CUMARTESİ ANNELERİ/İNSANLARI GALATASARAY'DA

Gözaltında Kaybedilenlerin Peşinde 16 Yıl

Kaybolan yakınları için, zaman zaman biber gazına, dayağa maruz kalarak bazen de devlet görevlilerinin ithamlarıyla karşı karşıya kalan Cumartesi Anneleri/İnsanları, yılmadan sürdürdükleri cumartesi eylemlerinde 16 yılı doldurdu.

İstanbul - BİA Haber Merkezi
28 Mayıs 2011, Cumartesi

Galatasaray Lisesi'nin önünde "kaybedilen" sevdikleri için kararlılıkla her Cumartesi oturan Cumartesi Anneleri/İnsanları'nın eylemi, bugün 16. yılını doldurdu.

Geçen hafta konuşan kayıp yakını Rıdvan Karakoç geçen 16 yılı şöyle özetlemişti: "Dünyanın birçok ülkesinden, okyanusun diğer yakasından Arjantin'den bile vicdan sahibi insanlar sesimizi duyarken, acımızı hissederken, bizim yetkililerimiz kör, sağır, dilsiz. Bu ailelerin hiçbirinin çiçek koyabilecekleri, başında dua edebilecekleri, bayramlarda ziyaret edebilecekleri bir mezar taşı dahi yok. Ama biz yine buradayız, yine haykırmaya devam edeceğiz."

Bu gerçekle 1980'de tanıştık

27 Mayıs 1995'te, İstanbul, İstiklal caddesinde, Galatasaray Lisesi'nin önünde 30 kadar insan "gözaltında kaybolanlar" için oturdu. 13 Mart 1999'da, Cumartesi İnsanları/Cumartesi Anneleri, bir açıklamayla oturma eylemine son verdiklerini açıkladı. Çünkü Ağustos 1998'den itibaren yedi ay boyunca her hafta, oturma eylemine müdahale edildi. İnsanlar yerlerde sürüklendi, dayak yedi, biber gazına maruz kaldı ve gözaltına alındı.

Cumartesi Anneleri/Cumartesi İnsanları, 22 Mayıs 1999'da Dünya Kayıplar Haftası dolayısıyla "Türkiye'de Gözaltında Kayıplar" başlıklı şöyle bir açıklama yaptı:

Bütün dünyada insan hakları ihlalleri arasında sayılan "gözaltında kayıplar", kişinin güvenlik kuvvetlerince gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınmaması, güvenlik kuvvetlerince yakalandığı ya da tutuklandığı halde, devletin bunu kabul etmemesi anlamına geliyor, bir başka deyişle kişinin zorla kaybedilmesi...

Türkiye "gözaltında kayıp" gerçeğiyle 1980 sonrasında karşılaştı. İlk kayıplardan Hayrettin Eren'in, 21 Kasım 1980'de İstanbul'da güvenlik güçlerince gözaltına alındığı arkadaşları kanalıyla ailesine iletildi.

Eren ailesi haberi duyar duymaz o dönem gözaltı merkezi olan Gayrettepe'deki Emniyet Müdürlüğü'ne gidiyor, kapıda oğlunun arabasını gören anne Hayrettin'in gözaltında bulunduğundan emin bir şekilde yetkililerle görüşüyor, ama sonra yüzlerce ailenin duyacağı cümleyi duyuyor: "Bizde yok!" 18 yıldır Hayrettin'den haber yok.

Hayrettin Eren'den haber alınamadığı gibi 1980-1990 arasında İstanbul, Ankara, Bingöl, Siirt, Kars, Siverek ve Hakkari'den 12 insan daha gözaltında kaybediliyor.

Kayıpların merkezi OHAL bölgesi oldu

Gözaltında kayıplar, 1990'dan sonra, çoğu da Olağanüstü Hal Bölgesi'nden (OHAL) olmak üzere artış gösterdi.

Burada, özellikle 1994 yılındaki gözaltındaki kayıplarda hızlı artışa dikkat çekmek gerekiyor, bir anlamda 1992-1993 yıllarında OHAL bölgesindeki "faili meçhul cinayetler"in yerini 1994'de gözaltında kayıplar alıyor.

1995'de başlayan Cumartesi Anneleri'nin Galatasaray Basın açıklamaları ile gözaltında kayıplara karşı verilen mücadelenin etkisi artıyor.

21 Mart 1995'te Hasan Ocak'ın İstanbul'da gözaltına alınıp kaybedilmesinin ardından, ailesi başta olmak üzere insan hakları savunucularının yoğun arama mücadelesi Türkiye'nin belleğine kazındı. Ocak'ın işkenceyle öldürülmüş bedeni kaybedilmesinden 55 gün sonra kimsesizler mezarlığında bulundu.

Cumartesi Anneleri / Cumartesi İnsanları 27 Mayıs 1995'te Galatasaray Lisesi önünde her Cumartesi saat 12:00'de, "Kayıplar akıbeti açıklansın, sorumlular ortaya çıkarılarak yargılansın ve Kayıplar son bulsun" talebiyle basın açıklaması yaptılar.

Baskıların ardından ara verdiler

15 Ağustos 1998'de, 170. haftada başlayan engellemelerin 30 hafta sürmesi üzerine Cumartesi Anneleri/Cumartesi İnsanları 200. haftada, yani 13 Mart 1999'da, sürekli gözaltı, kötü muamele ve dayaktan güvenlik kuvvetlerinin biber gazı kullanmalarına varan engellemeler karşısında eylemlerine ara verdiler.

Takip eden 10 yılda birçok kayıp davasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye'yi suçlu buldu ve mahkûm etti. Faillerin isimleri dava dosyalarında, AİHM kararlarında geçti.

Devlet bağlantılı Yıldırım Beğler, Abdülkadir Aygan gibi isimler gözaltında kaybedilen insanların, işkencehanelere götürdüklerini, ardından kalorifer kazanlarında yakıldıklarını, asit kuyularına, çukurlara, derelere ve toplu mezarlara gömüldüklerini krokileriyle anlatıp itiraflarda bulundu. Cinayetlerin faillerine ilişkin isimleriyle birlikte bilgiler de verdiler. Adresleri gösterilen yerlerde kemikler çıkmaya başladı.

Ergenekon davasında yargılanan bazı askerlerin, gözaltında kayıp dosyalarında, tanık ifadelerinde, JİTEM elemanlarının itiraflarında adının geçmiş olması bir umut oldu. Bu gelişmeler üzerine, kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları, 31 Ocak 2009'da İstanbul, Galatasaray Meydanı'nda ve Diyarbakır Koşuyolu Parkı'nda her cumartesi, saat 12.00'de tekrar oturmaya başladı.

"Yine meydanlarıyız, yine haykıracağız"

Geçen haftaki Kayıplar Haftası'nda 321. kez toplanan Cumartesi Anneleri/İnsanları, Rıdvan Karakoç'u dinledi. Kaybedilişinin üzerinden 16 yıl geçen Rıdvan Karakoç'un ağabeyi Hasan Karakoç, şu açıklamayı yapmıştı:

"16 yıl önce bugün Rıdvan Karakoç'un işkenceyle katledilmiş bedeni bulundu. Yine bir aradayız, yine meydanlarıyız, yine haykıracağız. Fakat yetkililer yine kör, yine sağır, yine dilsizi oynayacak. Dünyanın birçok ülkesinden, okyanusun diğer yakasından Arjantin'den bile vicdan sahibi insanlar sesimizi duyarken, acımızı hissederken, her ne hikmetse bizim yetkililerimiz kör, bizim yetkililerimiz sağır, bizim yetkililerimiz dilsiz.

İlk günden beri biz kayıplarımızı istiyoruz dedik. Yargısız infaza kurban giden insanlarımızın, kayıplarımızın akıbetinin açıklanmasını istedik. Sorumlular yargılansın, suçlular yargılansın dedik. Fakat bugüne kadar bu suçlardan dolayı kimse yargılanmadı.

Bu ailelerin hiçbirinin çiçek koyabilecekleri, başında dua edebilecekleri, bayramlarda ziyaret edebilecekleri bir mezar taşı dahi yok."

"En azından mezarımız olsun"

Geçen hafta ayrıca, 12 Eylül darbesinin ertesi günü evinden alınan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Cemil Kırbayır'ın işkencede öldürüldüğü TBMM raporuyla kabul edildi. Ağabeyi Mikail Kırbayır, kardeşinin mezarını da istediklerini söyledi.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın (TİHV) 1980-2000 arasındaki rakamlarla oluşturduğu verilere göre, en fazla kayıp Diyarbakır, Lice, İstanbul ve Cizre'de yaşandı. Türkiye'de bu 20 yıl içinde 757 kişi gözaltında kayboldu. 2001'de iki, 2002'de bir kişi kayboldu.

Çocuklarının, kardeşlerinin sevdiklerinin başına neler geldiğini öğrenmek ya da "En azından ziyaret edecek, çiçek bırakacak bir mezarımız" olsun diyen Cumartesi Anneleri/İnsanlarının oturma eylemi, bugün 16. yılını doldurdu. Aileler, kaybedilenler bulunana ya da mezarları gösterilene dek bu mücadeleden vazgeçmeyecek kararlılıkta olduklarını kanıtladı. (AS)

 

 

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN