İnançla Bilimin Olmayan Çatışması

Bilimsel anlamıyla yaratılış görüşü yüz elli yıl önce Charles Darwin tarafından çürütülmüş ve bir daha bilimsel arenaya girememiştir. Bugün ders kitaplarında yaratılış görüşünün bilimsel tez gibi yansıtılması olsa olsa ideolojik bir amaç içermektedir.

İzmir - BİA Haber Merkezi
25 Şubat 2006, Cumartesi
Bilimsel anlamıyla "yaratılış görüşü" yüz elli yıl önce Charles Darwin tarafından çürütülmüş ve bir daha bilimsel arenaya girememiştir. Bugün ders kitaplarında yaratılış görüşünün bilimsel bir tez gibi yansıtılması olsa olsa ideolojik bir amaç içermektedir.

Zira içinde bulunduğumuz yüzyılda yaratılış düşüncesi bilimsel tartışmalara konu olmaktan çok uzaktır.

Din tek bir bütünün kabulü değil

Ne yazık ki günümüzde medyanın da aracılığıyla bir "inanç-bilim" çatışması oluşturulmaya çalışılıyor. Darwinci evrim kuramı da dini inanç sistemine bir karşıtlık olarak sunuluyor.

Sanıyorum bunun en önemli sebebi de dinin bir inanç olduğu ve inanıldığı zaman bir bütün olarak kabul edilmesi gerektiği şeklindeki kalıplaşmış düşüncedir. Oysa tüm dinlerde zamanla kendini gösteren farklı tarikatlar ve mezhepler bu düşüncenin yanlışlığını ortaya çıkarmaktadır.

"Teori" hipotez gibi algılanıyor

Evrim kuramının yanlış anlaşılmasının nedenlerinden biri de teori sözcüğünün bilimsel dildeki anlamı ile günlük kullanımdaki çağrışımlarının farklı olmasıdır.

Aslında teori ve kuram sözcükleri eş anlamlıdır ve tekrarlanan deneyler sonucunda doğruluğu saptanmış olan durumlar için kullanılırlar. Fakat günlük kullanımda teori sözcüğü hipotezle karıştırılmakta ve kesinleşmemiş, doğruluğu sınanmamış izlenimi bırakmaktadır.

Yaratılışçıların savları

Yaratılışçılar veya "akıllı tasarımcılar" evrim kuramına saldırırlarken genellikle belli örnekler üzerinde dururlar. Bunların en bilineni kendilerinin "indirgenemez komplekslik" adını verdikleri, biyolojik bir yapının daha basit birimlerden oluşamayacak kadar karmaşık olduğu savıdır.

Bu karmaşık yapının doğal süreçlerle evrimleşemeyecek olduğunu, dolayısıyla bir akıllı tasarımcı tarafından yaratıldığını savunurlar.

Genellikle de bu yapılara örnek olarak göz verilir. Oysa bilim adamları bu karmaşık yapıların evrim mekanizması tarafından adım adım nasıl oluşabileceğinin açıklamalarını yapmıştır. Örneğin Richard Dawkins "Kör Saatçi" kitabında dördüncü bölümü bu konu hakkında.

"ilk canlı" iddiası evrim kuramını çökertmez

Yaratılışçıların üzerinde durduğu bir diğer konu da Darwinci evrimin ilk hücrenin oluşumunu açıklayamıyor olmasıdır. Bu noktada da bazı olguları birbirinden ayırabilmemiz gerekir.

Öncelikle evrim kuramı ortada evrimleşebilecek yani kendini kopyalayabilen, kalıtım mekanizması olan, mutasyon geçirebilecek bir sistem olmasını gerektirir.Bu sistemin kurulmasını ise biyokimyasal evrim inceler.

Bu iki kuramdan birindeki eksik bilgilerimiz diğerini etkilemez.İlk canlının yani "yaşamın oluşması" konusunda son yirmi yılda büyük gelişmeler yaşanmışsa da bilim bu konuda bildikleri henüz sınırlı ve tartışmaya açıktır.

Ancak bu alandaki bilgisizliğimiz "biyolojik evrim kuramının" çöktüğünü gösteremez. Bunlar iki ayrı bilimsel alandır. Ve bugünkü haliyle evrim kuramı canlılığın çeşitlenmesini açıklayabilmektedir.

İlk canlılığın oluşması konusunda hala çeşitli tartışmaların olması evrim kuramının çöktüğünü gösteremez.

Fosil kayıtlar teoriyi pekiştirir

Yine yaratılışçıların sıklıkla değindiği bir konu da fosil kayıtlardaki boşluklardır. Oysa bugün elimizde evrim kuramının özünü de oluşturan çok sayıda fosil kayıt bulunmaktadır. Evrimleşmenin bazı periyotlarındaki eksik halkalar sürecin tamamını şüphe altına itmekten çok uzaktadır.

Darwin'in adıyla anılan evrim kuramına göre bugün dünya üzerinde gördüğümüz tüm canlılar, basit başlangıçların, basit ilkel varlıkların, adım adım dönüşümüyle ortaya çıktı. Bu yavaş evrim sürecindeki her değişim kendinden bir öncekine kıyasla, rastlantı eseri oluşabilecek kadar yalındı.

Evrim teorisine direncin nedeni

Ne var ki insan da diğer tüm canlılar gibi evrimsel süreçlerin sonucunda bugünkü halini aldı ve insan beyni de ancak insan ömrü ile orantılı zaman dilimlerini algılayacak biçimde evrimleşti.

Bu zaman dilimi de ancak birkaç yüzyılı kapsar; yani bizden önceki ve sonraki birkaç nesil. Örneğin çiçekler bizim için değişken görünürken, dağlar ve kıtalar hep sabitmiş ve hep öyle kalacaklarmış gibi gelir.

Beynimizin, ilkel formlardan bugünkü canlı çeşitliliğine ulaşan dünya yaşamı için gerekli olan milyonlarca yıllık süreçleri algılaması bu yüzden bazen zor olabilmektedir. (GK/EZÖ)

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN