Kimyasallar, genetiği değiştirilmiş organizmalar, endüstriyel kirlilik kontrolü ve risk yönetimi gibi çok kritik alanlarda tıpkı geçen sene olduğu gibi hiçbir ilerleme görülmüyor. Suda, Türkiye sorunların çözümüne dair zaman çizelgesi bile sunmuyor.
Yasal uyumda ilerlemeler olsa da uygulama sorunu devam ediyor. Öte yandan kimyasallar, genetiği değiştirilmiş organizmalar, endüstriyel kirlilik kontrolü ve risk yönetimi gibi çok daha kritik alanlarda tıpkı geçen sene olduğu gibi hiçbir ilerleme görülmüyor.
Su konusuna gelince, geçen yıl Komisyon'un sorun olarak ortaya koyduğu eksikliklerin giderilmesi bir yana, Türkiyeli yetkililer sorunların çözümüne dair bir "zaman çizelgesi" bile sunmuyor. Tabi su politikasında işler Türkiye açısından teknik olmaktan öte siyasi.
Oysa Komisyon Türkiye'nin söz konusu siyasi kaygılarına pek de hoşgörülü yaklaşmıyor. Bu noktada Komisyon'un AB'nin siyasi değil, teknik bir organı olduğunu da hatırlamak gerek. Türkiye açısında siyasi.
Komisyon açısından teknik bir eksiklik ortaya çıkan diğer bir konu da "yatay mevzuat" aktarımı. Türkiye Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) konusunda bir ilerleme kaydetmediği gibi uluslararası sözleşmelere de mesafeli durmayı sürdürüyor. Yani Türkiye henüz ne Arhus ve Espo Sözleşmeleri ne de Kyoto Protokolü'ne taraf olmak konusunda herhangi bir adım atmış değil.
Aslında Komisyon bu konularda Türkiye'nin akşamdan sabaha bir çözüme gitmesini beklemiyor. Ancak Türkiye'nin en azından bu konuda bir zaman çizelgesi sunarak geleceğe dair taahhütlerini görmek istiyor.
Komisyon'un Çevre Genel Müdürlüğü yetkilileri Türkiye'nin çevre konusundaki yavaşlığından kaygı duymakta. Türkiye'nin ilerleme kaydettiği alanlara baktığımızda tüm çevre müktesebatı içinde çok önemiz kaldığı zaten ortada. Örneğin gürültü konusunda Türkiye'nin ilerlemesi sevindirici olmakla birlikte, çevre müktesebatındaki çok daha kritik alanlardaki eksiklikler bu sevinci gölgeliyor. Önemli olan Türkiye açısından siyasi Komisyon açısından teknik sorunlarda bir orta yol bulmak ve çözüme ulaşmak.
Tabii bu çözüm tıpkı önceki genişlemelerde olduğu gibi uzun zamana yayılacak. Aksini beklemek Türkiye'ye haksızlık etmek olur. Tıpkı Polonya, Çek Cumhuriyeti gibi Türkiye de "geçiş dönemleri"ne sahip olacak. Ancak geçiş dönemine gelene kadar Türkiye'nin öncelikle "benchmark" denilen müzakerenin söz konusu fasılda başlatılmasına dair asgari kriterleri yerine getirmesi gerekecek ki ,bu durum Komisyon'un çevreden sorumlu yetkililerini şimdiden tedirgin ediyor. (AGS/TK)
* Ayşegül Gülşen Smith, Bahçeşehir Üniversitesi

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.
BİZE ULAŞIN