Terör Değil, Kürt Sorunu Toplantısı Yapsınlar

Göregenli: Eylemler, Kürt sorununda uygulanan politikaların doğal sonucu. Ama bunların sonucu, devletin daha çok şiddet göstermesi ve insan haklarından geri dönüştür. İzin vermemek gerek. Yaşananları her alanda engellenmeyle, yoksunlukla açıklamalı.

İzmir - BİA Haber Merkezi
03 Nisan 2006, Pazartesi
"Diyarbakır'da yaşananlar, bütün alanlarda ihmal edilmişliğin doğurdukları.Bunun sonucu şiddet olur. Verilen sözlerin tutulduğu politikalara ihtiyaç var. Yoksa bu şiddet büyük şehirlere de sıçrar" diyor Prof. Dr. Melek Göregenli.

Geçen yıl, Diyarbakır'da İşkence Algısı araştırmasını tamamlayan Göregenli, Diyarbakır'da yaşananları bir sosyal psikolog gözüyle çözümlüyor ve kaygısını dile getiriyor:

"Olanları engellenmeyle, yoksun bırakılmayla açıklamak gerek. Bu eylemler, Kürt sorunu konusunda uygulanan politikaların doğal sonucu. Ama bunların sonucu, devletin daha çok şiddet göstermesi ve insan haklarından geri dönüştür. Buna izin vermemek gerek."

Göregenli: Sorunun sahipleri aktör olarak kabul edilmeli

"Çözümün tek yolu, sorunun gerçek sahiplerinin aktör olarak kabul edilmesi" Göregenli'ye göre.

"Yaratılan bir kamuoyu var. Kürtlerin taleplerini görmeyi, bunun üzerine konuşmayı, PKK 'ye taviz vermek olarak algılıyor. Sonuçta, kendini gerçekleştiren kehanet oluyor bu.

"Kürt taleplerini PKK'yle özdeş tutarsanız sorunu çözemezsiniz."

Göregenli, Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) de içinde mutlaka yer alacağı Kürt sorunu toplantılarına ihtiyaç olduğunu söylüyor.

"Sorunu gerçekten çözmek istiyorlarsa, terör toplantıları yapacaklarına, Kürt sorunu toplantısı yapsınlar. DTP de orada olmalı.

"İktidarın Kürt sorununu görüp, DTP gibi siyasi bir temsilciyle ciddi ciddi konuşması gerek. O bölgede ne olduğunu en iyi bilenlerden biri çünkü DTP."

"Yoksulluk değil, yoksunluk var"

Medyanın eylemlerin ardından en çok gündeme getirdiği iki konu, eylemlerde çocukların yer alması ve Diyarbakır'daki yoksulluktu.

Göregenli, "O çocuklar savaş ortamında büyüdüler. Demokratik davranmanın ne olduğunu bilmeleri beklenemez. Onlara hiç demokratik davranılmadı. Savaşı ve baskıyı seyrederek büyüdüler" diyor.

"İnsan gerçekten şiddet kullanmaya başladığında, neye karşı şiddet kullandığını unutur hale gelebilir. Hedefi .çok belli bir hareket olduğunu düşünmüyorum bu eylemlerin."

Göregenli, araştırmasında ortaya çıkan sonuçlardan birini anımsatıyor. "Genel olarak Kürtlerin barış istediğini biliyoruz. Sorunun kökeninde yoksulluk değil, yoksunluk hali var" diyerek yaşananlara ve şiddete dair saptamalarını şöyle özetliyor.

Dışlanma: "Anadilde konuşamama, yazamama, kültürel etkinliklerini sürdürememe, kendini eşit yurttaş hissedeme temel sorunlar. Çünkü bunlar temel ihtiyaçlar. Duygusal olarak egemen olan, itilmişlik, ihmal edilmişlik, dışlanmışlık duyguları. En ufak bir yanlış, çok ağır muamele görüyor. İtilmişliği pekiştiriyor ve şiddete yol açıyor. Dışlandığınızda doğru davranamazsınız."

Savaş ortamının belleği: "O 20 yılın hafızası özellikle çocuklarda var. Araştırmada ortaya çıkanlardan biri, resmi görevli korkusuydu."

Çocuklarınızı eve alın sözleri: "İnsanlara çocuklarınızı eve alın, deniyor. Diyarbakır Valisi'nin en azından söylemi olumlu, düşmanca değil. Ama o çocukların zaten çok büyük bölümünün ailesi yok."

Genel yabancılaşma: "Sadece çocuklar meselesi değil bu. Genel bir yabancılaşma, hayattan hoşnutsuzluk var."

Sorun ekonomik değil, her alanda: "Yatırımlar tek başına her şeyi çözmez. Uzun vadede belki işsizliği belli ölçüde ortadan kaldırır, belli bir ekonomik rahatlık getirebilir. Ama ortada başka meseleler olduğu açık. Ekonomik rahatlama, Kürt sorunuyla ilgili taleplerin gücünü kaybetmesine neden olabilir. Bir yandan da, ekonomik güç milliyetçiliği artıran bir şeydir. Kürt sorunu tek boyutlu bir sorun değil.

"Hayatın bir alanındaki sorun, başka bir alandaki sorunu daha ağır algılamaya yol açıyor. Ve bu Diyarbakır'da herkes için, her alanda geçerli. Araştırmanın sonuçlarından biri de şuydu: Gelir yükselince, iktidara güven artmıyor."

Zorunlu göçün sonuçları: "Zorunlu göç de sorun alanlarından biri. Kadınların ve çocukların yaşadığı çok ağır travmalar var. Kent yaşamına uyum, işsizlik, yoksulluk gibi. Kentlerin ortasına bırakılmışlar, tutunmaya çalışıyorlar.

Büyük kentlerde de göçün etkileri var. Asgari yaşam koşullarını sağlamadığınızda, insanlardan 'neden uyum sağlamıyorsun' diye hesap soramazsınız. Başbakan, kadınlarla ve çocuklarla da mücadele edeceklerini söyledi. Sanki sokakta olmayı kendi iradeleriyle seçmişler gibi. Bu durumda, asıl o çocuklar sorar, 'Ben neden sokaktayım' diye. 'Çocuklar kullanılıyor' bakış açısı doğru değil. İnsanların kendilerine, 'benim çocuğum niye kullanılmıyor' diye sorması gerek." (TK/EÖ)

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN