CEMİLE GÜNEŞ'ten

Anadilde Vicdan Sorunu

Kürtlerin ana dilde eğitim talepleri, bir "vatan-millet-sakarya" meselesi değildir. Bir insan hakları meselesidir; bir vicdan meselesidir. Haklar evrensel hukuk değerleriyle belirlenir, devletin yaptırımları ile değil.

İstanbul - BİA Haber Merkezi
28 Kasım 2009, Cumartesi

Bu ülkede başınıza gelen iyi ve kötü olaylar için her daim iki sıfat kullanılır. Ya şanslısınızdır ya da talihsiz...Sanki bunun başka açıklaması olamazmış gibi... Sanki maruz kaldığınız haksızlıkların yegane sebebi "talihsiz" oluşunuz gibi... Kader gibi...

Sanki Diyarbakır, Tunceli, Şırnak değil de; İzmir, İstanbul, Bursa'da doğmuş olsaydınız kaderiniz böyle olmazmış gibi... Oysa ki, bu ülkenin kadercilikten ve şanstan ziyade hukuka ihtiyacı vardır; vicdana ihtiyacı vardır.

Türkiye yıllardır farklı olandan korkmuştur. Sırf bu korkunun toplumda kaybolmaması için devlet eliyle bireylerin etnik kimliklerinden ve dini inançlarından çeşitli ötekiler yaratılmıştır. Türkiye, Kürtlerden korkmuştur çünkü Kürt ötekidir. Türkiye, Ermenilerden korkmuştur çünkü Ermeni ötekidir. Türkiye, Alevilerden korkmuştur çünkü Alevi ötekidir.

Ne yazıktır ki devletin kendisi; yine kendi yöneticilerine ve kolluk birimlerine her zaman "öteki" psikolojisi aşılamıştır. Vatandaşının etnik, dini veya siyasi kimliğine her zaman bir öteki aramak için bakarken yine aynı vatandaşının hukuki kimliğini unutmuştur.

Gece yolda yürürken sizden kimlik soran kolluk, ortada bir suç şüphesi dahi yokken nüfuz cüzdanınızdaki doğum yerine bakarak sizden tedirgin oluyor ve sizi gözaltına alıyor ise bu şanssızlık değil hukuksuzluktur, vicdansızlıktır.

Ana dilde eğitim ve ifade en temel insan hakkı

Öte yandan devletten, devletin kolluk birimlerinden ve askerinden beklenen vicdanlı olmaları değil; hukuka uygun hareket etmeleridir. Devlet, kendi vatandaşını etnik kimliğine ve dini inancına göre ötekileştirdiği sürece asla devlet olma vasıflarını yerine getiremez ve kendi eliyle en büyük insan hakları ihlallerinden birini yapmaya devam eder.

Halbuki, devletin değişik etnik, dini ve siyasi kimliğe sahip vatandaşlarına karşı eşit mesafede durması ve ayrımcılığın önüne geçmek için ağır yaptırımlar ve cezalar uygulaması bir zorunluluktan ziyade devletin devlet olma yapısından kaynaklanan doğal vasfıdır.

Türkiye'de yaşayan Kürtlerin ana dilde eğitim alabilmeleri, bir devletler kamu hukuku meselesi değildir; toprak bütünlüğü meselesi ise hiç değildir. İnsanın, en temel ve basit özelliği olan "insan olmasından" kaynaklanan en temel haklardan biridir.

Türkiye imzalamış olduğu birçok uluslar arası sözleşme ile insan haklarını güvenceye almış gözükse de; yıllardır Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde en çok yargılanan ve yine en çok cezalandırılan ülke olarak listenin her zaman en üst sırasındadır.

Avrupalı hukukçular ve Strasbourg Mahkemesi yargıçları, yıllardır Türkiye aleyhine açılan davalarda, Türk hukuk sistemini ve devlet politikalarını bu ülkede yaşayanlardan daha iyi bilir konuma gelmiştir.

En acı tarafıysa; birlikte yaşayarak aynı toprağın kültüründen beslenen insanların, bu topraklarda yaşayan Kürtlerin ana dilde eğitim alma taleplerini bir toprak bütünlüğü sorunu olarak görmesi, karşısındakini korkulan bir ötekiye çevirmesi, konu ne zaman açılsa alakalı alakasız Atatürk posterleri açması ama bu ülkede yaşamamış insanların çok basit hukuki değerler nezninde bu talebin özünü anlamasıdır.

Evrensel hukuk kuralları dinlenmese bile her birey kendi vicdanını dinlediğinde çok basitçe görecektir ki; Kürtlerin ana dillerini kullanabilme özgürlükleri hiç kimseye zarar vermez. Devlet eliyle ötekileştirilenden korkmaya gerekçe teşkil etmez.

Halbuki, aynı topraklarda büyüyen, aynı kültürden ve sosyolojik öğelerden beslenen insanları bir arada tutan tek şey dil değildir. Dil, sadece ortak iletişim araçlarından biridir ve bunu çeşitlendirmek bir ülkeye zarar değil aksine yarar getirmelidir.

Hukuksuzluklar ümit ederek çözülmez

Avrupa kıtasında yer alan Belçika Krallığı yıllardır Fransızca ve Flamancayı resmi dilleri olarak seçmiş ve bundan zarar görmemiştir. Valon ve Flaman kökenli vatandaşlar doğal bir gelişim olarak her iki dili de ana dilleri seviyesinde konuşabilir hale gelmiş; bununla birlikte kendi özgür iradeleri ana dillerini eğitimlerinin her alanında herhangi bir yasakla karşılaşmadan kullanmaya devam etmişlerdir ve halen de etmektedirler. Kaldı ki; bu örnekler dünyanın ve Kıta Avrupası'nın birçok yerinde mevcuttur.

Hukuksuzluklar ümit ederek çözülmez. Türkiye, insan hakları alanında güzel günler göreceğini ümit etmekten ziyade artık harekete geçmelidir. Zira, insanın en temel hak ve özgürlüklerinden olan ana dilinde eğitim alması ve kendini ifade etmesi temel ve insani bir haktır. Haklar evrensel hukuk değerleriyle belirlenir, devletin yaptırımları ile değil...(CG/EÖ)

 

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN