meselesi “Dêrsim” gündeme oturuverdi. Dêrsim, siyasetlerüstü bir duruma tekabül eder. Onar yıl arayla yaşanan üç büyük altüst oluşun sonuncusudur.

Diyarbakır - BİA Haber Merkezi
26 Kasım 2011, Cumartesi

1938 Dersim Halvori'den katliama götürülenler

Seksenli yıllarda "yığılma" nedeniyle çıkarılan bir yasayla yedek subay asteğmenlik yerine dört ay kısa süreli askerlik yapanlardanım. "Kısa Devre" diye bir yakıştırma yapmışlardı bizim devreye. Yirmi ay askerlik yapan ve adlarına "kadro erat" denen, eğitimlerimizi komutanların gözetiminde yaptıran askerlerin yanında, bizler için adeta, yirmi ay dört aya sıkış(tırıl)mış gibiydi.

Kelimenin tam anlamıyla kısa devre kontak yapmıştık. Teskereye bir hafta kala toplamışlardı tümümüzü "Size tavsiyemiz, evinize gidince en az altı ay askerlik üzerine konuşmayın. Ve burada yaşadıklarınızda mantık aramayın. Unutmayın, Askerlik mantığın bittiği yerdir" demişlerdi komutanlar.

Adeta dişli bir çark gibiydi askerlik, tanık olmuştuk defalarca. Özellikle uzun süre askerlik yapanlar için askerlikten önceki hayatları adeta "flu" ve yaşanmamış hayatlara dönüşmüştü. Törpülenmiş, sivri uçları yuvarlatılmış, tornadan çıkmış gibi milliyetçi ideolojilerin hegemonik yapısını savunan ve askerliği kutsayan bir yeni hayat.

Doğrusu ülkede belirlemelere göre her yüz kişiden birinin asker olduğu 700 bin askerin sürekli "silâh altında" tutulduğu bir yapıda, "bedelli" adı altında 460 bin kişinin para verip askerlikten "yırtmasını" yadırgamadım desem ayıp olur.

İnsan tekinin duyguları ile aklı her zaman örtüşmeyebilir. Duygularım bu mantıksız askerlikten parayla birileri kurtulacaksa varsın olsun diyordu. Aklım ise bu işin salt paraya tahvil edilmeyecek kadar önemli olduğunu, hele hele "vicdani ret" gibi çok anlamlı bir karşı duruşun olduğu, olması gerektiği bir ortamda askerliğin parası olmayana reva görülmesini bir türlü kabullenemiyordu.

Bu vesileyle bir kez daha "sınıf" perspektifinin askerlikte de zuhur ettiğine "iman ettim". Şarkıyı düşündüm. Hani diğer adı "Yemen Türküsü" olan, Kara çadır is mi tutar'ı. Yemen yolu çukurdandır / Karavanım çamurdandır / Zenginimiz bedel öder / Askerimiz fakirdendir.

Bedelli Askerlik mevzuu ile haşır neşirken; işin açıkçası yakın günlerin en çarpıcı ve anlamlı meselesi "Dêrsim" meselesi gündeme oturuverdi. Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) Dêrsim'de yaşananların / yaşatılanların bir "devlet politikası" olduğu gerçeğini göz ardı ederek partilerini yapılanlardan azade kılma gayretleri. Bunun karşısında da Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve Başbakan'ın daha üst perdeden işi bir devlet politikası haline dönüştürerek "Dêrsim özrü" gündemi aniden alabora eden bir hale tekabül ediyordu.

Dêrsim, siyasal particilik anlamında hiçbir siyasete malzeme olmaması gereken önemde bir haldir. Yani siyasetlerüstü bir duruma tekabül eder. Bu ülke tarihinde onar yıl arayla yaşanan / yaşatılan üç büyük altüst oluşun sonuncusudur Dêrsim.

Biri Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının Ermeni halkına yaşatılan 1915 büyük felaketidir. Öbürü on yıl sonra, 1925'teki Şêx Seîd İsyanı sonrası Kürt halkına yaşatılan ucu açık sürgünlük, mecburi iskân politikaları ve katliamlardır. Sonuncusu da 1935'te başlatılıp 1937-38'de tamamlanan Dêrsim Alevilerine yönelik Dêrsim İsyanı sonrası Dêrsim katliamıdır.

Devlet en yetkili ağzından, Başbakan'ın sözleriyle, ülke geleneğinde, muktedirin dilinde de zihninde de olmayan bu çok anlamlı "özrü" diledi. Sonuncu katliamdan başlayarak Dêrsim'de yapılanlar adına devlet sorumluluğu ile yüzleşmeye karar vererek özür diledi. Bu öyle basit olarak açıklanacak ya da "Kemalistlerle takunyacıların" kavgası deyip küçümsenecek bir durum olmamalı.

Bu kolay unutulacak bir olay değildir. Ermeni katliamının üzerinden 95 yıl, Şêx Seîd kıyamının üzerinden ise 85 yıl geçmiştir. O günleri yaşayanların sadece çocukları ya da torunları duyduklarını paylaşabilmekteler. Oysa Dêrsim öyle değil, sözlü tarihin canlı, yaşayan tanıklarının anıları, anlatıları hâlâ diridir.

Bu sebeple Dêrsim Özrü'nün ilk olması kanımca daha anlamlıdır. Birkaç yıl evvel vefat eden amcam anlatmıştı bir kez. Dêrsim İsyanı sırasında Dîyarbekir Mardinkapı'daki Kamışlı Ziyareti'nin sokağında ahırları varmış ve At Cambazlığı yapıyormuş. 17-18 yaşlarındaymış; "Bir gün benim dâhil atçılık işiyle uğraşanların tümünün atlarına Asker el koydu. 'Atlarınızla birlikte Dêrsim'e askerin mekkâresini, levazımını taşıyacaksınız' dediler. Bilmezdik oraları, götürdük malzemeleri mecburen. Bir süre de kaldık, mecburen. Günlerce Dêrsim çayı kıpkırmızı aktı, kandan. Üzerinde cesetler yüzüyordu, o gördüklerimi unutamam" demişti.

Şimdi asıl bundan sonrasına bakmalı. İki iş beraberinde, peşinde gelirse bu durum daha bir anlam kazanır. Birincisi, bu katliamın üzerinden yeterince zaman geçmiştir. Yeni bir kuşak oluşmuştur. Geçmişteki hatalarla yüzleşmeyi önemseyen bir kuşak.

Bu vesileyle hızla bütün arşivler açılmalı ve özrü taçlandıran bir "telafi" mantığına gerek duyulmalı. Mesela şu bedelliden toplanacak paraların "Dêrsim mağdurları"na transferi neden olmasın. Askeri kafayla yapılanların yine askerden sağlanacak para ile kısmen telafisi neden olmasın!

Hem böylesine bir anlamlı özrün ve peşinden gelecek bir telafi'nin uzun vadede Ermeni ve Kürt Halklarından da özrü sağlamasının altyapısı da bir şekilde oluşabilir kim bilir... (ŞD/IC)

BU HABERİ PAYLAŞIN
Bookmark and Share
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
İLGİLİ bianet HABERLERİ
ANAHTAR SÖZCÜKLER

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN