KEREM ALTIPARMAK'ın yorumu

Bizdeki 301 Sizdeki 404 mü?

301 gibi kutsal değer hükümleri, nesnel zararları değil öznel duyguları korumak amacıyla vardır. Ceza hukuku sayıları birilerinin üzülmesini kendine konu yapmalı mıdır? Yoksa somut, nesnel zararları mı dikkate almalıdır?

Ankara - BİA Haber Merkezi
22 Nisan 2008, Salı

Yaklaşık bir sene önce bianet için "İşte Avrupanın 301 Mahkumları"isimli bir yazı kaleme almıştım. Yazının ilham kaynağı Hürriyet gazetesinde çıkan bir haberdi. Haber bilinen bir temayı işliyordu: Avrupa’da da birçok kişi 301’den mahkum oluyordu ama yine de bizden 301’i kaldırmamızı istiyorlardı. Anılan yazımda bu iddianın yanlış olduğunu açıklamaya çalışmıştım. Bununla birlikte, bu argüman 301’in Türk Ceza Kanunu’ndaki yerini koruması gerektiğini savunanların temel dayanak noktalarından biri olmayı sürdürdü.

Bir yıl sonra Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti, uzun süredir askıya aldığı 301. madde değişikliğini gündeme getirdi. Ortalığı tekrar 301 haberleri kapladı. Doğal olarak yine Avrupa’da da 301 benzeri hükümler olduğuna dair çeşitli haberler en değerli olanlar arasında. Hürriyet gazetesinin internet sitesinde 21 Nisan 2008'de yayımlanan bir haberin manşetinde şu ifade kullanılıyor: "Türkiye’ye Baskı Yapanlara Bak: İşte AB’deki 301 Uygulamaları". Habere tıkladığınızda ise şu özgün başlıkla karşılaşıyorsunuz: "Bizdeki 301 Sizdeki 404 mü"

Aslında bir senede değişen şeyler yok değil. Geçen seneki haberin kaynağı Adalet Bakanlığı'ydı. Bakanlığın sunduğu yanlış bilgileri gazete hiç araştırmaksızın okuyucularına iletmişti. Bu seneki haberin kaynağı AB Genel Sekreterliği. Ama haberde verilen ayrıntılardan anlaşıldığı kadarıyla Genel Sekreterlik topladığı bilgileri saptırmamış, olduğu gibi sunmuş. Haberi, başlığıyla içeriğinden koparan Hürriyet gazetesi.

Habere göre raporda şu ifadelere yer verilmiş:

"Fransa’nın ceza kanununun Türkiye’ye benzemediği, İsviçre’de bu konuda açılan davaya rastlanmadığı gibi mahkumiyet ve para cezası alan olmadığı, Finlandiya’da bu tür davalardan mahkumiyete rastlanmadığı";

"Almanya’daki istatistiklere göre, 301 benzeri düzenleme uygulamada fazla kullanılmazken, verilen mahkumiyet sayısı da sınırlı";

"İspanya’da krala/kraliçe veya eşine veliaht prens veya prensese veya eşine hakaret cezalandırılıyor" (Bu suçun Türk Ceza Kanunu’ndaki karşılığı Cumhurbaşkanına hakareti düzenleyen 299. madde);

"İtalya’da, Cumhuriyete, yasama organına, hükümete, Anayasa Mahkemesi’ne, adli düzene veya silahlı kuvvetlere karşı, alenen hakaret, sövme veya aşağılayıcı sözler sarf etme bin eurodan 5 bin euroya kadar para cezası ile cezalandırılıyor. İtalya’da (2000-2004) yılları arasında bu suçlardan mahkumiyete rastlanmazken, 5 yılda sadece 4 kişi 'aşağılama' suçundan para cezası ile cezalandırıldı."

Bu haber olsa olsa 301’e karşı olanların eline koz verir diye düşünebilirsiniz. Gerçekten de, onlarda da var denilen hükümlerin 2007 yılı itibariyle 1189 kişinin yargılandığı 301. maddeyle kıyaslanabilir hiçbir yanının olmadığı gün gibi aşikar. Ama "Bizdeki 301 sizdeki 404 mü" haberine yazılan yorumları okuyunca durumun hiç de öyle olmadığını görüyorsunuz. Gerçekten de habere yorum yazan 100 kişinin büyük çoğunluğu bu çifte standardı(?) yakalamanın sevinci içinde, ikiyüzlülüğe isyan etmiş, bildiğimiz "oyuna gelmeyelim" mesajını vermiş.

Öznel duygular ve ceza hukuku

Haber belli ki, 301’e dokunulmasın diye yapılmış. Oysa, 301 ve mevzuatımızdaki benzeri çok sayıdaki hüküm, tam da yukarıdaki haber ve habere tepki verenler yüzünden kalkmalıdır. 301 ve benzeri kutsal değer hükümleri, nesnel zararları değil öznel duyguları korumak amacıyla vardır. "Ne yani bırakalım da Türklüğe hakaret mi etsinler?" sorusu, aslında bu hakaretin kimseyi zarara uğratmayacağı ama bazılarının duygularını inciteceğini ifade eder. Çoğu durumda bu incinmenin sınırını da çizmek mümkün değildir, çünkü duygunun mantığı olmaz. Duygular, "Bizdeki 301 sizdeki 404 mü" haberinde olduğu gibi düşünceleri tamamen çürütecek verileri bile kendi lehinize yorumlatacak bir hale kolayca bürünebilir.

Öyleyse soru şudur: Ceza hukuku sayıları ne kadar çok olursa olsun birilerinin üzülmesini kendine konu yapmalı mıdır? Yoksa somut, (mümkün olduğu ölçüde) nesnel zararları mı dikkate almalıdır? Soruyu daha somut olarak şöyle de formüle edebiliriz: Geçtiğimiz üç yıl süresince 301 olmasaydı, maddede korunan kurum ve kavramların değerinde nasıl bir azalma olurdu? Örneğin, Türklüğe hakaret edildiği için kitleler Türk vatandaşlığından çıkar, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) hakaret edildiği için insanlar kanunlara uymamaya başlar, ya da hükümete hakaret edildiği için devrim yapılır mıydı?

Eğer bu sorulara vereceğimiz cevap hayırsa ki sanırım öyle olmalıdır, 301 ve benzeri kuralların aslında maddede ifade edilen kurum ve kavramları değil çoğunluğun duygularını koruduğu ortaya çıkacaktır.

Halkımızın çoğunluğunun duyguları neden ceza hukuku açısından değerlidir? Bu duygular Avrupa Futbol Şampiyonası’nda milli bir futbolcumuz gol kaçırdığında da incinmiyor mu? Ya da bu incinme, töresi nedeniyle kız kardeşinin bir başkasıyla cinsel ilişkiye girmesine çok sinirlenen erkek kardeşin incinmesinden daha mı fazladır? Aynı mantıkla, golü kaçıran futbolcuyla kız kardeşi de ceza yaptırımına çarptırmamız gerekmez mi? İkisi de üzülen kişi açısından kutsal değerlere ilişkin değil midir? Kutsal değerlerin 301 ve benzeri hükümlerle korunmasını dileyenler; kadını, yaşam hakkını ve tüm demokratik değerleri hiçe sayan böyle bir eylemi de meşru görürler mi? Eğer onları korumuyorsak, ki herhalde korumamız gerektiğini söylemek mümkün olmasa gerektir, çoğunluk tarafından hakkında söz edilmesinden rahatsızlık duyulan kavramları neden koruyoruz?

Duygular ve kamu düzeni

Daha tutarlı olduğu ileri sürülen bir başka görüş halkın duygularıyla kamu düzeni arasında bir bağlantı kurmaya çalışmaktadır. Aslında, bu görüş de 301’deki kavramları değil çoğunluğun duygularını korumayı önermektedir, ama bunu kamu düzenini korumak amacıyla yaptığını iddia ederek. Örneğin eski Cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel, "Kimse Türk milletini veya kurumlarını tahkir edemez. 301’i kaldırmayı halka izah edemezsiniz. Halk diyecek ki, 'Bizim nesebimize, sövülen bir yerde devlet varsın sövsün diyemez'. İşte o zaman içerde çatışma çıkartırsınız. Yargının yapmadığını bu defa kanun dışı paramiliter güçler yapmaya kalkar" ifadesini kullanırken, bu görüşü özetlemiş oluyordu. Görüldüğü gibi bu kurgunun da 301. maddede korunan değerlerle ilgisi yoktur. Ama dahası, böyle bir yaklaşım demokrasinin yok edilmesi anlamına gelir. Çünkü görüşün özü şudur: Toplumun çoğunluğu bir konudan rahatsız oluyorsa, bu konunun konuşulmasının ceza yaptırımına bağlanması meşrudur. Aksi takdirde çoğunluk, azınlığı linç eder. Bu mantık birkaç nedenle yanlıştır.

Birincisi, kamu düzenini bozan konuşanlar değil, onları linç etmeye kalkışanlardır. O nedenle kamu düzenini korumak adına mağdurun cezalandırılması kabul edilemez. Devletin ödevi kendi iradesini başkalarına dayatmak için paramiliter güç kuranları cezalandırmaktır.

İkincisi, bu mantık çok açık bir şekilde linç eylemlerini meşru kılar, çünkü verdiği mesaj açıktır: Ceza kanunları duygularınızı tatmin etmiyorsa, paramiliter güçler kurun, adaletinizi kendiniz sağlayın. Üçüncüsü, bu görüş aşağılandığını iddia eden kişilerin bu bilgilere ulaşmak için özel çaba harcadığını göz ardı eder. Gerçekten de 301 uygulaması göstermiştir ki, Türkiye’de çok az okuyucusu olan çalışmalar, bütün Türkiye’ye yazan kişi tarafından değil ona karşı yargı yolunu açanlar tarafından tanıtılmıştır. Yani, öngörülen paramiliter güçler; gidip, bulup, aşağılanıp en sonunda da halkı kışkırtıp kendi görüşlerine aykırı olduğunu düşündükleri kişileri cezalandıracaklardır. Böylesine kurgusal bir saldırganlığı korumak için de Devlet 301 ve benzerlerini Ceza Kanunu’nda muhafaza edecektir.

Sonuç

301 ve benzeri hükümlerin nesnel bir savunusunu yapmak mümkün değildir. Avrupa’dan örnek bulma çabalarının yegane sebebi de budur. Ama bu çabalar tam tersine 301’in neden kaldırılması gerektiğinin verilerini sunmaktadır. Öznel duyguların incinmesi ölçüt alındığında, bir habere tamamen içeriğiyle zıt bir başlık atılması, buna milyonların destek olması, 1189 kişinin sanık koltuğuna oturması olağan hale gelir. Bu açıdan bakınca "eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz" türü güvence hükümlerinin de pek bir anlamı olmaz. Çünkü suçun oluşması için sanığın niyetinden çok sayısı milyonlarla ölçülen mağdurların duyguları esas alınır. Bu nedenle 301 ve kutsal değerleri koruyan diğer tüm hükümlere, ister Avrupa’da ister Türkiye’de olsun, insanların öznel duygularını tatmin etmek için yazıldığı için karşı çıkmak gerekir. (KA/NZ)

* Kerem Altıparmak, Ankara Üniversitesi SBF, İnsan Hakları Merkezi

Kutsal değerlere ilişkin tezleriı ayrıntılı bir değerlendirmesi için şu çalışmamıza bakılabilir: Kerem Altıparmak, "Kutsal Değerler Üzerine Tezler v. İfade Özgürlüğü: Toplu Bir Cevap", Kolektif (2007), İfade Özgürlüğü: İlkeler ve Türkiye, İletişim Yayınları, İstanbul, s. 73-113.

Dünyada nükleer enerji rönesansı ile karşı karşıyayız, Türkiye santral kurmalı", Referans, 13.02.2007.

BAĞIMSIZ İLETİŞİM AĞIBağımsız İletişim Ağı (BİA) IPS İletişim Vakfı'nın çalışmalarının merkezinde yer alıyor. BİA, “bağımsız medya”nın güçlendirilmesi hedefiyle, 1997'den bu yana dört temel etkinlik alanı üzerinde gerçekleştirilen bir sürekli proje. Türkiye’de ve dünyada daha çok internet haber sitemiz bianet.org dolayısıyla yaygın olarak bilinse de, BİA günlük haber üretiminin ötesinde, iletişim sürecinin bütün uğraklarını dönüştürmeyi hedefliyor.

IPS İLETİŞİM VAKFIIPS İletişim Vakfı “İletişim ve kalkınma alanındaki projeleri gerçekleştirmek ve desteklemek” amacıyla 1993'te kuruldu. Vakıf etkinliklerini, yerel ve uluslararası kaynaklardan sağladığı hibe ve bağışlarla gerçekleştirdiği projeler üzerinden sürdürüyor.

BİA KİTAPLIĞIBİA Kitaplığı, Bağımsız İletişim Ağı’nın 2001-2009 arasında sürdürdüğü eğitim çalışmalarının ürünü olan “Habercinin Elkitabı“ dizisinden 5, “Hak Haberciliği” disizinden 4 kitabı; gazeteciler için kılavuzların yanısıra mesleğe adım atmaya hazırlananlara yönelik yayınları da kapsıyor. Kitaplık, Türkçe iletişim yazınında uluslararsı standartlarda üretilmiş, kimileri kendi alanlarında ilk olan öncü telif çalışmalardan oluşuyor.

BİZE ULAŞIN