TMY değişikli tutuklu yargılanan çocukların tahliyeleriyle bir rahatlama getirdi. Avukat ve hak savunucusu Akço, TCK'nin 31. maddesinin değişmesi, çocukların konuşmasının önünün açılması gerektiğini söylüyor.
Sokak gösterilerine katıldıkları gerekçesiyle terör suçlarıyla yargılanan çocukların durumu, hak savunucularını kampanyasının sonuca ulaşarak yasa değişikliğini sağlamasıyla gündemden düştü. Ancak uzun yıllardır çocuk hakları alanında çalışan avukat Seda Akço, sorunun devam ettiğini düşünüyor ve çocuk adalet sisteminde reforma gidilmezse büyüyerek karşımıza geleceğini vurguluyor.
Meclis, 2006'da yapılan değişikliği Temmuz 2010'da geri aldı ve çocukların yetişkinlerle aynı koşullarda yargılanmasına son verdi. Ayrıca Yargıtay'ın örgüt üyesi olmamakla birlikte örgütün çağrısına uyarak eyleme gidenlerin örgüt üyesi olarak cezalandırılmasını öngören kararının etrafından dolaştı.
Akço'ysa temel sorunun ortada durduğunu, "Çocukların tepkilerini ortaya koymalarını cezalandıracak mıyız" olduğunu vurguluyor. "Önemli olan çocukların tepkilerini ortaya koyabilecekleri olanakları sunmak. Aksi halde -az ya da çok ceza almaları da önemli tabii ama- kantin boykotuna katılıp medyaya açıklama yapan da cezalandırılıyor."
Peki tepkilerini göstermek için sokağa çıkan çocuklara nasıl yaklaşmak gerekir?
Yukarıdaki sorudan yola çıkarak Akço, göstericilerle ilk karşılaşan polisin yurttaşların gösteri yapabileceği ve bunların arasında çocukların da olabileceği fikrini kabul etmesi gerektiğini vurguluyor. Gösteri yasa dışı bir hal alır, şiddete başvurulursa -bunlar arasında çocuklar dahi olsa-, polisin çocukların "tehlike altında olduğunu" düşünmesi ve onları koruyacak şekilde davranması, onları zarar görmeden uzaklaştırmak için bir planı olması gerekiyor.
Gözaltına alması gerekiyorsa, olay yerinde değil, mümkün olduğunca davet ederek bunu gerçekleştirmek şart. Suç olup olmadığını, kimin şüpheli olduğunu polisin değil savcının belirlemesi, savcının soruşturma açmaya karar vermesi halinde de bunu çocukların özgürlüğünü kısıtlamadan yapmaya öncelik vermesi, adli kontrol olanağı varsa tutuklama yerine onu tercih etmesi gerekiyor. Dava açılacaksa ifade özgürlüğünün gözönüne alınması, dava da cezanın son çare olarak düşünülmesi lazım.
Akço "Aslında bir eylem suç alanına girdikten sonra yaşanan sorunların tüm çocuklar için ortak olduğunu düşünüyorum" diyor. "Kürt olduğu için çocuklar ayrımcılığa uğruyor ama bu onlara özgü değil, örneğin Romanlar da, eşcinseller de aynı ayrımcılıkla karşılaşıyor."
Akço'ya göre asıl sorun yasalardan çok uygulamada ve idarenin düzenlemelerin gereğini yerine getirmek için kaynak ayırmamasında.
Acil bir yasal sorunsa Türk Ceza Kanunu'nun 31. maddesi. Akço, suç işlediği sabit olan ve eyleminin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği olduğuna karar verilen çocuklar için hakimlerin cezalandırmaktan başka seçeneği olmadığını vurguluyor. Oysa öncelikle çocuğu suç işlemeye iten sebebi belirleyip onu ortadan kaldıracak tedbirler uygulanmalı, ancak bunun işe yaramayacağını düşündüğünde cezaya hükmedilmeli.
"Aç kaldığı için hırsızlık yapmışsa çocuğun aç kalmasını önlemek gerekli. Somut olarak bakınca, gösterilere katılan çocuklar için çözüm de Kürt sorununun çözülmesi."
Akço, hükümet bu yolda adım atmayınca yargının da kendi çözümünü bulmaya çalıştığını, bunun da -alternatifin yokluğunda- çocukları cezalandırmak olduğunu vurguluyor.
"Hükümet sorumluluk almayınca yargı da bana ne deyip yasayı en geniş şekliyle yorumluyor. Toplumsal tepki oluşunca, hükümet alengirli bir düzenlemeyle sorunu çözmeye yöneliyor. Alternatif bir çözümün yokluğunda, yargı da farklı yorumlarla aynı uygulamayı sürdürüyor."
Akço, polisin tavrının da idarenin yaklaşımına bağlı olarak değişebildiğini vurguluyor.
"Özellikle tutuklu çocukların tahliyesiyle şimdi bir rahatlama oldu ama mahkemeler hüküm tesis etmeye gelince ne olacağı görülecek. Bir eğer bu olaylar devam eder de çocukların gösterilere katılma durumlarına ilişkin bir değişiklik olmazsa,alanda uygulamacıların nasıl bir müdahale çizgisi izleyecekleri o zaman görülecek. Başbakan çıkıp 2006’dakine benzer [kadın da olsa, çocuk da olsa gereği yapılacak] bir açıklama yaparsa çocuklar tekrar tutukevlerini doldururlar. O yüzden ben bu düzenlemeye güvenemiyorum." (EÜ)

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.
BİZE ULAŞIN