İSMET AKÇA'DAN

Ekonomide Askerin Varlığı, Askeri Sermaye, Oyak

OYAK üzerinden ordunun kolektif bir sermaye grubu olarak hareket etmesi ve üretim, hizmet, ticaret, finans sektörlerinde doğrudan yatırımlara sahip olması, Türkiye'de militarizasyonun önemli bir boyutu.

İstanbul - BİA Haber Merkezi
16 Ekim 2010, Cumartesi

Bu metni, Heinrich Böll Stiftung Derneği'nin "Türkiye Siyasetinde Ordunun Rolü - Asker-Sivil İlişkileri, Güvenlik Sektörü ve Sivil Denetim" adlkı kitabından aldık. Kitap, derneğin bu konuda Kasım 2009'da gerçekleştirdiği konferansın konuşmalarından, sunumlarından ve tartışmalarından oluşuyor. Kitapla ilgili ayrıntılı bilgiye ulaşmak ve PDF formatında indirmek için tıklayın.

Türkiye'de ordunun, modern orduların asli işlevi olan dış askeri güvenlik alanının yanı sıra siyasal, iktisadi, kültürel, ideolojik alanlara uzanan geniş bir faaliyet alanının bulunması ve bu alanlardaki faaliyetlerin sivil siyasal iktidarın ve kamu otoritesinin denetiminden yasal veya fiili özerklik altında yürütülmesi pretoryen bir militarizmi hâkim kılmıştır. Söz konusu pretoryen militarizmin güç sahalarından biri de ekono­midir. Savaş sanayii ve askeri harcamalar alanında müesses klasik askeri-sınai komp­leks mekanizmasının dışında Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) üzerinden ordunun bizatihi kolektif bir sermaye grubu olarak hareket etmesi ve üretim, hizmet, ticaret ve finans sektörlerinde doğrudan yatırımlara sahip olması Türkiye'de militarizasyonun önemli bir boyutunu oluşturmaktadır.

Başka hangi ülkelerde benzer yapılar vardır?

Türkiye bu açıdan dünyada tek örnek midir? Hayır. Nikaragua, Şili, Guatemala, El Salvador, Honduras, Ekvator, Kolombiya, Bolivya, Çin, Endonezya, Tayland, Mı­sır, Suriye, Pakistan ve Türkiye. Bu ülkelerin -otoriter siyasal rejimleri, insan hakları ihlalleri, sınıfsal eşitsizliklerin derinliği gibi- ortak birçok noktasından bahsedilebilir. Hepsinin bir başka ortak noktası bu sunuşun konusunu oluşturmaktadır: Bu ülke or­dularının genellikle yardımlaşma kurumu benzeri yapılar altında sınai, ticari ve finan- sal yatırımlarıyla ülkelerinin en büyük sermaye grupları arasında yer almaları.

Kuruluş

OYAK, 27 Mayıs 1960 darbesinin hemen ardından Milli Birlik Komitesi'nin 3 Ocak 1961'de çıkardığı 205 sayılı Yasa ile kurulmuştur; yani varlığını olağandışı bir dönemin yasama faaliyetine borçludur. Buna rağmen ne hikmettir ki söz konusu yasa, Türkiye tarihinin en dayanıklı yasalarından biri olabilmiştir. OYAK'ın kurulma sürecine baktı­ğımızda, 27 Mayıs darbesinin toplumsal tabanını oluşturan kesimlerden askerler, bü­rokrasi, entelijensiya ve dönemin burjuvazisi OYAK'ın kurulmasını desteklemiş ve bu ilk dönemde yetkili kurullarda görev almıştır.

Dönemin askeri iktidarı OYAK kanununu şu şekilde gerekçelendirmiştir: Ordu mensuplarına emekli olduklarında "ancak mütevazı geçim şartları" sağlanabilmesi, "kendi içtimai seviyelerine uygun bir hayat seviyesi temin edememe"leri sebebiyle ve "istikbal endişesinden kurtularak maddi ve manevi huzura kavuşmaları" için OYAK ka­nunu hazırlanmıştır.

Bu gerekçe Türkiye'de ordu mensuplarının kendilerini "ayrıcalıklı bir zümre ola­rak görme" halini veya o dönem için arzusunu yansıtmaktadır.

Faaliyetleri açısından OYAK nedir?

Faaliyetleri açısından OYAK aynı anda hem üyelerden yapılan zorunlu kesintiler dolayısıyla bir zorunlu tasarruf kuruluşu; hem üyeleri için Emekli Sandığı'na ek olarak işleyen bir ek sosyal güvenlik kuruluşu; hem de üretim, ticaret, hizmet ve finans sek­törlerindeki doğrudan yatırımları dolayısıyla bir "holding"dir.

Bir sosyal güvenlik kuruluşu olarak, bir yandan sosyal yardımlar başlığı altında emeklilik, ölüm ve maluliyet yardımları yapılmakta, diğer yandan da sosyal hizmetler başlığı altında piyasaya göre daha uygun ve uzun vadeli konut kredisi ve borç verme faaliyetleri yer almaktadır. Bu faaliyetlerin ana hedefi ordu mensuplarının üst orta sınıflara denk bir refah düzeyine sahip olmasıdır. Zaten maaşlarıyla memur kesim içinde farklı bir konumda olan askeri bürokrasi, OYAK sayesinde de ayrıcalıklı kılın­maktadır. (2004'te bir orgeneral Emekli Sandığı'ndan aldığının yaklaşık üç katını, bir albay iki katını, bir çavuş da 1,5 katını OYAK'tan emeklilik ikramiyesi olarak alıyordu.)

Kurumu nev-i şahsına münhasır kılan özelliği ise hiç şüphesiz kâr amaçlı iktisadi faaliyetleridir. Bu noktada hemen şunu belirtmek gerekir ki, kurum gelirlerinin ancak belirli bir kısmı sosyal yardım ve hizmetlere ayrılmakta, büyük çoğunluğu ise yeniden yatırıma yönlendirilmektedir. Sosyal güvenlik işlevi aleyhine holding faaliyetlerine ağırlık verilmesi, özellikle genç üyelerin üst rütbelilerden oluşan kurum yönetimine yönelik eleştirilerine de yol açabilmektedir.

OYAK yatırımları ve gelirleri hiçbir biçimde askeri harcamalar ve projeler için kul­lanılmamaktadır.

OYAK sivil bir kuruluş mudur?

"OYAK nedir?" sorusu akla hemen "OYAK sivil bir kuruluş mu, askeri bir kuruluş mu?" sorusunu getirmekte. OYAK yönetiminin kurumun orduyla bağını silikleştirmek adına sivilliği vurgulayan söylemleri son yıllarda özellikle dikkati çekmekte.1 Ancak kurumun üyelerine ve idari yapısına bakıldığında askerlerin hâkimiyeti açıktır.

• Kurumun daimi üyeleri aslen Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) kadrolarında görevli subay, astsubay ve askeri memurlardır. Bunların üyelikleri mecburidir ve mev­cut 241.000 üyenin büyük çoğunluğunu oluşturmaktadırlar.2

• İdari yapısına bakıldığında Temsilciler Kurulu tamamen askerlerden oluşmakta, 40 kişilik Genel Kurul'da 9 sivil üye3 bulunmaktadır. Yasada 7 kişilik Yönetim Kurulu'nun 3 kişisi asker olarak öngörülmüş olmakla birlikte, fiiliyatta askerler 1976'dan beri 4 kişiyle temsil edilegelmiş ve Yönetim Kurulu başkanı her zaman asker üye olmuştur. Şu anda ikisi emekli olmak üzere Yönetim Kurulu'nun altı üyesi askerdir.

• Şirketler ise çok büyük oranda profesyonel siviller tarafından yönetilmekte, ancak bazı durumlarda şirket yönetim kurullarında emekli askerler de yer almaktadır.

Özet olarak, OYAK'ın karar alma kurulları askerler tarafından kontrol edilmektedir.

OYAK vasıtasıyla kolektif bir sermayedar olarak TSK

OYAK'ın bir sermaye grubu olarak yapılanması daha kuruluş aşamasında öngörül­müş ve diğer sosyal güvenlik kuruluşlarından farklı olarak yatırım faaliyetleri herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmamıştır.

OYAK bünyesindeki şirketlerin sayısı yıllar içinde artış ve değişiklik göstermiş olup, bu sayı bugün itibariyle 27 ana şirket ve 17 yan şirket olmak üzere 44'tür. Üretim, ti­caret, hizmet, fınans sahalarında faaliyet yürütmektedirler ve yatırım faaliyetleri yatay ve dikey entegrasyon arz etmektedir. Şirketlerden birçoğu Türkiye'nin en büyük ve en kârlı iktisadi kuruluşları arasında yer almaktadır. OYAK, kuruluşundan bugüne yerli ve yabancı büyük sermaye gruplarının yanı sıra kamu iktisadi teşekkülleriyle de çeşitli düzeylerde ortaklıklar kurmuştur. Geçen 48 sene zarfında, bir kısmı halen süren ve aralarında Renault, Axa, Goodyear, Elf gibi dünya sermaye devlerinin yanı sıra Saban­cı, Koç, Eti, Yaşar Holding, Gama, Yapı Kredi Bankası, Garanti Bankası, Kutlutaş Hol­ding, Alarko, Cerrahoğulları gibi yerli büyük sermaye grupları ve Halk Bankası, Ziraat Bankası, SSK, TPAO, Petkim gibi kamu iktisadi teşekküllerinin de yer aldığı sermaye gruplarıyla ortaklıklar kurulmuştur. Bugün itibariyle OYAK'ın yatırımları otomotiv, çi­mento, demir çelik, enerji sektörlerinde yoğunlaşmış olmakla beraber, finans, inşaat, gıda, iç ve dış ticaret, turizm, zirai kimya, nakliye, teknoloji-bilişim, savunma ve gü­venlik sektörleri gibi geniş alanlara yayılmıştır. (Bkz. Tablo)

2008 sonu itibariyle toplam aktifleri 10,588 milyon TL'ye ulaşan ve 1,911 milyon TL'lik net dönem kârı4 elde eden OYAK Türkiye'nin en büyük üç holdinginden biridir.

"Mucizenin" sırrı nedir?

OYAK'ın halen görevde olan "sivil" genel müdürü 2001'de, Türkiye tarihinin en bü­yük iktisadi krizinin ardından bu "başarıyı" "kanla sınanan askeri prensiplerle" açık­lasa da5 bu olağanüstü iktisadi büyümeyi açıklayan çeşitli faktörlere bakmak OYAK'ı anlamak açısından önemlidir.

1. Her şeyden önce özel yasasındaki bazı hükümlerin sağladığı ayrıcalıklardan bahsetmek gerekir. Bunların başında OYAK'ın sahip olduğu vergi muafiyetleri gel­mektedir. Bağlı şirketleri vergilerini ödemekte, ancak OYAK'ın kendisi her türlü ver­giden (gelir, kurumlar, veraset ve intikal vergileri, damga vergisi) muaf tutulmaktadır.

Yine özel yasası sayesinde OYAK hem özel hukukun, hem kamu hukukunun avan­tajlarından faydalanmaktadır. Bir yandan iktisadi yatırımlarını rahatlıkla yapabilmek­te, diğer yandan malları, gelir ve alacakları devlet malı statüsünde sayılmakta, bu da kurum mallarının haczedilemeyeceği anlamına gelmektedir. Ayrıca üyeleriyle olan ilişkileri askeri idari yargı yetkisine alınarak zorunlu üyeliğin iptali talebi veya Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği'nin (TEMAD) emeklilikten sonra da nema ödenmesi ve şirketlerde görev talep etmeleri gibi davalarda kurum lehine kararlarla üyelerin eleşti­rilerine karşı korunma sağlanmaktadır.

2. Finansal imkânlarının sağladığı avantajlardan söz edildiğinde, OYAK'ın hukuki ve kurumsal yapısının bir başka avantajı, daimi üyelerin maaşlarından yapılan %10'luk zorunlu kesintiler sayesinde sürekli nakit girişi sağlanmasıdır. Bu maliyetsiz sıcak para kaynağı kriz ortamlarında sermaye birikimi açısından büyük avantaj yaratmaktadır.6

Yine yasa gereği yedek subay maaşlarından %5'lik kesinti yapılmakta, ama yedek subaylar hiçbir hizmetten faydalanamamaktadır.

En temel sosyal geri dönüş olan emeklilik yardımlarına ödenen nemanın 1985'e kadar sürekli enflasyonun altında kalması, ancak 1990'ların ortalarından itibaren enf­lasyona endekslenmesi de uzun yıllar üyelerin aleyhine askeri holdinge önemli bir mali avantaj sağlamıştır.

3.İiktisadi ilişkilerin siyasal güç ilişkilerinden hiçbir şekilde bağımsız olmadığı düşünüldüğünde ordunun politik gücünün iktisadi avantaj sağlama yönünde seferber edilmesi de potansiyel ve/ya reel bir avantaj sağlamaktadır, işin bu boyutunu ampi­rik olarak göstermek zor olmakla birlikte, bazı örnek olaylarda buna dair güçlü ka­rineler bulunmaktadır. Batık şirketlerinin kamu iktisadi kuruluşlarına devri (1984'te Türk Otomotiv Endüstrisi (TOE) ve Motorlu Araçlar Ticaret (MAT) Ziraat Bankası'na), kamu kuruluşlarıyla ortaklıklar ve bu sayede kamu ihaleleri kazanma ve kamu kaynak­larından faydalanma (1985'te Oyak-Kutlutaş ve Emlak Kredi Bankası ortaklığı; 1995'te Oyak inşaat SSK ortaklığı ve 1999'da SSK ihalelerinin alınması; 2001'de Oyakbank'ın batık bankalar muamelesinden kurtarılması ve ardından Sümerbank'ın sembolik bir meblağa OYAK'a satılması) bunun örnekleridir.

4. Bu tarz özgül faktörlerin yanı sıra OYAK'ın bu denli büyüyebilmesindeki belirle­yici etken ise Türkiye'deki sermaye birikim süreci ve sınıfsal yapıyla ilintilidir. OYAK, diğer büyük sermaye grupları gibi, farklı dönemlerdeki hakim birikim stratejilerinin hem belirleyicisi hem takipçisi olmuştur. Büyük sermayenin girebileceği sektörlere yatırım yapmış ve devletin sermaye grubu yaratmaya dönük politikalarından (kre­diler, teşvikler, muafiyetler vs.) sadece ithal ikamesi döneminde değil, liberal iktisat politikalarının uygulandığı 1980 sonrası dönemde de faydalanmıştır. 1980 sonrası dö­nemde de devam eden imalat sanayiindeki oligopolistik yapı sayesinde OYAK da diğer büyük sermaye grupları gibi maliyeti nihai tüketiciye yansıtarak kâr oranlarını yüksek tutmuştur. Özellikle otomotiv, çimento, lastik, tarım ilaçları sektörleri kurumun oligo­polistik güce sahip olduğu sektörlerdir.

OYAK, net varlığının önemli gelişme gösterdiği 1960-1980 arasında, ithal ikameci strateji doğrultusunda içeride yüksek kârlar sağlayan korumacı politikalardan istifade etmiş, yüksek gümrükler, ithalat yasakları, vergi muafiyetleri ve çeşitli teşviklerle koru­nan otomotiv, çimento gibi sektörlere yatırım yapmıştır. Yine bu dönemde, korunaklı iç piyasalara yüksek fiyatlarla yapılan satışlar sayesinde yüksek kârlar elde etmiştir.

OYAK'ın büyük sıçrama gösterdiği dönem ise neoliberal özelleştirme (çimen­to, bankacılık, demir çelik) ve finansal yatırım stratejilerinin Türkiye kapitalizminde hâkim olduğu 1980 sonrası dönemdir. 1989'dan itibaren ekonominin mali sermaye birildmi döngüsüne sıkıştırılın asıyla derinliği gittikçe artan 1994, 1999, 2001 ve 2008 krizlerinin bedeli işçi, memur gibi çalışan kesimlere, kent yoksullarına fatura edilir­ken, hem kurumsal olarak OYAK bu politikalardan büyük kârlar elde etmiş ve tarihi­nin en hızlı büyüme rakamlarına ulaşmış, hem de "ayrıcalıklı bir zümre olarak" askeri personel neoliberal politikaların sosyal ve iktisadi tahriplerinden görece korunmuş­tur. (1961-1980 döneminde OYAK'ın ortalama kârlılığı 16 birim ise 1981-2001'de 100 birime sıçramıştır, 1990-2001 için ise bu sayı 165'tir.)

Ekonominin sosyopolitik aktörlerden bağımsız, "piyasanın gizli eli" tarafından yönlendirildiğini iddia eden liberal fanteziden bir an sıyrılıp iktisadi süreçlerin de çe­şitli sosyopolitik aktörlerin pratikleri sonucunda oluştuğu dikkate alınırsa, güttükleri birikim stratejileri ile finansal krizlerin müsebbipleri arasında yer alan büyük sermaye gruplarından birinin de OYAK olduğu görülür.

Bu durumda şu soru anlamlı gözükmektedir: Pretoryen militarizmin pratiklerinin meşrulaştırıcısı "milli güvenlik ideolojisi"yle uyum içinde kendine "ulusun kalkınma­sına hizmet", "ulusal ekonomiye hizmet", "ulusal ekonomik güvenliğin koruyucusu olmak" gibi özellikler vehmeden OYAK "kimin ekonomik güvenliği"nin garantörüdür? Ya da 1997 tarihli Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde yer alan "Türkiye'nin dünya ile bütünleşmesine yönelik, özelleştirme de dahil ekonomik çabalar artırılmalıdır" ifa­desi ile bir önceki OYAK Yönetim Kurulu Başkanı emekli Korgeneral Selçuk Saka'nm "Ülke ekonomisi ile global ekonominin orta-uzun vadede göstereceği gelişime ve deği­şime OYAK'ın mutlaka uyum sağlaması gerekmektedir" ifadesi beraber ele alındığın­da OYAK'ın pretoryen militarizm içindeki konumu biraz daha belirginleşecektir.

Bu bağlamda iki örnek olaya bakmak, ordunun tikel ekonomik çıkarlarının nasıl ulusal çıkar, ulusal güvenlik söylemi altına gizlendiğinin ortaya konması açısından aydınlatıcı olabilir. Birinci örnek, yarattığı iktisadi ve sosyal tahribat itibariyle Cum­huriyet tarihinin en büyük iktisadi krizi olan 2001 krizidir. Kriz sürecinde OYAK genel müdürü "Kriz varsa fırsat da vardır. 600 trilyona giden kâr beklentili bir kurum olarak fırsatlara bakmazsak kendimize haksızlık etmiş oluruz" sözlerini sarf etmiştir.7 Ger­çekten, krizleri üreten mali sermaye birikim stratejisinin izleyicisi olan OYAK 2001 yı­lında toplam net varlıkları ve kârı açısından büyük bir sıçrama gerçekleştirmiştir. Yine 2001'de, batık kredi oranı ortalamanın üç katı olan Oyakbank kurtarılmış ve özelleş­tirme kapsamında "sembolik bir rakama satın aldığı" Sümerbank'ın 4.5 aylık faaliyeti sonunda getirdiği kâr ise OYAK'ın diğer şirketlerinin o yılki toplam kârını aşmıştır.

İkinci olay ise özelleştirme kapsamında 2005 sonunda Erdemir'in satın alınması­dır. Bu süreçte OYAK yönetimi tarafından ve kamuoyunda Erdemir'in ulusal güvenlik açısından stratejik öneminden dem vurulmuş, özelleştirilse bile ulusal sermayenin elinde kalması gerektiği ileri sürülmüş, kısacası Erdemir'in OYAK tarafından alınması TOBB'dan Maden-îş'e çeşitli kurumlar tarafından olduğu gibi medyada da coşkuy­la karşılanmıştır.8 Ulusalcı retorik neoliberal sermaye birikim stratejisinin hizmetine sokulmuş ve böylece 2003 kârı OYAK'ın o dönemdeki 40 şirketinin toplam kârına eşit olan9 Türkiye'nin en kârlı üçüncü şirketi kamudan OYAK'a geçmiştir.10 Eylül 2005'te Antalya'da gerçekleşen "OYAK İş Ortakları Toplantısında kırmızı beyaz tişört giyerek ulusal açıdan stratejik önemi haiz şirketlerin yabancılara satılmaması teziyle milli­yetçi mobilizasyon yaratan OYAK, demir çelikte kısa bir süre sonra Arcelor ile ortak­lık görüşmelerine soyunmuş, bankacılıkta ise Türkiye fınans sektörünün "topyekûn gayri millileşmesini" pek de dert etmemiş ve Sümerbank'ı çok ucuza alıp Oyakbank'ı büyüttükten sonra bu bankayı 2.7 milyar dolara (o güne kadarki en yüksek meblağlı banka satışıdır) Hollandalı ING grubuna satmıştır.11 Küresel neoliberal kapitalizmin amentüleri doğrultusunda sermaye birikim stratejileri izleyen OYAK'ın bu "gayri milli" tavırları ise içinde emekli generallerin de bulunduğu geniş bir milliyetçi kamuoyunu sukut-ı hayale uğratmıştır.12

OYAK'ın varlığının sorunlu sonuçları

Farklı yaşam alanlarına sirayet eden militarizasyon pratikleri dolayımıyla ordu hem kendi kurumsal gücünü derinleştirmekte, hem de daha geniş sosyopolitik ve sos­yoekonomik iktidar ilişkileri ağına daha fazla dahil olmaktadır. Türk ordusunun OYAK dolayımıyla ekonomi alanındaki varlığı bunun bir halidir. Bir yandan her türlü siyasi, sosyal, iktisadi, kültürel meseleyi asayiş sorunu olarak kodlayan "neoliberal güvenlik siyaseti ve devleti" sosyopolitik ve sosyoekonomik planda demokratik hak talepleri­nin önünü kesmekte, diğer yandan da sosyoekonomik güvenlik, toplumun genel re­fahından soyutlanarak başta ordunun kendisi olmak üzere hâkim sosyal grupların ve sınıfların ekonomik güvenliği açısından ele alınmaktadır.

OYAK'ın bir işlevi, ordu içi bütünlüğü ve hiyerarşiyi korumaya yönelik sosyoe­konomik bir araç olmasıdır. Kurum içi homojenliği sağlamanın bir yolu olarak ordu mensupları steril orta sınıf hayatların içine çekilmiştir. Ancak OYAK'ın büyük bir pas­ta oluşu ordu içinde özellikle bu pastadan az pay aldığını düşünen astsubaylar ve dü­şük rütbeli subayların tepkisini çekmektedir. Asli işi dış güvenlik olması gereken ordu mensupları dar iktisadi çıkar çatışmaları içine çekilmektedir.

Diğer yandan bir kurum olarak ordu, OYAK'ın faaliyetleri üzerinden sermaye biri­kim sürecinin ve sınıflararası ve sınıf içi güç ilişkilerinin daha doğrudan biçimde içine çekilmekte ve bu ilişkilerin yönünü tayin eden unsurlardan biri olmaktadır. Bu, or­duyu her düzeyde sınıfsal güç ilişkilerine daha göbekten bağlamakta ve yine modern demokratik bir yapıda görmesi gereken işlevlerin çok ötesinde faaliyetler alanına çek­mektedir.

Bu süreçte ne IMF, ne de AB, OYAK'ın varlığını bir sorun olarak görmektedir. IMF açısından bu durum belki daha anlaşılır olabilir, ama özellikle ordunun demokratik bir siyasal ve toplumsal yapının içindeki görev sınırlarına çekilmesi gerektiğini üyelik kriteri olarak sunan AB'nin çeşitli kurul ve platformlarında OYAK'ı diğer emeklilik fon­ları veya normal holdingler gibi algılama eğilimi bir tutarsızlık ortaya çıkarmaktadır.

Bazı şirketlerde doğrudan OYAK'ın yanı sıra OYAK'a bağlı diğer şirketlerin de hissesi bulunabildiğinden, paran­tez içindeki rakamlar OYAK grubunun toplam hisselerini göstermektedir.

OMSAN şu şirketlerin de tamamına sahiptir: OMSAN GMBH, OMSAN SARL, OTTI, OMSAN LOJİSTİK EOOD, OMSAN LOJİSTİK OOO, OMSAN LOGİSTİCA, OMSAN LOJİSTİK MMC, AZER-OMSAN NAKLİYAT MMC, OMFESA LOGİSTİCS.

Ataer Holding'e bağlı şu şirketler bulunmaktadır: İSDEMİR, ERENCO, ERDEMİR ÇELİK SERVİS, ERDEMİR ROMANYA, ERDEMİR MADEN, ERDEMİR LOJİSTİK, ÇELBOR, ERDEMİR GAZ.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

* İsmet Akça, Yıldız Teknik Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi.

1 Bu tarz beyanlar için bkz. Milliyet, 23.11.2001 ve 26.04.2002; OYAK 2004 Faaliyet Raporu, s. 10; Oyak 2008 Faaliyet Raporu, s. 3.

2 Buna ek olarak Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Kumandanlığı, OYAK ve OYAK'ın %50'nin üzerinde hissesinin bulunduğu iştiraklerde çalışanlar da istedikleri takdirde üye olabilirler.

3 Siviller: Milli Savunma Bakanı, Maliye Bakanı, Sayıştay Başkanı, Umumi Murakabe Heyeti Başkanı, Türkiye Bankalar Birliği tdare Heyeti Başkanı, Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Başkanı ve Milli Savunma Bakanı tarafından seçilecek özel sektörde ve mali ve iktisadi konularda deneyimli olacak 3 kişi. Geçmiş yılların Genel Kurul üye listelerine bakıldığında bu 3 kişinin 1961 Genel Kurulu'na seçilen 2 işadamı (Vehbi Koç, Kazım Taşkent) dışında akademisyenlerden oluştuğu görülmektedir.

4 OYAK 2008 Faaliyet Raporu.

5 "Sonuçta iş hayatı da bir savaştır. Binlerce yıl kanla sınanan askeri prensipler iş hayatına uygulanırsa, hata olasılığı sıfırdır." (Sabah, 23.11.2001)

6 Örneğin 1974 yılındaki nakit girişlerin % 52.8'i, 1978 yılında ise % 42.3'ünü üye aidatları oluştururken, 1994 yılı net kurum kârının da %17.48'ini üye aidatları oluşturmaktadır.

7 Hürriyet, 23.11.2001.

8 Örnek olarak bkz. "Oyak İş Ortakları Toplantısı, 7.9.2005, Antalya" , http://www.oyak.com.tr; Radikal, Sabah, Milliyet, 05.10.2005; Radikal, Hürriyet, 06.10.2005.

9 Sabah, 5-6.10.2005.

10 Bu durumu en güzel şu iki alıntı özetlemektedir. Ereğli Belediye Başkanı: "Erdeminin daha yüksek fiyatla satılmasını bekliyorduk. Kelepir fiyata satıldı. Tek tesellimiz ihaleyi Oyak'ın kazanması." (Radikal, Sabah, Milliyet, 05.10.2005); OYAK Genel Müdürü Coşkun Ulusoy: "Emeklilerimizin parasıyla Türkiye'yi kurtar­maya soyunmayız. Üyelerimizin ve Türkiye'nin çıkarı örtüşüyor." OYAK genel müdürü "elbette zarar eden bir kuruluşu almayacaklarını...ihalelere kârlı gördükleri için katılacaklarını, ulusal kaygıların ancak limitlerini zorlamalarına neden olacağını" da eklemiştir. Hürriyet, 08.09.2005.

11 Radikal, 20.06.2007.

12 OYAK'ın milliyetçi retoriği ile neoliberal kapitalist pratikleri arasındaki açı dolayısıyla ortaya çıkan tartışmala­rın kapsamı için bkz. İsmet Akça, Militarism, Capitalism and the State, s. 356-359, 377-378.

 

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN