Siyasi Omerta ve Özkök

Özkök, Bizim komutanın başına gelir mi başlıklı yazısında İspanyadaki örnekten yola çıkarak, demokrasiye karşı darbeyi, seçilmiş sivillere karşı atanmış askerleri savunuyor. İspanyada darbe çağrışımı, komutanı, evde göz hapsi sonrası işsiz bırakmıştı.

İstanbul - BİA Haber Merkezi
19 Ocak 2006, Perşembe
Hürriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, 'Apoletli Medya' nitelemesini doğrulamak istercesine yazmayı sürdürüyor.

Özkök, 19 Ocak tarihli 'Bizim komutanın başına gelir mi' başlıklı yazısında İspanya'daki örnekten yola çıkarak, demokrasiye karşı darbeyi, seçilmiş sivillere karşı atanmış askerleri savunuyor.

Bu savunmasında ilginç bir gözlem de var: "Ve sivil seçilmişlerin en azından bir bölümünün hâlâ 'Rüştünü ispat' ve 'makuliyetini kanıtlama' gibi sorunu vardır. "

Kısaca İspanya

Kısaca hatırlayalım: İspanya'da Kara Kuvvetleri Komutan Yardımcısı, Katalanların Meclise sunduğu "özerkleşme tasarısı" üzerine "askeri müdahale gerekebilir" dedi.

Bu sözler üzerine Komutan önce evinde göz hapsine alındı, sonra da işsiz kaldı. Daha sonra komutanı destekleyen albay da tutuklandı.

Bu olayın yansımaları/yansımamaları üzerine Radikal'de Hakkı Devrim'in "İspanya'da ne oldu dedik mi" yazısı aslında medyanın bu anlamdaki durumunu da özetliyor.

Devrim, "köşe kadıları da üzerinde durmadılar bu haberin" diyor ve istisnaları yazıyor: "Bayramın birinci günü Nazlı Ilıcak kısaca değindi İspanya'daki olaya (Bugün). Hadi Uluengin meseleyi enine boyuna ele aldı (Hürriyet). Bence olanı görmezden gelmeyen asıl kadı o oldu, diyebiliriz."

Radikal yazarının bu ilgisizlikten neden yakındığının açıklaması da şöyle:

"İspanya'nınki, 36 yıllık Franco diktasını, o düzenden demokrasiye geçişte ödenen ağır bedelleri ve 1981'deki parlamentoya darbe şaklabanlığını ülke olarak iyi değerlendirme halidir. Bence, bir ölçüde ilgimizi hak etmesi gereken bir haldi. Hiç oralı olmadık."

Dürüstlüğü tartışılır iki yöntem

Gecikmeli de olsa, olaya dahil olan Özkök yazısında, ince sandığı bir yola, bir kelime oyununa başvurmaktan da çekinmiyor.

Meseleyi düşünce, ifade özgürlüğü meselesiymiş gibi sunan Özkök, İspanya'daki üst düzey bir komutanın, Katalonya'nın daha fazla özerk olmasını istemediğini, bu gerçekleşirse de ordunun tarafsız kalamayacağı yolundaki açıklamasının hem içeriğini hem de biçimini savunuyor.

Burada düşünce ve ifade özgürlüğü söz konusu değildir, çünkü söz konusu İspanyol komutan, doğrudan bir siyasi tercihi belirtmesine rağmen, şiddet çağrısı yapıyor ve rejimi tehdit ediyor.

Zaten İspanyol makamları da bu gerçekten yola çıkarak, komutanı görevden aldı. Özkök ise İstanbul'daki bürosundan kalkmış, İspanya'da suç işleyen bir subayı savunuyor.

Tedbir olarak mı?

Özkök'ün sorunu, yazısının başlığında da belirttiği üzere, benzeri bir durumun Türkiye'de gerçekleşme ihtimaline karşı şimdiden tedbir almak, İspanyol modeline öykünebilecek olanları şimdiden susturmak gibi tınlamıyor mu?

Neymiş efendim? Türk ordusu Türkiye'nin en ciddi kurumuymuş, çok başarılıymış, milletin içinden çıkmışmış... Ne yani, İspanyol ordusu bir avuç zengin ve iktidar sahibinin ya da Franko'nun ordusu mu?

Özkök, ayrıca yazısına 'Omerta' filan gibi kelimeler katarak kendisini cesur, fikri hür vicdanı hür gösteriyor.

Türkiye'de, medyada orduyu övmek değil, Silahlı Kuvvetleri eleştirmek cesaret, cüret, yürek ve akıl isteyen bir iştir, bunu yapan dürüst, namuslu, demokrat kalem sayısı da ne yazık ki çok fazla değildir.

Dokunulmazlıkta azalma

Yoksa, açın bakın gazete sayfalarına, her gün onlarca haber, köşe yazısı ve söyleşide ordu zaten yeterince hatta fazlasıyla övülmektedir.

Yine de Özkök'ün orduyu överken, bunu 'Sessizlik Kuralını Bozmak', 'Korkmadan açıkça söylüyorum, yazıyorum' meali cümlelerle desteklemeye çalışması, TSK'nin eskisi kadar dokunulmazlığı olmadığını gösteriyor.

Özkök aslında o kadar sıkışmış ki, tüm Avrupa Birliği'nde ve Avrupa kamuoyunda, TSK'nin siyasal yaşama bu kadar fazla müdahale etmesine karşı yaygın ve güçlü bir kanaat var iken, adını sanını vermediği Danimarkalı bir gazetecinin TSK yanlısı propagandasını da iktibas ediyor.

Ne güzel gazetecilik değil mi? Omerta'yı ihlal et, yanına da anonim bir kaynaktan alıntı yap, İspanya'daki darbeciyi akla... Böylece Türkiye'deki darbe heveslilerine de mesaj gönder....

Oysa ki gazetecilik, doğal olarak muhalif bir meslektir. Gazetecilik iktidar sahiplerini rahatsız etmeli, yoksulları memnun etmelidir. Gazetecilik halk muhalefetini, toplumu, kamu çıkarını savunmalı. (RD/BA)

* Omerta: İtalyanca "sessizlik" anlamına geliyor. Mafya dilinde de, "polise sır vermeme" anlamında kullanılıyor.

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN