Tek Perdelik Kısa Oyun; Çeçenler Moskovada

Çeçenler, Rusya Federasyonu devleti ve ordusuyla bir uzlaşma ve anlaşma zemini aramaktan önce Rusya toplumuyla kendilerini sömürenlere karşı işbirliği ve dayanışma içine girmek zorundadırlar.

İstanbul - BİA Haber Merkezi
06 Eylül 2004, Pazartesi
23 Ekim akşamı bir Moskova tiyatrosuna gelen 711 biletli seyirci ‘Nord-Ost’ (Kuzey-Doğu) adlı oyunu izlemek için salondaki yerlerini aldılar. Kremlin’in 4 kilometre güney doğusundaki Kültür Sarayı kompleksinde bulunan tiyatrodaki seyirciler bir süre sonra aralarından bazılarının bağırıp çağırması ve slogan atmasıyla beraber şaşkına döndüler. Acaba oyun beklenmedik bir anda mı başlıyordu? Kendilerine, rehin alındıkları söylendiğinde dahi seyircilerin çoğu bunu oyunun bir parçası olarak düşünüyor olmalıydı ki ‘oyuncular’dan biri bağırdı; “Anlamadınız galiba, biz Çeçeniz!”

Parola söylenmişti; ‘vatanı ve milletiyle bölünmez bir bütün’ olan Rusya Federasyonu devletinin yıllardır katil, mafya, İslami terörist, fidyeci ve daha pek çok kötülük ifadesi sıfatın taşıyıcısı olmakla özdeşleştirdiği o korkutucu kelime söylenmişti: ‘Çeçen’. O gece sahnelenecek oyun ‘Güney’ olarak değiştirilmişti. Üstelik o geceki gösteri oyunun ilk galası da değildi; Çeçenistan’da 1994-1996 yılları arasındaki 80 bin kişinin öldüğü ilk savaşın ardından Ekim 1999’dan bu yana ikinci bir savaş olanca şiddetiyle devam etmekteydi.

Çeçenistan’ın başkenti Grozni-Coharkale’de bulunan tiyatro binaları Rus ordusu tarafından bombalanan Çeçenlerin ülkelerinde süren oyunu sahnelemeleri için Moskova’ya gelmelerinde şaşılacak bir şey yok. Çeçenistan’daki oyunu da zaten uzun süredir kimse ‘seyretmiyordu’. Arada sırada gazetelerdeki küçük haberler ya da televizyonlardaki kısa süreli görüntüler ancak Çeçenistan diye bir ülkenin varolduğunu bilenlerin ilgisini çekiyordu. Dünyada benzer durumdaki pek çok halkla beraber Filistinliler ve Çeçenlerin de bir savaşı yaşadıkları, Irak gündemine kilitlenmiş olan ‘savaş karşıtları’nın dahi alakasına mazhar olamıyordu. Çeçenler, kamuflaj giysilerinden ibaret olan kostümleri ve makineli tüfek, el bombası ve mayınlardan oluşan dekoratif malzemelerini sırtlayıp Moskova’ya gelmişlerdi.

Aralarında Çeçenistan’da ölen gerillaların dul eşlerinin de bulunduğu, genç komutan Movsar Barayev liderliğindeki 50 kadar Çeçen eylemci, ‘Rusya Federasyonu (RF) ordusunun ülkelerinden çekilmesini ve derhal barış yapılmasını’ talep ediyorlardı. Kendilerini ‘29. Ölüm Timi’ olarak tanıtan eylemciler, taleplerinin karşılanması için Kremlin’e bir hafta süre tanıyorlardı. Binaya patlayıcılar yerleştirdiklerini ve bir operasyon yapılması halinde rehinelerle beraber binayı havaya uçuracakları tehdidinde bulunan ‘Ölüm Timi’, ayrıca, aralarından birinin öldürülmesi halinde karşılık olarak 10 rehineyi katledeceklerini duyurdular. Eylemin başında 58 rehineyi serbest bıraktıkları halde (100 kadar seyirci ya da oyuncu eylemin başındaki karışıklık sırasında kaçmıştı) hala ellerinde 75’i yabancı 600 kadar rehine bulunan Çeçen eylemciler, bir süre sonra cazip bir teklifte bulundular; Çeçenistan’daki Moskova yanlısı hükümetin başkanı Ahmed Kadirov’un kendileriyle görüşmeye gelmesi halinde 50 rehineyi serbest bırakabileceklerini açıkladılar!

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin, hiç vakit kaybetmeden oluşturulan kriz masasının başına geçti. ABD Başkanı George W. Bush ile Meksika’da yapacağı toplantıya gitmediği gibi Almanya ve Portekiz gezilerini de iptal etti. Bush ve Almanya Şansölyesi Gerhard Schroeder, meslektaşları Putin’e desteklerini sunmaya hazır olduklarını ve kendisiyle dayanışma içinde bulunduklarını belirttiler. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Rusya Federasyonu’nun ricasını kırmayarak bu ‘igrenç’ gerilla eylemi kınadı ve rehinelerin derhal serbest bırakılmasını talep etti. İngiltere ise hemen bir anti-terör timini Moskova’ya gönderdi. Beyaz Saray Sözcüsü Ari Fleischer, "Sayın Başkan George Bush, Rusya'nın her ne ihtiyacı olursa ABD'nin Rusya'ya yardıma hazır olduğu” açıklamasını yapıyordu. FSB (eski KGB) Başkanı Nikolay Patruşev, bir gün sonra rehine kriziyle ilgili olarak 60 yabancı istihbaratçı ve güvenlik uzmanının Moskova'da bulunduğunu açıklıyordu. ‘Terör’e karşı dünyanın efendilerinin ‘Kutsal İttifakı’ tam kadro iş başındaydı.

Rusya Federasyonu yetkililerden hiç kimse tiyatro işgalinin sürdüğü 57 saat boyunca eylemcilerle görüşmeye çalışmadı. Aksine Moskova’da ikamet eden 100 bin kadar Çeçen üzerindeki baskıları arttırdı ve Moskova Valiliği’ne kayıtlı olmayanların, yani ‘Propiska’sı bulunmayanların kent dışına çıkarılacağını duyurdu. Bazı Çeçen asıllı Rus politikacılar, Rusya Federasyonu Duma milletvekili Josef Kobzon, insan hakları kuruluşlarının temsilcileri ve Çeçenistan dramını yazı ve kitaplarında dile getiren, Çeçenlerin minnet ve saygı ile andıkları Rus kadın gazeteci Anna Politkovskaya dışında yetkililerin görüşme yapmaması eylemin Rusya tarafından nasıl bitirileceğinin işaretlerini veriyordu. Herhangi bir resmi görevlinin görüşmeye gelmemesi eylemcilerin adeta çıldırmasına neden oldu ve Cumartesi günü sabaha karşı saat 5’ten itibaren rehineleri öldürmeye başlayacakları tehdidinde bulundular.

“Rehineleri öldürün, mümkünse ‘teröristleri’ de!”

Rusya Federasyonu yetkilileri eylemcilerle konuşmadılar fakat eylemin nasıl bitirileceği konusunda kendi aralarında ‘kısa ve özlü’ konuşmalar yaptıklarından emin olabiliriz. İç istihbarat teşkilatı FSB'nin özel Alfa Grubu ve ağır silahlı bazı birlikler olayın haber alınmasının hemen ardından Kültür Sarayı’nı kuşatmış ve içeriye sızmışlardı. Alfa Grubu özel timlerin en büyük özelliği, gerçekleştirdikleri operasyonlarda eylemcilerden önce rehineleri vurmasıdır. Nitekim, benzeri pek çok rehine alma eyleminde bu ‘kararlılık’larını kanıtlamışlardı.

14 Haziran 1995’te Çeçen komutan Şamil Basayev ve 150 kadar adamı kamyonlara yüklenmiş tabutların içinde kısa bir güney Rusya turu atarak Stavropol bögesinde bulunan Budennovsk kasabasına gelmişlerdi. Kasabanın polis merkezine ve yönetim binalarına saldırmalarının ardından 1,500-2,000 kişiyi rehin alarak kasabanın hastanesini ele geçirmişlerdi. Hastaneye iki kez operasyon düzenleyen Alfa Grubu timler 142 rehinenin ölümüne 198’inin yaralanmasına neden olmuştu. Daha sonra dönemin Başbakanı Çernomırdin ile Basayev arasında gerçekleşen ve televizyonlardan canlı olarak yayınlanan pazarlıklar sonucunda 150 kadar gönüllü rehinenin refakatindeki eylemcilerin otobüslerle Çeçenistan’a geçmelerine izin verildi. Bu aşamadan sonra ölen ya da yaralanan olmamış, rehineler, eylemciler ve askerler evlerine dönmüştü.

1996 başında bu kez Çeçenistan Devlet Başkanı Cohar Dudayev’in damadı Salman Raduyev ve Hünkar Paşa İsrapilov komutasındaki 200 Çeçen gerilla, komşu Dağıstan’ın Kızılyar kasabasındaki bir Rus askeri üssüne saldırı düzenlemiş, fakat beklenmedik bir direnişle karşılaşmışlardı. Aralarında yaralanan ve ölenlerin olması üzerine Basayev’in ‘yaralılarla beraber hastaneye git ve rehine al’ taktiğini uygulayarak kasabanın hastanesi işgal edildi. Ellerinde 2 bin rehine vardı. Yine yapılan pazarlıklar sonucunda rehinelerle birlikte Çeçenistan’a geçmelerine izin verildi. Fakat Rus komutanların fikir değiştirmesi üzerine Çeçenistan sınırına yakın Pervomaskoye köyü civarında konvoy durdurulmuş ve çatışma başlamıştı. Rus ordusu Pervomaskoye köyünü ve civarını topçu ateşine tutup bir hava saldırısı düzenledi. Ne köyün ne de rehinelerin hayatının bir önemi vardı; ne olursa olsun tüm Çeçen eylemciler yok edilecekti. Rus ordusu her seferinde 12 tanesi birden ateşlenen ve hedef bölgesini bir kaç metre arayla bombalayan Grad (dolu) roketlerini dahi kullanmaktan çekinmemişti. Türkiye’de, Muhammed Tokcan ve arkadaşları, Trabzon–Soçi seferini yapan Avrasya Feribotu’nu içindeki yolcularla beraber kaçırarak Pervomaskoye’de sıkışan Çeçenlere destek olmaya çalışmışlardı. Çeçenistan Genel Kurmay Başkanı Aslan Mashadov, 400-500 kişilik bir gerilla birliğiyle Çeçenistan-Dağıstan sınırında bir şaşırtma harekatı düzenlemiş ve Raduyev ve beraberinde sağ kalan birkaç Çeçen eylemci ve rehine bombardıman cehenneminden kaçmayı başarmışlardı. Daha sonra Çeçenler tarafından serbest bırakılan rehineler Pervomaskoye katliamında ölen 80 rehineye göre şanslı sayılırlardı. Hayatta kalmalarını Çeçenlerle beraber kaçmalarına borçluydular. Budennovsk baskınından sonra Basayev Rus halkından özür dilemişti. Kızılyar eylemi ise Dudayev tarafından kınanmış ve yine özür dilenmişti.

Bugün her Rus vatandaşı rehin alındıklarında hayatlarına asıl kastedecek gücün kendi devletleri olduğunu bilir. Moskova’daki tiyatro baskını sırasında rehin alınanların, cep telefonlarından kendi devletinin operasyon düzenlememesi için yalvarmaları boşuna değildi. Daha gerçekçi olan Rus vatandaşları ise yakınlarını arayarak vasiyetlerini bildiriyorlardı.

Sonuçta her şey beklendiği gibi gerçekleşti: Alfa timleri 26 Ekim Cumartesi günü sabaha karşı saat 5’te katliama giriştiler. Daha önceden tiyatro salonuna azar azar verilerek eylemcilerin ve rehinelerin kokusuna alıştırıldıkları uyuşturucu gaz, operasyonun başlamasıyla beraber bol miktarda içeri basıldı. Çıkan karışıklıkta eylemciler kapıları açarak kendilerini ve rehineleri gazdan korumaya çalıştılar, ardından kısa süreli çatışma meydana geldi. Bütün operasyon bir saat sürmüş, 120 rehine ve 50 eylemci öldürülmüş, yüzlerce rehine yaralanmıştı. Rehinelerden sadece bir kişi kurşun yarasıyla diğerleri ise gazdan boğularak ölmüştü. Yetkililer 3 eylemcinin sağ olarak ele geçirildiğini ve kaçan ‘terörist’ olmadığını açıklarken Çeçen kaynaklar, 4 ‘mücahidin’ kaçtığını ve bu kişilerin tanıklığına dayanarak, Barayev’in rehinelerin ölümüne neden olacağı dolayısıyla binanın havaya uçurulmasını engellediğini iddia etti.

Kızıl Ordu, Yeşil Ordu

Çeçen eylemcilerin binaları havaya uçurabilecek, zırhlı ordu birliklerini durdurabilecek ve böylesi rehine eylemlerini kolayca kotarabilecek kabiliyette olmaları kuşkusuz Rus gerilla eğitiminin mucizevi başarısının bir sonucudur. 1992 yılında Gürcistan ile kendisine bağlı özerk cumhuriyet olan Abhazya arasında savaş çıktığında burada savaşacak Kuzey Kafkasyalı, özellikle de Çeçen gönüllüleri bizzat Rus askeri uzmanlar eğitmişti. Şamil Basayev’in komutası altında 500’ü Çeçen toplam 2 bin kişilik gönüllü ordusu Abhazya’daki savaşın kaderinde etkili olmuştu. Ayrıca başta Dudayev ve Mashadov olmak üzere 40 yaşın üzerindeki Çeçen komutanlar bir zamanlar şanlı Kızıl Ordu’nun subayları olup Afganistan işgali sırasında bu orduda görev yapmışlardır. Bugün İslami renklere bürünmeleri ve cihat söylemini benimsemeleri, savaştıkları düşmanın gücü karşısında din farklılığını öne çıkararak destek arama çabalarından kaynaklanmaktadır. Buna rağmen Çeçenlerin saflarında taraf değiştiren Rus askerler de yer almıştır. Çeçen savaşçıların arasında Müslüman ülkelerden özellikle Afganistan’daki mücahitlerden gönüllüler bulunmaktadır. Bu gruptakiler ise eğitimlerini Ruslardan değil Amerikalı askeri uzmanlar ve Pakistan gizli servisinden almışlardır. Şamil Basayev ve bir grup Çeçen de Nisan-Temmuz 1994'de Afganistan'ın Host eyaletinde bulunan İslami militanlara ait kamplarda aynı askeri tedrisattan yararlanmışlardır.

Geçen yıl Çeçenistan’da öldürülen bir başka Çeçen komutan olan Arbi Barayev’in yeğeni Movsar Barayev ve ekibinin Moskova’ya gelebilmesi ve böylesi bir eylemin gerçekleştirilmesi birbiri ardı sıra komplo teorilerinin üretilmesine neden olmuştur. Üstelik 28-29 Ekim’de Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da düzenlenen ‘Dünya Çeçen Kongresi’nin arifesinde gerçekleşen bir eylem olduğu düşünülürse senaryoların sonu gelmeyecektir. Fakat senaryolar ne olursa olsun, sonuçta kongre öncesinde gerçekleşen tiyatro baskını, Putin’e ‘Çeçenistan’da terörizme karşı bir savaş verildiği’ yönündeki görüşlerini hararetle savunabileceği yeni bir fırsat sunmuştur ve Putin’in bu söylemi daha uzun bir süre rahatlıkla diline dolayacağından emin olabiliriz. Eylemcilerin, tiyatro binasını havaya uçurmak için gerekli olan tonlarca patlayıcıya sahip olmadıkları, kadın eylemcilerin yakın mesafeden tek kurşunla öldürülmeleri ve tartışılan daha pek çok konu sadece Çeçenistan’daki savaş gerçeğinden uzaklaşılmasını sağlamaktadır.

Aeorosol silahı

Bu konulardan en popüler olanı Rus güvenlik güçlerinin kullandığı gazın niteliği üzerindeki tartışmadır. Rus yetkililer tarafından gazın uyutucu özelliği olan ve ameliyatlarda anestezik olarak kullanılan bir bileşik ihtiva ettiği açıklaması gazın etkisi ve ölümcül sonuçları dikkate alındığında inandırıcı bulunmamıştır. Kimilerine göre gaz, Rusya’ya Amerikalılar tarafından verilmişti. Bazılarınca ise seyreltilerek kimyasal silah olma özelliğini kaybetmiş bir gaz kullanılmıştı.

Eğer katliamda kullanılan bileşik, anestezik bir gaz ise, bu durumda ya hastanelerdeki anestezi uzmanlarının pek de uzmanlık gerektiren önemli bir iş yapmadıklarını kabul edeceğiz ya da Rus güvenlik güçlerinin anestezi dersi aldığına inanacağız. Alfa timlerinin, bir silahın sadece namlu ve tetikten ibaret olmadığı, ayrıca nişan almayı sağlayan gez-göz-arpacık ya da dürbün gibi özelliklerinin de bulunduğu bilgisinden dahi mahrum kaldıkları ve atış eğitimini rehineler üzerinde gerçekleştirdiği göz önüne alınırsa, anesteziklerin dozajı hakkında bilgilendirildiklerini düşünmemiz hakikaten çok zordur.

Eğer Rusya’nın bu tip kimyasal silahlara sahip olmadığına ve gazı Amerikalılardan aldığına inanmamız isteniyorsa o halde ‘soğuk savaş’ soğuk bir şaka olmalıdır. Bu tür gazlar hakkında kimya eğitimi almamış olsak da ‘öldürücü’ gazlar hakkında biraz olsun kullanma talimatı bilgisine sahibiz: Evimizde kan emici uçan, gezen haşaratlara karşı kullandığımız aeorosollerin üzerinde, bunların çocukların ulaşamayacağı yere konulması, kullanıldığı ortamda havalandırılma yapılmadan bulunulmaması ve olumsuz bir etki görüldüğünde doktora başvurulması yazılıdır. Tiyatroda olan bitenler tüm bu uyarıları haklı çıkarmaktadır. O halde Rus güvenlik güçlerinin kullandığı gazın kimyasal silah olmadığını söyleyebilecek olanlar ilk önce gazın mağdurlarını ve ölenlerin ailelerini bu konuda ikna etmelidir. Tabii biraz olsun vicdanlı aklı evveller kimyasal silah olduğunu, fakat etkili maddesinin düşük oranda kullanılmasından dolayı artık bir kimyasal silah olarak görülemeyeceğini söyleyebilirler. Bilim aşkıyla yanıp tutuşan bazı uzmanlar da NATO’nun Kosova Seferi’nde zırhlı araçları etkisiz hale getirmek için kullanılan bazı silahların nükleer silah değil sadece seyreltilmiş uranyum içeren mermiler olduklarını söylemişlerdi. Dünyanın efendileri sadece ‘terör’ konusunda ‘kutsal ittifak’ içinde değiller, aynı zamanda ‘terörist’ olarak ilan ettikleri üzerinde silah denemeleri yapmak konusunda da hem fikirlerdir.

‘Teröristler’ ve rehin alınan dünya

Ülkeleri işgal altında olan ve üç yıldır bitmeyen bir savaş içinde olan Çeçenler, Rusya Federasyonu askeri gücü karşısındaki eşitsizliklerini dengelemek için sık sık rehin alma ya da uçak kaçırma eylemleri düzenlemişlerdir. Çeçen liderlerin de kabul ettiği gibi bu tür eylemler çaresizliğin ürünüdür. Şehirleri, köyleri, evleri ağır bombardıman sonucu yerle bir edilen, her gün aşağılanma, taciz, tecavüz ve işkenceyle karşı karşıya kalan insanların, vatanlarını terk etmek ya da ölmek seçeneğiyle karşı karşıya bırakılan bir ulusun, bütün dünyanın unuttuğu bir halkın varlığını duyurmak ve onurunu korumak için tutunabildiği son ‘çare’dir. Bir savaşta dahi olsa kimse kendi ölümünü hedeflemez. Oysa tiyatro baskınını gerçekleştiren eylemcilerin kendilerine verdiği isim ‘ölüm timi’, daha doğrusu ‘ölüler timi’. Eylemleri ise mücadelelerine gözlerini kapayan, umursamaz bir dünya karşısında yalnız kalanların o dünyanın bir tiyatro salonunu dolduracak kadar küçük bir kısmını kendi ölümlerine ortak etmekten başka bir şey değildir.

Her ne kadar bugüne değin Bush dahil hiçbir mucit ‘terör’ün net bir tanımını verememiş olsa dahi hiç kuşku yok ki hemen hemen hepsi ‘silahlı kişilerin, zorla alıkoyduğu insanları ölümle tehdit ederek isteklerini gerçekleştirmeye çalıştığı’ bir eylemi ‘terörizm’ olarak niteleyeceklerdir. Bu tanımın çok daha ince ayarlara sahip olanı zaten uzun süredir tedavüldedir. Çeçenlerin, Budennovsk, Kızılyar ve Moskova’daki rehin alma eylemleri de bu tanıma tıpa tıp uymaktadır. Yüzlerce binlerce kişinin rehin alınması başka türlü nasıl açıklanabilir ki? Fakat yine de Çeçenlerin eylemleri tarihin kaydettiği en büyük ve önemli rehin alma olayları değildir. Örneğin Rusya Federasyonu ordusunun Çeçenistan’ı işgal ederek ülkenin 750 bin kişilik nüfusunu rehin alması Çeçenlerin ‘terör’ eylemlerini fazlasıyla aşacak boyutlardadır. Bu öylesine büyük bir ‘terör’ eylemidir ki ancak İsrail devletinin bütün Filistin halkını rehin almasıyla kıyaslanabilir. Fakat her konuda olduğu gibi bu konuda da bütün Irak halklarını rehin alan ABD’nin eline kimse su dökemez.

Masum siviller, suçlu efendiler

Bu tür eylemlerin ortak noktası ‘masum sivillerin’ hedef alınmasıdır. Tiyatroda bulunanların sivil olduğu açıktır. Tıpkı Çeçensitan’ın başkenti Grozni’de bulunan yarısı Rus asıllı 400 bin sivil gibi. 1995 yılı başında Rusya Federasyon ordusu modern bir şehir olan Grozni’yi harabeye çeviren bombardımanı yaparken kente saatte 4 bin top mermisi düşüyordu. Sırp askeri güçlerin kuşatması altında yıllarca direnen Saraybosna’nın en yoğun bombalandığı dönemde dahi bu sayı günde 3 bindi. ABD Başkanı ve sözcüleri 11 Eylül saldırıları sırasında 2.500 ‘masum sivilin’ terörün kurbanı olduğunu söylemektedirler. Afganistan’a yönelik cezalandırma ‘operasyonu’ sırasında ise yerleşim birimlerine yanlışlıkla düşen bombalar sonucunda 3.500 ‘sivil’ ölmüştür. Sadece ‘sivil’. Irak, ortalama iki günde bir bombalanmaktadır. 1991-1996 yılları arasında Irak’a uygulanan yaptırımlar dolayısıyla 500 bini aşkın ‘suçlu sivil’ çocuk ölmüştür. Bütün bu eylemler, herhangi bir terörist grubunu ya da ‘terörist’ ilan edilen ulusun neden olduğu ‘masum sivil’ kayıplarını kat kat aşan katliamlardır. Gerçekten de tüm insanlığın Terörizme karşı işbirliği içinde olması gerekmektedir, özellikle de Devlet Terörizmi’ne karşı.

Bugün Çeçenistan’daki askeri faaliyetlerini ‘terörizme karşı operasyon’ olarak adlandıran Rusya Federasyonu, 1996’da ‘Çeçenistan’da savaşı bitiren barış anlaşması’ imzalamış olduğunu unutmuş gözüküyor. Eğer bugün Rus kentleri havadan bombalanmıyor, tanklar Rusya’daki tarlaları ezip geçmiyorsa bu sadece Çeçen tarafının bu tür askeri bir güce sahip olmamasındandır, Rusya Federasyonu ile Çeçenistan arasında bir savaş yaşanmıyor olmasından değil. Fakat Rusya ve Putin öyle istiyor diye, savaşın Rusya’ya, ülkenin kalbi olan Moskova’ya gelmeyeceği düşünülebilir mi? İki ülke arasındaki savaşın sadece birinin topraklarında sürdürüleceği gibi bir kural nerede görülmüştür? Üstelik Rusya ile Çeçenistan arasında Atlantik okyanusu değil, bir sıra dikenli tel uzanıyor. Çeçenlerin, uçağı ve uzun menzilli topları olmadığı için, atacakları bombaları, biraz ilkel de olsa, Rusya’ya yürüyerek götürmeleri ve elden teslim etmeleri onların savaşmadığı anlamına da gelmiyor.

‘Savaş’ ve ‘terör’ kavramlarının bu kadar iç içe geçmesi ya da birbirinin yerine kullanılması, Rusya ve Dünyanın Efendilerinin ideolojik belirlemelerinden kaynaklandığı gibi, savaşı, en ufak bir insani değer bırakmayacak ve hiç bir kural tanımayacak şekilde terörize etmelerinden, tamamen ‘suç’tan ibaret hale getirmelerinden kaynaklanmaktadır.

Yine çeşitli odaklar tarafından ileri sürülen iddialara göre, Çeçenistan Rusya’nın iç meselesiyse o halde kentlerin yerle bir edilmesine, iki savaşta yüz bin kişinin ölmesine bakacak olursak bunun bir ‘iç savaş’ olduğunu kabul etmemiz gerekir. Vatandaşlarını yıllarca bombalayan Rusya Federasyonu gibi bir devleti kim ister ki? Çeçenler istemiyor! Bunun yerine kendi kaderlerini tayin etmek istiyorlar ve bunun için bir kurtuluş savaşı veriyorlar.

Yenilginin getirdikleri

Tiyatro baskını gerçekte Çeçen tarafının, özellikle son bir yıldaki kayıpların ve yitirilen mevzilerin neden olduğu moral çöküntüden çıkmak ve yeniden bir toparlanma sağlayabilmek için gerçekleştirdiği umutsuz bir eylemdi. 1999 Ekim’inde başlayan ikinci savaşta Rus ordusu birincisine göre çok daha organize bir görüntü çizmişti. Çeçenistan sınırını üç yönden geçen Rus birlikleri sadece güneyi Gürcistan tarafını kontrol etme çabası içinde görünmediler. Kentleri sırayla kuşattılar, bombaladılar ve ağır ağır ilerlediler. Bu defa Grozni’de tuzağa düşmediler, aksine kenti uzun süre bombalarlarken bir de tuzak hazırlamışlardı. Ülkeyi üç koldan kuşatan Rus birlikleri Çeçen savaşçıları güneye dağlara gitmeye zorluyorlardı. Grozni kuşatmasında da aynı taktiği uyguladılar. Bir farkla; Grozni’yi terk eden direnişçilerin ilk toplanma noktası olan kentin güneyindeki Komsomolskaya köyünde pusu kurmuşlardı. 1000 kadar Çeçen savaşçının yüzlercesi buradaki çatışmada ölmüş ve bu ağır darbe yüzünden Çeçen komutan Galayev, sorumlu tutulmuştu. Çeçenistan Devlet Başkanlığı görevinin yanı sıra Genel Kurmay Başkanı da olan Aslan Mashadov ile arası açılan Galayev, 200 kadar savaşçıyla Gürcistan’ın, Çeçenistan ile olan sınırının bir bölümünü oluşturan Pankisi Vadisi’ne geçmişti.

Basayev ve Ürdün vatandaşı (bazı kaynaklara göre Arap asıllı) Çeçen komutan Hattab ise daha savaşın öncesinde Mashadov’un otoritesini tanımayarak komşu ülke Dağıstan’da İslam Cumhuriyeti kurmak için faaliyete geçmişler ve silahlı çatışmalara girmişlerdi. Zaten bu eylemleri bahane eden Rusya ikinci Çeçenistan savaşını başlatmıştı. Mashadov liderliği ile Çeçenlerin İslami söylemi daha çok benimsemiş görünen kesimi arasındaki ayrılık ve kopukluk keskin bir şekilde öne çıkmamışsa da günümüze kadar varlığını sürdürmektedir. Çeçenler iç meselelerini ‘herkesin önünde’ konuşmamaktadırlar ve birlik içinde oldukları görüntüsünü korumaktadırlar.

New York, Washington, Pankisi Vadisi

11 Eylül’le beraber ‘terörizme karşı cephenin’ herkesin gözünü kör ettiği günlerde Bush yönetimi ilk kez açıkça Rusya’nın Çeçenistan ‘operasyon’larına tam destek verdiğini belirtmiş ve ‘haklılığını’ kabul etmiştir. Rusya, 11 Eylül sonrası uluslararası koşulların getirdiği fırsatı, Kafkasya’daki etkinliğini özellikle de ABD ve Avrupa’ya yanaşarak elinden iyice çıkmaya başlayan Gürcistan üzerindeki baskılarını arttırmak için kullanmıştır. Pankisi Vadisi’ndeki Çeçen mültecileri ve Galayev birliğini bahane ederek bu ülkeye iyice yüklenmiştir. Usame bin Ladin’in El-Kaide örgütü mensuplarının da Pankisi’de bulunduğu iddiaları bir dönem ABD’nin de ilgisini çekmiş, fakat Rusya’ya daha fazla koz vermemek için ortalığı velveleye vermekten kaçınmıştır.

Rusya Federasyonu’nun Pankisi Vadisi üzerindeki şikayetlerinin artması üzerine 2001 Eylül’ün sonuna doğru Galayev ve adamları Gürcistan içlerine ilerleyerek Kodor bölgesinde yerleşmek istemiştir. Fakat 1992’de Gürcistan ile savaşlarında kendilerine yardım eder görünen Çeçenlerin ‘büyük abi’ tavırlarını unutmayan ve Gürcistan’a karşı asıl müttefiklerinin Çeçenler değil, Rusya Federasyonu olduğunu çok iyi bilen Abhazlar rahatsızlıklarını belli etmişlerdir. Yeni bir çatışmadan çekinen Gürcistan’ın da devreye girmesiyle Galayev bir süre sonra tekrar Pankisi’ye dönmek zorunda kalmıştı. Ağustos 2002’de Rusya’nın Pankisi’deki Çeçenler dolayısıyla Gürcistan üzerindeki baskıları ve tehditleri arttı. Rus uçaklarının vadiyi bombalanması ve Gürcistan’ın Çeçenler üzerindeki baskıları savaşçıların Pankisi’yi terk etmesine neden oldu.

Galeyev, Eylül ayında İnguşetya-Çeçenistan sınırında ortaya çıktı. Rus birlikleriyle çıkan çatışmalarda oldukça önemli kayıplar veren Galeyev komutasındaki Çeçenler, yine de sahip oldukları yerden havaya füzelerle ve bir kaç Rus helikopterini düşürmeyi başardılar. Sonunda Çeçenistan’a ulaşan Galayev, Basayev ve diğer komutanlarla beraber Mashadov’un yönetimi altına girdikleri ve birlik içinde oldukları mesajları vermişlerdir. Kameralara yansıyan görüntülerde Mashadov, emrindeki komutanlara namaz kıldırmaktaydı.

Çeçenler arasında uzun zamandan beri ilk kez böylesine etkileyici bir birlik görüntüsü sergileniyordu. Bu yıl içinde başta Hattab olmak üzere Arbi Barayev, Ebu Vlaid, H.Dukuzov ve Abu-Haled gibi pek çok önemli Çeçen komutan Ruslar tarafından öldürüldü. Rusya Federasyonu donanmasındaki denizatlı komutanlığı görevini 1999’da bırakarak Çeçenistan’daki direnişe katılan önde gelen komutanlarından İslam Hasuhanov ise Nisan 2002’de Ruslar'a esir düştü (Dudayev’in damadı Raduyev 13 Mart 2000’de yakalanmıştı). Putin, bir yandan savaşın bittiği mesajları veriyor ve Çeçenistan’da askeri denetimi ordudan alarak Güvenlik Servisi’ne verirken askeri başarıları kanıtlayan bir tablo sergilemeye çalışıyordu. Sahne gerisindeyse aracılar göndererek Çeçen tarafının görüşmeler konusundaki tavrını yoklamayı ihmal etmiyordu tabii. Mashadov liderliği her zaman masaya oturmaya hazır bir görünüm vermiştir ve bu tavrını halen korumaktadır. Fakat Çeçen tarafı olumlu mesajlar verdikçe Putin, ancak silahlarını bırakmaları ve teslim olmaları şartıyla görüşmelere başlanabileceğini söyleyerek uzlaşmaz bir tutum sergilemekteydi. İşte bu tablo karşısında Çeçenlerin çarpıcı bir çıkış yapmaya ihtiyacı vardı. Tıpkı ilk savaşta olduğu gibi.

Büyük direnişe küçük zaferler gerek

1995 yazında ancak Çeçenistan’ın güneyindeki dağlık alanda tutunabilen Çeçenler için savaş topyekün bir yenilgiye dönüşmek üzereydi. Sürekli olarak bombalanan dağlarda sıkışan Çeçen savaşçıların hareket kabiliyeti kalmamıştı. Moralsiz savaşçıların yavaş yavaş mevzilerini terk etmeye başlamaları ve savaşçılara yeni katılımın olmaması Çeçen liderliğinin tabanından kompasına neden olmaktaydı. İşte bu sırada Basayev, Budennovsk baskınını gerçekleştirdi. Çeçen tarafındaki kötü gidişat bir anda tersine döndü. Baskın ve sonrasında savaşçıların geri dönmesi tam bir zaferdi ve Çeçenler üzerinde büyük bir çoşku yaratmıştı.

Tiyatro baskınından da muhtemelen benzeri bir sonuç murad ediliyordu. Fakat Rusya eski Rusya değildi ve Başkan da Yeltsin değil Putin’di. 1996’daki Rusya Federasyonu başkanlık seçimleri öncesinde Yeltsin’in halk desteği sadece yüzde 3’tü ve bir zafere değil, savaşın bitmesine ihtiyacı vardı. Bugün ise Putin Rusya siyasetinde neredeyse rakipsizdir. O dönem Rusya yeni yetme kapitalistler tarafından Yeltsin’in işbirliğiyle talan edilmekteydi ve Çeçenistan’daki savaş biraz da bununla ilgiliydi. Dış politikada ise Rusya, daha yeni yeni yönünü çizmeye çalışmaktaydı. Bugün ise Putin’in sicili temiz görünüyor ve Rusya süper bir güç olmasa da bölgesel bir güç olduğunu tüm dünyaya hatırlatmıştır. Üstelik bu kimliğiyle süper-güç olma iddiasındaki ABD ile daha rahat başa çıkmaktadır.

İç politikada rakipsiz olan Putin’in kimseye bir diyet borcu yoktur, hatta Çeçenlere bile. Bu yüzden 120 rehinenin ölmesinden sonra bile gayet rahat kameraların karşısına çıkıp ölenlerin yakınlarından ‘kendilerini affetmelerini, Rusya’nın dizleri üzerine çöktürülmesine izin vermeyeceğini kanıtlamak zorunda olduğunu’ söyleyebilmiştir. Putin baskın haberini alır almaz katliama karar vermişti ve bu yüzden eylemcilerle hiç bir devlet yetkilisi –en azından açıkça- görüşmedi. Putin açısından ölümlerin hiç bir önemi yoktur ve benzeri bir olayda aynı şekilde davranacağından emin olabiliriz. Üstelik bu tavrı eylem sonrası ‘güçlü devlet’ propagandasıyla halktan da destek almıştır. Putin, kendisi gibi bir başka Bonapart’ın, Stalin’in sözlerini tekrarlamaktan gurur duyacaktır: ‘Bir kişinin ölümü trajedidir, bin kişinin ise istatistik.’

Galipler, mağluplar?

Çeçenlerin beklediği küçük zafer, büyük bir yenilgiye dönüşmüştür. Böylesi baskınlarda ilk kez Çeçen eylemcilerin tümü öldürülmüş ya da ele geçirilmiştir. Komsomolskaya savaşında dahi ağır kayıplara uğranılmasına rağmen komutan Galayev’in o cehennemden kaçması yenilgiyi telafi edebilmişti. Tiyatro baskını ise zaten yaşanmakta olan yenilgilere ve kayıplara bir yenisini daha eklemiştir. Üstelik tam bir yenilgi olarak. Rusya ve Putin ise beklenmedik ölçüde büyük bir zafer kazanmıştır. Rusya’yı Çeçenistan politikası dolayısıyla açıkça eleştiremeyen ve sadece insan hakları ihlallerine ve mülteci sorununa dikkat çeken Batılı emperyalist ülkeler karşısında Putin büyük bir rahatlığa kavuşmuştur. Katliamın gerçekleştirilmesinin hemen ardından Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da düzenlenecek ‘Dünya Çeçen Kongresi’ hakkındaki şikayetlerini dillendirmiş ve diplomatik tehditler savurmuştur. Kongre’nin ardından Çeçenistan sözcüsü Ahmet Zakayev’in tutuklanmasını sağlamıştır. Rusya’nın Türkiye Büyükelçisi Lebedev, eylemcilerin lideri Movsar Barayev ile ilgili kasetlerin Türkiye’den çıkması ve eylemcilerin baskın sırasında Türkiye’den birileriyle telefon görüşmesi yapması dolayısıyla ‘Çeçen teröristlere Türkiye’den destek verildiği’ yönündeki eleştirilerini şiddetlendirmiştir. Rusya Federasyonu, Türkiye’de faaliyet gösteren Kafkas derneklerinin kapatılmasını dahi talep edebilmiştir.

Tiyatro baskınından galip çıkan Rusya Federasyonu, Çeçenistan politikasındaki tutumunu şiddetlendirecek ve giderek pervasızlaşacaktır. Eylemin sonuçlandırılmasının ardından henüz yaralılar hastanelere ulaştırılmadan Moskova’da Çeçen avı başlamış ve Çeçenistan’daki ordu birlikleri büyük çaplı harekata yönelmiştir. Üstelik Çeçenler bahane edilerek Moskova’ya iş bulmaya gelen fakat oturma izni olmayanların kentten sürülmesi tezgahlanmaktadır. Çeçen-karşıtı propagandanın etkisi altındaki bu işsiz insanlardan bazıları muhtemelen bir süre sonra ordunun kontratniki askerleri olarak Çeçenistan’da savaşmaya gidecek ve Moskova’dan sürülmelerinin intikamını almaya kalkışacaktır. Çeçenistan’da süren savaş Rusya’nın efendilerinin ekmeğine yağ sürmekte ve ekonomik ve siyasi politikalarına karşı toplumsal muhalefeti bastırmasının, hatta yönlendirmesinin aracı olmaktadır.

Çeçen tarafı ise aldığı büyük yenilginin farkındadır ve bunu telafi edecek yeni bir eylemin peşindedir. Genellikle iyi düşünülmüş bir planla değil de cesaret ve yiğitliklerine güvenerek harekete geçen Çeçenlerin, aynı şekilde davranmaya kalkışmaları halinde bir kez daha ağır bir darbe yemeleri kaçınılmazdır. Çünkü Rusya tam da böyle davranmalarını beklemektedir ve bu konuda tedbirlerini almıştır. Fakat şurası kesindir ki, Moskova’daki eylemden sonra Çeçenler şimdiye kadar hiç tanık olmadığımız kadar acımasızlaşacaklardır. Kremlin, elde ettiği zaferi, görüşmelere hazır olduklarını tiyatro eyleminden sonra dahi defalarca tekrarlamış olan Mashadov liderliğiyle masaya oturma fırsatı olarak değerlendirmemekte, aksine galiplere has bir kibirle iyice uzlaşmaz bir tavır sergilemekle kalmayıp, Çeçenlere karşı husumetini belli edercesine pervasızlaşmaktadır. Çeçenler yenilmiş olabilir, fakat pes etmediler, teslim olmadılar. İşte bu yüzden Rusya Federasyonu egemenlerinin rüzgar ektikçe evinde bir fırtınayla karşılaşması kaçınılmazdır.

Yitirilmiş savaş, kazanılacak gelecek

Daha şimdiden Çeçenlerin büyük bir eylem peşinde oldukları hatta nükleer santrallere saldırı düzenleyecekleri söylenmektedir. New York ve Washington saldırılarını düzenleyenlerin bile cesaret edemedikleri böylesi bir saldırıyı daha 1991’de Cohar Dudayev dile getirmişti. Dönemin Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin, bağımsızlık ilan eden ve iç karışıklıklar yaşayan Çeçensitan’a askeri birlikler gönderdiğinde, Dudayev bağımsızlıklarına müdahale edilmesi halinde nükleer santrallere saldırı düzenleyecekleri tehdidinde bulunmuş ve bu sert çıkışıyla kendisine muhalif olan Çeçenlerin dahi desteğini kazanmıştı. Ne de olsa kendisi 1988-1991 yılları arasında Estonya’da üstlenmiş Kızıl Ordu’ya ait stratejik hava kuvvetleri filosunun komutanıydı ve emrindeki uçakların görevi bir savaş sırasında nükleer bombaları düşman topraklarına atmaktı. Dudayev’in ki sadece bir tehditti ve bugün de söylenenler tehdit olarak kalacaktır.

Yine de Çeçen savaşçılar kendilerine büyük bir moral sağlayacak ve Rusya’yı sallayacak bir eylem gerçekleştirmeyi deneyeceklerdir. Mashadov emrindeki bir kaç yüz askerle bir cephe savaşı veremez. Tanklardan ve ağır silahlardan yoksun olan Çeçenler, daha çok bir gerilla savaşı yürütecek kapasitededirler, fakat bunun da sınırına gelmişlerdir. Uzun süredir küçük bir zafer yüzü dahi görmeyen, sürekli ağır kayıplar veren, artık savaştan bıkan ve liderliğin parçalılığı karşısındaki hoşnutsuzluğunu saklamayan Çeçen halkından giderek kopmaktadırlar. Mashadov liderliği de son bir kaç aydır söylenenin ve kameralara verilen görüntülerin aksine, uzun süredir birer savaş beyi haline gelmiş komutanlara söz geçirememektedir. Mashadov son tiyatro eylemini kınarken, Basayev, eylemin başkanın haberi ve bilgisi dışında gerçekleştirildiğini ve tüm sorumluluğun kendisine ait olduğunu bildirerek alınan sonuç karşısında yetkilerini bırakmıştır. Zayıf bir ihtimal olsa dahi, belki bu aşamadan sonra tüm komutanlar Mashadov’un emirlerine riayet edebilir ve birleşik-merkezi bir komutayla Çeçenlerin daha başarılı olabilecekleri beklenebilir.

Fakat bu yine de askeri bir düzenlemedir ve ne kadar birlik içinde olurlarsa olsunlar ‘Çeçen Ordusu’nun Federasyon ordusu karşısında mutlak bir askeri zafer elde etmesi mümkün değildir. Askeri başarılar her ne boyutta olursa olsun Çeçenistan’ın bağımsızlığını sağlamayacaktır. Çeçenlerin ihtiyacı olan, Rusya toplumu içinden kendilerine verilecek olan destektir. Federasyon ordusunun Çeçenistan’a sevkıyatı Rusya toplumu tarafından engellenmedikçe, Çeçenistan’da yürütülen savaşa karşı Rusya içinden bir cephe açılmadıkça bu küçük Kafkas ülkesi bağımsızlığına kavuşamayacaktır. Budennovsk, Kızılyar, Moskova’da gerçekleştirilenlere benzer eylemler ise Çeçenlere ihtiyaç duydukları desteği getirmeyecek aksine kendi toplumuna karşı ekonomik bir savaş yürüten Rusya’nın hakimlerinin içerde ve dışarıda politika malzemesi olacak, ‘terörizm karşıtı savaş’ masalının uyutucu etkisini arttıracaktır.

Çeçenler, Rusya Federasyonu devleti ve ordusuyla bir uzlaşma ve anlaşma zemini aramaktan önce Rusya toplumuyla kendilerini sömürenlere karşı işbirliği ve dayanışma içine girmek zorundadırlar. Bunun için ilk adım olarak bu yönde bir mücadeleyi yürütebilecek yeni bir önderliğin oluşturulması gerekmektedir. Askeri önderlik kesinlikle yeterli olmayacaktır. Bugün Çeçenlerin neredeyse tamamı diasporadır ve Rusya’nın dört bir yanına dağılmıştır. Muhtemelen böyle bir önderlik buradan çıkacaktır, Kremlin’e yakın oturan Çeçenler arasından değil.

Rusya Federasyonu, Çeçenleri teslim alana kadar savaşmaya kararlıdır ve buna hazırlanmıştır, Çeçenler ise ölünceye kadar teslim olmamaya. Dünyanın pek çok bölgesi gibi Çeçenistan’da da özgürlük için kan ve gözyaşı durmayacaktır.

_____________________________________________

Everest Yayınları tarafından Aralık 2002’de yayınlanan “Çeçenistan: Yok Sayılan Ülke” (Özcan Özen-Osman Akınhay) başlıklı kitaptan.

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN