Artık Bize Başsağlığı Dilemeyin

İki Ceylanpınar var, çiftlik ve ilçe, kamuda ve taşerona çalışanlar. İkisini bir arada düşünmek mümkün değil. Bu ücret farklılığının bir sonucu. Taşeron işçileri ise 400 YTL. Sigortaları yok, yemek yok, sosyal hiçbir hak yok.

şanlıurfa - Cumhuriyet
21 Mart 2007, Çarşamba
Türkiye’nin gündeminde sadece iki gün yer buldu kendine 11 yaşındaki Hulfa ve 12 yaşındaki Anut’la birlikte dokuzu kadın on kişinin öldüğü kaza.

Oysa Ceylanpınar’dan bugün de ağıtlar yükseliyor. Kimi kızı, kimi karısına ağlıyor. Doğmamış çocuğu için gözyaşı dökenler de var, çünkü ölen kadınların üçü hamileydi… Ölenlerden 19 yaşındaki Fatma, çiftlikte 26 yıl kepçe operatörü olarak çalışan Mehmet Merç’in kızı.

Baba Merç, "750 YTL emekli maaşının yetmediğini, bunun için Fatma ile 16 yaşındaki Naime’nin süt sağmaya gittiklerini, Naime’nin o gün hasta olduğu için evde kaldığını" söylüyor.

O, kamuda çalışmakla taşerona çalışmak arasındaki farkı iyi bilenlerden. “Çiftliğin adamı 950 lira maaş alır” diyor, devam ediyor: “Taşaronda çalışanlar ise en fazla 400 alır. Süt sağımdakilerin yevmiyesi ise sağılan süte göre değişir. Bir ton süte 140 lira verir taşaron, bunun 20 lirası da çavuşa gider. Geri kalanı işçilere pay edilir”.

"Devlet güvenceli, taşeron değil"

Süt sağımında 40’ar kişilik yedi grup çalışıyor, yani 280 kişi. O gün kaç ton süt toplandıysa 280 kişiye pay ediliyor, bu bazen iki, bazen üç, en fazla altı-yedi lira oluyor.

Koyun sayısı ise yaklaşık yüz bin. İşçileri köyden elçi topluyor. Sigortaları yok, ölenlerin sigortaları da kazadan iki gün önce yapılmış görülüyor.

“Devlet güvenceli” diye yineliyor Merç, “Taşeron değil. Yemek de vermiyor, çocuklar yanlarında götürüyor, artık evde ne varsa”…

Ölenlerin olduğu kadar çiftlikte çalışanların da çoğu kadın ve kız çocuğu. Erkek çocukların çoğu okula gidiyor, baba ve anneler kızlarını göndermekten yana olduklarını, ama onların istemediklerini söylüyorlar. İki yıldır süt sağımında çalışan 12 yaşındaki Yüksel Akar, “Ben okusun isterdim, ama gitmedi işte” diyen annesini doğruluyor. Önce istemiş okumayı, ama en yakın arkadaşı okumayacağım, deyince o da vazgeçmiş, okulun kapısından bile girmemiş.

12 yaşındaki Yüksel anlatıyor

Yüksel de sütte çalışıyor, sağımda değil, taşımada. İşi, boyunun yarısı kadar olan, 10 kiloluk tenekeyi götürüp tankere boşaltmak. “Sabah altıda uyanıyorum” diyor “İşe gitmek bir saati buluyor. Bazen yoruluyorum, keşke sabah olmasa, işe gitmesem diyorum, ama yine de gidiyorum. Çünkü evde benden başka çalışan yok, babam hasta, Ankara’da belinden ameliyat olacak, abim okulda, beşe gidiyor. Aldığımı anneme veriyorum, o da borçlara yatırıyor. Ben bir şey istersem bazen alıyor. Artık süte gitmek istemiyorum, o iş çok zor, çapada çalışacağım, taşları toplayıp yol açacağım”.

Yüksellerle birlikte aynı evde üç aile yaşıyor, yengesi ve teyzesi de aynı çatı altındalar. Kazada evden üç cenaze çıkmış, teyzesi Zehra Kaya, yengesi Hacer Kaya, bir de teyzesinin 14 yaşındaki kızı Hatun Kaya. Zehra’nın eşi İmam çalışamıyor, böbrek hastası, her gün diyalize bağlanıyor. En küçüğü bir buçuk yaşında olan dört çocuğuyla kalmış. Oğlu Gökhan’ı kucağından indirmeyen Mahmut, karısı Hacer’i kaybetmenin acısına mı, işsizliğine mi yansın bilemiyor. Üstelik karısının ailesi adetleri uygulamış, gelip çeyizi geri almış. O yine de abisi için hayıflanıyor, “Nasıl bakacak çocuklarına, ona bu hastalıklı haliyle kadın da gelmez” diyor.

Naile Çorak geçen Eylül’de bir buçuk yaşındaki kızını solunum yetersizliği sonucunda yitirmiş. İşe girdiğinin 17. gününde olmuş kaza, öldüğünde üç aylık hamileymiş. “2004’te evlendiğimizde ben 16 yaşındaydım, karım 22 yaşındaydı” diyor Aslan Çorak, “Bana karşı çok iyiydi”. Hala şaşkın, tedirgin… Babası, çiftlikten emekli Mehmet Şah Çorak “Bak oğlum” diye uyarıyor, “Karın öldü, başın sağolsun, ama kendini toparlaman lazım”. Onlar da bugün yarın kız tarafının gelip çeyizi götürmesini bekliyor…

Baba Çorak’a göre suçluyu öyle uzun boylu aramaya gerek yok, çiftlik ve müteahhit… Halil Elma bir yıllık karısı, beş aylık hamile Fidan’ın çığlıklarıyla uyanıyor uykusundan… Suyun içinde sürüklenip gitmesi gözlerinin önünde, bir şey yapamamanın sızısını dindiremiyor. “Yapamazdım, kurtaramazdım, ayaklarım dizlerime kadar çamurdaydı, hareket edemiyordum” diyor.

Sızısı öfkeye dönüşüyor: “Kışın bu yol kullanılmayacak diyebilirlerdi. Her gün gidip geldiğimiz yol, biz sağlam biliyorduk”. Fidan’ın kendisine, işsizliğine acıdığı için çalışmaya gönüllü yazıldığını anlatıyor, “Aç insan gönüllü olur” diyor. O da süt sağımında çalışıyor, ağır iş olduğunu, bileklerin acısının hiç dinmediğini, insan bir kez brusellaya yakalandı mı iflah olmayacağını, ama hiç önlem alınmadığını, ilaç bile bulundurulmadığını anlatıyor… Şimdi astım hastası, doktor o gün dört saat suda kaldığı için olduğunu söylemiş.

Hulfa… 11 yaşındaydı henüz. “İstese okula gönderirdim, ama istemedi” diye yakınıyor babası Ali Ayberk. “Müteahhitin önceki işçileri, parada anlaşamayınca greve gittiydi” diyor “Çavuş gelip yediden yetmişe çalışabilirsiniz, dedi. Kızım çalışmam demedi, bana yardımcı olmak için gönüllü gitti. İlk işiydi, 21. gününde kaza oldu, öldü”…

Şoför Halil Ete’nin evinden yükselen ağıtlar daha güçlü, daha derin. İki karısı, Anut’un annesi, yani yengesi, kayınvalidesi bir ağızdan yakıyorlar ağıdı. Halil’in aynı adı taşıyan iki karısından en büyüğü 13 yaşında 12 çocuğu var.

Kaza günü yanında olan büyük karısı Fatma, “Halil olmasaydı” diyor “Daha çok insan ölürdü”. Küçük eş Fatma, “Bilmiyorduk böyle olacağını. Bilmiyorduk, Halil ölecek, fırtına başımıza gelecek” diye ağlıyor, kucağında dört aylık bebeğiyle…

İki kadın da şimdi ne yapacaklarını, çocukları nasıl büyüteceklerini bilmiyorlar… İmam nikahlı küçük eşin annesi, maaş da bağlanmayacağı için kızının daha zor durumda kalacağını söylemeye çalışıyor, Fatma onu susturuyor, sırt sırta verip yaşayacaklarını, ama hükümetten de destek beklediklerini söylüyorlar… Anut’un annesi ise hiç konuşmuyor, sadece ağlıyor ve ağıt yakıyor… “Küçüktü, çok küçüktü, Anut’um”…

Duyuyor musunuz?

SHP İlçe Başkanı Cahit Karav Anlatıyor. İki Ceylanpınar…

Ben, 1986-88 yılları arasında, iki yıl çalıştım çiftlikte. O yıllarda 5500 işçi vardı, hem Ceylanpınarlılar, hem dışarıdan gelme insanlardı.

O yıllarda geçim daha kolaydı, her evden iki üç kişi çiftlikte çalışır, eve para gelirdi. Hasta olsa bir yolunu bulurdu, çocuğunu okutmaktan kaçınmazdı. Aile içi şiddet bugünkü kadar olmazdı. İnsanlar ertesi sabah işine gideceğini bilir, rahat uyurdu. Ama ne zaman taşaronlaşma başladı, hayat da alt üst oldu.

Şimdi Ceylanpınar bir emekli şehri, eskiden göç alırdı, şimdi göç veriyor. Yazın nüfus yarı yarıya azalır, Karadeniz’e, Adana’ya, Nazilli’ye, Manisa’ya çapaya gidilir. Eğitim de, sağlık da artık sıfır. O kadar kadın işçi olmasına rağmen bir kadın doğum uzmanı var.

Ayrıca, dünyanın tapusu olmayan belki de tek ilçesi, arazinin hepsi hazineye ait. (Karav’ın sözlerini ismini vermek istemeyen, kaymakamlıkta şube müdürü de doğruluyor. İlçede yeşil kart sayısının 30 binden 10 bine indirildiğini, yine de insanların yeşil kartlarını kaybetmemek için taşerona boyun eğdiklerini, sigorta istemediklerini, taşeronların ise yedi trilyonluk ihaleyi iki trilyona aldıklarını söylüyor).

Bütün yapılar kaçak, derme çatma, geçen yılın sonunda sel baskınında onlarca evin yıkılması da bu yüzden. Kazanın sorumlusu TİGEM, çünkü iki giriş kapısı var, girişte aracın plakasını alır, arabayı bırakıp bırakmamak görevlinin elindedir. Suyun geldiğini, köprünün sular altında olduğunu biliyorlar, ama yine de kamyonun o yoldan gitmesine izin verdiler. Bu ilk değil, çok kaza oldu, yollara her yıl mucur dökerler, arabalar kayar, devrilir, birileri ölür.

"TİGEM'in en kötü ihalesi bir buçuk trilyondur"

TİGEM’in en kötü ihalesi bir buçuk trilyondur, yani zengin, güçlü bir kurumdur. Koyunların çobanlığını Şahin Süt aldı. (Şahin Süt’e dair bilgi yok, internette sadece reklamı var. Şöyle yazıyor: Şanlıurfa/Ceylanpınar burada sağlıklı ve kaliteli her türlü peynir işlemlerini meydana getirmekteyiz. Biz küçük bir iş bölümü de değiliz hepinizi bekleriz.) Taşımacılığı ise Hamdiağaoğulları şirketi üstlendi. Şirketler işçiye ne kadar verileceğini çavuşlara bırakıyor, oysa fındıkta, pamukta ödemeler şirket zarar etse de yıllık rayiç üzerinden yapılır.

"Burada kızlar daha çok çalışır"

Burası tıpkı Afrika gibi. Kızlar daha çok çalışır, çapada, budamada, başak çekmede, pamuk seyreklemede bütün işçiler kadındır. Erkekler sulamada bir de hayvancılıkta çalışırlar. Burada iki Ceylanpınar vardır. Çiftlikteki yaşamla buradaki yaşam farklıdır, çiftliğin okulu, yolu, evi başkadır… Şehirde de kadınlara kurslar açılıp iş olanağı sağlanabilir, ama yapmazlar, düşünmezler…

"Bir insan kaç saat çalıştırılır?"

Bir insan kaç saat çalıştırılır? Benim babam, amcalarım çobandılar, 45 gün eve gelmezlerdi. Geceleri keçenin içinde yatarlar, yıpranmaları çoktur, ne mesai alırlar ne yıpranma payı. Bu TİGEM’de de böyleydi, müteahhitte de böyle.

Buranın en önemli sorunlarından biri de Arap ve Kürt milliyetçiliği. İkisini birbirine düşürmeye çalışıyorlar. Seçimlerde büyük kavgalar oldu. TİGEM de bu ayrımcılığı körüklüyor, yakında Suriye’deki gibi büyük, ölümlü bir kavga olursa sakın şaşırmayın…(BG/NZ)

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN