1 Haziran 2005-1 Haziran 2008: değişen sadece yasa numaraları. Yargı kararı izlemeyi idari bir eylem olmaktan çıkarmaz, izleme faaliyetine karşı yargıya başvurulabilir. Reddi halinde etkili iç hukuk yolu olmadığı savıyla AİHM’e başvurulmalıdır.
1 Haziran 2005 günü, Kemal Göktaş imzasıyla, Vatan gazetesinde yayımlanan “Türkiye’yi Sarsacak Belge” başlıklı haber, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) 8 Nisan-30 Mayıs 2005 arasında, Türkiye'de telekom hizmeti veren bütün şirketlerin telefon üzerinden gerçekleşen iletişimlerin dökümlerini elde etmek için hukuksal girişimde bulunduğunu, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan konuyla ilgili yapılan başvuruya onay verdiğini belirtiyordu.
Haberin yayımlanmasının hemen ardından dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek, söz konusu izleme faaliyetlerinin anılan dönemde yürürlükte olan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu’na uygun yapıldığını ifade etmiş, "Hakim kararı olmadan böyle bir işlem yapılsaydı bu eleştirilebilirdi. Ama burada hakim kararı var" ifadelerini kullanmıştı.
Yine Çiçek “yasalara aykırı bir durum söz konusu değil[dir], telefonların dinlenmesi farklı, izlenmesi farklı[dır]” görüşünü dile getirmişti.
Aynı dönemde, üst düzey bir emniyet görevlisi 10 yılda sadece bir ay dinleme yapılmadığını belirtmiş, ‘Biz 10 yıldır 90’a yakın mahkeme kararıyla izleme uygulamasını sürdürüyorduk’ ifadelerini kullanmıştı.
Bu gelişmeler sonrasında gerekirse yeni yasal düzenleme yapılabileceği belirtilmiş ve nitekim izleyen dönemde 5397 sayılı Yasa çıkarılmıştı.
Bundan tam 3 yıl sonra yine 1 Haziran günü, yine Kemal Göktaş, yine Vatan Gazetesi’nde yine “Türkiye’yi Sarsacak Belge” haberini yaptı.
Bu kez, Emniyet Genel Müdürlüğü izlemenin 5397 Yasayla verilen yetkiye uygun olarak hakim kararıyla yapıldığını, hukuka aykırı bir durum olmadığını söyledi. Yine aynı açıklamada, tıpkı 3 yıl önce olduğu gibi dinleme değil izleme yapıldığı şu şekilde ifade edildi: "Yasaların verdiği yetki çerçevesinde alınan yargı kararına başka anlamlar yükleyerek vatandaşlarımızın yanlış bilgilendirilmesine neden olacak şekilde yanıltıcı haberlerin düzeltilmesinin gerektiği, anılan mahkeme kararının kesinlikle dinleme faaliyetini kapsamadığı, kamuoyuna saygıyla duyurulur."
Adeta resmi tamamlamak için İçişleri Bakanı Beşir Atalay ise "Gelin bu vesileyle bütün sistemi gözden geçirelim" dedi.
Görüldüğü gibi, Türkiye’de telefonlar on yıllardır aralıksız izleniyor, on binlercesi dinleniyor. Bu nedenle aslında herkesin izlenmesinin Türkiye açısından pek de sarsıcı birhaber niteliği yok. Deniz Baykal’ın ''Telefon dinleme bakımından yeni bir düzenin Türkiye'de gerçekleştirilmiş olduğu ilk kez fark edilmiştir' […] 'Türkiye'de dinleme konusunda yeni, şaşırtıcı, hukuk dışı, olağanüstü kapsamlı, 70 milyona yönelik bir düzeninin olduğunun ilk kez ortaya çık[mıştır]'' ifadeleri de ana muhalefet partisinin temel hak ve özgürlüklere yapılan yaygın müdahalelere daha önce ne kadar duyarsız kaldığının göstergesidir.
Doğrudur, 5397 sayılı yasa telefon izlemeyi hem daha kolay hale getirmiş hem de daha fazlasıyla siyasi iktidarın keyfiyetine bırakmıştır. Nitekim biz 2006’da yeni çıkmış olan 5397 sayılı yasayla ilgili şunları söylemiştik.
“5397 sayılı yasa 4422 sayılı yasanın layıkıyla uygulanmaması nedeniyle söz konusu olan olumsuzlukları çok daha ağırlaştıracak bir şekilde düzenlenmiştir. 5397 sayılı yasanın kayıtların kamu hizmeti veren kuruluşlardan elde edilmesine ilişkin hükmü, yukarıda açıklanan gerekçelerle, uygulanmaya gerek olmaksızın Anayasa ve uluslararası sözleşmeleri ihlal edecek niteliktedir. 5397 sayılı Kanun’un izlemeye ilişkin hükümleri açısından aşağıda önerdiğimiz hukuk yollarına başvurma imkanı da yoktur. Bu durumda Kanun’un izlemeye ilişkin hükümleri aleyhine doğrudan AİHM’ye başvurulması mümkündür.”
Ama yasadan daha vahim olanı telefon izlemenin, siyasi iktidarlar, muhalefet, idare ve hatta yargı açısından olağan, içkin bir yetki olarak görülmesidir. Biz yine de Bakan Atalay’ın çağrısını ciddiye alarak, 3 yıl önceki izleme kararına karşı ileri sürdüğümüz görüşleri burada özetleme gereği duyuyoruz. İlgilenenler ayrıntılara anılan yazıdan ulaşabilirler.
Kerem Altıparmak, AÜ, SBF İnsan Hakları Merkezi
* Deja vu: Bir yeri daha önce görmüş olma veya bir olayı daha önce yaşamış olma duygusu.
** Kudla/Polonya, 30210/96, 26.10. 2000, ECHR 2000-XI.
*** Malone/Birleşik Krallık, 02,08,1984, Series A. No.82, para. 84.

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.
BİZE ULAŞIN