Birilerinin Terörü Diğerlerinin Savaşı

Dünyanın efendilerinin kanlı çıkarlarını meşrulaştıran terörizm söylemi gitgide ahlakımız haline geliyor. Faili belli bunca katliam varken bunu benimsemek, tersine giyilmiş bir gömlek olarak kalmayacak düşüncelerimizi de faillerinkiyle ortaklaştıracak.

İstanbul - BİA Haber Merkezi
14 Eylül 2004, Salı
Rusya Federasyonu’na bağlı Kuzey Osetya Özerk Cumhuriyeti’nin 30 bin nüfuslu Beslan kasabasında çoğu çocuk 1.200 kişinin Çeçen eylemciler tarafından bir okulda rehin alınması, hiç kuşku yok ki kabul edilemez, caniyane bir eylemdi ve feci bir sonla bitirildi. Fakat çocukların rehin alınması ilk kez olmuyordu ve benzerleri arasında Beslan eylemi en feci sonla biteni de değildi.

Rusya Federasyonu 1994’te Çeçenistan sınırlarına askeri yığınak yaparak 750 bini Çeçen ve ayrıca çoğu Rus çeşitli etnik kökenden 250 bin insanı rehin almış ve sonra tıpkı Beslan’da yaptığı gibi topa tutmuştu. Rehin Çeçenlerin yaklaşık 500 bini komşu Dağıstan ve İnguşetya’ya sığınmış, 200 bini ülke içinde güvenli bir bölge aramaya çalışarak sürekli yer değiştirmişti. Rusya Federasyonu, rehin aldıklarının 50 ila 80 binini öldürdükten sonra geri kalanıyla 1996’da yaptığı ‘Barış Anlaşması’nda Çeçenistan’ın hukuki statüsünün 5 yıl sonra belirleneceğini onaylamıştı. Fakat 1999’da aynı halkı bir kez daha rehin almıştı, ve bu eylemine ve katliamlarına halihazırda devam ediyor.

1944’te “şuçlu halk” ilan edilerek Sibirya’ya sürgün edilen Çeçen halkının başına gelenler ancak İsrail devletinin Filistinlileri kendi vatanlarında neredeyse yarım yüzyıldır rehin tutması, öldürmesi ve zaman zaman başına yıktığı mülteci kamplarına hapsetmesiyle kıyaslanabilir.

1991’deki Körfez Savaşı’ndan sonra ABD liderliğindeki Birleşmiş Milletler’in Irak halklarını rehin almasıysa bütün rehine krizleri içinde en büyük felaketle sonuçlananıdır: BM yaptırımları ve ambargosu Irak’ta 500 bin çocuğun ölmesine neden olmuştur. (Anthony Arnove, Kuşatma Altında Irak, Everest Yayınları, sf:13)

Peki Beslan’daki eylemle diğer örnekler arasındaki fark nedir? Birine terörizm diğerine savaş denilmesi değil mi?

Bir Filistinli, Iraklı ya da Çeçen direnişçiyle bir İsrail, Rus, Britanya ya da Amerikan askeri arasındaki fark nedir?

Eğer “masum sivil” varsa “suçlu asker” yok mudur?

Birinin bombasını uzaktan ateşleyerek masum sivilleri öldürmesiyle, diğerinin, elinde sadece aynı teknoloji ve olanaklar olmamasından dolayı bombasını üzerine alarak düşman bellediği saflarda, kendisini havaya uçurarak onlarca insanı öldürmesi arasında ne fark var?

Son örneğin daha haince ve sinsice olması mı? Fakat bir kilometre öteden ateşlenen bir top mermisinin havada çıkardığı ıslık sesini ancak oturma odanızın penceresinden içeriye girmek üzereyken işitebilirsiniz. Bombalar daima sinsidir, ancak patladığında varlığından haberdar olursunuz.

Peki fark, vahşilik konusunda olabilir mi? Yere düştüğünde değil, ancak birinin onu açması halinde patlayan bombalarla insani yardım paketlerini aynı renkte yapmayı akıl edebilen “uygar dünya”nın Afganistan’daki vahşiliğiyle kıyaslanabilecek bir örnek biliyor musunuz? Her yıl on binlerce sivilin yaralanmasına ve sakatlanmasına neden olan kara mayınlarının neredeyse tamamına yakını “teröristlere savaş açan” devletler tarafından döşenmiştir. Teknolojiye sahip olanın vahşilik yarışını kaybedeceğini düşünebilir miyiz?

Çeçenistan’ın 1996’da seçilmiş olan devlet başkanı Aslan Maşadovhükümetinin Dış Enformasyon Komitesi Başkanı Movladi Udugov, Çeçenlerin Rus hedeflerine yönelik intihar saldırıları yapmaları konusunda, özellikle de Batılı ülkelerden gelen kınama ve eleştirilere, “kendi ulusunun bağımsızlığı ve özgürlüğü için canlarını feda eden insanların” askeri olanakları ve gerçekleri cephesinden yanıt veriyordu; “Hiçbir ülkenin Çeçenlerden Rus saldırganlara karşı bu tür yöntemleri (intihar saldırılarını) kullanmaktan kaçınmalarını isteme hakkına sahip olmadığı görüşüne tamamen katılıyorum. Şayet ABD bize modern silahlar, nükleer bomba, taktik ve stratejik roketler, Stingerlar verirse o zaman biz Çeçen direnişçilerin kullandıkları metotlara ilişkin olası sınırlamaları konuşabiliriz.” (Kafkas.org.tr, 31 Aralık 2002)

Eğer Çeçenlerin ya da Iraklıların düşmanıyla boy ölçüşebilecek nitelikte hava kuvvetleri olsaydı ve savaş uçakları Moskova ya da Washington’u, tıpkı Grozni ya da Bağdat’ın bombalandığı gibi bombalasaydı, buna terör mü yoksa savaş mı diyecektik?

Terörizmden farklı olarak, savaşta sirenler, sivil halkı önceden uyarır ve sığınaklara kaçması için zaman mı kazandırır? O halde “uygar dünya” neden, “savaş” için sığınak delen bombalar imal ederek teröristlerden daha acımasız olduğunu kanıtlamaktadır? 1991’deki Körfez Savaşı sırasında böyle bir bombanın nüfuz ettiği Bağdat’taki bir sığınakta ölen 100’den fazla anısına bu sığınak daha sonradan “müze” haline getirildi. Çeçenistan’ın başkenti olan 400 bin nüfuslu Grozni, 1994 ve 1999’daki savaşlarda öylesine ağır bir bombardımana uğramıştı ki, 490 bin ikametgahın bulunduğu şehrin tamamı, devasa bir moloz yığının sergilendiği açık hava müzesi haline getirilmişti. Rus savaş uçakları her gün Çeçenistan’ı bombalamaya devam ederek onlarca sivilin ölümüne neden oluyor. 2002 sonbaharında Gekhi Yurt köyüne yapılan hava bombardımanı sonucunda sekiz yüzden fazla “masum sivil” Çeçen öldürülmüştü.

2003’te ABD-Britanya önderliğindeki koalisyonun Irak’a açtığı savaşta yaklaşık 10 bin Iraklı öldürülmüştü. Amerika tıpkı Kosova’da, Sırbistan’da, Afganistan’da olduğu gibi kazayla öldürdüğü binlerce “masum sivil”den özür dileyerek, bunun bir terör eylemi değil de bir savaş olduğunu iddia ettiğinde, inandırıcılığı olabilir mi? Hem de ABD eski Dışişleri Bakın Madeleine Albright, Irak’a yönelik BM ambargosu yüzünden 500 bin çocuğun ölmesini Putin’e taş çıkartan bir soğukkanlılıkla “Biz bu bedele değer olarak görüyoruz,” sözleriyle değerlendirdiğini bildiğimiz halde inanabilir miyiz?

Rusya’nın öldürdüğü 100 bini aşkın “masum sivil”den özür dilediğini ya da üzgün olduğunu duydunuz mu? Bu masum sivil ölümlerinin sorumlularının “gözü dönmüş manyak teröristler” olmadığı çok açık. Fakat sorumlular, “demokratik ülkelerin akıl sağlığı yerinde şerefli askerleri” olduğunda uygulanan vahşeti ve işlenen suçları “savaş” olarak mı adlandıracağız? Çeçenistan’ın her yeri birer Guantamaro ve Ebu Gureyb haline getirildiğinde bu dünyada fazladan bir “terörizm” tehlikesine ihtiyaç olduğunu düşünebilir miyiz?

“Herkes olabilir, çocuklar asla”

Beslan’da rehine krizinin devam etmekte olduğu, 3 Eylül günü saat 6’da Çeçenistan Devlet Başkanı Aslan Maşadovile Çeçen savaşçılar Şamil Basayev ve Doku Umarov’un akrabaları Rusya Federasyonu güvenlik güçleri tarafından misilleme amacıyla rehin alınıyordu. (Radikal, 8 Eylül 2004.) Maşadov’un rehin alınan yakınları arasında en büyüğü 11 yaşında üç çocuk da vardı. Kimi Rus yetkililerine göre bir yanlışlık sonucu, kimilerine göreyse okul baskının intikamını almak isteyenlerden korunmaları gerekçesiyle rehin alınanlar iki gün boyunca kötü muamele ve işkenceye maruz kaldıktan sonra serbest bırakılmışlardı. Peki bu eylem “teröristlere” ancak anlayacakları dilden bir yanıt olarak mı ele alınmalı? Öyle ya Putin tıpkı Bush ve Rumsfeld gibi “teröristlere” savaş açmış ve bu savaşta benzer yöntemleri meşru kabul etmemişler miydi?

2004 başında Çeçenistan Sağlık Bakanı ve Maşadov’un Avrupa ülkeleri özel temsilcisi Umar Hambiyev’in kardeşi ve Çeçenistan Savunma Bakanı Mogamed Hambiyev’in ailesinden 16 kişi Rusya Federasyonu güvenlik güçleri ve Rusya yanlısı kukla Çeçen hükümeti başkanı Ahmet Kadirov’un silahlı adamları tarafından kaçırılmış ve rehinelerin ancak Hambiyev’in teslim olması karşılığında bırakılacakları duyurulmuştu. Mogamed Hambiyev ailesinin öldürülmesinden çekindiği için Kadirov’a teslim olmuştu.

Temmuz 2004’te ise bu kez Aslan Maşadov’un Bakü’de bulunan ailesinin Rusya Federasyonu istihbarat servisleri tarafından kaçırılacağı haberleri basında yer almaya başladı. Bu açıkça basın yoluyla bir tehditti ve ilk kez dile getirilmiyordu.

9 Şubat 2004 tarihinde Rusya Federasyonu Federal Güvenlik Bürosu (FSB-KGB’nin devamı istihbarat örgütü) başkanı Çeslav Uşakov yaptığı açıklamada Ahmet Zakayev, Movladi Udugov ve Yandarbiyev gibi Çeçen liderlerini dünyanın her tarafında takip edecekleri tehdidinde bulunmuştu. 13 Şubat’ta Katar’ın başkenti Doha’da Çeçen liderlerden Zelimhan Yandarbiyev aracına yapılan bombalı saldırı sonucunda iki korumasıyla beraber öldürüldü. Vaynah Demokratik Partisi’inin kurucusu olan Yandarbiyev, Kızıl Ordu’daki görevini bırakarak Çeçenistan’da siyasete atılması için ikna ettiği Cohar Dudayev’in 1996’da öldürülmesi üzerine bir süre Çeçenistan Devlet Başkanlığı görevinde bulunmuştu. Bir süre sonra Katar polisi biri Doha'daki Rusya Büyükelçiliği'nin başkatibi olmak üzere üç Rus’u suikastın sorumlusu olarak tutukladı. Başkatip Aleksandır Vitisov diplomatik dokunulmazlığa sahip olduğundan dolayı yargılanmaktan kurtuldu. Katar tarafından istenmeyen adam ilan edildi ve ülkeyi terk etmesi istendi. Anatoly Bilashkov ve Vassily Pokchov adlı Rus ajanlar ise 30 Haziran’daki son duruşmada suçlu bulunarak ömür boyu hapse mahkum edildiler. Aracına bomba atıldığı sırada Yandarbiyev’in yanında 13 yaşındaki oğlu da bulunuyordu.

Rus Federasyonu, suikastta bir rolü olmadığı açıklamasını yaparken Rus halkının yüzde 80’i Yandarbiyev’in öldürülmesini Putin’in planladığını düşünüyordu. (Eho Moskova Radyosu’nun yaptığı anket. Kafkas.org.tr 01.07.2004)

Cohar Dudayev’ e uydu telefonuyla konuştuğu sırada telefonun sinyaline kilitlenen bir güdümlü füzeyle öldürülmüştü.

Rusya Federasyonu devletinin kendisi bizzat suikast ve rehin alma operasyonlarını tezgahlıyorsa Çeçenistan’da bulunan işgal ordusu subaylarının halka yönelik şiddeti dizginlenebilir mi? Çeçenistan’da suikast ve adam kaçırma Rus ordusunun günlük suçlarından biri haline gelmiştir. Moskova merkezli insan hakları kuruluşu Memorial sadece 2004 yılının ilk altı ayında Çeçenistan’da 194 kişinin kaçırıldığını ve 67’si sivil 141 kişinin öldürüldüğünü açıklamıştır. (mosnews.com, 2 Temmuz 2004) 2003’te ise kaçırılan 495 kişiden sadece 155’i serbest bırakılırken, 52’si ölü olarak bulunmuş, 288 kişiden ise bir daha haber alınamamıştı. (mosnews.com, 31 Mart 2004) Çeçenistan’da Çeçen’den çok Rus askeri olduğundan bu sayılar geçmiş yıllara göre oldukça düşüktür.

Çeçenler ordu birliklerinin hiç bir neden göstermeksizin kaçırdığı yakınlarını kötü bir sonla karşı karşıya kalmaması için rüşvet vererek kurtarmaya çalışmaktadır. Bu durum fidye istemek için adam kaçırma olaylarının artmasına neden olmaktadır. Bunlar basit bir tutuklama olayı değildir, çünkü güvenlik güçlerine başvurulduğunda genellikle alınan yanıt söz konusu isimde bir tutuklamanın yapılmadığı, askeri üniforma içinde maskeli adamların Rus askeri değil Çeçen “teröristler” olduğudur. Fakat nedense ödeme Rus askerlerine yapılmaktadır.

Adam kaçırma ve rehine alma Çeçen savaşçılar, özellikle de Şamil Basayev tarafından sıklıkla başvurulan bir yöntemdir. Hatta Basayev bir keresinde fidye bedeli olarak para değil, seyyar bir radyo istasyonu istemiş ve o dönem Bağımsız Devletler Topluluğu başkanı olan iş adamı Berezovsky tarafından bu talep karşılanmıştır. (Basayev ile Berezovsky arasındaki samimi ilişki SSCB’nin dağılmasından önceye kadar gitmektedir.)

Fakat sonuç olarak Çeçenistan’daki “teröristler” benimsedikleri yöntemler üzerine eğitimlerini, bizzat Rusya Federasyonu güvenlik güçlerinin ülkelerinde gerçekleştirdikleri uygulamalara borçludurlar. Bununla beraber, son Beslan eyleminin misillemesinde görüldüğü gibi eğitmenleri, bu yöntemleri hiç de teröristçe bulmamakta ve icraata daha sık başvurmamaktadırlar. Tabii bu yöntemler sadece Rusya Federasyonu’nun tekelinde değil. Panama’da ABD ve Haiti’de ABD ve Fransa doğrudan küçük askeri müdahalelerde bulunarak devlet başkanlarını kaçırıp yerine bir başka kuklayı atayabilmektedirler. Afrika kıtasındaki ülkelerin büyük bir çoğunluğunda devlet başkanlarının geleceği çok değil sadece bir bölük komandonun çıkarma yapmasına bağlıdır.

Onların terörü bizim ahlakımız

Beslan’daki rehine eyleminde pek çok yorumcunun dikkat çektiği gibi “hırsızın hiç mi suçu yok” sorusunu sormak gerçekten önemlidir. Fakat ahlak komiseri kesilenlerle beraber hırsızın kimliğini doğru teşhis etmek gerekmektedir. Rusya’nın Çeçenistan’da, ABD ve müttefiklerinin Irak ve Afganistan’da, İsrail’in Filistin’de tüm bir halkı rehin alarak isteklerini zorla hayata geçirmesi karşısında sesiz kalınmamalı, şiddetle kınanmalıdır. Bu eylemlerin tıpkı Beslan’daki gibi terörist işgaller olduğu ve insanların bir kısmının çaresizlik içinde işgalcilerin yöntemlerini benimseyerek, taklit etmelerini onların özgürlük ve bağımsızlık mücadelesine hizmet etmeyeceğini savunmalıyız.

Fakat kınama ve savunularımızın Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de olduğu gibi Çeçenistan’da da kendi kaderini tayin etmek için mücadele veren insanlara yardımcı olmakta ve destek sunmakta yeterli olup olamayacağını düşünmeliyiz. Savunduklarımız onların ellerini boş mu bırakmakta yoksa onlara yeni mücadele araçları mı sunmaktadır?

Fakat unutmamalıyız ki birini vermeden diğerini alamayız. Çünkü bizi dinlemeyeceklerdir.

Dünyanın efendileriyle birlikte her türden ulus-devlet insanların üzerine “terörizmden” ibaret bir deli gömleği giydirmeye çalışmaktadır. Her ne yaparlarsa yapsınlar bunu insan hakları, barış ve daha güvenli bir dünya için gerçekleştirdiklerini savunmaktadırlar. Buna karşı en küçük bir muhalefet hemen terörizmle suçlanmaktadır. Barış için savaş, önleyici savaşa dönüşürken ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in buyurduğu gibi “işkenceyi” meşru görecek kadar tanım berraklığına kavuşmaktadır. (Radikal, 12 Eylül 2004.) Yasalarında suikastın meşruluğuna yer veren, bir ülkeyi ve halkı top yekun rehin almayı adet edinen, örtülü ödeneklere sahip olan devletlerin savaşını, terörizmden ayıran nedir?

Onların kanlı çıkarları için bir meşruiyet belgesi haline gelen terörizm söylemi, giderek bizim ahlakımız haline gelmektedir. Bunca faili belli katliam varken bu sadece tersten giydiğimiz bir gömlek olarak kalmayacak, düşüncelerimizi de belirleyerek faillerle ortaklığımızın cüppesi olacaktır.

Bundan sadece “ekmeğini terörden çıkaranlar” kârlı çıkacaktır.(ÖÖ/EK)

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN