Hollanda: Birileri Türkiyeyi Gözlüyor

NRC Handelsblad anketine katılan üç kişiden ikisi Türkiyenin üyeliğine karşı çıkıyor, kültürel, siyasi ve ekonomik açıdan böyle bir birliktelik istemiyor; bir kişi de gerekli kriterleri yerine getiren Türkiyenin bekletilmesini haksız buluyor.

Amsterdam - BİA Haber Merkezi
27 Eylül 2004, Pazartesi
Türkiye'nin "zinayı suç haline getirme" girişimlerinden vazgeçmesi ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Brüksel ziyareti ile geçen haftanın gündemi haline gelen "Avrupa Birliği (AB)-Türkiye krizi" sona erdi ama gelişmeler Avrupalıların gözünü açtı.

Söz konusu gelişmelerin önce gerildiği, sonra da rahatladığı geçen haftayı da kapsayan son birkaç ayda Avrupa basını, AB'nin aday bir ülke ile ilişkilerini ve üyelik olasılığını ilk kez bu kadar kapsamlı ama olumsuz bir yaklaşımla ele aldı.

Gün geçmiyor ki, gazetelerde Türkiye'nin İslami yönü ve gerçekten Avrupa'nın rahatça içine alabileceği bir aday olup olmadığı tartışılmasın.

Euro ile gelen bilinç!

Euro'nun kabul edilişine kadar Avrupa Birliği daha çok üye ülkeler arasında karşılıklı öğrenci değişiminin yapıldığı, genç profesyonellerin çalışma alanlarını genişletebildikleri ya da kadın, çocuk, hayvan hakları, çevre gibi konularda Avrupa Birliği için de yasa kabul edilmesini, kararlar alınmasını, varolan durumun değiştirilmesini isteyen politik eylemcilerin ilgi alanı idi.

Oysa Euro'nun kabul edilişi ile AB, Türkiye'deki yaygın deyişle sokaktaki Avrupalının gündemine girmeye başladı.

Her kesimden, Brüksel'de harcanan paralara, parlamenterlerin masraflarına, aldıkları yüksek maaşlara, Brüksel-Strasbourg arasındaki dosya ve taşınma trafiğine tepkiler yağmaya başladı.

Kayıtsızlıktan olumsuz ilgiye

Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği de aynen topluluğa karşı gösterilen kayıtsızlıkla eş değer bir ölçüde, hızla, yerini genelde olumsuz bir ilgiye bıraktı.

Şimdiye kadar, Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin Türkiye'ye yaklaşımlarında göstermelik olan ya da açıkça ortaya koymadıkları gerekçeleri ne olursa olsun, sıradan insanlar için Türkiye, "insan haklarının pek de korunmadığı" bir Doğu Akdeniz ülkesi idi.

Türkiye, bir çok Hollandalı için kendi vatandaşı Kürtlere kötü muamele yapan, kadın haklarını korumayan yöneticilerin iktidarda olduğu bir ülke.

"Türk asıllı"ların "baba vatanı"

Türkiye, ekonomik nedenlerle ya da siyasi ilticacı olarak buraya gelmiş, hem arkada bıraktıkları ülkenin özelliklerine, hem de burada, Avrupa'ya rağmen inatla korunan geleneksel yaşam tarzına uyacak şekilde yaşayan, Hollandalıların kafasındaki gerilik imajını doğrulayan Türk asıllı Hollandalıların "baba vatani."

Özellikle son birkaç yıldır Türkiye'ye akan Hollandalı turistler için ise ucuz tatil cenneti, ayrıca hiç de beklemedikleri kadar kültürel ve doğal zenginliklere sahip bir ülke.

Tatile giden turistlerin genellikle, beklediklerinden farklı bir ülkeyle karşılaşarak olumlu izlenimlerle dönmelerine rağmen, orta-üst sınıfın tercihlerinde küçük bir rol oynuyor Türkiye.

Üç Hollandalıdan ikisi Türkiye'ye karşı

Burada, Türkiye turizminin "uçak-otel-yemek" dahil bir haftası 200 ya da 300 Euroluk tatil beldesi sayılması için izlenen kötü turizm politikaları da etkili elbette.

Geçen hafta, Hollanda'nın Financial Times'i NRC Handelsblad'da yaralan anketlere katılan üç kişiden ikisi Türkiye'nin olası üyeliğine karşı çıkarak, ne kültürel, ne siyasi ne de ekonomik açıdan böyle bir birlikteliği istediklerini belirtirken, bir kişi gerekli kriterleri karşılayan Türkiye'nin artık kapıda bekletilmesinin haksızlık olduğunu, tartışmalara son verilerek derhal üyeliğe alınması gerektiğini söylüyordu.

Önce mantık, sonra duygu

Duygularından çok mantığı ağır basan insanların yaşadığı Hollanda'da iktidarın Hıristiyan Demokrat kanadı diğer Avrupa ülkelerindeki gibi Türkiye'ye gidince olumlu Hollanda'da olumsuz bir tutum içinde değil.

İktidar ortağı Liberal Parti'nin VVD'nin tersine Başbakan Jan Peter Balkanende kesimi, Türkiye'nin kriterleri yerine getirmesiyle doğru orantılı olarak adaylığına karşı olumlu bir tutum içinde.

Ama bu tutumu korumak için Türkiye'nin de son haftaların baş konusu, ceza yasası içinde zinayı suç unsuru haline getirme gibi çıkışları bir yana bırakması, Avrupa uyum yasalarını çıkarma çabalarıyla meydana gelen olumsuz havayı dağıtmaması gerekiyor.

Bu üyelik uluslar arası sözleşmelere benzemez

Başbakan Erdoğan'ın "bu bizim içişlerimize giriyor" tarzı çıkışları tamamıyla yersiz, çünkü Türkiye her atılan minik adımla gözaltında ve Avrupa Topluluğu tam da bu alanda, içişlerine karışma konusunda yetki devrini teslim alan "yetkili mercii".

Türk yetkililer Avrupa Birliği üyeliğini, göstermelik olarak altına imza atarak uygulama konusunda isteksiz ya da yavaş davrandıkları uluslararası anlaşmalar gibi algılamaktan ya da kamuoyuna öyle yansıtmaktan artık vazgeçmeliler.

Çünkü üyelik, "kayıtsız şartsız milletin" olan egemenliğe Avrupalı ortaklar getiriyor. (İA/BA)

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN