Bir Ses Duydunuz mu?

Kendinizi tek kişilik hücrenizde düşünün... Size Avrupadaki F tipi cezaevlerinde yaşanmış tecrübelerden ipucu: Sesinizi unutacaksınız... Konuştuğunuzu sanırken, hiçbir ses çıkaramadığınızı fark edemeyeceksiniz bile... Sesiniz değil çarpılmak, çıkmayacak.

İstanbul - Gazetem.net
18 Ekim 2002, Cuma
Yaşar Kemal ve Orhan Pamuk ölüm orucu eylemini sürdüren Feride Harman'ı evinde ziyaret etmişler. "Belki yararımız olur, belki duyan olur diye bu ziyareti gerçekleştirdik. Türkiye'de yöneticiler çok az duyuyor bunları", "Bir sorunu görmezden gelmek, o sorunun çözümü değildir" demişler...

Burukluk... Duyulmayacağını kendi içinde duyuran bir haberi, gazete köşelerinde kalmış bu haberi duydum; biz, birkaç kişi duyduk...

Başka şeyler de duyuyoruz... Ne yapıyoruz bu duyduklarımızı? Hiçbir şey... Belki en fazla kenara koyuyoruz. İleride lâzım olursa belki kullanmak üzere...

Oysa duymak gerekiyor; en az duyulanları belki de en fazla duymak gerekiyor... Manşetlere konu olanları değil, haberlerde birinci sırada yer alanları değil; en altlarda yer alanları kulakları dört açarak duymak ve dinlemek gerekiyor...

Çünkü iktidarların, gücün en sinsi saklandıkları yerler bu haberlerde, bu olaylarda gizli. En az kafa yorduklarımızda, en çok kabul ettiklerimizde, hakkında en az soru sorduklarımızda, en fazla sıradanlaşanlarda...

Avrupa garantili F tipi

F tipi cezaevleri "Avrupa standartlarında" reklam spotuyla gündemimize girmişti. "Avrupa standardı" söz konusu olunca, sürekli Avrupa'ya öykünme ve nefret etme sarkacında sallanan otoriterlerimiz en küçük bir vicdan soruşturmasına bile gerek kalmadan, iç rahatlığıyla sorunu temizlemeye, sonra da duymamaya karar vermişlerdi. Çünkü böylesine "Avrupa garantili" bir durumda ne Avrupa'ya dönük olarak, "bizim özel koşullarımız", ne de iç piyasaya dönük olarak "Avrupalılar bizi sevmiyorlar" açıklamaları yapma gereği kalıyordu. "İşte her şey gayet modern"di... "Daha ne istiyorsunuz?"du...

"Sessizliğin cezaevi" F tipi cezaevi, bizim toplumumuzda iktidar yapısının varmış olduğu düzeyin anlaşılabilmesi için sembolik bir değere sahip.

Çünkü, bu iktidar yapısının belki de dünyada örneğine az rastlanır türden başardığı bir iş "sınıfsallığını" en az görünür hale sokması... Yani önce, ilkel kabileler dışında, tüm toplumsal organizasyonlarda varolan "sosyal sınıf" gibi bir kavramı yasaklayarak, sonra da her türlü kutsallaştırılmış ideolojik araç ve gereçle, sınıfsal hiçbir görünüm sunmayan bir yapıyı tesis etmiş olması...

Sınıfsal sessizlik, sesin çarpılması

Türkiye'deki iktidar yapısının en büyük başarısı "sınıfsal sessizliği" gerçekleştirmiş olması... Sınıfsal tepkilerin dinî, etnik, millî, popülist duyarlılıklara ve taleplere kanalize olmasını sağlaması... Ve en fazla tepkinin siyasete, siyasetçilere yönelmesi; siyasetin gayri meşruluğu sayesinde kendini yeniden üretebilmesi... Yani bir toplumsal sınıfın kendini ifade etmesi için en meşru ve temel olan siyaset alanını bile bu iktidar yapısının gerekirse feda edebilmesi...

Bir toplumdaki iktidar ilişkileri içinde, her alanda (ekonomik, kültürel, siyasal) sürekli kaybeden taraf olduğumuz zaman, gerçekliğe yabancılaşıyoruz... Ne kadar güçsüz olduğumuzu fark edip daha çok hareketsizleşiyoruz. Tersine kazananlar arasında yer aldığımız zaman, kendimize olan güvenimiz ve gücümüz artıyor; bu güçle daha da yukarılara tırmanabiliyoruz.

Kaybeden olduğumuz zaman, en az kaybettiğimiz alanda, hâlâ ses çıkarabileceğimiz bir alanda konuşmaya çalışıyoruz. Sınıfsal sesimiz çarpıldığı zaman, sesimizi duyurabileceğimiz yerden bağırıyoruz... Patronumuza kızdığımız zaman öfkemizi karımızdan (ya da kocamızdan, çocuğumuzdan) çıkarmamız gibi... İşte o zaman bize duyargalarımıza hitabeden popülist söylemler ve kahramanlarla buluşuyoruz; ak güvercinlerle, "kurtar bizi baba, ana, bacı"larla... "Uzan gelecek, bize iş verecek"lerle...

Şimdi... Önce kendinizi, yaşadığınız ekonomik sıkıntılarla birlikte düşünün (eğer ekonomik sıkıntı çekmiyorsanız, kendinizi çekenlerin yerine biraz koyun)... En çok hangi sesi duyuyorsunuz? Duyduğunuz sesler ne kadar şeffaf? Kendine "sınıf" olarak güvenenlerin sesleri mi? Gerçekten sorunlarınızın altından kalkabilmek için, sesinizi o seslerle buluşturabilecek gibi hissediyor musunuz kendinizi?

Şimdi de kendinizi tek kişilik hücrenizde düşünün... Size Avrupa'daki F tipi cezaevlerinde yaşanmış tecrübelerden ipucu: sesinizi unutacaksınız... Konuştuğunuzu zannederken, hiçbir ses çıkaramadığınızı fark edemeyeceksiniz bile... Sesiniz değil çarpılmak, çıkmayacak bile...

"F tipi cezaevi"... Sessizliğin, ses çarpılmasının üzerine eklenmiş krema... Yerli iktidar üzeri Avrupaî teknoloji... Duymamak üzere... (FK/BB/NK)

* Vurgular ve ara başlıklar Bianet'e aittir.

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN