Sendikal Hareket Sonbahara Hazır mı?

Sendikal hareket mevcut yapısıyla devam edemez. İşçi sınıfı saflarındaki altüst oluşun sendikal örgütlere yansımaması düşünülemez. Bu nedenle işçilerin ve kamu çalışanlarının birlikte örgütlenmesi ivedi olarak gündeme alınmalı.

İstanbul - Sendika.org
27 Ağustos 2004, Cuma
Yaz ayları bitiyor. Tatil rehaveti yerini sıkıntılı bir döneme bırakıyor. Sonbaharda çalışanları yüklü bir gündem bekliyor.

Hükümet cicim aylarının geride kaldığını görüyor. Ekonomide sağlanan "istikrar" (!) yerini yeni bir kriz sürecine terk edecek gibi görünüyor. Hükümet bu nedenle bir dizi "acil" önlemi (!) gündeme getirmeyi hedefliyor.

Uluslar arası Para Fonu (IMF) ile yapılan görüşmelerde sosyal güvenlik konusuna ağırlık verilecek. "Faiz dışı fazla kadar sosyal güvenlik açığı var" iddiaları sosyal güvenlikteki düzenlemelerin acilen gündeme getirileceğini gösteriyor.

Bu çerçevede, emeklilikle ilgili sigortaların birleştirilmesi, böylece özellikle Bağ-Kur'un mali borcunun işçiler ve kamu çalışanlarına yüklenmesi, emeklilik yaşının yeniden arttırılması, emekli aylığı bağlama oranının düşürülmesi, yani emekli maaşlarının azaltılması ve sağlık sigortasının ayrı bir sigorta kolu olarak düzenlenmesi planlanıyor.

Buradaki kapsamlı değişikliklerden biri, devletin sağlık hizmeti sunmak yerine hizmet satın almaya başlayacak olmasıdır. Bu, hastanelerin işletmeye dönüşmesi, kâr-zarar prensibine göre çalışması, kamu ve özel hastane ayrımının kalkması ve sağlık katkı payı yoluyla sağlık hizmetlerinin tamamen metalaştırılması anlamına geliyor.

Öte yandan, Cumhurbaşkanı'nca veto edilerek Meclis'e geri gönderilen Kamu Yönetimi Temel Kanunu'nun yeniden ele alınarak yasalaştırılması gündemde. Bu ve buna bağlı diğer yasalar ile hükümete bağlı pek çok kurum ve kuruluşun taşra teşkilatlarının kaldırılarak yerel yönetimlere (belediyeler ve il özel idareleri) devri ve kamu hizmetlerinin özel sektöre yaptırılması hedefleniyor. Bu, hizmetler alanında kapsamlı bir özelleştirme ve kamu hizmetlerinin büyük bir bölümünün metalaştırılması anlamına geliyor.

Ayrıca kamu çalışanlarının büyük bir bölümünün iş güvenceleri ortadan kaldırılarak sözleşmeli personel statüsünde çalıştırılmaları amaçlanıyor. Bu konudaki ayrıntılı düzenleme Kamu Personel Kanunu taslağı ile gündeme getiriliyor.

15-16 Eylül'de Çalışma Meclisi toplantıya çağrıldı. Buradaki gündem maddelerinden biri kıdem tazminatı. Kıdem tazminatında fon ve işverenlerin 15 gün talebi gündemde. Yine önümüzdeki dönem 2821 sayılı Sendikalar Yasası ve 2822 sayılı Toplu Sözleşme ve Grev Yasası değişikliği de gündeme gelecek. Bu konudaki taslak temel sorunlara (işkolu ve işletme barajları, sendikal üyelikte noter şartı, toplu sözleşme yetki işlemi vb.) hiçbir çözüm getirmiyor.

Bu üç konu, yani kamu yönetimi ile ilgili düzenlemeler, sosyal güvelik ve sendikal yasalar, emekçilerin ve sendikal hareketin tamamını yakından ilgilendirmesine rağmen,

a. Kamu yönetimi ile ilgili düzenlemeler kamu çalışanlarını,

b.Sosyal güvenlik ile ilgili düzenlemeler işçileri ve kamu çalışanlarını,

c.Çalışma yasalarındaki değişiklikler işçileri doğrudan ve dolaysız etkileyecektir.

Sendikal örgütlerin öncelikle kendi kitleleriyle ilgili konulara ağırlık vermeleri beklenebilir, ne var ki önümüzdeki dönemin niteliği sorunlara bir bütün olarak bakmayı ve bütünlüklü bir mücadele stratejisi ile yola çıkmayı zorunlu kılıyor.

Mücadelede öncelikler

Sendikal örgütler sorunlara ilişkin öncelikleri belirlerken örgütsel ihtiyaçları, sınıfsal ve sosyal ihtiyaçları, ayrıca hükümetin adımlarını dikkate alan bir strateji izlemelidir.

Sadece örgütsel ihtiyaçlardan hareket edilirse işçi konfederasyonlarının çalışma yasaları ile ilgili değişiklikleri gündemine alması, buna karşılık kamu çalışanlarının kamu yönetimi ile daha fazla ilgilenmesi veya sağlık örgütlerinin sağlık sistemi ile ilgili gelişmelere yoğunlaşması vb. doğal görülebilir. Ancak bu hareket tarzı örgütsel toparlanışa hizmet etse de nihai etki açısından verimli olmayacaktır.

Her örgüt kendi özel gündemini ve taleplerini gündeme taşıyarak örgütsel bir aktivasyon yaratabilir ama sadece bunun ile önümüzdeki sürece etkin bir biçimde müdahale edilemeyeceği ve etkili mücadelenin ancak özel talebin sınıfsal ve sosyal bir öncelik haline gelmesiyle mümkün olabileceği unutulmamalıdır.

Bu yüzden her örgüt gündemdeki tüm konulara ilişkin net bir tutum ve politika üretilmelidir. Ve acilen bir araya gelinerek tek bir mücadele paketi üretilmeli ve bu paketin içinde, bütün bu sorunlara ilişkin çözüm ve eylem biçimi yer almalıdır. Konuların gündeme geliş sırasına ve sınıfsal/sosyal önceliklere göre sürece müdahale edilmelidir.

Örgütsel yeniden yapılanma

Sendikal hareketin önündeki soru şudur: Bir yandan hak kayıplarına karşı mücadele edilirken diğer yandan sınıfsal yeniden şekillenmeye nasıl yanıt verilecek?

Soruyu açalım: Esneklik uygulamaları işçi sınıfının yapısını köklü biçimde değiştiriyor. Bu değişim sosyolojik bir olgu olmanın ötesinde son İş Yasası ile hukuksal bir çerçeveye de kavuşmuş durumda. Bu tablo işçi sendikaları için örgütlenme sorunsalını varlık/yokluk noktasına taşımış durumda.

Şimdi buna bağlı bir başka soruyla karşı karşıyayız. Kamu çalışanları ile ilgili düzenlemeler karşısında sendikal hareket ne yapacak? Örneğin, "sözleşmeli personel"in sendikalarında mı kalması istenecek, aynı işkolundaki bir işçi sendikasına mı yönlendirilecek, veya işçileri ve kamu çalışanlarını kapsayan yeni bir sendikal örgütlenmeye seferberliği mi başlatılacak? Bir başka alternatifin ise sendikasız kalmak olduğu unutulmamalıdır.

Artık şu görülmelidir: Sendikal hareket mevcut yapısıyla devam edemez. İşçi sınıfı saflarındaki altüst oluşun sendikal örgütlere yansımaması düşünülemez. Bu nedenle işçilerin ve kamu çalışanlarının birlikte örgütlenmesi ivedi olarak gündeme alınmalıdır.

Burada Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ve Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu'na (KESK) özel görev düşüyor. DİSK ve KESK ittifakı, hem sendikal hareket içerisindeki ilerici çekirdeğin güçlendirilmesi hem de yeni düzenlemelerle ortaya çıkacak sınıfsal şekillenmeye yanıt üretecek bir örgütsel temelin oluşturulması için önemlidir.

DİSK ve KESK bir çalışma grubu oluşturarak yeni döneme ilişkin bir örgütsel yapılanma projesini gündemine almalıdır. Bu projenin ayaklarından biri, gündemdeki sorunlara birlikte nasıl müdahale edileceğinin belirlenmesidir. Bu, örgütsel yeniden yapılanmanın kadrolar arasında bir tartışma olmanın ötesinde üyeler ve emekçi sınıflar tarafından da benimsenmesini sağlayacak bir gerekliliktir. Bu açıdan özellikle sosyal güvenlikle ilgili gündeme birlikte müdahale önemli bir zemin oluşturmaktadır.

Bu çalışmanın diğer kesimlerle, özellikle mimar-mühendisler ve sağlıkçılar ile bütünleştirilmesi de gündemin bütününe müdahale ve muhalefetin toplumsallaştırılması açısından önem taşıyan bir başka görevdir. (TÇ/BB)

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN