Laik yüksek öğrenimin amacı bilginin özgürce üretilmesi, tartışılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. Üniversitelerin özerkliği bu nedenle gereklidir. Öğretmenler, YÖKe, gerici kadrolaşmaya ve anti demokratik uygulamalarına karşı tavır almalıdır.
Cani ruhlu kovboy, pardon öğretmen ondörtlü tabancayla geziyormuş. Bir de namluya sürmüş eder on beş..
Yeniden lisemdeyim
Bir zamanlar bana kocaman bir koruluk gibi görünen çamlar arasından geçip, Milliyetçi Cephe'nin iktidara gelmesi nedeniyle zorla mezun olabildiğim lisenin ana kapısına geliyorum. Bir nöbetçi öğrenci karşılıyor beni. Görüşmek istediğim öğretmenin adını veriyorum, önce müdür odasına oradan öğretmen odasına götürülüyorum.
Bahçesinde dört yıl boyunca koşturup durduğum (liseyi 4 yılda bitirdim de), koridorlarında kavgalar ettiğim, ilk sevgilimi öptüğüm (yanağından sadece) lisedeyim.
Anılarım gömüldüğü yerlerden teker teker çıkıyor. İşte şu sınıfta bir öğretmenle kavga etmiştim. (Çocuklara işkence yapan, dayak atmaktan zevk alan sapık öğretmenler de vardı, bilim insanı ünvanını hakeden pırıl pırıl öğretmenlerin yanısıra.) İşte şu kapının arkasında, ders bitiminden sonra sevgilimi sıkıştırmış ve ilk öpücüğümü almıştım.
İşte şu avluda ilk gösteriyi yapmış, boykot kararı almıştık.
İşte şu ağacın altında şiirler okumuştum.
İşte şu bankta arkadaşlarıma doğaçlama öyküler anlatırdım.
Teneffüs zili çalıyor. Oturduğum masaya bayan öğretmenler gelip yerleşiyor. Her gelen bana meraklı gözlerle bakıyor ama selam veya soru yok. Erkekler karşı masalara oturuyor.
Zeytinci, peynirci ve borsa haberleri
Kadın öğretmenlerden bir tanesi "zeytinci geldi mi" diye soruyor. Anlam veremiyorum. Biraz sonra kapıdan (gözüm kapıda arkadaşımı bekliyorum) elinde plastik iki kavanozla işportacı görünümlü bir adam giriyor. Erkeklerin masasına gidip 'malları' teslim ediyor, para alıyor.
Bayan öğretmenlerden biri adama sesleniyor:
"Peynircii.."
Şaşkınlığım yaşlı, kravatlı bir adamın (emekli öğretmenmiş) vergi iade zarfları satmak için masaları dolaşmasıyla büyüyor.
Derken fıstık, kabak çekirdeği, bal, zeytinyağı, taksit, araba, kabul günü muhabbeti.
Teleteksten borsa haberleri izleyen tüccar görünümlü iki 'öğretmen'.
Ben uzaydan mı geliyorum diye düşünüp saçımı başımı yolmaya hazırlanırken, bir bayan ve iki erkek öğretmen gazete ve kitap okumaya başlıyor. Çocuklar gibi seviniyorum..
Ve arkadaşım geliyor.
Kurtuluyorum cinnet geçirmekten.
"Günaydın" ya da "Selamünaleyküm"
Türkiye'nin bir çok kentini zorunlu gezip öğretmenlik yapan arkadaşım anlatıyor:
"Gittiğim okullarda hemen seçerdim kampımı. Seçmek zorunda bırakılırdım. Daha ilk günden öğretmenler odasına girişte 'günaydın'ımı alanların masasına otururdum. 'Selamünaleyküm' diyenler 'Aleyküm selam' diye yanıt verenlerin masasına otururdu...
"Az çekmedik sizin yokluğunuzda, yorulduk, köreldik, biraz da genişledik tabi...
"Öğretmenler arasında gerçekten öğretmen olanlar azaldı. Para insanları değiştiriyor. Okuldaki asli görevini aksatıp ek iş yapanlar.. Boş zamanlarında kahvelerde, evlerde okey oynayanlar.. At yarışı ve şans oyunları hastaları..
Günlük gazete okumayan, yılda bir kitap bitiremeyen öğretmenler çoğunluğu oluşturuyor...
"Öğretmenler gününde kimi görgüsüz zengin aileler, hediye adı altında öğretmenlere altın yolluyorlar, işin acı tarafı bunu kabul edecek kadar onursuz öğretmenler de var...
"Sendikal mücadeleye de seyirci kalıyor arkadaşlarımız. Demokrat olanlar bile siz yapın destekleriz deyip sonra yan çiziyorlar.."
Bir saat hızla akıp geçiyor. Arkadaşımdan ayrılırken hüzünleniyorum. Hem kendi adıma, hem onun adına, hem de bilim yuvası olması gereken okullar, öğretmenler ve öğrenciler adına üzülüyorum.
Sorunlar biriktikçe birikiyor, ne teknik donanım yeterli okullarda, ne öğretmenlerin yaşam standardı.
Memurlar, işçiler birlikte daha fazla hak arama mücadelesine yöneleceklerine birbirlerini kıskanıyorlar. Öğretmenlerin aldığı maaş çok görülüyor. Oysa bir eğitmenin gazete ve kitap okuması, kültürel faaliyetlere (ortalama bir insandan daha fazla) zaman ve para ayırması gerektiği gözardı ediliyor.
Talan edilen milli servet sorgulanmadan öğretmenlerin maaşları ve tatilleri abartılıyor. Ana babalar kız çocuklarını, yetenek ve isteklerini sorgulamadan, hayat garantisi ve koca bulma gibi kaygılarla öğretmen olmaya zorluyorlar, topluma hizmet için değil.
Milli eğitim Milliyetçi Hareket Parti'li (MHP) ve Şeriatçı vasıfsız yöneticilerle dolduruldu. Her geçen gün daha kötüye gidiyor.
Ekilen kötülük tohumları zehirli meyve vermeye başlıyor.
Hem YÖK'e hem gerici kadrolaşmaya karşı olmak
12 Eylül rejiminin hazırladığı Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) üniversiteleri kışlalara dönüştürdü. Akademik özgürlüğü ve idari özerkliği yok ederek Türkiye'ye büyük zararları dokundu.
Laik yüksek öğrenimin amacı bilginin özgürce üretilmesi, tartışılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. Üniversitelerin özerkliği bu nedenle gereklidir. Spor olsun diye değil. "Astığım astık, kestiğim kestik" mantığıyla, resmi ideolojiyi savunma işleviyle kurulmuş bir kurum olan YÖK, kendini laiklik şampiyonu ilan etse de, özünde laik değildir.
Bu gün Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetine karşı çıkmak adı altında YÖK'ü savunmak, 12 eylül diktatörlüğünü savunmakla eşdeğerdedir.
Düşünen insanlar, öğretmenler ve öğretim üyeleri hem YÖK'e karşı, hem de hükümetin milli eğitim ve yüksek öğrenim kurumlarındaki gerici kadrolaşmasına, anti demokratik uygulamalarına karşı tavır almalıdır.
Eğer bu yürekliliği gösteremiyor ve her devrin adamı olmayı seçiyorlarsa bari istifa edip gitsinler, pazarda zeytin peynir satsınlar.
Liseleri çarşı pazarına çevirmekten, yüksek öğrenim kurumlarını da eşlerini, çocuklarını yeterlilik belgeleri olmadan atayacakları çiftlik olarak görmekten vazgeçsinler.
Artık öğrenciler ve duyarlı öğretmenler en küçük demokratik talepleri için soruşturmaya uğramasın.
Öğretmen odalarında "peynirci geldiii.." sesleri yerine, "gazeteci geldi, kitapçı geldi" sesleri yankılansın..
Aslında çok değil istediğimiz.

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.
BİZE ULAŞIN