F Tipi Cezaevi Hiç Olmasın

Psikolog Baykalın F Tiplerinde Ne yapılmalı sorusuna yanıtı kısa: Kapatılmalı. Olmuyorsa, insani koşullara dönüştürmeli. Tecrit ruhsal, toplumsal, bedensel sağlığın devlet eliyle zedelenmesi, açık bir insan hakları ihlalidir. Bilime kulak verilmeli.

İzmir - BİA Haber Merkezi
15 Aralık 2006, Cuma
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İzmir Şubesi'nden doktor ve klinik psikolog Türkcan Baykal, F Tipi cezaevlerindeki tecrit uygulamasının tartışa götürmez bir insan hakları ihlali olduğunu, kişinin bedensel, ruhsal ve toplumsal sağlığının devlet eliyle zedelendiğini söylüyor.

Baykal, "Ne yapılmalı?" sorusuna kısa bir yanıt veriyor: "F Tipi cezaevleri kapatılmalı." Ama devam ediyor...

"Eğer kapatmak mümkün değilse, ortamı insani koşullara dönüştürmek gerekiyor. Yani cezaevinin sağlık bozucu etkilerinin minimuma indirilmesi için çaba gösterilmeli. Duyusal olanakların, toplumsal, insan insana ilişkilerin ve aktivite olanaklarının artırılması gerekli."

F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumları

F Tipi Kapalı Cezaevleri 50.000 m² alan üzerine kurulmuştur. Üç kişilik (103 adet) ve tek kişilik (59 adet) odalardan oluşmuştur. Toplam kapasitesi 368 kişidir.

Hükümlü ve tutuklulara ayrılmış tek kişilik odalar 10 m² den oluşmakta ve yan yana bulunan iki veya üç oda aynı havalandırma bahçesini kullanmaktadır. Havalandırma alanları 42-50 m² arasında değişmektedir.

Üç kişilik odalar ise; 25 m² alt ve 25 m² üst olmak üzere toplam 50 m² olarak planlanmış, yine bu bölüme ait havalandırma alanları 50 m² olarak düzenlenmiştir.

Tek ve üç kişilik odalarda hükümlü ve tutuklular, gündüz saatleri içinde havalandırma bahçesinde birlikte olabilecekler, konuşma ve iletişim gibi sosyal ihtiyaçlarını karşılayabileceklerdir.Bu şekilde, hükümlü ve tutukluların tecrit edilme hissine kapılmamaları düşünülmüştür.

Bu alanlar plânlanırken, Avrupa Standartlarının üstünde tutulmasına özen gösterilmiştir. Blok ve oda pencereleri gerekli aydınlatmayı sağlamak üzere standartların üzerinde bir genişlikte yapılmıştır.

Adalet Bakanlığı'nın F Tipi'yle ilgili metninden

İnsan hakları savunucuları, hukukçular, sağlık uzmanları, meslek örgütleri resmi adı "F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumları" olan F Tipi cezaevlerindeki tecrit uygulamasına son verilmesini istiyor; Adalet Bakanlığı'na bu konudaki çalışmalara destek vereceklerini belirtiyor.

İstanbul Barosu, bugün (15 Aralık) F Tipi cezaevlerinde tecride son verilmesi için bugün İstanbul'da yürüdü. Baro, tecridin ikinci bir ceza olduğunu belirttikten sonra "Mevzuatta değişiklik öngörmeyen, hiçbir mimari tadilat gerektirmeyen, güvenlik kaygılarından uzak bir biçimde, insanca muamelenin başlatılması için talimat verilmesini talep ediyoruz" diyor.

Baykal'la, tecridin ne demek olduğunu, yüksek güvenlikli hapishanelerde kalanların neler yaşadığını, neden bir insan hakları ihlali olduğunu ve ne yapılması gerektiğini konuştuk.

Tecrit dediğimizde neyi kast ediyoruz? F Tipi cezaevlerindeki uygulama nasıl?

Hücre tipi cezaevlerinde iki unsur söz konusu.

Birincisi, çevresel uyaranların kısıtlılığı. Yani duyusal yoksunluk. Bu işitsel görsel anlamda çevresel materyallerin aşırı derecede kısıtlanmış, tekdüze olması anlamına geliyor.

İkincisi de, sosyal ilişkilerin, insan insana ilişkilerin kısıtlılığı. Türkiye'de özellikle insan insana ilişkilerin kısıtlanması çok yüksek oranda ve aşırıya kaçıyor.

Örneğin disiplin cezaları kullanıldığında, insan hiçbir kişiyle görüşmeden günler, haftalar geçiriyor. Disiplin cezası yoksa da, ağırlaştırılmış müebbet cezası uygulananların hakları son derece sınırlı. Günde yalnızca bir iki saat havalandırmadalar ve orada da yalnızlar.

F Tiplerinde Farklı Tecrit Uygulaması

F tipi mimari modeli Pennsylvania Modelinde olduğu gibi yatılan yerlerdeki mahkum sayısını kısıtlamak ve onların birbirlerini etkilemelerine engel olmak yolu ile cezaevinde kontrolu hedeflemekle beraber,Pennyslavania modelindeki katı ve mutlak izalasyonu getirmemiştir.Mahkumların yatırıldığı yerler üç kişilik ve tek kişilik odalar olarak düzenlenmiş olup, tek kişilik odalar, diğer mahkumların volta atabileceği bir havalandırmaya bakan hücrelerdir ; oysaki Pennyslavania modelinde bütün hücreler tek kişilikdi ve yatanların birbirlerini görme ve işitme imkanları yoktu. Ancak hemen kaydetmek gerekir ki F tipindeki tecrit düzenlemeleri, çağdaş infaz kriterleri gözönüne alındığında ve zamanımızda gelişmiş olan hukuk prensipleri doğrultusunda kabul görmeyecek bir tecrit uygulamasıdır.

Bu modeldeki tecrit uygulaması, zamanımızın infaz prensipleri ve infaz hukukuyla bağdaşamayan bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Çağdaş İnfaz hukuku gerekleri doğrultusunda, cezaevlerinde yaşamın "normallik" çerçevesinde olması gerekir. Cezaevlerinde "yaşamın normalliği" nosyonu, infaz hukuku ictihatlarında tarif edilmiş olup,tutuklu ve mahkumların bilimsel /objektif sınıflandırma sistemleri doğrultusunda tespit edilen güvenlik statülerine göre, cezaevlerinde özgürlüklerini en az kıstlayıcı sartlarda yatırılmalarını öngörür.

F tipinde düzenlendiği şekli ile, tutuklu ve mahkumların yaşamının binanın gerekleri doğrultusunda kısıtlanmış olması bu "normallik" gereğine uymayan bir düzenlemedir. Buradaki biçimde yasamın kısıtlanması, ancak cezaevinde "normallik" düzeyindeki şartları ihlal eden utuklu ve mahkumların disiplin cezası neticesi geçici sürelerle barındırılabileceği yerler olmalıdır.

Melda Türker; F Tipi Cezaevi Mimari Tasarımının Çağdaş Cezaevleri Modellerinin Gelişme Sürecinde Yeri
Kişinin disiplin cezası yokken, bütün aktivitelere katılmış olsa bile, başka insanlarla etkileşimi günde bir saatle sınırlı.

Duyusal uyaran yoksunluğu nasıl gerçekleşiyor?

Bütün mekanda tekdüzelik hakim. Cezaevi havalandırmaları en önemli sorunlardan biri. Havalandırmalar sadece gökyüzündeki bir parça mavilik dışında başka bir şey görülmeyen, çok yüksek duvarlarla çevrili.

Mekanın tekdüzeliği, gözün uzağa ve yakına odaklanmasında sorun yaratıyor.

Aynı zamanda kişisel eşyalara da çok kısıtlı izin veriliyor. Bu, mevzuatla sınırlanıyor.

Sonuçta uyaranların azalması, kişinin kendilik algısının bozulmasına yol açıyor. Toplama kampındaki isim kullanmayıp numara kullanmayla benzer bir durum bu. Kişi hem kimlik hem kendilik olarak kendini algılamasında, bütünlüğüyle sorun yaşıyor.

Sosyal sağlık için en az kaç kişinin bir arada olması gerekiyor?

Bu tümüyle kültürel olarak değerlendirilmesi gereken bir şey. Kültüre göre değişir. Ama, baroların önerdiği "3 kapı, 3 kilit" bile bir minimumu gösteriyor: Minimumun minimumunu.

Örneğin kutup istasyonlarındaki çalışmalar -ki orada spor salonu da, kütüphane de var- bize şunu gösteriyor: İnsanların sayısı ne kadar azalırsa, grup içi etkileşimde bozulma o kadar artıyor, çalışma verimliliği çok düşüyor, bireylerin hem bağışıklık sisteminde azalmaya bağlı hastalıklar ortaya çıkıyor hem de ruhsal sorunlar, anksiyete ve depresyon çok artıyor.

"3 kapı, 3 kilit" önerisi ne anlama geliyor?

Çünkü F tipinde ağırlıklı sorun, sosyal ilişkiler.Yapıda 3'lü yaşanılan, 3 kişilik hücreler var. Bu hücrelerin üçünün açılması durumunda, ortak havalandırma ve mekan kullanımıyla 9 kişinin birbirleriyle görüşme olanağı doğacak. Bunu hiçbir temel mimari değişiklik yapmadan gerçekleştirmek mümkün. "3 kapı, 3 kilit" 9 kişinin aynı hücrede bir arada kalması anlamına gelmiyor; bunun için mimarinin değişmesi gerek.

F Tipi cezaevlerindeki en büyük yerleşim 3 kişilik. Ki 9 kişi bile çok düşük bir rakam. Bu dokuz kişinin insan insana ilişkilerinde bir değişiklik şansı olmadığında, ruhsal sorun yaşanması olasılığı yine çok yüksek. Ama varolana göre daha ılımlı bir durum.

Bu değişiklik yapılsa da, sosyal aktivitelerin çeşitlendirilmesi, farklı gruplarla görüşme olanağı gerekiyor. Bir araya gelme, spor, kültürel faaliyetlerin varlığının yanı sıra, sürelerinin de artması gerek.

Sağlık, dediğimiz, biyolojik, psikolojik, sosyal sağlık durumunun üçünün de gerçekleşmesi demek. F Tipi cezaevlerinde bu üçlünün her boyutunda bir zedelenme olmaksızın kalınması mümkün değil. Dolayısıyla bu üç alanı da ilerletmek gerekiyor. Duyusal uyaranların, sosyal, insan insana ilişkinin ve aktivite olanaklarının artırılması.

F tipi sağlığa zararlıdır!

Ünlü psikoterapist Irvin Yalom, "Grup Psikoterapisi" adlı kitabında, kişilerarası etkileşimin doyurucu düzeyde olabilmesi için grubun en az 7-8 kişiden oluşması gerektiğini belirtmektedir. Yalom'a göre bir grupta üye sayısı, 3-4 kişi ise, grup dinamiği kolayca bozulur. Bu nedenle kitabında, 3-4 kişilik gruplarda verimli bir grup etkileşimi sağlamaya çalışmanın boşuna olduğunu vurgular. Uzun süre grup içinde bir arada yaşayan insanların, büyük grubun içinde kalan, ancak kendilerine belirli bir özerklik sağlayan alt gruplara gereksinim duydukları bilinmektedir. Grup üyelerinden iki veya daha fazlasının birbirleriyle olan ilişkilerinden, tüm grupla olana göre daha fazla doyum sağlamaları alt gruplaşma olgusunun temel nedenidir. Alt gruplar, kendilerini çeşitli yönlerden birbirlerine yakın bulan grup üyelerince oluşturulur. Alt gruplar, büyük grubun baskısına karşı dayanışma sağlamalarının yanı sıra, büyük grubun demokratikleşmesine de katkıda bulunurlar. Üye sayısı 3-5 arasında olan gruplarda alt grup oluşması, bazı grup üyelerinin, grup içi tecritine yol açabilir.

Sağlıklı bir alt gruplaşma ancak 10-15 kişilik daha kalabalık gruplarda olabilir.

Prof. Dr.Cem Kaptanoğlu; Radikal 2'deki yazısından

Bu koşullar kişinin sağlığını nasıl etkiliyor?

Bu konuda 1800'lerin sonundan başlayan çalışmalar var. Toplumsal ilişkilerin kısıtlandığı, duyusal kısıtlılığın aşırılaştığı noktalarda ne olduğu biliniyor.

Tecrit ve duyusal yoksunluğa dair deneysel çalışmalar, 1950'ler civarında, Kore savaşı sonrasında başlıyor. Astronotların uzaydaki koşulları, kutuplarda çalışanlar için de araştırmalar yapılıyor. Bu konudaki bir başka veri kaynağı da, yüksek güvenlikli cezaevlerindeki araştırmalar.

* Agresyonu, gerginliği son derece yükseltiyor. Öfke kontrol sorunlarına yol açıyor. Dolayısıyla tecrit sistemi kendi içinde çelişiyor.

* Gerçeklik hayal ayırımında güçlükler yaşayabiliyor. Halüsinasyon, illüzyon başlayabiliyor. Olmayan kokuyu, sesi duymak, olmayan görüntüyü görmek gibi. Uyaransız kalan beden kendi uyaranlarını yaratıyor.

* Sosyal ilişki kurma becerilerinde ciddi yıkım yaratıyor. Kişi sözel yeteneklerde sorun, ifade, konuşma güçlükleri yaşıyor.

* Ciddi anksiyete, gerginlik sorunlarına yol açıyor. Kabus görme, kendini yorgun hissetme, el titremesi, terleme, çarpıntı gibi.

* Fiziksel olarak ciddi kilo değişiklikleri, beden ağrıları, iştah, yeme bozuklukları yaşıyor. Aşırı uyuma, az uyuma gibi farklılaşmalar oluyor.

* Depresyon eğilimleri ortaya çıkabiliyor. İntihar eğilimlerini ciddi oranda artırabiliyor.

İçe Bakan Hücreler/ Inside Cells

F tipi cezaevi modeli ile Pennsylvania modeli arasındaki diğer, önemli bir benzerlik de F tipi cezaevleri ve Pennyslvania modelinde yaşam yerleri, İnfaz literatüründe "içe bakan hücreler", İngilizce konuşulan ülkelerde "Inside Cells" denilen yatma yerleridir. "Inside Cells" dediğimiz bu tür yaşam yerlerinde, tutuklu ve mahkumlar gök yüzünden başka, doğa ile ilgili hiç bir şeyi görüp hissedemezler. Bu özellik Pennsylvania sistemi ile getirilmiş mimari bir özellik olup, mahkumların "sensory deprevation" denilen, hissetme ve görme duygularını yok ederek, daha fazla cezalandırılması prensibine dayanır.İnfaz literatüründe, tarihi süreçte içe bakan hücrelerin mahkumlara daha fazla eza ve cefa çektirmek için yapıldığını öğreniyoruz.

Zamanımızda, batıda uygar ülkelerde, "outside cells" (dışa bakan) hücreler mimari karakteristiğinde cezaevleri modelleri geliştirme zorunluluğu vardır. Yaşam hücrelerinde görüş mesafesini duvarla sınırlamayan, dışa bakan bir cam uygulaması olması gerekir; tutuklu ve mahkumların buradan doğayi teshiş etmesi ve mevsimlerin değiştiğini müşahade etmeleri gerekir. Bu bir standart kuraldır. Bu standardın menşeinin izahına gerek duyulmadan, tutuklu ve mahkumların yaşadığı yerlerde uygulanması gerekir. Cezaevi mimarisinin ona göre dizayn edilmesi gerekir.

Melda Türker; F Tipi Cezaevi Mimari Tasarımının Çağdaş Cezaevleri Modellerinin Gelişme Sürecinde Yeri
* Mizaçta, duygu durumda ani değişiklikler yaratıyor.

* Düşünsel fonksiyonlarda, dikkati toplamada, düşünce sistemini izlemekte güçlük, unutkanlık yaşıyor.

* Ses ve ışık gibi uyaranlardan ciddi oranda rahatsızlık duyma başlayabiliyor.

* Kendilik algısı ve kendiliğe ilişkin sınırlarda zedelenme oluyor.

F Tipi ve tecrit koşulları neden insan hakları ihlali?

Bu, insanın biyolojik, psikolojik, sosyal bütünlüğüne devlet eliyle zarar verilmesidir ve.çok açık bir insan hakları ihlalidir. Bunu bu bağlamda, bu kadar net konuşmalıyız. Çünkü, tecrit kişinin psikolojik, sosyal, biyolojik bütünlüğüne saldırıdır.

Türkiye hücre tipi cezaevinde ne ilk, ne de son ülke. ABD'den başlayan Avrupa'dan yayılan bir uygulama bu. Güney Afrika'da Nelson Mandela tecrit uygulanan en büyük cezaevlerinden birinde tutuluyordu. Brezilya'da da benzeri kurulmuş durumda. Devletler bunu transfer ediyor.

Devletler bu konuda görüş birliğinde olabilir. Ama tüm insan hakları hareketlerinin ortaya çıkması gibi, bilim insanlarının ve halkın ne dediği çok önem taşıyor. Devletlerin ne dediğine baksaydık, cezaevlerinde Ortaçağ uygulamaları sürüyor olurdu.

Oysa çok değişik ülkelerden,çok değişik dallardan bilim insanı bu alanda çalışmış durumda. Sadece tıp çevreleri değil, mimarlar, sosyologlar, tarihçiler de var.

Son beş yıldır bazı uluslararası raporlarda da -hâlâ flu olan- küçük düzenlemeler var. Burada, hücre tipi cezaevi varsa, insan ilişkilerine izin vermek, sosyal ortamlar yaratmak, duyusal duyarlılığın artırılmasının gerekliliğinden söz ediliyor. Eğer bu çabalar olmazsa, hücre tipi hapishaneler bir insan hakları ihlalidir vurgusuna sahip açıklamalar yapılmaya başlandı. (TK)

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN