Özel Hayata Saygı

Asıl olan ifade özgürlüğünün korunmasıdır ve özel yaşam hakkına gösterilecek saygının da ihmal edilmesi söz konusu değildir. Temel kural iki hak arasındaki dengenin kurulması ve her iki hakkın da korunmasıdır.

İstanbul - BİA Haber Merkezi
02 Temmuz 2007, Pazartesi
Kuzey Memleketleri hukukçuları 22-23 Mayıs 1967 tarihleri arasında topladıkları kongrede "Özel Hayata Saygı Hakkı"nı tartışmışlardı. Stockholm'de toplanan bu Kongrede özel hayat, konut dokunulmazlığı, muhaberat hürriyeti ve kişilerin dilediği gibi hareket edebilmeleri hemen hemen ilk kez bu denli incelenmiştir.

Kongre Kararları "Bulletin de la Commission İnternationale de Juristes" in 1967 Eylül sayısında yayınlanmıştır ve Türkçe'ye Prof. Dr. Faruk Erem tarafından çevrilmiştir.

"Kararlar" başlığını taşıyan ilk bölümde "Özel Hayata Saygı Hakkının Niteliği" belirlenmiştir. İnsan yaşamında ve mutluluğunda büyük önem taşıyan özel hayatın gizliliği ve korunması temel insan hakkı kabul edilmiştir.

Bu hak kamu makamlarına, topluma ve diğer bireylere karşı korunacaktır. Böylece özel hayata saygı hakkı denilen bu hak, "kişinin en ufak dış müdahale olmaksızın, kendi hayatını dilediği gibi sürdürmesi hususunda serbest olması hakkı" olarak gösterilmiştir.

Bu hakkın alanı kongre kararlarında aşağıdaki gibi genişletilmiştir:

a)- Özel ve aile hayatına ve meskene müdahalelere,

b)-Beden ve akıl tamlığına, ahlak ve fikir açıklama hürriyetine,

c)-Şeref ve haysiyete yönelik tecavüzlere,

ç)-Söz ve hareketlerin zararlı yorumlarına,

d)-Özel hayata ilişkin ve başkasını ilgilendirmeyen haberler yayılmasına,

e)-İsminden, kimliğinden, resminden faydalanılmasına,

f)-Her türlü izleme ve gözetleme ve baskı altında tutma hareketlerine,

g)-Muhaberata el konulmasına,

ğ)-Yazılı ve sözlü özel muhaberelerden hüsnüniyetle faydalanılmasına,

h)-Meslek sırrı olarak kendisine bildirilen veya kendisinin öğrendiği bilgilerin yayılması

şeklindeki müdahaleler de "özel hayata saygı hakkı" kapsamı içine alınmıştır.

Kongre; günlük hayatta hangi fiil ve eylemlerin yukarıda sayılan biçimde "özel hayata saygı" hakkına müdahaleleri oluşturacağını ayrıca göstermiştir. Buna göre;

a)- Kişinin üstünü aramak,

b)- Konut dokunulmazlığının ihlali,

c)- Tıbbi, ruhi ve bedeni muayeneler,

ç)- Bir şahıs hakkında üzücü, yalan ve başkalarını ilgilendirmeyen beyanlar,

d)- Muhaberata el konulması,

e)- Telgraf ve telefon muhaberelerinin dinlenmesi,

f)- Elektronik gözleme ve dinleme cihazlarının kullanılması,

g)- Gazete muhabirleri veya diğer istihbarat araçları ile taciz,

ğ)- Özel hayata ilişkin hususların ifşası,

h)- Mesleki müşavirler tarafından verilen veya alınan ya da sırla bağlı kamu makamlarına tevdi edilen sırların ifşası,

ı)- Bir kimsenin gözetlenerek, takip edilerek, dinlenerek veya telefon edilmek suretiyle taciz edilmesi halleri tecavüz fiillerinden bazıları olarak kabul edilmiştir.

Kongre Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine bağlı kalmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 8. maddesinin ilk fıkrasında kişinin özel ve aile yaşamı, konut dokunulmazlığı ve muhaberatın gizliliği bir insan hak ve özgürlüğü olarak kabul edilmiştir. İkinci fıkrada bu hak ve özgürlüklere getirilebilecek sınırlamalar genel bir ifade ile açıklanmıştır.

Kongre bu hakkın sınırlandırılması bakımından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine taraf olan ülkeleri, bu sözleşme amacına göre serbest bırakmıştır. Sözleşmenin 8.maddesinin ilk fıkrası "Her şahıs özel ve aile yaşamına, konutuna ve muhaberatına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir" şeklinde düzenlenmiştir.

İkinci fıkrada ise "Bu hakların kullanılmasına resmi bir makamın müdahalesi demokratik bir toplumda ancak milli güvenlik, kamu huzuru, ülkenin iktisadi refahı, düzenin korunması için zorunlu ölçüde, kanunun izin vermesi şartıyla gerçekleşebilir" hükmü vardır. Kongre; devletlerin ilgili temel hak ve hürriyetlere getireceği sınırlamayı "kanunla öngörülme" veya "demokratik bir toplumda zorunluluk" şeklindeki kriterlere bağlamayı yani her devletin AİHS hükümlerine uygun ulusal düzenlemeler yapmasını kabul etmiştir.

Avrupa Konseyi Hukuk İşleri ve İnsan Hakları Komitesi Raporu'nda yer alan Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin 428 (1970) sayılı kararına göre; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde garanti altına alınan mahremiyet hakkı insanları sadece kamu otoritelerinin müdahalelerine karşı değil, fakat aynı zamanda kişilerin müdahalelerine ve kitle iletişim kuruluşlarının da içine girdiği özel kuruluşların müdahalelerine karşı da korumayı zorunlu kılar. Ulusal yasalar bu korumayı garanti edecek hükümler içermelidir. (Kaynak: Karşılaştırmalı Güncel Ceza Hukuku Serisi 7. Özel Yaşam, Medya ve Ceza Hukuku Seçkin Yayınevi . Ankara. Komite Raporunu Çeviren Araş.Gör. Onur Özcan Yeditepe Ün. Ceza ve Ceza Usul)

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Hukuk İşleri ve İnsan Hakları Komitesi Raporu'nda (8130) kişinin mahremiyetini korumak için yeni bir uluslar arası sözleşmenin kabul edilip edilmemesi konusu tartışılmıştır. Komite Raporuna göre, bu konuyla ilgili yapılan toplantının ışığında, şu sonuca varılmıştır: (Aralık 1997)

"Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. inci maddesiyle korunan mahremiyet, sadece kamusal makamların müdahalelerine karşı değil, ayrıca özel kişilerin ve kuruluşların müdahalelerine karşı da korumayı içerir. Ancak bu hakkın, bazen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesinde garanti altına alınan, demokrasinin temeli olan ifade özgürlüğü ile çatışma halinde bulunduğu olur. Sorun, özellikle kamuya mal olmuş kimseler söz konusu olduğunda ortaya çıkar.

Hem mahremiyet hakkına hem de ifade özgürlüğüne dayalı bir dengeye ulaşmak için tavsiye edilen yeni bir sözleşmenin kabulü değil, bu konuyla ilgili rehber ilkelerin kabul edilmesidir."

Böylece; kamuya mal olmuş kişilerin hakları da dikkate alınarak "mahremiyetin" devletlerin kendi ulusal mevzuatlarında ve AİHS tarafından yeterli bir şekilde korunuyor olduğu ve ifade özgürlüğünün tehlikeye atılmaması gerektiği kanaatine varılmıştır. Asıl olan ifade özgürlüğünün korunmasıdır ve özel yaşam hakkına gösterilecek saygının da ihmal edilmesi söz konusu değildir. Temel kural iki hak arasındaki dengenin kurulması ve her iki hakkın da korunmasıdır.(Fİ/EÜ)

BU HABERİ PAYLAŞIN
Bookmark and Share
BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN