Kadın Bakış Açısından Türk Ceza Kanunu

Kadınlar TCK Tasarısında kendilerine yönelik düzenlemelerin ayrımcılığa yasal zemin hazırladığını vurguladılar; hükümeti kadın örgütlerinin görüşlerine başvurmamakla suçladılar. Kadınlar, eleştiri ve önerilerini bir raporla açıkladılar.

İstanbul - BİA Haber Merkezi
07 Kasım 2003, Cuma
Dokuz kadın örgütünün oluşturduğu Türk Ceza Kanunu (TCK) Kadın Çalışma Grubu’nun hazırladığı rapor şöyle:

Türk Ceza Kanunu (TCK) Reformu

Türk Ceza Kanunu reformu 2003-2004 yasama yılı için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) gündemindeki en önemli konulardan biridir.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin Meclis’e sunduğu TCK Yasa Tasarısı Adalet Komisyonu’na sevk edilmiş ve 20 Ekim 2003’de TCK Tasarısı Alt Komisyonu’nda görüşülmeye başlanmıştır.

Söz konusu reform gerek Türkiye’nin 21. yüzyılda evrensel insan hakları normlarına uyumlu bir hukuk devleti olması yolunda, gerekse Avrupa Birliği adaylık ve demokratikleşme sürecinde belirleyici niteliktedir.

Daha da önemlisi, TCK reformu Türkiye hukuk sisteminin çağdaşlaştırılmasında ve yeniden yapılandırılmasında çok önemli bir rol oynayacak ve kadın, erkek, çocuk, yetişkin tüm Türk vatandaşlarının hayatlarını özel, kamusal, soysal ve politik alanlarda büyük ölçüde etkileyecektir.

Halen Alt Komisyon’da görüşülmekte olan TCK Yasa Tasarısı, ne yazık ki TCK Reformu’nun amacını göz ardı etmekte, hatta bu amaçla çelişmektedir. Tasarı, Türkiye’de kadına karşı ayrımcılığın önüne geçmek için gerekli hiçbir tedbiri almamaktadır.

Aksine, 12.05.2003’de Bakanlar Kurulu’nun TBMM Adalet Komisyonu’na sevk etiği yasa tasarısı kadınlara karşı ayrımcılığın devamı için yasal zemin sunmakta ve Türk Ceza Hukuku’nu uluslararası çağdaş hukuk kuralları ile uyumlu hale gelmesi için hiçbir olumlu adım atmamaktadır.

Kadınların insan hakları ihlallerini engellemek, bedensel bütünlüklerini, hak ve özgürlüklerini korumak için gerekli düzenlemelerden yoksun olan Tasarı, Türkiye’nin imza attığı İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ve Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) gibi uluslarası belgelere ve T.C. Anayasası’nın cinsiyet eşitliği ilkesine açıkça ters düşmektedir.

TCK Yasa Tasarısı’nda Kadına Karşı Ayrımcılık

Yürürlükteki TCK’da ve Tasarı’da kadın bedeni üzerinde erkeğe, aileye ve topluma tasarruf yetkisi veren zihniyet hakimdir. Gündemdeki Tasarı’da ve Kanun’da gerçek anlamda kadın erkek eşitliğinin yerini bulabilmesi için, yasada kullanılan dilin, cinsel suçların tanımlarının ve bu suçların düzenlemeleri altında yatan yanlış ve ayırımcı değerlerin değiştirilmesi gerekmektedir.

Ceza Kanunu bireylerin hak ve özgürlüklerini, cinsel ve bedensel bütünlüklerini eşit olarak korumalıdır. Cinsel suçlar, asıl olarak cinsel hak ve özgürlüklerin, saldırılar yoluyla ihlalidir. Devletlerin görevi de, hak ve özgürlüğün kullanımını engelleyecek her türlü saldırıya karşı bireyleri korumaktır.

Türkiye’de kadın ve çocukların yaşadığı insan hakları ihlallerinin çoğunluğunu oluşturan cinsel tecavüz, cinsel bütünlüğe tasaddi, namus cinayetleri, zorla evlendirme, çocukların cinsel istismarı gibi suçlar TCK kapsamı içindedir ve bu suçların ihlal ettiği hakları korumak Ceza Kanunu’nun temel görevidir.

Türk Ceza Kanunu bu görevi yerine getirmek yerine, on yıllardır kadınları mağdur durumuna düşürmekte, bekaret, namus, edep baskıları ile yaşamalarına, namus cinayetlerinde öldürülmelerine, tecavüze uğramalarına, zorla evlendirilmelerine göz yummaktadır.

AKP Hükümeti’nin meclise sunduğu Tasarı da bu insan hakları ihlallerinin önüne geçmek için gerekli hiçbir tedbir almamakta ve bu ihlalleri yasa eliyle meşrulaştırmaya devam etmektedir. AKP Hükümeti’nin hazırladığı TCK Yasa Tasarısı, bağımsız kadın örgütlerinin çabalarıyla Sn. Aysel Çelikel’in Adalet Bakanlığı döneminde kurulan komisyonda atılan bazı olumlu adımları da yok saymış, yürürlükteki TCK’nın ayrımcı bakış açısını aynen korumuştur.

Yasal reform süreçlerine ilgili sivil toplum örgütlerinin ve hükümet dışı kuruluşların katılımı yasal reform ile ulaşılmaya çalışılan demokratik düzenin vazgeçilmez bir parçasıdır.

Türkiye çapında kadın örgütleri temsilcileri ve baro üyelerinden oluşan ve koordinasyonunu Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Vakfı’nın yürüttüğü TCK Kadın Çalışma Grubu bir yılı aşkın bir süredir TCK Tasarısı’nda kadın erkek eşitliğini esas alan bir bakış açısının oluşturulması ve kadının insan hakları ihlallerini meşrulaştıran düzenlemelerin Tasarı’dan çıkartılması için yoğun bir kampanya yürütmektedir.

Uzun soluklu ve ayrıntılı bir çalışma süreci sonunda hazırlanan raporda, kadınların talepleri açıkça dile getirilmiş, Tasarı’da yapılması gereken değişiklikler madde madde belirlenerek somut öneriler sunulmuştur.

Bu rapor hükümet yetkililerine, milletvekillerine, basın mensuplarına ve diğer ilgili kurum ve kuruluşlara iletilmiştir. Oysa, Tasarı’nın düzenlenme sürecinde yine bağımsız kadın örgütü temsilcileri ve kadın hukukçuların görüşlerine başvurulmamış, hatta ilgili kurum ve kuruluşlar süreçten haberdar bile edilmemişlerdir.

Şimdiye kadar Adalet Bakanlığı görüşme taleplerimize olumlu yanıt vermemiş ve yetkililer konuyu göz ardı etmeye devam etmişlerdir. Mayıs 2003 itibariyle kampanya TCK Kadın Platformu adı altında genişlemiş, Ankara ve İstanbul’da konu ile ilgili konferanslar, paneller ve basın toplantıları düzenlenmiştir.

Platform temsilcileri Adalet Komisyonu’nu ziyaret edip, görüşlerimiz aktarmış ve reform sürecinin içinde yer almayı talep etmişlerdir. Kadın örgütlerinin yoğun çabalarına rağmen, yetkililer bu ülkenin nüfusunun yarısını oluşturan kadınların taleplerine cevap vermemiş ve TCK Yasa Tasarısı’nın ayrımcı bakış açısını değiştirmek için hiçbir girişimde bulunmamışlardır.

TCK Tasarısı yasalaşmadan önce kadınların talepleri ışığında yeniden düzenlemeli ve öngörülen değişiklikler yapılmalıdır. Aksi takdirde Türkiye hukuk sistemi, kadınların hak ve özgürlüklerini korumaktan yoksun; evlilik içi tecavüzü suç saymayan; “namus” saiki ile işlenen cinayetleri, kadınların tecavüzcüleri ile evlendirilmelerini yasa eliyle meşrulaştıran; kadınlar arasında evli, bekar, bakire ayrımı yapan; cinsel ve bedensel suçları kişiye karşı suçlar yerine, topluma karşı suçlar olarak değerlendiren ve cinsel ve bedensel suçlarda zararı kişinin insan hakları ve bedensel bütünlüğünün ihlali yerine, “namus,” “edep” gibi zamanla değişen, göreceli kavramlarla ölçen çağdışı yapısını sürdürmeye devam edecektir.

Bu durumda Türkiye Devleti evrensel insan hakları normlarını, uluslararası antlaşmaları, Avrupa Birliği kriterlerini ve kendi Anayasası’nı hiçe saymayı sürdürecek ve vatandaşlarının hak ve özgürlüklerini eşit olarak koruma görevini yerine getirmemiş olacaktır.

TCK Yasa Tasarısı’nda Kadınların Değişiklik Talepleri

Cinsel suçların mağduru toplum ya da aile değil, bireydir!

Mevcut Tasarı’da cinsel suçlar (Madde 315 – 329) II. Kitap (Özel Hükümler), II. Kısım (Topluma Karşı Suçlar), 6. Bölüm’de (Cinsel Bütünlüğe ve Edep Törelerine Karşı Suçlar) olarak düzenlenmiştir. Kişinin doğrudan bireysel hak ve özgürlüklerini ihlal eden bu suçların II. Kitap, I. Kısım’a (Kişilere Karşı Suçlar) alınması gerekmektedir.

Bundan yaklaşık 40 yıl önce, 24-29 Ağustos 1964 tarihli Milletlerarası Ceza Hukuku Kongresi’nde ceza hukukunun, cinsel suçlarda arayacağı birinci ölçütün kişiye verilen zarar olduğu belirlenmiş ve cinsel suçlarda uygulanan cebir ve şiddetin doğrudan doğruya bireye zarar verdiği kabul edilmiştir. Yürürlükteki TCK’nda ise cinsel suçlar; ADAB-I UMUMİYE VE NİZAM-I AİLE ALEYHİNE CÜRÜMLER başlığı altında sınıflandırılmaktadır.

Gündemdeki Tasarı da, aynı çağdışı ve ayırımcı yaklaşım içerisinde, cinsel suçları “Topluma Karşı Suçlar” kısmında düzenlemekte ve bireyin bedensel ve cinsel bütünlüğü yerine, birinci derecede “genel ahlak”, “aile ve toplum düzeni” ve “edep töreleri” gibi zaman içerisinde değişen ve hukuki geçerlilikten yoksun değerleri korumaktadır. Vatandaşların ve suç mağdurlarının haklarını eşit olarak gözetmekle yükümlü TCK’nda “edep töreleri” ve “genel ahlak” gibi, yalnızca kadına karşı ayrımcı bakış açısını sürdürmek için kullanılan ve yasaları hiçe sayarak, kız kaçırma, zorla evlendirme, namus cinayetleri gibi ağır insan hakları ihlallerini meşrulaştıran ifadelerin çıkartılması şarttır.

Türkiye Devleti “namus cinayetleri”ni engellemek için tüm gerekli yasal düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür!

Devlet anayasal yükümlüklerini yerine getirebilmek için namus cinayetleri gibi suçların karşısında olduğunu açıkça göstermeli ve gerekli özel tedbirleri almalıdır. Bu çerçevede TCK’nda “Haksız Tahrik” maddesinin (Tasarı Madde 31) namus cinayetlerine uygulanamayacağı açıkça belirtilmeli ve namus saikiyle işlenen cinayetler “Nitelikli İnsan Öldürme” maddesi (Tasarı Madde 136) kapsamına alınmalıdır.

Türkiye’de, toplumun her kesiminde yaygınlığını sürdürerek, kadınların en temel insan hakkı olan yaşama hakkını tehdit eden “namus cinayetleri”ni engellemek için caydırıcı yasal tedbirler almak TCK’nun en önemli görevlerinden biridir. Sadece Türk Ceza Kanunu’ndaki 462. Madde’yi kaldırmak, kadınların en temel, en vazgeçilmez haklarından biri olan cinsel hak ve özgürlüklerini kullanmalarını engelleyen ve bu uğurda yaşama hakkını bile yoksayan yerleşik uygulamaları değiştirmeye yetmez.

Gündemdeki Tasarı, namus cinayetlerine ilişkin gerekli düzenlemeler yapılmadan yasalaşırsa, Meclis vatandaşların can güvenliğini koruma görevini hiçe saymış olacaktır. Gündemdeki Tasarı’da namus cinayeti faillerinin ceza indirimlerinden yararlanmalarına olanak tanıyan “Haksız Tahrik” maddesi, namus cinayetlerini cezasız bırakarak, suç faillerine “açık çek” vermekte ve kadın katliamlarına neden olan töreleri adeta yasa eli ile meşru kılmaktadır.

Kan gütme saikiyle işlenen suçlar, törelerin yasalardan üstün tutulmasını engellemek amacı ile “Nitelikli İnsan Öldürme” maddesinde açıkça adlandırılmıştır. Gündemdeki Tasarı ancak namus saikiyle işlenen suçları da aynı madde kapsamına alırsa ve söz konusu suçlarda ceza indirimi yapılmayacağını açıkça belirtirse, bu ağır suçların önüne geçmek için caydırıcı bir önlem almış olacaktır.

Cinsel Tecavüz ve Cinsel Bütünlüğe Tasaddi suçları açıkça adlandırılmalı ve tanımlanmalı, “ırz” kavramı Türk Ceza Kanunu’ndan çıkartılmalıdır!

Yürürlükteki TCK’nda ve gündemdeki Tasarı’da cinsel suçlar, “Zorla Irza Geçme” (Tasarı Madde 315) ve “Zorla Irza Tasaddi” (Tasarı Madde 317) gibi madde başlıkları altında düzenlenmiştir. Bu maddelerde kullanılan “ırz” kavramı kişinin cinsel bütünlüğünü tanımlamaktan uzaktır. Teoride kişinin, gerçek hayatta aslen kadının, cinselliğini ve bedensel haklarını erkek egemen topluma maleden; kişinin cinsel bütünlüğünü, kelime anlamı “namus, iffet, şan, şeref” olan “ırz” kavramı ile eş tutan bu yaklaşım kişinin cinsel hak ve özgürlüklerinin korunmasını engellemektedir. Kişinin cinsel bütünlüğünü öznellikten yoksun, zaman içinde değişen ve hukuki geçerliliği olmayan ataerkil ve ayrımcı bir değere indirgeyen bu ifadeler evrensel insan hakları normlarını kabul etmiş bir hukuk devletinin ceza kanununda yer alamaz. Cinsel tecavüz aynı zamanda ve hatta öncelikle, kişinin kiminle, nerede, ne zaman ve nasıl cinsel ilişkiye girip girmeyeceğine ve ilişki şekline sadece kendisinin karar verme hakkının ağır bir ihlalidir. Yasa’nın koruması gereken değerlere ters düşen cinsel tecavüz ve cinsel bütünlüğe tasaddi maddeleri kadın ve erkeğin cinsel bütünlüğünü eşit olarak koruyacak şekilde düzenlenmediği sürece, Türk Ceza Kanunu görevini yerine getiremeyecektir.

Cinsel tecavüz suçunun gerektiği şekilde cezalandırılabilmesi için, suç yasada açıkça adlandırılmalı ve tanımı genişletilerek madde içinde cinsel tecavüzün vajinal, oral ya da anal nitelikte olabileceği veya herhangi bir vasıtanın mağdurun vaijnasına veya anüsüne sokularak gerçekleşebileceği açıkça belirtilmelidir. Cinsel tecavüz suçunun şiddet ve tehdit öğelerinin yanında, psikolojik baskı ile de gerçekleşebileceği madde içerisinde ifade edilmelidir. Cinsel tecavüz suçunun soruşturma ve kovuşturması şikayete bağlı olmamalıdır. Bu düzenleme, cinsel tecavüz suçlarında mağduru güç durumda bırakarak, suçların yargıya intikal etmesine ve cezalandırılmasında engel teşkil eder. Cinsel tecavüz suçu doğru adlandırılıp kapsamlı biçimde tanımlanmadığı sürece, bu ağır suçun önüne geçmek mümkün olmayacaktır.

Evlilik İçi Tecavüz kişinin cinsel bütünlüğüne karşı ağır bir suç teşkil eder ve TCK kapsamında açıkça cezalandırılmalıdır!

TCK yerleşmiş hukuki ve töresel uygulamaların önüne geçmek ve evlilik içinde tecavüze uğrayan kişilerin haklarını korumak için, evlilik içi tecavüzün suç teşkil ettiğini cinsel tecavüz maddesinde (Tasarı Madde 315) açıkça belirtmek zorundadır.

Türkiye’nin uluslarası düzeylerde verdiği taahhütler ve çağdaş hukuk anlayışı evlilik içi tecavüzün suç olarak tanımlanarak cezalandırılmasını öngörmektedir. Yürürlükteki TCK ve gündemdeki Tasarı ağır bir insan hakkı ihlali olan evlilik içi tecavüz suçunu tanımamakta ve cezasız bırakmaktadır. Bu durum bireylerin özel alanda yaşadıkları yaygın bir insan hakkı ihlalinin devamını teşvik etmekte ve ayrımcı bir bakış açısı ile evli kadınların cinsel bütünlüğünü adeta yok saymaktadır. Kadının cinselliğini, bireysel hak ve özgürlüklerini erkeğe ve aileye maleden yaklaşımın bir uzantısı olan bu eksiklik, uluslararası hukuk normlarına, insan haklarına ve Anayasa’ya aykırıdır.

Evli ve bekar kadınlar, bakire olan ve olmayan kadınlar arasında ayrımcılık yapan düzenlemeler TCK Tasarısı’ndan çıkartılmalıdır!

Anayasa’nın eşitlik ilkesini ihlal ederek, TCK’nda kadınlar arasında evli, bekar, bakire, bakire değil ayırımı yapan düzenlemeler kaldırılmalıdır. Kadınlar, bakire ya da değil, evli ya da bekar, seks işçisi ya da değil, kanun önünde eşittirler ve yasalar tarafından erkeklerle eşit koşullarda korunma hakkına sahiptirler. TCK Tasarısı “Tanımlar” maddesindeki (Tasarı Madde 4) “kadın” tanımı sadece bakire olan ve olmayan kadınlar arasında ayrımcılık yapan bakış açısının bir göstergesidir. Erkek sözcüğünü tanımlamaya gerek duymayan bu maddeden “kadın” tanımı da çıkartılmalıdır.

Kaçırılan, cinsel tecavüze uğrayan veya başka bir cinsel saldırıya maruz kalan kadınlar kanun önünde eşittirler. Ancak gündemdeki Tasarı’da, kadın evli ise, kaçıran faile daha fazla ceza verilmekte (Tasarı Madde 325) ve bakire olmayan kadının uğradığı cinsel tecavüzün bakire bir kadının uğradığı cinsel tecavüzden daha hafif bir suç sayılmaktadır (Tasarı Madde 319’un Gerekçesi). Evlilik içi tecavüzün suç teşkil etmemesi yine aynı ayrımcı bakış açısının bir göstergesidir. Bu düzenlemeler TCK’nun Evrensel İnsan Hakları Bildirisi’nin 7. Maddesi’ni ve Anayasa’nın 10. Maddesi’ni yok saydığı anlamına gelir. Yasa kişinin cinsel hak ve özgürlüklerini ve cinsel bütünlüğünü eşit olarak koruyabilmek için, kadın bedenini ve cinselliğini topluma ve erkeğe maleden bakış açısıyla kadınlar arasında da ayrımcılık yapan bu düzenlemeleri kaldırmalıdır.

Kız kaçırma ve zorla evlendirme suçlarını meşrulaştıran TCK maddeleri kaldırılmalıdır!

Cinsel tecavüz ve insan alıkoyma ve kaçırma suçlarının faillerine etkin pişmanlık ve davanın veya cezanın ertelenmesi hükümlerinden yararlanma olanağı sağlayan Tasarı Madde 326 ve Madde 327 Tasarı’dan çıkartılmalıdır. Bu suçlar kişinin cinsel ve bedensel bütünlüğüne karşı işlenmiş, insan haklarını açıkça ihlal eden suçlardır.

Bu suçların işlenmesinden sonra failin mağdurla evlenmesinin “etkin pişmanlık nedeni” kabul edilmesi veya “davanın veya cezanın ertelenmesine” imkan tanıması mantık dışı ve ceza hukukunun temel felsefesine aykırı uygulamalardır. Tasarı’da yer alan Madde 327 kadınların tecavüzcüleri veya kendilerini kaçıranlarla zorla evlendirilmeleri için yasal zemin hazırlamakta ve Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak tanımlanan cinsel tecavüz ve insan kaçırma suçlarını cezasız bırakmaktadır.

Evliliği kadının uğradığı zarara karşın bir telafi olarak değerlendiren bu tutum, evlilik kurumunun birey hak ve özgürlüklerini hiçe sayan bir araç olarak kullanılmasına yol açmaktadır. Faili cezadan kurtarmak için yapılan bu tür evliliklerde, kadın sürekli aşağılanmakta, fiziksel, cinsel, psikolojik şiddete maruz kalmakta ve tecavüzcüsü veya kendini kaçıran fail ile bir arada yaşamaya zorlanmaktadır.

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin 16. Maddesi ve Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi’nin 16. “a” ve “b” bentlerine göre “erken ve zorla evlendirmeler”, halk arasındaki diğer “kan” veya “mal” bedeli olarak kız çocuklarının alacaklı aileye verilmesi, “berdel” uygulamaları kadınların insan haklarının ihlâlidir. Mevcut Ceza Kanunu kadınların insan haklarının ihlâlini korumadığı gibi, Tasarı da bu konuda gerekli adımları atmamıştır.

TCK’daki bu düzenlemeler sadece haksız biçimde faili korumakta, mağdur hiçbir şekilde koruma altına alınmamaktadır. Anayasa’nın 10. Maddesi’ne aykırı olan bu maddeler Tasarı’dan çıkartılmalıdır.

Çocuklara karşı işlenen cinsel suçlarda “rıza” söz konusu olamaz!

Kadınlara karşı ayrımcı bakış açısını çocuklara da yansıtan Tasarı, halihazırda çocukların cinsel ve bedensel hak ve özgürlüklerini gerektiği gibi koruyamamaktadır.

Türkiye’nin imza attığı Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin koşullarını yerine getirebilmesi için, Tasarı’nın çocukların cinsel istismarı suçunu ayrı bir cinsel suç olarak açıkça adlandırıp tanımlaması ve tek maddede düzenlemesi gerekir. Gündemdeki Tasarı’da çocukların cinsel istismarı Madde 315, 316, 317 ve 318’in içerisinde parça parça tanımlanmakta, bu suçlarda çocukların rızası olabileceği varsayılmakta ve suçun yetişkinlere karşı işlenen cinsel suçlardan farklı özellikleri göz ardı edilmektedir.

Tasarı’da yer alan “Çocukların Rızası ile Irza Tasaddi”, “Çocukların Rızası ile Irza Geçme” gibi çelişkili madde başlıkları, çocukların cinsel istismarında rızanın söz konusu olabileceği gibi yanlış bir varsayımı yansımaktadır. Henüz psikolojik, cinsel ve zihinsel gelişimini tamamlamamış, 15 yaşını bitirmemiş çocukların uğradığı cinsel saldırılarda rıza söz konusu olamaz. Çocuklara karşı işlenen cinsel suçlarda fail ve mağdur arasındaki güç ve bağımlılık ilişkisi, çocukların cinsel istismarını, cinsel bütünlüğe karşı suçlar kısmında ayrı bir madde başlığı altında düzenlemeyi gerektirmektedir.

Evlilik içi ve evlilik dışı çocuklar arasında ayrımcılık yapan “yeni doğan çocuğu öldürme” maddesi kaldırılmalıdır!

Evlilik dışı çocuğun annesi tarafından öldürülmesinde ceza indirimi uygulayan TCK maddesi, çocuklar arasında ayrımcılık yaparak çocuk haklarını ihlal ettiği ve adeta yasa eliyle evlilik dışı çocuk öldürmeyi meşru kıldığı için iptal edilmelidir (Tasarı Madde 139). Türk Medeni Kanunu’nda evlilik içi ve evlilik dışı çocuk arasında yapılan ayrımcılığa son verilmiştir. Aynı eşitlikçi bakış açısının TCK’ya da yansıtılması ve bu maddenin tamamen kaldırılması şarttır.

“Hayasızca hareketler” TCK kapsamında suç olarak tanımlanıp cezalandırılabilecek davranışlar değildir!

Günümüz hukuk devleti anlayışında (kadınlar ve çocuklara yönelik cinsel saldırganlık dışında) kişilerin en temel haklarından biri olan cinsel özgürlüğü sınırlayan hukuk kurallarına yer yoktur. Tam tersine, ceza hukukunun önlemesi gereken suçlar, ahlaki, dini ya da herhangi bir gerekçeyle cinsel özgürlükleri sınırlandırmaya yönelik suçlardır. Bu nedenle “Hayasızca Hareketler” maddesinin (Tasarı Madde 320) kaldırılması gerekir.

“Genel ahlak kuralları” , “edep töreleri”, “hayasızca hareket” gibi kavramlar Türk Ceza Kanunu kapsamında, hukuki öznellik çerçevesinde tanımlanamazlar. Haya ve edep yasal geçerliliği olan kavramlar değildir ve yasa yoluyla düzenleme altına alınamazlar. Çağdaş hukuk normlarına göre ceza hukukunda asıl korunması gereken değer bireyin hak ve özgürlükleridir. Dolayısıyla zamana ve topluma göre değişkenlik gösteren, bireyin hak ve özgürlüklerini korumak yerine, onları kısıtlayan ve ihlal eden “edep”, “haya” gibi ifadeler üzerinden yapılan düzenlemelerin Türk Ceza Kanunu’nda yeri yoktur. Gündemdeki Tasarı, gerçek hayatta kadınların cinsel ve bedensel hak ve özgürlüklerini kısıtlamak amacı ile kullanılan bu maddelerden arındırılmalıdır.

Cinsel Taciz suçu açıkça tanımlanmalı ve “işyerinde cinsel taciz” suçunun adı konulmalıdır!

Cinsel taciz de cinsel tecavüz ve cinsel bütünlüğe tasaddi suçları gibi kişinin cinsel bütünlüğüne karşı işlenen bir suçtur. Cinsel taciz suçunun doğru tanımlanması, mağdurların korunması ve failin cezalandırılması için şarttır (Tasarı Madde 321). “Söz atma” ve “sarkıntılık” suçlarının Ceza Kanunu’nda yer alması ne kadar doğru ise, cinsel taciz maddesinde kadınların çalışma haklarının kısıtlayan, kişiliklerinin gelişmesine engel olan “işyerinde cinsel taciz” den açıkça söz edilmemesi o kadar yanlıştır.

Günümüzde özellikle kadınlara karşı sıklıkla işlenen işyerinde cinsel taciz suçunun madde içinde açıkça adlandırılıp tanımlanması gerekmektedir. Avrupa ülkeleri ceza hukukunda bu suç açıkça adlandırılıp cezalandırılmaktadır. Kişinin cinsel bütünlüğüne bir saldırı niteliği taşıyan işyerinde cinsel taciz, kişinin iş hayatını tehdit eden ve çalışma hakkını ihlal eden ciddi bir suçtur.

Cinsel taciz suçunun düzenlenmesinde, mağdur hükmü ve nüfuzu altında bulduğu kişi tarafından veya işyerinde tacize uğradığı takdirde, bulunduğu ortama bağımlı olabileceğinden ve şikayeti işini veya konumunu tehdit edebileceğinden, suçun kovuşturulması ve soruşturması şikayete bağlı olamaz. TCK Tasarısı’ndaki cinsel taciz maddesi bu gerçekler ışığında düzenlenmelidir.

Gözaltında işlenen cinsel suçların engellenmesi için bu suçlar ağırlaştırılmış suçlar olarak açıkça adlandırılmalıdır!

Cinsel suçların ortak ağırlaştırıcı nedenlerini düzenleyen maddeye (Tasarı Madde 319) silah ve benzeri tehlikeli nesnelerin kullanımı ve bu fiillerin gözaltında iken vukuu bulması veya kolluk kuvvetlerince yapılmış olması hükümleri de eklenmelidir.

Mağdur söz konusu durumlarda da, gözetim muhafızı, ceza infaz kurumu ve tutukevi görevlileri gibi kişiler tarafından cinsel saldırıya maruz kaldığı durumlarda olduğu gibi, ağır baskı ve tehdit altındadır. Kolluk görevlileri tarafından veya gözaltında veya silah ya da benzeri nesnelerin kullanımı ile yapılan cinsel saldırılar sıklıkla işkence sırasında ya da bir işkence yöntemi olarak uygulanmaktadır. Bu ağır insan hakları ihlalinin durdurulması için, cinsel tecavüz ve cinsel bütünlüğe tasaddi suçlarının ağırlaştırıcı nedenlerinde bu hükümler açıkça tanımlanmalıdır.

Bekaret kontrolleri TCK kapsamında bir suç olarak düzenlenmeli ve cezalandırılmalıdır!

Kadınların cinsel hak ve özgürlüklerini açıkça ihlal eden, cinsel ve bedensel bütünlüklerini hiçe sayarak yapılan bekaret kontrolleri TCK’nda bir suç olarak tanımlanmalı ve cezalandırılmalıdır. Bu çağdışı uygulama Türkiye’de yaygınlığını sürdürmekte, okullarda, cezaevlerinde, ailelerde kadınların insan haklarını ihlal etmeye devam etmektedir.

Yürürlükteki Kanun ve gündemdeki Tasarı bekaret kontrollerini engellemek için hiçbir yasal tedbir almamışlardır. Aksine, bekaret tabusu yasa eliyle pekiştirilmektedir. Bekaret baskısı, kadınların cinsel özgürlüklerini kısıtlayan, bazen öldürülmelerine, bazen kendilerini öldürmelerine neden olan en korkunç denetim mekanizmalarından biridir. Yasaların işlevi, cinsel hak ve özgürlükleri sınırlamak, kullanılmasını engellemek değil, bu sonucu doğuracak her türlü zihniyet, inanış, töre, gelenek, görenek ve benzeri uygulamayı tasfiye etmektir.

Türk Ceza Kanunu’nun “Ayrımcılık” maddesi Anayasa’ya uygun şekilde, kadın erkek eşitliğini gözetecek biçimde düzenlenmelidir!

Anayasa’nın 10. Maddesi kanunlar önünde vatandaşların eşitliğini temel bir ilke olarak kabul eder. Bu ilke çerçevesinde kişiler arasında “dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri nedenlerle” ayırım yapılamaz. “Kanun Önünde Eşitlik” başlığı altında düzenlenmiş olan bu hakkın, bireyler ya da kurumlar tarafından ihlal edilmesinin TCK’nunda yaptırımla engellenmesi olumlu bir durumdur (Tasarı Madde 170). Ancak, Tasarı’da ayrımcılık alanları üç maddeyle sınırlanmış ve böylece, yalnızca bu maddelerde belirtilen haller korumaya alınmıştır. Tasarı Madde 170 bu şekilde düzenlendiği takdirde, Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesini tam anlamıyla koruyamayacaktır.

TCK’daki Ayrımcılık maddesinin vatandaşların haklarını tam ve eşit olarak güvence altına alabilmesi için, kişiler arasında yukarıda belirtilen nedenlerle ayrımcılık yaparak “siyasal, sosyal ve ekonomik haklardan yararlanmasını engelleyenlerin” cezalandırılacağını açıkça belirtmesi gerekmektedir. (BB)

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN