Öfkeli İşçiler Sol İttifaka Oy Verecek

Almanyada yeni oluşan sol ittifakın gücü ne? Sosyal Demokratlar için gerçekten güçlü bir rakip mi? Partinin önderi görünen Oskar Lafontaine eleştiricilerin dediği gibi gerçekten sağcı seçmenlere göz mü kırpıyor? İşte bir sosyal bilimcinin yanıtları...

Berlin - Deutsche welle
27 Ağustos 2005, Cumartesi
"Sol İttifak" Almanyanın üçüncü partisi oluyor. Sosyal Adalet İçin Seçim Alternatifi ( WASG ) ile son günlerde adını "Sol Parti" olarak değiştiren Demokratik Sosyalizm Partisi'nin (PDS) oluşturduğu ittifakın iki önemli adayından bir Gerhard Schröder'in Sosyal Demokrat-Yeşil koalisyon hükümetinde Maliye Bakanı iken neo-liberal ekonomik uygulamaları eleştirerek 1998'de bakanlık ve milletvekilliği ile SDP Başkanlığı'ndan istifa eden WASG lideri Oskar Lafontaine.

İttifakın Doğudaki güçlü ayağı ise Doğu Almanya Komünist Partisi'nin dönüşmesiyle ortaya çıkan Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS. Seçim ittifakı çerçevesinde adını "Sol Parti" olarak değiştiren PDS bu ittifakla Gregor Gysi liderliğinde Batı Almanya'da seçmenlere ulaşabileceği yani bir politik mecra ediniyor. İttifak seçimlere "Sol Parti" listeleriyle girecek.

Partinin Almanya politikasındaki yeri ve anlamı konusunda Magdeburg Üniversitesi Siyaset Bilimi Enstitüsü öğretim görevlilerinden Klaus Detterbeck ile Deutshe Welle muhabiri Steffen Leidel'in yaptığı söyleşi ittifakın merak edilen kimi yönlerine ışık tutuyor.

Erken Bundestag seçimlerinde sol ittifakın şansı nedir?

Nispeten yüksek olduğunu söyleyebilirim. Ancak kısa vadede erken seçimlerde gösterilecek bir başarıyla uzun vadeli bir başarı arasında bir ayrım yapmak gerekirse uzun vadede böyle düşünmüyorum. Ancak kısa vadede bu parti şu anda seçim yarışında ortaya çıkmış olan boşluğu doldurma şansına sahip.

Almanya'nın batısında yaşayan seçmenlerin sosyal güvenlik sistemi reformu ve serbest piyasa uygulamalarından duyulan hayal kırıklığını yansıtacakları bir siyasi mecra yok. Sol ittifak bu boşluğu dolduruyor. Ancak uzun vadede ittifak partilerinin hem önderlikleri hem tabanları bakımından benzeşmez olduklarını görmek gerek. Batıdaki sendika liderleriyle eski Doğu Almanya Komünist Partisi'nden gelen Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) kadroları arasındaki farklılıkları uzlaştırmak hem parti programı hem de politik hedefler açısından çok güç olacak. Bugün bu grupları bir araya getiren [neo-liberal] reformlara duyulan tepki. Ama uzun vadede yolları ayrılacak.

Sol Parti bir protesto partisiyse, hangi seçmenden oy olacak?

Batıda kuşku yok ki, on yıllardır Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) tabanını oluşturan sendikalı işçiler ve hayal kırıklığına uğramış militanlardan alacak. Doğudaysa çeşitli toplumsal katmanlardan gelen PDS seçmenlerinden. Bu seçmenlerin bir bölümü Doğu'ya ikinci sınıf muamelesi yapılmasını protesto edenler ama eski Demokratik Almanya Cumhuriyeti özlemcileri de var. Bir protesto partisi olacağı kesin. İspanya veya İsveç gibi başka ülkelere baktığımızda da üyelerini komünistler, yeşiller ve sol eylemcilerden derleyen benzer sol gruplara rastlıyoruz. Bu gruplar refah devletinin [neo-liberal] modernleştirilmesi ve liberalizasyonuna tepkiyi örgütlüyorlar.

Oralarda uzun vadeli bir işlevleri var...

Evet, çok pragmatik ve gevşek ittifaklar kuruyor ve birbirleriyle temel olarak kaynaşmıyor, ayrı ayrı duruyor ve sadece seçimlerde bir araya geliyorlar. Ama bu Almanya'da çalışmaz. Sol Parti'nin kendisini konumlandırması gerek. Seçimlerden sonra sorunlar belirmesi kaçınılmaz ve partinin ayakta kalmasını pek muhtemel görmüyorum.

Bu ittifak SPD'yi gerçekten tehdit ediyor mu?

SPD'nin tabanda, sendikalı işçiler ve eğer bu parti kurulmasa seçimlerde oy kullanmayacak seçmenler arasında kayba uğrayacağı kesin. SPD hükümetine duydukları öfke ve hayal kırıklığını gösterme şansını kullanacaklar. Bunun da SPD için bir tehdit olduğu açık.

SPD'nin bu tehdide karşılık vermek için iftiraya başvurması uygun mu?

SPD hep en geniş anlamda solun ve geleneksel sendikalı emekçilerin sesi olduğuna inana geldi. Şimdiyse epeydir görülmedik bir rekabet var bu alanda. SPD alerjik bir tepki gösterip hop oturup hop kalkıyor: Bir yandan kendi toplumsal itibarını onarmaya, sosyal adaletin gerçekleştirilmesinde kararlılık gösterisinde bulunmaya çabalıyor; öte yandan yeni ittifakı gayri meşru göstermeye uğraşıyor. Ama bunun sonucu Schröder hükümetinden hayal kırıklığına uğrayan seçmenin SPD'den daha da uzaklaşması olacak. O nedenle SPD'nin stratejisi kaybettiği tabanı kendisine geri çekmeye yardımcı olmuyor. Ancak SPD'nin başka ne yapabileceğini söylemek de zor.

İttifaka "popülist" eleştirisi yaygın. Bunu hak ediyor mu gerçekten?

Parti kesinlikle popülist. Farklı bir şey yapmayı gerçekten istemedikleri ya da bunu ifade etmeyi beceremedikleri halde değişim ve modernleşmeye karşı çıkıyorlar. Doğru yanıtlar olmaksızın heyecan yaratan ve protestoyu teşvik eden bir parti bu. Yeni muhalefet partisinin mutlaka üstlenmesi gereken rol bu değil. Gene de protestoyu dile getirme fırsatı. Kurulu düzen partilerinin belli konuları bir daha düşünmelerine yol açabilir.

Partinin öncülerinden Oskar Lafontaine SPD ve Yeşillerce (Nazi sempatizanı Avusturyalı politikacı) Heider'e izafeten sağ oyların peşinde koşan "Alman Heideri" olarak nitelendi. Buna ne diyorsunuz?

Bence olaya böyle bakılamaz. Suçlamanın kaynağına bakarsanız Lafontaine bir konuşmasında daha çok sağcıların sözlüğünde olan bir kelimeyle "yabancı işçiler" deyimini kullanmış. Eğer Lafontaine'in politik şeceresine bakarsanız onun sağa meylettiği ya da sağcı oylara göz diktiğini söylemek dürüstçe olmaz. Lafontaine her zaman bir muhalifti, hep partisinin izlediğinden farklı bir çizgi izleye gelmişti. Gene o yolda devam ediyor. O yüzden Heider benzetmesi caiz değil.

Peki Lafontaine'in sunduğu makul bir reçete var mı ?

Lafontaine bakanlıktan ayrıldığından bu yana ister yazılarında ister konuşmalarında olsun küreselleşmiş ekonominin devlet tarafından denetlenmesi gerektiğini savunuyor. Sık sık çözüm önerilerinin bütünüyle gerçeklikten uzak olduğu gerekçesiyle eleştiriliyor. Bu kendisi ve adına konuştuğu topluluklar için küreselleşmeye verilebilecek akılcı bir yanıt olarak görülebilir. Ama varolan durum göz önüne alındığında bu yeterli bir yanıt değil. Avrupa ölçeğinde nasıl olup da güçlü bir ulusal hükümet denetimi uygulanabileceğini hayal etmek imkansız. Eğer Lafontaine politikalarını gerçek dünyada uygulamaya kalksa ittifakı o anda dağılırdı. Ama bir muhalefet partisi olarak ortaya böyle hedefler koyması tamamen meşru. Bu gayrimemnun işçilerin [neo-liberal] reformların doğrultusu ve hızıyla hemfikir olmadıklarını dile getirmeleri için bir fırsat. Böylece parti demokratik bir işlev yerine getiriyor. (EK)

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN