Merve Kavakçı ve Türkiyeyi Temsil

Avrupa şu aralar Türkiyeyi, en çok da ellerinde bayraklarla meydanlara dökülen ateşli kalabalıkları izliyor, Türklük, Müslümanlık ve laiklik tartışmaları heyecan verici. Peki, Türk kim? Türkiyeyi temsil ne demek? Kavakçı tartışması nereden çıktı?

Amsterdam - BİA Haber Merkezi
17 Mayıs 2007, Perşembe
Türkiye’deki laiklik tartışması başından beri Batı medyasının ana haberleri arasında. Türkiye’de şu günlerde yaşananlar bazı farklarla Avrupa’nın bir türlü benimseyemediği ve her birini aynı kefeye koyma alışkanlığı kazandığı Müslüman göçmen nüfusla yaşadığı problemlere benziyor.

Türkiye ile ilgili her haberde kendilerinden büyük bayraklarla miting alanını dolduran ateşli kalabalıkların fotoğrafları yer alıyor.

Bu arada artık gelenekselleşmeye başladığı üzere de internet üzerinden Türkiye kaynaklı, Erdoğan ve taraftarları aleyhine (demek ki ben de bu muhalif gruba dahil varsayılıyorum), laikliğin ne denli tehlike altında olduğunu öfkeli bir dille anlatan, örnek olarak sık sık AKP’lilerin (Adalet ve Kalkınma Partisi) başları bağlı eşleri ile çekilmiş fotoğrafları yollanıyor.

Bu imgelemeyi çarpıcı kılmak üzere önce Ürdün Kralı Abdullah gibi, Müslüman bir ülkenin başında olmasına karşın başı açık eşi ile fotoğraf çektirmekten kaçınmayan liderler örnek veriliyor.

Şimdiye kadar ne dünyanın en sevdiği lider Nelson Mandela’nın ne de kendi alanında saygıdeğer noktalara ulaşmış pek çok Asyalı ya da Afrikalı'nın geleneksel giysileri nedeniyle eleştirildiklerine tanık oldum.

Kavakçı’nın temsil sorunu!

En son gelen “laik” elektronik postada epeydir unuttuğumuz, seçildiği halde başı örtülü olduğu için yemin etmesine izin verilmeden meclisten kovulan Merve Kavakçı’nın katılacağı bir uluslararası toplantıda fotoğrafının altındaki Türkiye ibaresini bir türlü içine sindiremeyen, hakarete varan ifadeler yer alıyor.

Haziran'da Dallas’ta toplanacak 3. Uluslararası Kadın Barış Konferansı'na dünyanın pek çok yerinden kadın hakları ve barış savunucuları, “kadın” ve “şiddet” alanında çalışan akademisyenlerin yanı sıra Nobel ödüllü kadınlar da katılıyor. Kavakçı da konferansın “Cesaret” bölümünde konuşacaklar arasında yer alıyor.

Mesaj Kavakçı’nın Türkiye’yi temsil edemeyeceğini duyuruyor öfkeyle ve bunu “utanç verici” buluyor. Yani, Türkiye’yi kimin temsil edip etmeyeceğine kaynağı kendinden menkul bazı otoriteler karar veriyor ve bir karalama kampanyası başlıyor.

Aslında, olayda bir temsil durumu da yok. Olay sadece Kavakçı’nın fotoğrafının altındaki geldiği yeri belirtmek için kullanılan “Turkey” ibaresinden kaynaklanıyor.

Türk kim?

Bu mesajdaki gibi düşünenler arasında Avrupa’da ya da Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan pek çok işçi vatandaşının ikinci ve üçüncü kuşağını kültürel açıdan aşağılaşa bile sorgusuz sualsiz Türk kabul etmekte sakınca görmeyenlerin sayısı hiç de az değil.

Yine bu grupta yaşadığı ülkenin pasaportunu taşıyabilmek için Türk yetkililerinin de yardımıyla önce vatandaşlıktan çıkıp daha sonra gizlice tekrar Türk vatandaşlığını geri alanları sorgulayanlara pek rastlanmıyor. Böyle bir durum onlar için sorun olmuyor. .

Dahası, ez azından Avrupa ülkelerindeki ikinci ve üçüncü kuşaklar Türkiye’de doğmadıkları gibi doğru dürüst Türkçe de bilmiyor, hatta bir kısmı kendisini yaşadıkları ülkeden hissettiklerini söylüyorlar.

O halde kimin Türk olup Türkiye’yi temsil edip edemeyeceğine, kimin söz söyleme hakkının doğup doğmadığına kim karar veriyor?

Benim başörtülü, 78 yaşındaki annem bugün uluslararası bir yaşlılar toplantısına katılsa onun fotoğrafları da mı dolaşacak internette ve “bu kadın Türk kadınını temsil edemez” yaygaraları koparılacak?

Siyasi görüşlerini paylaşmasam da…

Ben asıl seçmenlerinin oylarıyla seçildiği halde başı örtülü olduğu için aşağılanarak meclisten kovulan ve vatandaşlıktan çıkarılan Kavakçı’ya yapılanları utanç verici buluyorum. Siyasi görüşlerini savunduğum için değil, bu muameleyi kaldıramadığım için utanç verici buluyorum.

Bütün bunlar AKP’nin gündemini savunmak anlamına da gelmiyor elbette. Erdoğan ve ekibinin başından beri İslami referanslara şu veya bu şekilde başvurduklarını, işlerine geldiğinde kendi seçmenlerine bu mesajı vermeyi, işlerine gelmediğinde cumhuriyet ve laiklik ilkelerine bağlılık gösterileri yaptıklarını biliyorum.

Meclisin meşruiyeti ve mitingler

Bunları hem yadırgıyor hem de gözümüzün içine bakarak söylenen bu yalanlardan ötürü onları kınıyorum. Ancak bu kınama, seçilmiş bir milletvekili olan bakanını cumhurbaşkanlığına aday göstermesini kesinlikle kapsamıyor.

Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı olarak görmek benim tercihim değil, ama bu meclisin meşruiyeti ile ilgili bir problem var idiyse çok önceden dile getirilmeliydi ve sokağa dökülme nedeni bu olmamalıydı diye düşünüyorum.

Asıl ortaya atılması gereken, yıllar önce bir azınlığımızın mecliste temsilini önlemek üzere tasarımlanan antidemokratik seçim yasasının garabeti olmalıydı elbette. Ama bu konuda kırık dökük birkaç ses gürültüde boğulur gibi oldu.

Ve nihayet Baykal

Bütün bu toz duman arasında kendisine nihayet “laikliği koruyan adam” unvanıyla bir kişilik bulan CHP lideri Deniz Baykal’ı unutmamak gerekiyor.

Bizim sokak çatışmaları, düşman safı oluşturmalar, ölümler, hapisler, darbeler ve Avrupa gençliğinin hayal edemeyeceği hareketliliklerle dolu ilk gençliğimizde hep silik ve sadık bir ikinci rol adamı olan Baykal nihayet, yıllar ve yıllar sonra kendisine bir yaşam amacı, bir liderlik gustosu ve ordulu bayraklı bir kurtarıcı imajı bulmayı başardı.

Baykal’ın bu ilk kez patlak veren cesaretini, gündem koyma cüretini ayakta tutan, büyük mitinglerin fonundaki fotoğrafı, orduyu unutmamak gerekiyor bu arada.

Ne bu orduya sırtını dayamış ve sol taklidi yapan partiler, ne aşırı sağcı ve milliyetçiler, ne de şu anda mazlum duruma düşen AKP’liler hak ediyor Türkiye’nin gündemini oluşturan güç haline gelmeyi.

Avrupa projesine örnek

Bütün bu oyuncular aynı kültürün parçası olduklarını tekrar tekrar, birbirinin tıpkısı çıkışlar, paniklemeler ve dar vizyonları ile ortaya koyuyorlar.

Oysa artık, yüzü Batı’ya dönük Türkiye’nin doğudan aldığı bazı özelliklerinden yararlanarak sınırsız bir siyasi hoşgörü ortamı oluşturması ve bu konuda Avrupa’ya örnek olması gerektiğini konuşmamız gerekiyor.

Türkiye ilgisiz kimliklerin arkasına saklanmak yerine doğunun samimi hoşgörüsünü siyasetine taşımayı başarabilse, son gelişmelerle sosyalliği tehlikeye girmeye başlayan Avrupa projesine mükemmel bir alternatif örnek oluşturabilirdi. (İA/BA)

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN