ÖZLEM DALKIRAN yazdı

2008'de Mülteciler Deyince Aklınıza Ne Geliyor?

"Mültecilik, hayatı askıya almak demektir" diyor bir mülteci. Aksini iddia etse de bu ülke korumasına sığınanların en basit insani gereksinimlerini yerine getiremiyor. Ama mülteciler için çalışanlar arttı; medya mültecilerin dertlerine daha fazla yer veriyor.

İstanbul - BİA Haber Merkezi
31 Aralık 2008, Çarşamba

Sokağa çıkıp sorsak "2008'de mültecilerle ilgili aklınıza ilk ne geliyor" diye, sanırım söylenecek ilk iki şey yollarda, kamyon içlerinde havasızlıktan, denizlerde boğularak can verenler ya da sağ yakalanan "kaçaklar" ve misafirhanelerde çıkan isyanlar olacaktır.

Bu yanıtlar hem Türkiye sınırlarında yakalanan, hem de ülke içinde yaşamaya çalışan mültecilerin yaşam koşullarının bir özeti olarak görülebilir. Ama bu, buzdağının sadece görünen ucu.

"Şanslı" olanlar

Mültecilerin çilesi daha Türkiye'ye girmeye çalışırken başlıyor. "Şanslı" olanlar polis ya da jandarmaya yakalanmadan ülke içine girebiliyor ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne (BMMYK-UNHCR) ve polise başvuruda bulunabiliyor. Kolluk güçlerinin ellerine düşenlerin sonu ise ya hızla hukuki işlemler yapılıp sınırdışı edilmek, ya da yabancılar misafirhanelerinde süresi belirsiz gözaltı oluyor.

Misafirhaneler

Misafirhanelerde tutulanlar karanlık ve çileli bir bekleyişe giriyor. Aşırı kalabalık ve sağlıksız mekanlarda, sırayla uyuyarak, yetersiz beslenerek, dövülerek, sağlık hizmetlerine nadiren erişebilen binlerce yabancı dertlerini anlatamadıkları için bu yıl sık sık isyan çıkardı, açlık grevi yaptı ve firar etti. Burada tutulanlar arasında sığınma başvurusunda bulunmak isteyen ama bu talepleri ısrarla gözardı edilen mülteciler de vardı.

Geçen yıllarda misafirhanelere girme konusunda daha rahat olan BMMYK'ye bu yıl kapılar neredeyse kapandı. Oysa sığınma başvurusunda bulunmak isteyenler bir yana, içeride ceplerinde BMMYK belgesi olan mülteciler var. Sivil toplum örgütlerineyse bu kapılar zaten açılmamıştı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün (HRW) kasım ayında yayınladığı "Döner Kapıda Sıkışanlar" başlıklı rapor(1) misafirhanelerdeki koşulların, özellikle de Edirne Tunca kampındaki koşulların vahametini gözler önüne serdi.

Raporun ortaya koyduğu bir diğer trajedi de Yunanistan ve Türkiye sınırı arasında pinpon topu gibi savrulan göçmen ve mültecilerdi. Yunanistan tarafından zorla şişme botlara ve kayıklara bindirilip, botları patlatıldıktan sonra denize bırakılan mülteci ve göçmenlerin sonu, önce Türkiye'de gözaltı, sonra da ülkelerine iade edilmek oluyor.

Mültecinin tanımına baktığımızda kilit kelimenin "zulüm korkusu" olduğunu dikkate alırsak, sığınma talepleri ciddiye alınmayarak sınırdışı edilenlerin başlarına bir şey geldiğinde, bunun hukuki ve vicdani sorumluluğunu kaldırabilecek miyiz?

"Sığınabilenler"

Türkiye sınırlarından kazasız belasız geçip BMMYK kapılarına ulaşabilenlerse bu yıl da daha müreffeh ve rahat bir hayat yaşamadı. Başvuruları sonuçlanıncaya kadar uzun süre, yaklaşık 2 yıl bekliyorlar. "Mültecilik, hayatı askıya almak demektir" diyor bir mülteci.

Geçtiğimiz yıllarda biraz daha fazla olan devlet yardımı bu yıl iyice azaldı; sağlık hizmetlerinden faydalanabilmek bile artık daha zor.

Yasal olarak mümkün olduğu söylense de çalışamıyorlar. "İş istedim, polise sordular, polis yasak dedi" diye şikayet etti bir mülteci. Günlük işler bulup çalışanlarsa sık sık paralarını alamamaktan şikayetçi.

Komşularından ve hemşehrilerden "Allah razı olsun" diyenler de çok olmasına rağmen, illerde mülteci nüfus arttıkça hoşnutsuzluk da artıyor. Ülkelerinden dini inançları nedeniyle kaçanlar, "Müslüman olmadığımızı söylemekten çekiniyoruz" diyor; "çocuğum eve ağlayarak geldi, 'maymun' diye bağırmışlar arkasından" diyen bir Afrikalı selameti evden çıkmamakta buluyor. Cinsel yönelimleri nedeniyle zulümden kaçanlar, sığındıkları bu ülkenin sokaklarında taciz ve şiddete maruz kalıyor.

Aksini iddia etse de bu ülke mültecilerini sevmiyor. Bu ülke mültecilerini istemiyor.

Yasal olarak ikamet etmekte olan mültecilerini bile "size kırtasiye yardımı yapacağız" diye emniyete çağırıp sınır dışı edebiliyor.(2) Korumasına sığınanların en basit insani gereksinimlerini yerine getiremiyor.

Ama bu yıl mülteciler için çalışan sivil toplum örgütlerinin sayısında artış oldu; bazı kamu kurumlarında canla başla çalışan görevliler var; bu ülkede medya artık mültecilerin dertlerine ve hukuksuzluklara daha fazla yer veriyor.

2009 için tek umudum bu duyarlılığın artması ve mültecilerin daha fazla zulüm gördükleri duygusu olmaksızın bu topraklarda yaşayabilmeleri. (ÖD/TK)

* Özlem Dalkıran, Helsinki Yurttaşlar Derneği, Mülteci Destek Program Direktörü

(1) Döner Kapıda Sıkışanlar, HRW, kısaltılmış Türkçe versiyon için tıklayın.

(2) 22 Özbek mülteci Van Emniyet Müdürlüğü tarafından hukuka aykırı bir şekilde İran'a sınır dışı edildi.

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN